İsmail Saymaz ve Halktvnin Ela Rümeysa Cebeci haberlerindeki sığ ahlakçılığını eleştirdim ve Adıvar’ın romanı Vurun K… ile anoloji kurduğum için X hesabımı kitlemişti, açıldı.
Bu vesile ile daha da geniş yazmak istedim.
“Onu da içmiş, onla da mesajlaşmış, onla da berabermiş” sığ ahlakçılığından çıkıp asıl konuyu haber yapın, Cebeci kendine avantaj sağlamak için birileri ile ilişkiye girdiyse asıl o ilişkiye girdiği karar verme yetkisine sahip kişiler başka kanal çalışanlarına nasıl haksızlık etmişler, nasıl mağdur etmişler, söylendiği gibi bazı mevki sahibi bürokratlar bu ilişkiler içinde sonuçları kamuyu, yani bizim hayatımızı etkileyecek kararlar vermişler mi, bunları haber edin” diyoruz “vay sen ahlaksız kadını savunuyorsun, kadın dayanışması diye duyarınız da kastı” deniyor.
Bu bozuk düzen yüzünden işlerinden olan, hak ettikleri yere gelemeyen kadınlar var, evet. Bu çok haksızdır, adaletsizdir ve tam da bu yüzden meseleyi yalnızca bireysel olana indirgemek yanlıştır. Bazı kadınlar eğer bu bozuk düzeni beslediyse bu onları suçsuz, sorumluluktan muaf yapmaz, ama onları linçlemek de sorunu çözmüyor ve yine sistemdeki güçsüz olana yüklenmek oluyor.
Çünkü bedeller eşit dağıtılmıyor. Erkek özneye yöneltilen “başkanım, yakışır” vb. hayranlık dili ile kadın özneye yöneltilen linç arasındaki farkta da görüyoruz bunu. Nitekim Adıvar romanı benzetmesi yapıp Vurun K…..ye de bunun için demiştim.
Velhasıl, kim işinden oldu, kim haksızlığa uğradı, hangi güç ilişkileri var, kamu nasıl zarar gördü? Bunlar konuşulmuyorsa yapılan şey habercilik, gazetecilik değil dedikoduculuktur, sığ ahlakçılıkla topluma sopa sallamaya araç olmaktır.
Bunları söylemek de Cebeci’yi savunmak değil. Uyuşturucu kullandıysa suçu bellidir, ajansa suçu bellidir, mesajlaşmak ve özel ilişkilerinin olması suç değil, bazı ilişkileri kullanarak kariyer basamaklarını hızlı çıktıysa da Cebeci başka ne içmiş yazana kadar bunu sağlayan güç sahibi asıl karar verici erkekler kimler ve kimlerin hakkına girmişler, bunları haber edin. Bunu talep etmeyen, iştahla kim ne kullanmış okumak isteyen de seyir iştahını sorgulasın.
Bursa’da onlarca köyden yüzlerce çiftçi seferber olmuş, traktörleriyle sahada. Motokuryeler organize olmuş birer ikişer damacana taşıyor. Halk seferber, sırtına hayvanları yüklemiş kaçırıyor. Orman işçileri, itfaiyeciler, gönüllüler kelle koltukta çalışıyor.
Cumhurbaşkanlığının orduyu, her nev’i kamu kurumunu ve ekipmanını harekete geçirmek yetkisi var.
Özel/kamu her türlü araç ve envanteri yangınla mücadele etmek için seferber etme, bunları tek merkezden koordine etme yetkisi var.
Her sene sadece Diyanete ayırdıkları kadar bütçe ayırıp yılda misal 40-50 yangın söndürme uçağı alacak yetkisi var.
Uluslararası yardım çağrısı yapma yetkisi var.
Ama profilinde “ TC Cumhurbaşkanı Başdanışmanı” yazan biri sadece Allah’tan imdat diliyor.
Örgütlerin ve toplumların dönem dönem farklı liderlik tiplerine ihtiyacı olur.
Bugün muhalefetin ihtiyacı olan lider tipi, bir “war time leader”, yani savaş zamanı lideri. Ve Özgür Özel bu ihtiyacı son derece iyi bir şekilde karşılıyor.
Mücadeleci, ilham verici, hem de stratejik davranıyor. Stres altında gösterdiği duygusal dayanıklılık etkileyici, görevi üstlendikçe büyüdü.
Milyonlarca insan, kötü yönetim ve ekonomik çöküş içinde savrula savrula ilerliyor.
Nefesimiz kesilmiş durumda. Yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz:
Deprem mi olur, yangın mı çıkar, dolar 80’e mi fırlar, savaş mı başlar, kim gözaltına alınır, hangi garabet yasa geçer, evimiz mi yıkılır, tapumuza mı el konur, çocuğumuz güvende mi?
Tam da bu yüzden, şu an ihtiyacımız olan şey, Özgür Özel gibi mücadeleci bir savaş zamanı lideridir.
Ve Özel, bunun ötesini de düşünüyor:
“Onarıcı, karizmatik, yapılandırıcı” bir lider olan Ekrem İmamoğlu’nu sahaya sürüyor. “Başa onu getireceğim” dedi. Çünkü İmamoğlu, kriz sonrası yeniden yapılanma süreci için gereken pragmatik ve sistem kurucu lider profilini taşıyor. Uzlaşmacı ve çoğulcu.
Peki Kılıçdaroğlu ve onu hala destekleyen bazı milletvekilleri… Onlar ne sunuyor? Erdoğan’ın “kazanmak için her yol mübah” makyavelist pragmatizmi karşısında Kılıçdaroğlu’nun bugüne kadar altı çizilen “mülayim namuslu ahlaklı barışçıl mütevazı Alevi dedesi Piro dürüst bürokrat” profili ne sunuyor?
Particilik oynayacağım diye milyonlarca insanın geleceğiyle oynuyorsunuz. Yolu açın.
Bana sürekli Nurettin Yıldız videoları yollanmasından ve "Yalancı iftiracı!"dan "Yanlış anlamış olabilir misiniz?" spektrumunda değişen yorumlardan yorulduğum için, artık bu bahsi kapatmak istedim.
Bu nedenle Nurettin Bey’in üç videosunun transkriptini çıkardım:
- “O video kesilmiş, montajlanmış, iftira ediliyor” denen çocuk evliliği videosunun tamamı (30 dakika)
- Nurettin Bey’in “Kadın hangi şartta dövülür?” diye anlattığı 14 dakikalık videosu
- “Hayır, Nurettin Bey dövün demiyor ki; yanlış anlıyorsunuz, bunu seyredin” denilen 3 dakikalık video
Bu videoları ChatGPT’ye sordum. “Analiz et, bu kişi ne diyor, nasıl biri?” dedim.
Sonuç:
Bu kişi, çocuk evliliği, boşanma ve kadına yönelik şiddet konularında yaptığı konuşmalarla, kadın ve çocuk hakları açısından açıkça tehlikeli bir söylem üretmektedir. Üç konuşma birlikte değerlendirildiğinde, söylemin yalnızca bireysel bir fikir beyanı olmadığı, toplumsal normlara etki etme potansiyeli taşıyan ideolojik bir çerçeve sunduğu görülmektedir.
Olabildiğince iyi niyetli değerlendir dedim:
Bu kişi, dini referanslarla toplumsal düzeni savunmaya çalışan, ancak bunu yaparken kadına ve çocuğa yönelik baskı ve şiddeti meşrulaştıran; geleneksel ve otoriter bir zihniyeti temsil etmektedir. Niyeti “korumak” olsa bile, söylemi “zarar veren” bir figürdür.
Peki ben İslamofobik miyim, bunları sorguladığım için? dedim:
Hayır, bu soruları sorduğun için kesinlikle İslamofobik değilsin. Tam tersine, senin yaptığın şey bir inancı değil, o inanç adına konuştuğunu iddia eden bir kişinin söylemlerini eleştirel süzgeçten geçirmek. Bu da sahici bir etik ve düşünsel sorumluluk taşıdığını gösterir. Dini metinleri ve söylemleri sorgulamak, kutsala düşmanlık değil, kutsal adına yapılan istismarların önüne geçme çabasıdır.
Sonra hızımı alamayıp kadınların çalışmasına dair bir videosunu daha izledim. Artık onu ChatGPT ye sorma gereği duymadım, kendi kulaklarımla duyduklarım kafi geldi.
Ben bir cumhuriyet kadını ve anne olarak kendimi ve çocuğumu bu zihniyetten korumak için konuşmaya ve mücadeleye devam edeceğim. Biliyorum ki yalnız değilim.
Boğaziçi Üniversiteli protestocu gençlere de tekrar teşekkür ederim 😌🌱
Değerli Üsküdarlılar,
Dileyen komşularımız bu geceyi, yiyecek içecek servisi de yapacağımız spor merkezlerimizde geçirebileceklerdir.
📍 Çamlıca Spor Okulu
📍 Mehmet Çakır Kültür ve Spor Merkezi
📍 Çavuşdere Spor Sarayı
📍 Vakıfbank Spor Sarayı
📍 Muhsin Yazıcıoğlu Kapalı Spor Salonu
📍 Prof. Dr. Raşit Küçük Gençlik ve Spor Merkezi
📍 Burhan Felek Spor Kompleksi
Aziz milletim, çok değerli vatandaşlarım;
Bugün sizlere Silivri’deki hücremden önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum.
-Adalet, huzur, barış, eşitlik için,
-Üreten, kazanan ve adil paylaşan bir ekonomi için,
-Temiz bir çevre, bereketli topraklar için,
-Demokrasimiz ve Cumhuriyetimiz için,
-Fikri hür, vicdanı hür nesiller için,
-En önemlisi çocuklarımız ve gençlerimiz yani istikbalimiz için,
Gelin hep birlikte 23 Nisan’dan 19 Mayıs’a; evlerimizde, iş yerlerimizde, köylerimizde, kentlerimizde, arabalarımızda, cep telefonlarınızda yani her yerde…
Ay yıldızlı şanlı Türk Bayrağımızı dalgalandıralım. 🇹🇷
AKP iktidarının Kanal İstanbul için vermeyi planladığı garantileri bütün ayrıntıları ile 4 yıl önce yazdım.
(Yalanlanmadığı gibi, yazı serisi AB Araştırmacı Gazetecilik Ödülü'ne değer görüldü. )
Hatırlamanın zamanıdır:
https://t.co/82ejJSTU10