Erdoğan zihniyetinin yargı eliyle yürüttüğü siyasi darbelere karşı hep birlikte mücadelede kararlıyız.
Alınan butlan kararı yok hükmündedir. Sadece CHP’ye yapılan bir darbe değildir; Türkiye’ye, demokrasiye, Cumhuriyet’e bir darbedir. Anayasal düzeni yok etmektir.
Mesele ciddidir. Partiler üstüdür. Milletçe Türkiye’ye sahip çıkma zamanıdır.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Bu duruşma canlı yayınlansaydı ne olurdu?
Ne olurdu biliyor musunuz?
Kötülükler tek tek ifşa olurdu. Siyasi operasyonun nasıl berbat bir yol olduğu ortaya çıkardı.
Millet aydınlanırdı. Millet rahatlardı.
Doğru tavır… Etik tavır!
Özgür Özel, Uşak Belediye Başkanı’na otel baskınıyla ilgili konuştu:
“Özkan Yalım o görüntülerle ilgili ailesine ve partimize karşı sorumlu, biz de Uşak halkına karşı sorumluyuz.
Ama milletin özel hayatı millete emanet. Polis kamerası görüntüleri birkaç saat içinde AK Parti’nin Sabah gazetesinde. Erdoğan’ın seçimi kazanması için bu görüntülere umut bağlamışlar.
Polis kamerasından paparazi kamerası çıkaran düşmüşlüğe lanet olsun."
Ankara’da 14 ve 15 yaşındaki iki kız çocuğunun gece kulüplerinde çalıştırıldığı ve fuhuşa sürüklendiği gazeteci İsmail Saymaz'ın haberiyle ortaya çıktı. Çocukların ifadelerinde; uyuşturucuya ve cinsel ilişkiye zorlandıkları, polis baskınlarında depolardan kaçırıldıkları, kimlik yaşlarının anlaşmalı memurlar üzerinden büyük gösterildiği ve bazı mekânlarda çok sayıda çocuğun çalıştırıldığı aktarılıyor.
Daha çarpıcı olan ise şu: Çocuklardan biri daha önce Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na başvurmuş, “danışmanlık” tedbiri uygulanmış ancak koruma sağlanmamış. Çocuğun danışmanlık aldığı dönemde gece kulüplerinde çalıştığı ve fuhuşa sürüklendiği bakanlık raporlarında yer alıyor.
Yani Bakanlık, riskli durumu fark ettiği bir aşamada çocukla temas kuruyor ancak çocuğu korumuyor. Bu, kabul edilemez bir sorumsuzluktur.
Önemli olan istismarı önlemektir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın asli görevi tam olarak budur.
Bu ülkenin çocukları kaderine terk edilemez. Dosyayı ve süreci yakından takip ediyoruz.
One of the most powerful images of the Iranian revolution against tyranny is that of an Iranian young woman burning Khamenei’s portrait ، and lighting her cigarette with it.
“Trafikte tartıştığı kadın sürücünün aracına saldırdı” haberleriyle gündem olan, işinden atılıp 2 ay ev hapsine çarptırılan vatandaş, tek tek görüntüleri toplayarak olayın arka planını anlattı.
Ortaya çıkan yeni görüntülere göre, yanında çocuğu bulunan erkek şahsın aracına iki kez bilinçli şekilde çarpıldığı, yaklaşık 2 km boyunca takip edilip taciz edildiği görülüyor.
Yaşananlara tepki gösteren vatandaş:
“İşimden oldum, tüm hayatım, düzenim altüst oldu. Aile huzurum kalmadı ve 2 aydır ayağımda kelepçeyle ev hapsindeyim. Ancak bunları bana yaşatan kişiye hiçbir şey olmadı. Hep işçiler ezilmek zorunda mı bu ülkede?”
Verilen sözler tutulmalıdır.
İBB davası duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanması milletimizin beklentisidir.
Dün Cumhur İttifakı milletvekilleri, Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan’ın “olur” dediğinin reddine el kaldırmıştır.
Bizim yargılanmaktan korkumuz yok. Bizim savcılarımız, hakimlerimiz yok.
Biz millete güveniyoruz!
Kendine güvenen, savcılarına güvenen canlı yayında çıksın karşımıza!
Boran için 9 Kasım Yahya Kemal Beyatlı kongre merkezinde sanatçı dostlarımızla yapacağımız konserimizde buluşmak dileğiyle.
Bir çocuğa umut olmak için destek verelim.
@MercanErzncan