Türkiye’nin en köklü tarih dergisi Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi Eylül 2026 sayısı sizlerle.
Web sitemiz üzerinden sipariş verebilir veya abone olabilirsiniz.
İncelemek için: https://t.co/M1ZEHYkSwo
TDAV Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi'nde “Eski Türklerde Hükümdarlık Anlayışı: Kut, Töre ve Kağanın Meşruiyeti” başlıklı çalışmam yayımlandı.
İlk yayın deneyimim olması nedeniyle benim için ayrı bir anlam taşıyor.
Daha nice araştırmaya, okumaya ve öğrenmeye...
Türkler göçebedir, Türklerin yazılı kaynağı yoktur, Türklerin tek ekonomik kaynağı hayvancılıktır gibi söylemleri o kadar romantize ettiler ki hocam… Koskoca imparatorlukları, birkaç çadırdan oluşan bir kabile gibi göstermeye başladılar. Oysa bu anlatıların büyük kısmının tarihsel gerçeklikle ilgisi yok. Türk tarihini tek boyutlu bir “göçebe romantizmi” içine hapsettiler. Olmadı “yarı-göçebe” dediler, o da yetmedi “konar-göçer” kavramına sığdırmaya çalıştılar. Sanki şehir yoktu, ticaret yoktu, diplomasi yoktu, hukuk yoktu, yazılı kültür yoktu…
Anlatıyoruz, yazıyoruz, kaynak gösteriyoruz, yine değiştiremiyoruz. En acısı da şu, kendi tarihsel ve siyasi meşruiyetimizi kendi elimizle küçültmeye başladık. Üstelik bunu da “Türk Tarihi anlatıyoruz” diyerek yapıyoruz. Akıl alır gibi değil.
- Öncelikle, Türkler bir kültür değildir :)
- Sonrasında, bu ezberleri bırakın artık; Türkler dediğiniz insan grubu yüzlerce, binlerce yıldır Pasifik'ten Adriyatik'e, Sibirya'dan Mısır'a uzanan bir coğrafyaya yayıldı, sayısız devlet kurdu. Bu grubun içinde göçebesi var, yarı göçebesi var, yerleşiği var...
- Türkler, gittikleri bölgenin şartları çerçevesinde büyük kültür ve medeniyet havzaları yarattı. Türkistan'dan Balkanlar'a, Halep'ten, Şam'dan Kazan'a devasa bir coğrafyada bunların izlerini görebilirsiniz.
- Bu havzaları yaratırken de kendilerinden önce ve kendileriyle beraber oralarda yaşayan halkların miraslarını da dönüştürdüler, çoğu zaman daha sofistike hale getirdiler.
- Son olarak, Selçuklu'nun ve Osmanlı'nın (ve hatta beyliklerin) Anadolu'ya hiçbir katkı sunmadığını iddia edebilmek için Anadolu'da hiçbir şehri ziyaret etmemiş olmak ya da buraları gezerken gözü kulağı kapalı olmak lazım.
Velhasıl, herhangi bir millete antipati duyabilirsiniz veya herhangi bir milleti yermek isteyebilirsiniz (ki bu da saçma ama neyse); fakat bunları dışa vururken insanları kendinize güldürmeyecek argümanlar bulmanızı tavsiye ederim, naçizane.
Prof. Dr. Mualla Uydu Yücel, Prof. Dr. Gülay Öğün Bezer, Prof. Dr. Hatice Ayataç, Öğr. Gör. Asuman Reyhan Kurt, akademide kadın ve anne olmanın farklı boyutlarına dair deneyimlerini, bakış açılarını paylaştılar. Sayelerinde edindiğim akademik/kişisel farkındalık için teşkr ederm.
Noyun-Ula buluntuları, M.Ö. I. Asır.
Mezarları dağların yüksek kesimine yapılan Hun prenslerine ait yün ipliklerden yapılmış aplike tezyinatı. Kurganların içine dolan kar sularının donmasıyla iyi korunabilmiş ve günümüze kadar gelebilmişlerdir.
Eski Çin’deki tianming anlayışı ile Türklerin kut inancı arasında belirgin bir paralellik vardır. Her iki kültürde de hükümdarlık meşruiyeti, göksel iradeye ve yöneticinin ahlaki erdemine dayanır. Yöneticinin erdemini yitirmesi durumunda yaratıcı, ona verdiği yetkiyi geri alır.
Beni en çok etkileyen teslimiyetlerden biriydi. Zihnimde canlandı ve çizgilerime döküldü.
Büyük Elçi Yu Qingze'nin önünde diz çökerek İmparator Gaozu'nun mektubunu alan Işbara. Tarifsiz bir utanç ile keder içinde ağlayan maiyeti.
Türk ve Türklük tartışması” başlığı altında okuması yazması kıt olanlardan birisi “ben Türkiyeliyim ama Kürd’üm” demek istemiş. Ne derseniz deyiniz, bununla birlikte kendisine aynı şekilde “ben Türkiyeli değilim, Türk’üm” diyen birine (Erhan Afyoncu’ya) hakaret ediyor. “Memleketin adı gerçekten Türkler tarafından kondu” dersem yanlış olur. Tarihçilerin kaynaklarda belirttiği üzere “Turkiya” ya da “Turkmenya” gibi isimleri Küçük Asya’yı çok iyi tanıyan, burada ticaret yapan Cenevizli ve Venedikli tüccar aileler koydu. Bütün orta zaman Alman seyyahları “Turkei, Türkenland” veya Fransızlar “Turquie” derlerdi. 16. asırda İngilizce seyahatname kaleme alan Nicolas de Nicolay ise “Turkie” diyor, dikkat ederseniz bizim bugünkü söyleyişimize oldukça yakın... Biz bu memlekete, Roma İmparatorluğu döneminden dolayı “İklim-i Rûm” diyorduk. Tabii, “Türk İmparatorluğu” ve “Turkiya” adları o asırlardan itibaren ölümsüz olarak yaşamaya başladı.
Zaten bir yerde coğrafyaya ad konmak istendiğinde ya hâkim milletin başkentinin, ya doğduğu kabilenin veya kurulduğu şehrin adını taşır, yahut çok az örnekte görüldüğü gibi Türklerin Roma hâkimiyeti nazariyesiyle ilgili bir isim olur. Osmanlı, kozmopolit bir dünya imparatorluğudur. Zamanla, çoğu Müslüman ülkede olduğu gibi, hanedanın kurucusunun ismi devletin adı olarak benimsendi. “Devlet-i Aliyye”nin tebaasına “Osmanlı” denmesi ise 19. yüzyılın bir denemesidir.
Milli Savunma Üniversitesi rektörü Prof. Erhan Afyoncu’nun “Türklük-Türkiyelilik” üzerine sosyal medyada ve TV programında yaptığı açıklamalar doğrudur. Herkesin altına imza atması gerekir. Bir kişinin, kendi “destructive” milliyetçiliği için böyle bir hücum yapması son derece yanlıştır. Ümit ederim ki o partide ve o gruptaki insanlar bu izaha katılmıyorlardır. Çünkü bu her şeyi bilen zat(!) maalesef saldırgan ve klişelere yüklenen bir tavır içindedir.
Erhan Afyoncu, gazete okur gibi, Osmanlıca denen Arap harfli eski asırlara ait kaynakları rahatlıkla okur. Yazdığı eserlerde kronolojik bilgide hata yoktur. Çok üretkendir. Millî Savunma Üniversitesi’nde başarılı çalışmaları görüldü. Askeri kanatla iyi ilişkiler kurarak donanımlı subay yetiştirilmesi için büyük emek sarfetmektedir. Bu sonuncusu da önemli bir meziyettir.