Türk ile Kürdü eşitleyen AKP değil, Cumhuriyet’tir!
Atatürk’ün temelini attığı cumhuriyet rejimi Türkiye’de var olan her etnik kökene, her inanışa, her mezhebe eşit mesafede durmayı başarmış bunlardan herhangi birisinin diğeri üzerinde tahakküm kurmasına izin vermemiştir.
Genç cumhuriyet, vatandaşlarına sunduğu fırsat eşitliğinin neticesini; her bölgeden, her toplumsal sınıftan, her etnik kökenden, her mezhepten evlatlarının; bilim, sanat, edebiyat, diplomasi, kamu yönetimi alanlarında üstün başarılar göstermesi ve Cumhuriyeti çok hızlı bir şekilde ayağa kaldırmaları ile almıştır.
Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet vatandaşlarının etnik ve mezhepsel farklarına karşı gözlerini kapatmışken, maalesef çok partili hayata geçilmesi ile birlikte bu farklılıklar bazı siyasiler tarafından açıktan veya gizli bir şekilde kolay oy devşirmenin yolu olarak görülmüş ve Devletimizin kuruluş felsefesine aykırı olarak bunlar üzerinden vatandaşlarımız ayrıştırılmıştır. Şimdi de yapılması gereken Devleti vatandaşları arasındaki din, mezhep, inanç, etnik köken ve benzeri farklılıklara karşı körleştirmektir.
Bunun da ön şartı siyasilerin bu meseleleri siyasetin gizli veya açık gündeminden çıkarmaları ve bahsettiğim farklılıkları kendileri için oy devşirmenin aracı olarak kullanma alışkanlığından vazgeçmeleridir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günden beri eşit haklarına sahip onurlu yurttaşları arasındaki farkları Devletin görmemesi bunları yok etmek istediği için değil, herkese eşit davranmak istediği içindir.
Aynı dönemlerdeki Batının ırkçı, ayrıştırıcı ve aşağılayıcı tutumları karşısında Atatürk Cumhuriyeti bütün vatandaşlarına kucak açmış ve her kesimden vatandaşına aynı imkanları sunmaya gayret etmiştir. O nedenledir ki Atatürk dünyanın en büyük ve en fazla saygı duyulan lideridir.
Kimse etnik kökenine, mezhebine, inancına veya inançsızlığına göre pozisyon alıp menfaat sağlayamamalı.
Kimse bu farklılıkları ifade etmek zorunda kalmamalı.
Devlet herkesin devleti olmalı ve herkesi kucaklamalı.
Hedefimiz Cumhuriyetimizi başlangıçtaki ruhunu diriltmek ve ülkemizi şaha kaldırmaktır.
Hem farklı dil eklenmiş hem Türkçe ikinci sıraya atılmış. Türkiye bir savaş mı kaybetti de taviz vermek zorunda kaldık? Resmi dilimiz mi değişti? Türkiye birilerine özerklik mi verdi? Nedir bu, neden bunlara izin veriliyor?
Bugün, Galatasarayımıza futbolcu ve teknik direktör olarak hizmet ederek tarihe geçmiş başarılara imza atan efsanemiz Fatih Terim’in doğum günü! 🎂
👑 Nice mutlu ve sarı kırmızı yıllara İmparator @fatihterim! 💛❤️
Böyle bir şeyi ifade edebilmek bile vatana ihanettir.
Suriye’de toprak bütünlüğü sözde savunurken Türkiye’yi resmen parçalamak isteyen olağanüstü azim ve gayret var.
Hristiyan olarak "Hristiyanca" konuşmuyoruz.
Sünniler "Sünnice" ve Aleviler de "Alevice" konuşmuyor.
Saçmalamayı kesin.
Bizi kendi siyasi ajandanızın bir parçası yapamazsınız.
Sözde kürdistan, özde Siyonistan'a tek bir taviz vermeyiz.
Türkiye Türklerindir!
Ne Mutlu Türk'üm diyene!
Meclis’e yürümek isteyen gazilerimiz, polis ablukasına alındı, Gaziler Platformu Sözcüsü Erdem Çerçioğlu:
“Aldıkları uzuvlarımızı geri versinler diye oraya gidiyorduk. Hem hayatlarımızı çaldılar, hem de bizi evladımız yaşındaki Türk polisleriyle karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar.
20 yaşında bu insanların gözleri kör oldu, ayakları yok oldu, bütün hayatları bitti.
600 milletvekili var Meclis’te. Şerefsiz Apo p*çi için 360 milletvekili imza attı.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bu kahraman vatan evlatlarının haklarını konuşurken, yasalaştırırken bile 360 milletvekili imza atmadı.
Yazıklar olsun size.”
Yusuf Tekin Türkiye cumhuriyeti Osmanlı‘yla zaten barışık Türkiye cumhuriyeti 16 Türk imparatorluğu yıldızlar 16 yıldız şeklinde Cumhurbaşkanlığı forsuna koyarak hanedan tarihine milli tarih bilincine çevirdi. Cumhuriyet‘le Osmanlı arasında bir kavga yok.
Kavga senin Cumhuriyet‘le kavgan. Senin Kurtuluş Savaşı’nı Osmanlı’dan kurtulmak zannetmen.
Üzerinden 104 sene geçtikten sonra Kurtuluş Savaşının koskoca Osmanlı’dan kurtulmak için yapıldığına inanan gayri milli eğitimsizlik bakanı Yusuf Tekin, 1918-1922 arasında yaşasaydı, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Mehmet Akif, hamdullah Supi, ipsiz Recep, Şehit Kamil, Sürçü İmam, Şahin bey, Hasan Tahsin, Yörük Ali. Efe, Topal Osman Ağa ile birlikte Ege’de Yunan ordusuna, İzmir’de, Adana’da Antep‘te Fransızlara Antalya’da İtalyanlara, ayrıca Doğu Anadolu’da Ermeni çetelerine Karadeniz’de Pontus çetelerine karşı omuz omuza savaşır mıydı?
Yoksa Yusuf Tekin 1918-1923 arasında İstanbul’da padişahı Vahdettin’e sadık kalır, Damat Ferit hükümetinde eğitim bakanı olur, Anzavur’un güçlerine destek olur, Nemrut Mustafa Divanını alkışlar mıydı?
Ne dersiniz? Yusuf Tekin hangi tarafta yer alırdı? Vahidettin’i mi yoksa Mustafa Kemal Atatürk”ün mü? @zaferpartisi@gazetesozcu@gazetesozcu@halktvcomtr@nefesgazete@gizemfidanhaber@baristerkoglu
Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.