Kamudaki Adaletsizliğin En Görünür Boyutu
Kamudaki ücret adaletsizliğinin en çıplak görüldüğü yerlerden biri de işçi–memur ayrımından doğan ikramiye ve tazminat uçurumudur. Kamuda 4/D statüsünde çalışan sürekli işçiler, toplu iş sözleşmeleri gereği her yıl ikramiye ve ilave tediye adı altında toplamda iki aylık ücreti aşan ek ödemeler alır. Memurun ise yılda tek bir ikramiyesi dahi yoktur; aynı kurumda, aynı binada çalışan işçi yıl içinde fiilen 14 maaş düzenine yaklaşırken, memur 12 maaşta kalmıştır ancak buradaki sorun maaşla da kalmamıştır.
2026 yılı hesaplama tablolarına göre 30 yıllık hizmetle emekli olan bir 4/D temizlik işçisinin kıdem tazminatı yaklaşık 1 milyon 986 bin TL'ye ulaşırken, aynı yıl emekli olan bir valinin emekli ikramiyesi yaklaşık 1 milyon 827 bin ilâ 1 milyon 940 bin TL aralığında kalmaktadır. Cümleyi bir kez daha okuyalım: Bugün Türkiye'de bir temizlik işçisinin emeklilikte aldığı toplu ödeme, ilin en üst mülki amiri olan valinin emekli ikramiyesini geçebilmektedir. Bu satırlar bir işçi düşmanlığı olarak okunmamalıdır; işçinin aldığı, emeğinin karşılığıdır ve kimse o düşürülsün demiyor. Sorun, memurun sistematik olarak az almasıdır. Aynı tabloda 30 yıl hizmet vermiş bir öğretmenin, bir hemşirenin ikramiyesi 1 milyon 488 bin TL'de, üniversite mezunu düz memurunki ise 1 milyon 218 bin TL civarında kalmaktadır. Otuz yıllık kamu hizmetinin karşılığı olan bu tutar, bugün İstanbul'da ortalama bir evin ancak beşte birine, Ankara'da üçte birine yetmektedir.
İşçinin kıdem tazminatı her hizmet yılı için 30 günlük giydirilmiş ücret üzerinden, yani ikramiyeler, sosyal yardımlar ve yan ödemeler dâhil edilerek hesaplanır. Memurun emekli ikramiyesi ise fiilî maaşının değil, çoğu ek ödemenin dışarıda bırakıldığı, dar bir emekli keseneği matrahının üzerinden hesaplanır. Uçurumun matematiği budur ve bu matematik, aynı devlete hizmet eden iki statü arasında anayasal eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir hiyerarşi üretmektedir. Reformun ilk önceliği, memurun tüm ek ödemelerinin emekli keseneğine ve dolayısıyla hem emekli aylığına hem ikramiyesine yansıtılması; memura da yılda en az iki ikramiye ödenerek makasının kapatılmasıdır.
Sağlık hizmeti bir ekip işidir.
Teşvik de adaletle dağıtılmalıdır.
Yeni teşvik düzenlemesini yakından takip ediyoruz.
Kamuoyuna yansıyan bilgiler, düzenlemenin ağırlıklı olarak belirli gruplara odaklandığını gösteriyor.
Sağlık hizmeti yalnızca bir meslek grubunun emeğiyle değil;
hemşiresiyle, ebesiyle, paramediğiyle, teknisyeniyle ve tüm sağlık çalışanlarıyla omuz omuza verilen ortak bir emektir.
Sendikal üyeliğin hür iradeye dayalı ve gönüllü bir tercih olduğuna inanıyoruz.
Bugün, daha önce aramızdan ayrılmış bir üyemizi yeniden teşkilatımıza kattık.
Baskıya değil samimiyete, zorlamaya değil hür iradeye dayalı bir anlayışla yolumuza devam ediyoruz. Ortak mücadelede birlik ve dayanışmayı esas alarak, üyelerimizle omuz omuza yürümeye devam edeceğiz.
Aramıza yeniden katılan üyemizi kucaklıyoruz.
Aynı İşe Üç Farklı Statü, Üç Farklı Maaş Kamuda Çalışma Barışı Nasıl Sağlanacak?
Kamuda uzun yıllardır büyüyen ancak artık görmezden gelinemeyecek bir sorun var: Aynı işi yapan çalışanlar, farklı statülerde istihdam ediliyor ve birbirinden oldukça farklı ücretler alıyor.
İşçi, memur ve sözleşmeli personel aynı koridoru temizliyor, aynı bahçeyi düzenliyor, aynı kurumun iş yükünü omuzluyor; ancak ay sonunda aldıkları maaşlar, tabi oldukları mevzuat ve sendikal hakları birbirinden tamamen farklı oluyor. Bu tablo ise çalışma barışını kaçınılmaz olarak zedeliyor.
Özellikle temizlik, bakım, destek ve benzeri yardımcı hizmetlerde bu çarpıklık daha net görülüyor. Geçmişte bu görevler ağırlıklı olarak Yardımcı Hizmetler Sınıfı (YHS) personeli ile kadroya geçirilen taşeron işçiler tarafından yürütülüyordu.
Emeklilik ve diğer nedenlerle taşeron kökenli işçi sayısı azalmaya başlayınca kurumlar bu kez kadrolu işçi alımına yöneldi. Ancak bu alımlar, mevcut mevzuat gereği KPSS şartı aranmadan, yalnızca sözlü sınavla yapılmaya başlandı.
Bununla da sınırlı kalınmadı. Aynı işler için bu kez sözleşmeli personel istihdam edilmeye başlandı. Fakat burada tamamen farklı bir yöntem uygulandı. Sözleşmeli personel alımlarında KPSS puan üstünlüğü esas alındı ve sözlü sınav yapılmadı.
Bugün gelinen noktada ilginç bir tablo ortaya çıkmış durumda. Bir kurum aynı işi yaptırmak için sadece sözlü sınavla işçi alırken, başka bir kurum yine aynı işi yaptırmak üzere KPSS puanına göre sözleşmeli personel istihdam ediyor. Aynı kamu hizmeti için farklı istihdam modelleri, farklı işe alım yöntemleri ve farklı özlük hakları uygulanıyor.
Daha da önemlisi, aynı işi yapan kişiler farklı ücretler alıyor. Bir tarafta işçi statüsünde çalışanlar, diğer tarafta memurlar ve sözleşmeli personel… Maaş, sosyal haklar, çalışma mevzuatı ve bağlı olunan farklı sendikalar.
İşçi sendikaları ile memur sendikalarının ayrı sistemler içinde faaliyet göstermesi de bu ayrışmayı daha da derinleştiriyor.
Oysa kamu yönetiminin temel ilkelerinden biri eşitlik ve adalettir. Aynı işi yapan çalışanlar arasında bu denli büyük statü ve ücret farklılıklarının bulunması ne verimliliği artırır ne de kurum içi motivasyonu güçlendirir.
Aksine, aidiyet duygusunu zayıflatır, çalışma huzurunu bozar ve çalışanlar arasında adalet algısını örseler.
En düşündürücü olan ise bu karmaşık yapının artık olağan karşılanmaya başlanmış olmasıdır. Oysa kamuda istihdam politikalarının sadeleştirilmesi, aynı işi yapan personele eşitlik ilkesine uygun haklar tanınması ve ücret adaletinin sağlanması artık ertelenemeyecek bir ihtiyaçtır.
Çünkü aynı işe üç farklı statü ve üç farklı maaş uygulaması, ne çalışma barışıyla ne de kamu yönetiminde adalet anlayışıyla bağdaşmaktadır.
15 Temmuz; bir milletin inancıyla, cesaretiyle ve vatan sevgisiyle yazdığı unutulmaz bir destandır.
O karanlık gecede, bayrağımız yere düşmesin, ezanımız dinmesin, ülkemizin geleceği kararmasın diye canını ortaya koyan aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Milletimizin gösterdiği birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu, yarınlara olan en büyük güvencemizdir. Aynı inanç ve kararlılıkla; demokrasimize, bağımsızlığımıza ve ortak değerlerimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Sağlık çalışanlarının emeğini hedef alan hiçbir uygulamayı kabul etmiyoruz.
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 21 hemşireye verilen disiplin cezaları, sağlık çalışanlarının yıllardır dile getirdiği çalışma koşullarının ne denli ağır olduğunun bir göstergesidir. Yoğun nöbet temposunda kullanılan dinlenme hakkının “görev ihmali” olarak değerlendirilmesi, sağlık hizmetinin gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Daha da vahim olan, aynı olay kapsamında yalnızca hemşirelerin disiplin yaptırımıyla karşı karşıya bırakılmasıdır. Hukukun temel ilkeleri; objektifliği, eşitliği ve hakkaniyeti gerektirir. Sağlık çalışanları arasında ayrımcılık oluşturacak hiçbir uygulama kabul edilemez.
Buradan yetkililere açık çağrımızdır: Bu karar yeniden değerlendirilmeli, haksız disiplin cezaları geri çekilmeli ve sağlık çalışanlarının mesleki onuru korunmalıdır.
Genç Sağlık Sendikası olarak, bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Hiçbir sağlık çalışanını yalnız bırakmayacak; hukuki ve idari tüm süreçlerde haklı mücadelenin yanında olmaya devam edeceğiz.
6 aylık enflasyon %17,76
Memurun maaş artışı ise sadece %13,52.
Aradaki fark, milyonlarca kamu görevlisinin cebinden çıkan paradır.
Yetkili sendikanın attığı imza, memuru enflasyonun dahi gerisinde bıraktı. Toplu sözleşme masası, kayıpların değil kazanımların adresi olmalıdır.
Devlet Memurları Konfederasyonu olarak; toplu sözleşme masasında kamu görevlilerinin emeğini, alın terini ve ekonomik haklarını tavizsiz savunacak bir iradenin temsil edilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Genç Sağlık Sendikamızın 2. Olağan Genel Kurulunu, büyük bir birlik ve beraberlik içerisinde başarıyla tamamlamanın gururunu yaşıyoruz.
Genel Kurulumuzda ortaya çıkan güçlü irade ve ortak hedeflerimiz doğrultusunda, Genel Başkanımız Sayın Osman Kaya liderliğinde sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının hak mücadelesini daha da ileriye taşımak için aynı azim ve kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üyelerimizden aldığımız güçle; ilkeli, çözüm odaklı ve mücadeleci sendikacılık anlayışımızdan taviz vermeden, daha güçlü bir gelecek için çalışmayı sürdüreceğiz.
Zonguldak Şube Başkan Vekilimiz Gökhan Güven, skolyoz rahatsızlığı nedeniyle 112 Komuta Kontrol Merkezinde görev yapmasına rağmen, ortada somut bir gerekçe olmaksızın kadrosuyla birlikte başka bir kuruma gönderilmektedir.
Üstelik aynı dönemde Komuta Kontrol Merkezine yeni Paramedik ve ATT görevlendirmeleri yapılırken, sağlık mazereti bulunan bir personelin yerinin değiştirilmesi vicdanları yaralamaktadır.
Hakkında herhangi bir soruşturma veya olumsuzluk bulunmayan arkadaşımıza yönelik bu tasarrufun gerekçesi kamuoyuna açıklanmalıdır.
Adalet, eşitlik ve hakkaniyet herkes için gereklidir.
Zonguldak Valiliğimizi ve Sağlık Bakanlığı yetkililerini konuyu ivedilikle incelemeye davet ediyoruz.
@TC_Zonguldak@osman_hcbktsogl@zonguldakilsag1@sagliklicozum
Yıllardır meydanlarda atama bekleyen sağlıkçıların sesi olduk.
Bugün yine Sağlık Bakanlığı önünde olacağız.
Çünkü ortada büyük bir emek, büyük bir mağduriyet ve görmezden gelinen bir gerçek var.
2024 KPSS’den yüksek puan alan binlerce genç hâlâ atanmayı bekliyor.
İnsanlar hayatını erteledi, ailesinden uzak kaldı, umutlarını bir sınav puanına bağladı.
Şimdi ise önlerine yeni sınav takvimi koyulup bir yıl daha beklemeleri isteniyor.
Bu adaletsizliği kabul etmiyoruz.
Atama bekleyen sağlıkçıların hakkını savunmaya, onların sesi olmaya devam edeceğim.
Bugün Bakanlık önünde olacağız.
Sessiz kalmayacağız.
#SağlıkçılarBakanlıkÖnünde
@drmemisoglu
Yıllardır meydanlarda atama bekleyen sağlıkçıların sesi olduk.
Bugün yine Sağlık Bakanlığı önünde olacağız.
Çünkü ortada büyük bir emek, büyük bir mağduriyet ve görmezden gelinen bir gerçek var.
2024 KPSS’den yüksek puan alan binlerce genç hâlâ atanmayı bekliyor.
İnsanlar hayatını erteledi, ailesinden uzak kaldı, umutlarını bir sınav puanına bağladı.
Şimdi ise önlerine yeni sınav takvimi koyulup bir yıl daha beklemeleri isteniyor.
Bu adaletsizliği kabul etmiyoruz.
Atama bekleyen sağlıkçıların hakkını savunmaya, onların sesi olmaya devam edeceğim.
Bugün Bakanlık önünde olacağız.
Sessiz kalmayacağız.
#SağlıkçılarBakanlıkÖnünde
@drmemisoglu
Bugün TÜİK enflasyon rakamlarını açıkladı.
Mayıs Ayı Enflasyonu:Yüzde 1,71
Yıllık Enflasyon:Yüzde 32,61
Ama gelin gerçek enflasyonu bir de memura soralım…
Geçen yıl 15 bin liraya kiralanan evler bugün 35-45 bin lira bandına çıktı. Markete giriyorsunuz, birkaç poşet temel ihtiyaç alışverişi binlerce lirayı buluyor. Çocuğun eğitim masrafı, servis ücreti, kırtasiyesi, ulaşım giderleri derken maaş daha ayın ortasına gelmeden eriyip gidiyor.
Memur artık birikim yapmayı, geleceğini planlamayı değil; ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor.
Bir zamanlar ailesiyle birkaç gün de olsa tatil yapabilen kamu çalışanı bugün bırakın tatili, birkaç günlük konaklama ücretini dahi karşılamakta zorlanıyor. Sosyal hayat lüks, nefes almak bile maliyet hesabına dönüşmüş durumda.
Şunun altını özellikle çizmek gerekir:
Enflasyon farkı zam değildir.
Enflasyon farkı, çalışanların cebinden enflasyonla alınan paranın bir bölümünün gecikmeli olarak geri verilmesidir. Bu nedenle enflasyon farkını bir artış gibi sunmak, yaşanan ekonomik gerçekliği görmezden gelmektir.
Kamu çalışanları lütuf değil, alın terinin karşılığını istemektedir.
Temmuz ayında memurun alım gücünü gerçekten yükseltecek, mutfaktaki yangını söndürecek, refahı tabana yayacak reel bir zam ve refah payı artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
Çünkü memur geçinemiyor.
Çünkü memur tükeniyor.
Çünkü memur da insanca yaşamayı hak ediyor.
📢 1. Dereceye Gelen Tüm Kamu Çalışanlarına 3600 Ek Gösterge Verilsin!
Yıllardır verilen sözler artık tutulmalıdır.
dereceye ulaşan tüm kamu çalışanlarının 3600 ek gösterge hakkından yararlanması, çalışma barışının sağlanması ve kamu personeli arasında oluşan mağduriyetlerin giderilmesi için bir zorunluluktur.
Bu talebimiz sadece bugünün değil; emekliliği, maaşı ve geleceği doğrudan etkileyen milyonlarca kamu çalışanının ortak beklentisidir.
📍 17 Haziran 2026
📍 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Önü
🕛 12.00
Haklı talebimizi güçlü bir şekilde haykırmak için tüm kamu çalışanlarını eylemimize destek vermeye davet ediyoruz.
3600 Ek Gösterge Haktır, Ayrıcalık Değil!
ASTANA’DAN TÜM DÜNYAYA İLAN EDİYORUZ: GELECEK YÜZYIL GENÇLERİN VİZYONUYLA ŞEKİLLENECEK!
Türkiye’de Genç Sağlık Sendikası (@gencsagliksend) ve Devlet Memurları Konfederasyonu (@DMKonfederasyon) ile yaktığımız dinamik ve yeni nesil sendikacılık meşalesi, bugün sınırları aşarak tarihi bir vizyona dönüştü.
Kardeş coğrafyamız Azerbaycan ile attığımız ilkeli bir adımın ardından, bugün Kazakistan-Astana’da küresel bir hikayenin temelini attık.
Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’dan çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile emeğin küresel geleceğine yön vermek üzere Dünya Genç Sendikacılar Birliği’ni kurduk!
Astana'da bu tarihi süreci başarıyla yürüterek kuruluş ilanımızı tüm dünyaya duyuran vekilim ve yol arkadaşım Furkan Ali Çiftçioğlu ile beraberindeki tüm heyetimize yürekten teşekkür ediyorum.
Uluslararası delegasyonun oy birliğiyle bu kutlu birliğin Kurucu Genel Başkanlığı şahsıma tevdi edildi.
Dijitalleşen dünyada genç kamu çalışanlarımızın gür sesi olmak ve uluslararası arenada ülkemiz adına oyun kurucu bir aktör olarak artık küresel ölçekle sahadayız!
Astana'dan yükselen bu ses, küresel bir sendikal hareketin yeni miladıdır.
Hayırlı, uğurlu olsun!
TALEBİMİZ KARŞILIK BULDU ‼️
Doğum izninde sözleşmeli personelin mağdur olmaması için; Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar’da gerekli değişiklik yapıldı.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününde Taksim Meydanındaydık.
İşçinin, memurun, emekçinin ve emeklinin haklı taleplerini Taksim Anıt Meydanı önünden yeniledik.
Emeğin ve Dayanışmanın önemini, hakkın ve adaletin kutsallığını biliyor; Emek için üretmeye, Birlik için Dayanışmaya ve Güçlü Türkiye için mücadelemize devam ediyoruz. @DMKonfederasyon
Aile hekimliği çalışanlarının yükü her geçen gün artıyor, hakları ise sistem içinde eriyor.
Hekim başına düşen hasta sayısının düşürülmesi, iş yükünün dengelenmesi artık bir tercih değil zorunluluktur. HYP uygulamalarında adaletsiz ücretlendirme kabul edilemez; doktoru olmayan birimlerde çalışanların emeği bağımsız şekilde karşılanmalıdır.
Gelmeyen hastalar üzerinden yapılan kesintiler, yansımayan muayene sayıları nedeniyle oluşan hak kayıpları derhal giderilmelidir. Her ay farklı hesaplanan, anlaşılması güç bordro sistemi çalışanları belirsizliğe mahkûm etmektedir. Şeffaf, izlenebilir ve standart bir ücretlendirme sistemi şarttır.
Türkiye’nin bir ilçesinde farklı, başka bir ilinde farklı uygulamalarla yürüyen bir aile hekimliği sistemi sürdürülebilir değildir. Ülke genelinde eşit, net ve uygulanabilir standartlar oluşturulmalıdır.
Ebe ve hemşirelerimizin maaş katsayıları yeniden düzenlenmeli, keyfi kesintilere son verilmelidir. Aşı reddi gibi toplumsal bir sorumluluğun faturası sağlık çalışanlarına kesilemez. Sarf ve cari giderler hekimlerin omuzlarından alınmalı, kamu tarafından karşılanmalıdır.
Parçalı dijital sistemler yerine tüm süreçlerin tek merkezde toplandığı, hızlı ve entegre bir altyapı kurulmalıdır.
Sağlık çalışanlarının emeğini değersizleştiren değil, güçlendiren bir sistem istiyoruz.
İş barışını bozan değil, koruyan bir düzen talep ediyoruz.
Sağlık Bakanlığı’nı bu sorunlara kalıcı ve adil çözümler üretmeye davet ediyoruz.