Papa II. Urbanus, 27 Kasım 1095'de Clermont Konsili sırasında din adamlarından ve halktan oluşan büyük bir kalabalığa hitap etti. Ortaçağ'ın en etkili konuşmalarından birini yaparak, Avrupa'daki bütün Hristiyanları, Kutsal Toprakları geri almak için Müslümanlar'a karşı savaşa çağırdı. “Deus vult!” yani “Tanrı bunu istiyor!” haykırışıyla bitirdiği konuşması 200 yıl sürecek Haçlı Seferleri'ni başlattı. Haçlı Seferleri sonucunda yüzbinlerce Müslüman, Hristiyan ve Yahudi katledildi. Haçlılar'ın Ortadoğu'da kurduğu devletler, Türkler'in birkaç asır süren mücadelesi sonucunda yokedildiler.
Papa 14. Leo bir tesadüf eseri olsa gerek Haçlı seferlerini başlatan konuşmanın 930. yıldönümünde 27 Kasım'da ülkemize geldi
Bir hukukçu olarak çok tehlikeli bir gelişmeye dikkat çekme gereği duyuyorum:
Anayasa Mahkemesinin dün Resmî Gazete’de yayımlanan ve sessiz sedasız şekilde arada kaynayan kararı, anayasal düzen açısından kritik bir kırılmadır.
Mahkeme, “eylemli içtüzük değişikliği” konusundaki en ilerici içtihatlarından birinden vazgeçmiş bulunuyor.
Burada teknik ayrıntılarına girmek mümkün değil ama şunu herkes bilmelidir:
Dünkü kararla birlikte, Türk anayasa hukuku tarihinde emsali görülmemiş bir denetimsizlik alanına kapı aralanmıştır.
Bundan sonra TBMM'deki çoğunluk, adını “parlamento kararı” koyduğu işlemlerle — neredeyse her şeyi — yapabilir. Ve hiçbir mahkeme bu işlemlere dokunamaz.
OHÂL KHK'larını adeta anayasa hükmünde kararname kılan bu sorunlu yaklaşım, şimdi olağan zamana teşmil edilmiş bulunuyor.
İnanılmaz bir keyfîlik dönemindeyiz.
Hukuk camiasının umursamazlığı de en az kararın kendisi kadar ürkütücü.
“ASLİYE HUKUK MAHKEMELERİ, SİYASÎ PARTİ ORGANLARININ SEÇİMİNE İLİŞKİN KARAR VEREBİLİR Mİ?” başlıklı makalemi izleyen linkten okuyabilirsiniz: https://t.co/CUlqk439s5
ÖZET.- Siyasî partilerin merkez ve taşra organlarının seçim usûlü, Türk Medenî Kanunuyla veya Dernekler Kanunuyla değil, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunuyla (m.14-21) düzenlenmiştir.
Siyasî Partiler Kanununun 21’inci maddesi, parti kongrelerindeki seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hakkında karar verme yetkisini asliye hukuk mahkemelerine değil, seçim kurullarına vermektedir.
2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 121’inci maddesine göre, “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların BU KANUNA AYKIRI OLMAYAN HÜKÜMLERİ, siyasi partiler hakkında da uygulanır”. Aynı Kanununun 29’uncu maddesine göre de “22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır. … Bu Kanundaki özel hükümler saklıdır”.
Buna göre, siyasî partilerle ilgili konularda, Türk Medenî Kanunu ve Dernekler Kanunu, ancak 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun o konuda hüküm içermemesi durumunda uygulanabilir. Ancak bu şartla siyasî partilerle ilgili asliye hukuk mahkemeleri görevli olabilir.
Siyasî partilerin büyük kongrelerinin ve il kongrelerinin nasıl yapılacağı, partilerin merkez ve il organlarının nasıl seçileceği ve bu seçimlere nasıl itiraz edileceği hususları, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 14 ilâ 21’inci maddelerinde ayrıntılarıyla düzenlenmiştir. O hâlde bu konularda, Türk Medenî Kanunu veya Dernekler Kanunu uygulanamaz ve dolayısıyla da asliye hukuk mahkemeleri bu konularda karar veremezler.
Makalenin tümünü okumak için: https://t.co/CUlqk439s5
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Türk milletidir. Bu gerçek, Anayasa’nın başlangıç hükmünde ve 66. maddesinde açıkça belirtilmiştir
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür
Ulus millet demek; etnisiteye değil, ortak yurttaşlığa dayalı bir milleti esas almak demektir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran da, bu eşitlikçi Türk milleti iradesidir.
Türk milleti bir etnik topluluk değil, ortak vatanda ve hukuka bağlı yurttaşların birliğidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran irade budur: Ulus millettir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Türk milletidir. ‘Türk’ bir etnik kimlik değil, kapsayıcı bir yurttaşlık tanımıdır. Ulus millet, eşit vatandaşlığa dayalı siyasal birliğin adıdır.
Dünya ticaret savaşı başladı: Trump Çin'e %104'e varan tarifeler koyma aşamasında, AB karşı hamleler hazırlıyor (0'a karşı 0), Çin kur silahını çekebilir. Türkiye ise kuru tutmaya odaklı, dış gelişmeleri dikkate al(a)mayan bir ekonomi yönetimiyle günü kurtarmaya çalışıyor. Yazık!
Paçavraya tek bir söz edemeyen @eczozgurozel şanlı Türk Bayrağı ile milletimizi her gün Saraçhaneye davet etmeye utanmıyor.
Milletimiz bu iktidar ve ana muhalefete rağmen demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir biçimde adalet arayışını sürdürecektir.
“Türkiye’de Türk bayrağına alternatif olarak dalgalandırılan her bayrak paçavradır; milletvekilliği yemini edip, Türk bayrağına ‘eşbayrak’ arayan herkes de haindir!”
ÖCALAN'IN MEKTUBU İLE OYNANAN TİYATRO: DÖRT PARÇALI KÜRDİSTAN!
Bebek katili Öcalan’ın mektubunda Öcalan’ın ifadesi ‘Ayrı ulus devletlerin zamanı geçti’ şeklinde. Bu ifade onun gerçek düşüncesi değil, ama böyle ifade etmek zorunda. Şu sıra kurbağayı ılık suda bekletme zamanı çünkü!
Kosova gibi, Kukla bir Kürdistan da bu tampon devletlerden biri olarak planlanıyor. Öcalan’ın mektubu, 2013'teki gibi en aldatıcı adımlardan biridir!
ÖCALAN'IN MEKTUP TİYATROSUNUN AMACI NE? | BİR TOPLUM NASIL KÖR EDİLİR? Söyleşisinden...
Söyleşinin tamamını Youtube kanalımdan izleyin: https://t.co/cQd19bSCFl
Genel Başkan Vekilimiz Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, İkinci İhanet Süreci'nin başlangıcı niteliğinde olan, Bebek Katili abdullah öcalan'ın sözde "Barış" çağrısına yönelik açıklamalarda bulundu.
Zafer Partisi, Misakımillî ruhuyla mücadele etmeye devam edecektir. #SüreciBaltalayacağız
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve sahibi olan Türk Milleti’nin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa’dan çıkarılamaz.
Anadolu coğrafyasında devam eden Türk Milleti’nin kesintisiz egemenliğini esas alan büyük Atatürk’ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz
🟠CMK YALNIZCA ÜCRET DEĞİL BİR YAKLAŞIM SORUNU VE SEFALETİDİR
2025 CMK Ücret Tarifesi, bir kez daha CMK görevi üstlenen avukatların sömürüldüğü inanç ve umutsuzluğunu daha da pekiştirdi.
Bu sömürünün umursamazlık boyutuyla sürmesinin çirkinliği bir yana; sorun yalnızca ücret ve artışı sorunu da değildir:
🔸️Yıllarca süren emekle tek duruşmada sona eren hizmetin aynı ücrete tabi olması, ücret kalemlerinin arasındaki emek ve karşılığını belirleme dengesizliği,
🔸️Sosyal sorumluluk ve kamusal yönü bulunan ücretten KDV ve gelir vergisi alınması,
🔸️Zorunlu yol giderlerinin gerçekçi ve yeterli olmaması,
🔸️AAÜT’ye konulan, ancak uygulaması yargı tarafından engellenen CMK karşı yan - beraat vekalet ücretinin yasal güvence altına halen alınmaması ve Tarife yenilenirken bu sorun yokmuş gibi hareket edilmesi,
🔸️Öngörülen yaklaşım ve ücretlerle CMK hizmetinin kamusal yanı hiç dikkate alınmayarak avukatın ve emeğinin küçümsenmesi,
🔸️Geçmiş yıllarda CMK'nin angaryaya dönüşmesine karşı yürütülen başarılı boykot ve baroların görevlendirme durdurma eylemlerini yeniden gerçekleştirecek birlik ve cesaretin kalmaması asıl sorunlar olarak tartışılmalıdır.
🔴Başta CMK sömürüsünün asıl süjesi ve mağduru olan avukatlar, genç avukatlar olmak üzere,
ilgili bakanlıklardan, TBB ve barolara kadar konunun tüm paydaşlarınca,
CMK zorunlu müdafiilik sisteminin bütün aksaklıklarını, güncel gelişme, beklenti ve ekonomik koşullar da dikkate alarak tartışmaya, sistemin eğitimden uygulamaya kadar avukatlar ve yargı mensuplarınca tüm boyutlarıyla saygın biçimde kavratılmasına, adil yargılama ilkeleri ve avukatların onuruna yaraşır bir sistem ve ücret tarifesinin oluşturulmasına acilen ihtiyaç bulunmaktadır.
💥Avukat Hakları Grubu olarak, çözümün veya çözüme yönelik ciddi adımların makul sürede gözlenmemesi halinde, baromuz; TBB, ve meslektaşlarımızla birlikte yürüteceğimiz etkili bir eylemlilik ve mücadeleye hazır olacağımızı bildiririz.