Yapmayın hocam. 20 milyona yakın veliden kaç tanesine sordunuz. Bir eğitim sosyoloğu olarak keşke bu beş yıllık sürede bir öğretim yılında iki kez, toplamda iki haftalık ara tatilin sosyolojik ve öğrenme psikolojisine etkileri konulu bir bilimsel çalışma yapıp karar vericilere sunsaydınız. 5 yıl önce bu karar verilirken bizzat sahadaydık. Gözlemlerimize göre bu uygulama büyük oranda yerleşti. Sırf üç beş velinin “çocuklarımızı evde tutamıyoruz” gerekçesi ile 20 milyon Veli adına “bilimsel” tavır alınır mı?
“Eğitim bilimi” akademisyenlerin görevi bilimsel olmayan yönetsel kararlara bilimsel kılıf uydurmak değil.
Karar alma mekanizmalarına bilimsel veri sunarak “verilerle yönetimi” sağlamaktır.
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.
Muhtemelen KDA ekibinin kendisi ya da yakınları pozisyonlar almış olabilir ve bu pozisyonlar hâlâ açık olabilir. Büyük borsaların bu işe müdahale etmesi gerekir. Vadeli işlemleri derhal durdurup incelemeye alması gerekir pozisyonları. Vadelide olan aktif borsalar:
cc:
@okx@binance @MEXC_Official @Bybit_Official@Gate
🎮 ÇEKİLİŞ ZAMANI! 🎮
Cuma günü başlayacak FC26 yayınlarımız için
🎁 3 kişiye PS5
🎁 50 kişiye FC26 hediye ediyorum!
📌 Katılım şartları:
✅ Beni ve takip ettiğim hesabı takip et
✅ Bu gönderiyi beğen & RT yap
📅 Çekiliş tarihi: 22 Eylül Pazar
📍 Kazananlar canlı yayında Kick kanalımda açıklanacak → (https://t.co/8jXBdY2E5n)
Ayrıca sonuçlar bu gönderinin altında paylaşılacak.
KARAKOLDA DOĞRU SÖYLER, MAHKEMEDE ŞAŞAR!
Adı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak açıklanan; Hür-Sen'e göre ise "Öcalan Komisyonu" veya "PKK'ya Af Komisyonu" olan komisyona, Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen, Birleşik Kamu-İş ve KESK temsilcileri davet edilmiş.
Bazı sendikaların görüşleri hepinizin malumudur. Bazılarının iktidar yanlısı olmaktan dolayı söyleyeceklerini tahmin etmek zor değil. Bir kısmı da geçmişten bu yana PKK-DEM çizgisinden çıkamayan sendikalar.
Burada asıl merak edilen; "Türk milliyetçisiyiz, Atatürkçüyüz, vatanseveriz" deyip, yıllardır "Kahrolsun PKK, Şehitler ölmez, vatan bölünmez!" sloganları atanların ne söyleyeceğidir.
Size göre ne yaparlar?
1- Bu sözde çözüm sürecine ve geçmişte dedikleri gibi ihanet sürecine tümden karşı mı çıkarlar?
2- Geçmişte olduğu gibi, ihanet süreci dedikleri bu sürece karşı ülke genelinde eylem ve etkinlikler yaparak kınarlar mı?
3- Yuvarlak laflar söyleyerek, terörsüz Türkiye hedefinin ne kadar önemli olduğunu mu savunurlar?
4- Bu süreçte, şehitlerimizi katledenlerin cezaevinden salındığı gerçeğini ve gittikleri yerlerde "kahraman" gibi karşılandıklarını görmezden gelip, Bebek Katilinin "Kurucu Önder" olarak ilanını da sineye çekerek her yönüyle sürece desteklerini mi açıklarlar?
Bu sorulara nasıl cevaplar verdiklerini muhtemelen hiç öğrenemeyeceğiz. Ne söylediklerini açıklamaları, sundukları resmi açıklamayı paylaşmalarını beklemek de boşuna. Ancak dışarıda tam şu hali yaşayabiliriz: "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar!"
Samimi Atatürkçü, vatansever ve Türk milliyetçilerinin duruma bakışı nettir: Türkiye milli ve üniter bir devlettir. Bu anlayıştan taviz verilemez. Hiçbir terör örgütü ile müzakere edilemez, sadece mücadele edilir.
TOPLU SÖZLEŞME TİYATROSUNDA SON PERDE...
Memur-Sen ve Kamu-Sen, milyonlarca memur ve memur emeklisini bir kez daha sattı!
Hakem Kurulu’na katılarak hükümetin oyununa ortak oldular.
Masada memura kaybettirdiler, kurulda iktidara teslim oldular.
Bu ihanete sendikacılık değil, yandaşlık denir!
Milletin geleceğini ilgilendiren bir konuda komisyon kurup, konuşulanlara gizlilik kararı almanız; tutanakları 10 yıl boyunca milletten saklama girişiminiz, tarihi bir hatadır.
Cumhuriyet’i kuran bir partinin, Cumhuriyet’in sahibi olan milletten hakikati gizleme hakkı yoktur.
Unutmayın: Günü kurtarmak için milleti dışarda bırakıp yapılan her gizli pazarlık, yarın “ihanet” başlığıyla tarihe yazılır.
Tarih, susanları da, saklayanları da yargılar.
Bursa, Ankara, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Zonguldak...
Bu kadar yangın normal değil!
Devleti yönetenler özel uçakla seyahat ederken,
yangın söndürme uçağı bulamıyorsak bu normal değil!
Devletin vatandaştan daha çaresiz olması hiç normal değil!
“Gece görüşü yoktu, rüzgar sertti” diyerek halkı avutamazsınız!
Yaşadığımız felaket değil sadece;
Devleti yönetenlerin ihmali, sistemin ayıbıdır!
Ne oldu o “Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız” diye haykıran sendikacılara?
Ne değişti? Atatürk ilkelerinden, üniter devletten, Türk milliyetçiliğinden mi vazgeçtiniz, yoksa koltuklara mı yapıştınız?
Hani nerede o kutsal dava?
Hani avazınız çıktığı kadar haykırdığınız:
"Irmağının akışına ölürüm Türkiyem" marşları…
"Çırpınırdı Karadeniz, bakıp Türk’ün bayrağına" dizeleriyle döktüğünüz gözyaşları nerede?
Bugün DEM’le aynı çizgide yürür hâle geldiniz.
Terörün siyasi uzantılarına sessiz,
Apo güzellemelerine sağır hale geldiniz.
Oldu olacak tüzüğünüze "anadilde eğitim"i, "özerklik" maddesini de ekleyin ki, ortaklarınız sizi yadırgamasın!
Bir zamanlar ihanete karşı dimdik duranlar,
nasıl bir mutasyona uğradınız da bugün o ihanetin lokomotifi oldunuz?
Dava dediğiniz şeyin pazarlık masasında kaç maaşa, kaç makama, kaç mevkiye satıldığını herkes görüyor artık!
Peki ya üyeleri? Siz de mi ram oldunuz?
Çözüm sürecinde dimdik duranlar, şimdi neden sessiz? Şehit cenazelerinde yükselen o haykırışları ne zaman unuttunuz?
Nerede o kutsallarınız üzerine ettiğiniz yeminler?
Hani mücadeleniz "Milliyetçi Türkiye" içindi, Turan’a kadardı?
Yoksa Kandil’de mi boğuldunuz? Süleymaniye’de mi susturuldunuz?
Tanrı Dağları’nın hayalinden, “yapacak bir şey yok” teslimiyetine mi savruldunuz?
Söyleyin:
Korktunuz mu? Sustunuz mu?
Yoksa pazarlık masasında siz de mi koltukla kandırıldınız?
Yazık…
Sloganlarınız kaldı, ruhunuz kayboldu.
Millet unutur sananlar, günü geldiğinde hesabı en ağır biçimde öder!
Akif boşuna söylememiş;
"Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin."
Türk milleti, siyasi rant uğruna nice senaryoyu seyretmek zorunda bırakıldı.
"Aynı şeyi yaparak farklı sonuçlar beklemek aptallıktır." sözünden hareketle, hain terör örgütü PKK'nın silah bırakma tiyatrosuna da inanmıyoruz.
Bundan sonra yaşanacak gelişmelerden endişe duyuyoruz.
Tarih şahit olsun ki bu aymazlığın hiçbir tarafında yokuz ve olmayacağız.
Tarafımız, Türk milletinin yüksek menfaatleridir.
Şehitlerimize ve ölçülemez acılara gark olmuş şehit ailelerine olan saygımız, geleceğimize yön verecektir.
Hür-Sen olarak, savunduğumuz değerlerden asla taviz vermeden yolumuza devam edecek, milletimize sadakatten ayrılmayacağız.
Koltuk ve istikbal kaygısıyla susanlardan hiç olmayacağız.
Ne mutlu Türk’üm diyene!