İÜHukuk,İÜ Eczacılık.
Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu, insanı insanla kırdılar; biri aç biri toktu.
Ömür boyu umut etmeye mahkum edilmişiz.
@volkanaslanlaw Hocam Antalya'mıza https://t.co/qWNJWEIjdJ final sınavları için okuldayız.Sizi ağırlamak isterdik.Toplantıya katılamadık çok üzgünüm.Sevgi ve saygılarımla.
Müslim Bey siz önce bölge adliye mahkemesi ile bölge idare mahkemesi arasındaki farkı öğrenin ki anlamadığınız konuda kesmeye çalıştığınız ahkam daha inandırıcı olsun…
Sayın Özgür Özel
Sıradan bir vatandaş olarak size seslenmek istiyorum bu mesele parti üstü bir mesele olduğunu hepimiz biliyoruz bu mesele demokrasi ve özgürlük bağımsızlığımızın meselesidir.Tüm STK’lar yanınızda dernekler, sendikalar ve diğer muhalefet partililer dahi
Artık bu saatten sonra partiye dönmek, yeniden kurultay yapmak falan olmayacak! Olmaması için direnecekler, oyalayacaklar, zaman kazanmaya çalışacaklar. Çünkü biliyorlar; halk gerçeği gördü, maskeleri düştü. Sarayın kontrolünde kurulan bu düzenin amacı belli: gündemi dağıtmak, insanları umutsuzluğa sürüklemek ve memleketin gerçek sorunlarını unutturmak!
Bu yüzden yapılacak ilk iş belli: Hemen ama çok acilen yeni bir yol çizmek! Yeni bir partiyle ya da mevcut bir siyasi yapı içinde vekillerinizle yola devam etmek zorundasınız. Yoksa bu süreç aylarca, yıllarca sürer. O sırada ne ekonomi konuşulur, ne zamlar, ne enflasyon, ne yolsuzluklar, ne rant düzeni, ne çöken adalet sistemi, ne bitirilen eğitim, ne sağlık sistemi! Peşkeş çekilen orman arazileri, maden sahalarına çevrilen köyler, satılan memleket toprakları… Hepsi unutturulmak istenecek!
Nifak tohumunu ektiler şimdi de utanmadan hakem rolü oynuyorlar. O sinsi herifin görevi belli! 3-5 yandaş trolün gazına bakmayın. Sokakta karşılıkları yok! Halkın yüzüne çıkacak halleri bile kalmadı. Ellerindeki tek güç; baskı, yargı sopası ve sarayın imkânları. Çünkü çok büyük suç işlediler! Şimdi o panikle ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Yalan haberlerle algı yapıyorlar ama farkında değiller, kendi kalelerine gol atıyorlar. Dünyada bunun onlarca örneği yaşandı. Halkın iradesine karşı duranların sonu hep aynı oldu: Hüsran!
Ama unutmayın… Sizin arkanızda halk var! Emekçi var, gençler var, umudunu kaybetmek istemeyen milyonlar var! Zafere giden hiçbir yol çiçeklerle bezenmemiştir. Mücadele kolay olmaz. Fırtına çıkar, önümüze sert kayalar koyarlar, korkutmaya çalışırlar ama biz bu memleketin gerçek sahipleriyiz!
Gemide kaptan da biziz, kürek çeken de biziz! Bu gemiyi dev dalgalara, sert rüzgârlara rağmen limana taşıyacak olan yine halkın iradesidir. Bize engel olmaya çalışanlar korkuyor çünkü halk uyandı. Çünkü artık insanlar susmuyor. Çünkü bu düzenin böyle gitmeyeceğini herkes görüyor!
Ben inanıyorum ki başaracağız! Bu inancı kaybetmek istemiyorum, sizler de kaybetmeyin! İnsan umutları ve hayalleri için yaşar. O umut bittiği gün zaten yaşayan ölüden farkımız kalmaz. İşte bu yüzden boyun eğmeyeceğiz, yılmayacağız, korkmayacağız!
Şu an uçurumun kenarındayız. Ya sessiz kalıp her şeyin elimizden alınmasını izleyeceğiz ya da kol kola girip mücadele edeceğiz! Kurtuluşun tek yolu birlik olmaktır. Umut ile, cesaret ile, haklarımız için direnme zamanıdır! Şimdi geri çekilme değil, ayağa kalkma zamanıdır!
Velev ki CHP karıştı, dağıldı, başında da KK kaldı. “Alternatifimiz yok biz Erdoğan’a oy vereceğiz” ya da “Alternatifimiz yok KK’ya oy vereceğiz” mi diyeceğiz?
Neden AKP’nin çizdiği yolda yürüyelim ki? Ya yolu açarız, ya da yeni bir yol yaparız, Mesela iktidara tepkisi olan milyonlar olarak sağcısı solcusu birleşir, bir naylon terliği aday gösterip seçeriz, yolumuza devam ederiz. Ha bunu da yapamazsak b.ku yer monarşiye geçeriz!
CHP Genel Merkezi’ni ziyarete gelen Erkan Baş, yıktı geçti…
“İçimizde yılgınlığa düşen varsa Akbelen’de toprağına sahip çıkan köylülere bakarak ders alsın,
Bir buçuk yıldır cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’na ve arkadaşlarına bakıp örnek alsın”
Bugünkü karara dönecek olursak kararın gerekçesinin en başında fahiş bir hata ile başlanıyor ve mutlak butlanla hükümsüzlük hukuki sebebine dayanılarak açılan iptal davalarında genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna ulaşılıyor. Oysa bu konu SPK, m. 21'de özel olarak düzenlenmiş olup yukarıda da belirttiğim üzere konu SPK'da özel olarak düzenlendiğinden Türk Medeni Kanunu'ndaki dernek genel kurulunun iptaline ilişkin düzenleme siyasi parti kongrelerinde yapılan seçimler için uygulanamaz. (+)
Hukukçular arasında hâlâ spekülatif savlar ileri sürüldüğünü gözlemliyorum.
Türk siyasetini tanımayacak kadar safdiller için gelsin:
Siyasi Partiler Kanunu'nda öngörülen süreler geçtikten sonra siyasi partinin organ seçimlerinin kanuna aykırılığı ileri sürülemez.
Örneğin Adalet ve Kalkınma Partisi Tüzüğü'nün 39'uncu maddesinde Parti MYK'sına, kanuna aykırılık görüldüğünde (kanundaki sürelerden sonra) iptal etme yetkisi veren bir hüküm vardı.
AYM, bu hükmü, "seçim hâkimine dahi verilmeyen" yetkinin MYK'ya verilmesini hukuk ve parti içi demokrasi ilkelerine aykırı bulmuştu.
Bkz. AYM, E.2005/3, (Siyasi Parti İhtar) K.2011/1, 12/10/2011.
Bazı duruşmalarda (özellikle ara verme sırasında) sanıkların beyanlarını kayda alan ve yayınlayan kişilere TCK md. 286 ("ses veya görüntülerin kayda alınması" suçu) kapsamında soruşturma açıldığını duyuyoruz.
Sanığın kendisi bundan yakınmıyorsa ve küçüklerin veya genel ahlakın korunması gibi zorlayıcı nedenler yoksa bu hükmün, basın özgürlüğü güvencelerini dikkate almaksızın katı ve düz bir mantıkla uygulanması Anayasa'ya aykırıdır.
Basın özgürlüğünü gözetmeden uygulanan mutlak neşir yasağı konusunda AYM'nin faaliyete başladığı ilk günlerinde verdiği taze bir kararı vardır.
İlgililere: AYM, E. 1963/143, K. 1963/167, T. 26/06/1963.
Avukatın savunmasından detaylıca tekrar okuyunca kıymetli cümleler buldum: "Ve Gabriel Garcia Marquez'in sözleriyle savunmama devam edeceğim. Gabriel Garcia Marquez'in de şöyle bir sözü vardır: "Yoldaşlarınızı kardeşlerinizden çok sevin. Çünkü kardeşlerinizi Tanrı seçer ama yoldaşlarınızı siz seçersiniz."
Hangi ölçütlerle bu sonuca ulaşıldığını bilmiyorum ama bu, prensip itibarıyla çok önemli bir gelişme!
Uluslararası insan hakları hukuku bakımından hâkimlere rücû meselesi daha çok “yumuşak hukuk” niteliğindeki (bağlayıcı olmayan fakat yönlendirici etkisi bulunan) metinlerde ele alınan bir konudur.
Prensip olarak hâkimlerin verdikleri kararlar veya yaptıkları hukuki değerlendirmeler nedeniyle kolayca tazminat ve/veya rücû sorumluluğuna tabi tutulmaları, yargı bağımsızlığını ve hâkim teminatını zedeleyebilecek bir durum olarak görülür. Bununla birlikte bu ilkenin mutlak olmadığı da kabul edilmekte, özellikle “ağır ihmal” veya “kast” düzeyine ulaşan hâllerde tazminat, rücû ve hatta cezai sorumluluk uygulamalarına izin verilmektedir.
Nitekim bu yaklaşım, Avrupa Konseyi belgelerinde (özellikle CCJE görüşleri ve Hâkimler Magna Carta’sı) ile Birleşmiş Milletler’in yargı bağımsızlığına ilişkin temel ilkelerinde de (sınırların net çizilmesi kaydıyla) benimsenmiştir.
Anılan kararın, spesifik olarak AYM kararlarının uygulanmaması pratiği bakımından da ayrıca önem taşıyabileceğini not ediyorum!
Türkiye yönünü demokrasiye döndüğünde bu karar gündeme gelecektir.
Yüzlerce basın davasında beraat kararı veren benzersiz bir hâkim, Ali Güzel…
"Ne kadar çok insan tanısa Ali Güzel’i o kadar iyi olur. Hele ki sabah akşam yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü tartışılan memlekette, daha da iyi."
✍️ Murat Sevinç'in söyleşisi
https://t.co/86NGoDfjrn
13 Mayıs 2026 günü Silivri’ye giderek, kapalı ceza infaz kurumu kompleksinde mevcut ve yapılmakta olan duruşma salonları ile ilgili olarak mümkün olduğunca gözlemde bulundum.
Duruşmada yargılananın, tanıkların yargılamayı yapan(lar)la arasında, gözünün içinin görülebileceği mesafe olması gerekir. Göz yalan söylemez. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için yargılananın ve tanığın gözünün içinin görülmesi, yargılama faaliyeti bakımından önemlidir.
Keza, duruşma sırasında, yargılanan ile müdafii arasındaki mesafenin, ihtiyaç duyduklarında hemen, doğrudan ve hatta başkalarının duyamayacağı bir şekilde iletişim kurabilecekleri bir yakınlıkta olması gerekir. Adil bir yargılama için, yargılanan, kendisine sorulan soruya cevap vermesi gerekip gerekmediğini müdafiine hemen sorabilmelidir; keza müdafi, sorgulanması sırasında, yargılananı hukuka uygun bir şekilde yönlendirebilmelidir.
Silivri’deki duruşma salonları, adil yargılamanın bu iki temel ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde tasarlanmış ve inşa edilmiştir.
İnşası tamamlanmak üzere olan duruşma salonu, binikiyüz kişinin bir davada aynı suçlamayla/suçlamalarla aynı anda yargılamasının yapılabileceği şekilde tasarlanmıştır.
Hemen belirteyim ki, bir ceza davasının binikiyüz, dokuzyüz ve hatta dörtyüz kişi sanığı olamaz. Bu kadar sayıda kişinin yargılandığı davada adil bir yargılama yapılamaz ve maddi gerçek ortaya çıkarılamaz.
Bu nedenle, söz konusu duruşma salonunun tasarım ve inşasının, bir AKIL TUTULMASInın yansıması olduğunu değerlendirmekteyim.
Genç meslektaşlarıma ruhsatlarını teslim ederken öncelikle "3+2" diye adlandırdığım normları hatırlatmak isterim. Bunlar yalnızca referans normlar değil, elinizin altında bulunması gereken beş metindir:
•Avukatlık Kanunu
•Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi
•Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
•İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi
•İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
Bu beş normu çok iyi bilmenizde ve yanınızda taşımanızda yarar var.
Avukatlığı bir sanat olarak tanımlayacaksak; bu yalnızca referans normlardan ibaret olamaz, aynı zamanda bulguları ve bilgileri bir araya getirmek de bu sanata dahildir. Ama eğer referans normları iyi kullanamazsanız, çok haklı olduğunuz hâlde bir davayı kaybedebilirsiniz.
Adil yargılanma hakkı, savunma mesleğinin temel kavramıdır. Hak yurttaşlar için; yükümlülük ise devlet için. İşte sizler, savunma mesleğinin özneleri olarak bu yükümlülük ve hakkın birleşim eşiğinde yer alıyorsunuz.
İstanbul Barosu 1878'de; tam da Osmanlı Devleti'nde hukuk reformlarının, hukuk kurallarının, hukuk kurumlarının kök saldığı bir dönemde kuruldu. Ve İstanbul Barosunun tarihi, aslında Osmanlı Devleti-Türkiye Cumhuriyeti modernleşme tarihiyle örtüşen bir tarihtir.
Bugün, ifadeye çağrıldığında yasal gerekleri yerine getirecek kişiler, daha baştan yargısız infaza tabi tutularak evlerinden gece yarılarında gözaltına alınıyor. İşte burada usul ve esas ayrımını iyice düşünmeliyiz.
Eğer esasa ilişkin olarak haklıysak, bir kişinin suç işlediğine dair elimizde ciddi veriler varsa, o zaman o kişiyi usul açısından Anayasa'ya ve ilgili yasalara uygun işlem ve muamelelere tabi tutmalıyız.
Esası kirletmek için usul kurallarını ihlal edemezsiniz.
"Rüşvet olarak verilmiş para miktar itibarıyla tespit edilemeden, salt tanık açıklamalarına veya rüşvet verdiği iddia edilen kişinin “etkin pişmanlık”tan yararlanma süsü verilerek yaptığı açıklamalara dayalı olarak bu suçtan mahkûmiyet hükmü kurulamaz."