Merhaba, 3 yaşındaki çocuğum için 18 eylül tarihinde ilik nakli olacak .Ankara Hacettepe hastanesi 0 RH- Negatif trombosit kan ihtiyacım var 🙏 05425418924
Laptopımda YavÇol klasörünün içinde, videolarla dolu Serhat Kılıç diye bir klasörüm var. #Söz bittiğinden beri bu videoları yüzlerce kez izledim. Dünden beri de bu videoyu durmadan izliyorum, her zaman hayran olduğum o güzel sesini duydukça hüngür hüngür ağlıyorum.. Çok üzgünüm💔
Yıllarca kardeşi için canla başla mücadele eden arkadaşımız @OyaOyalii nın kardeşinin acı haberini duymak derinden üzdü Arkadaşımız oya ve ailesine başsağlığı ve Allah dan sabır dilerim.
🟢 BİR CEZAEVİ DÜŞÜNÜN: 40 KİŞİLİK YERDE 70–80 İNSAN YAŞIYOR
Av. Kemal Aytaç, İlk TV yayınında cezaevlerindeki aşırı doluluğun artık insan onurunu ve temel yaşam koşullarını doğrudan etkileyen boyutlara ulaştığını anlattı.
Aytaç’ın verdiği örnek çarpıcı: 40 kişilik koğuşlarda 70–80 kişi kalıyor. Herkese yetecek ranza olmadığı için yerde yatmak zorunda kalan tutuklu ve hükümlüler bulunuyor. Bu yoğunluk hijyen ve sağlık koşullarını da her geçen gün daha fazla ağırlaştırıyor.
“Cezaevlerinin koşulları bugün genel olarak insani değil” diyen Aytaç, anlatılanların belirli birkaç cezaevine ait olmadığını, sorunun Türkiye genelinde yaşandığını ifade etti.
Bu sözler yalnızca cezaevlerindeki fiziki koşulları değil, infaz sisteminin bütününü yeniden düşünmemiz gerektiğini de gösteriyor.
Yıllar boyunca yapılan düzenlemelerdeki tarih ve kapsam sınırları nedeniyle benzer hukuki durumda bulunan hükümlüler farklı infaz sonuçlarıyla karşılaştı. Yeni bir infaz sistemi kurulurken bu farklılıkların olduğu yerde bırakılması adil bir başlangıç olmayacaktır.
Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi ve hukuki güvenlik gözetilmeli; mevcut hükümlülerin de dahil edildiği hakkaniyetli bir geçiş rejimi oluşturulmalıdır.
Sayın @AYTAKaytac, içeride yaşananları dışarıdaki insanların anlayabileceği kadar açık ve insani bir dille anlatmanız çok kıymetli. Görülmeyen bir tabloyu görünür kıldığınız, duyulmayan insanların sesini kamuoyuna taşıdığınız için gönülden teşekkür ediyoruz. 🙏🏻🇹🇷
Bu sözlerin milyonlara ulaşmasına imkân sağlayan @ilketvcomtr’a da teşekkürler. 👏🏻
🇹🇷 EŞİT İNFAZ – EŞİT KAPSAM 🇹🇷
🎥 Gerçeğin kendisi videoda.
@cuneytyuksel_@tcbestepe@Akparti@Hayati_Yazici@adalet_bakanlik@akbasogluemin@iletisim@ceyhanburakab@TCCBHPK@abakingurlek@_cevdetyilmaz
Adana'da doğuştan işitme engelli 11 yaşındaki Ayşegül Şiş, kırılan 220 bin TL'lik biyonik kulak cihazının yenisi alınamadığı için 4 yıldır duyamıyor.
Ailesi: "Maddi sıkıntı çektiğimiz için alamadık. Biyonik kulağı olmadan okula gidip geliyor. Arkadaşlarıyla konuşamadığı için üzülüyor."
Gökay Çakır’ın savunması:
“22 sene madende çalıştım. Bu
arkadaşlarimızın haklarının nasıl yendiğini çok iyi bilirim. 22 sene sonunda emekli maaşım 23.700 liradır. Kendi çalışma arkadaşlarımın bunları yaşamaması için sendika kurduk. İşçi sınıfı adına
patronlarla kavga ediyoruz ama haklarımızı savunmak içindir. Yerin altında çalışan madenci kardeşlerim mağdur olmaktadır.
Bunu savunmayıp neyi savunacağım. Bu sendikanın genel başkanıysam bu arkadaşlarımı savunmak zorundaydım.
Paylaşımlarım işçilerin hakkını savunmak
içindir. Elekriğini ödeyemeyen, yoksulluk çeken işçiler görüyorum. Bu sendikanın başkanlığını gururla yapıyorum. Cezaevine girecek bir suç işlediğimi düşünmüyorum, elbette karar sizindir. Kararınıza da saygı duyarım.
Bin insanı mağdur edeceğimize bir insanı mağdur edebilirsiniz. Şikayet edilen patronun hakim karşısına çıktığını görmedim. 6 kez gözaltına alındım, 3 kez mevcutlu alındım. Ben beraatimi istiyorum.
Haklıysa bir işçi ben her seyi göz önüne alrım.
Meseleleri elbette masada çözmek isterim ama bazen masada çözülmeyen şeyler eylemle çözülmektedir. İşçi arkadaşlarım haklarını alsınlar evlerine mutlu gitsinler bu benim için onurdur, gururdur.”
Kıymetli Dostlarım Kıymetli Kardeşlerim Ağustos 2026 itibari ile yaklaşık 125 bin kapasite üstü mahkum ama(İNSAN) yerlerde tuvalet önlerinde yatıyor bu yüzden Cezaevi ve mahkum ile ilgili tüm tweetlere destek olalım lütfen bizim bizden başka hiç kimsemiz yok maalesef 😞
AÇLIK GREVİ YAPANLARA SALDIRI İÇİN TUZAK KURUYORLAR! İstekleriniz kabul edildi dedikten sonra kapıları açıldı.Sonra saldırı geldi...
İşte mektup..
Kardeşim, ODTÜ Mimarlık mezunu. Nisan ayında kendi üniversitesi olan ODTÜ de konser verdiği için tutuklandı. Tutuklandığı günden itibaren tek kişilik ceza hücresinde tutuluyor. Bu nedenle 118 gündür süresiz açlık grevinde. Bugün telefon günüydü. Ve geçen hafta bir deri bir kemik kalmış hallerine aldırmadan gardiyanlar tarafından saldırıya uğradıklarını anlattı.Taleplerini kabul ettiklerini söyleyerek hücre kapılarını açmışlar.Bundan sonra sorun olmayacağını söylemişler.Kesin mi artık sorusuna gülüp gitmişler.Fakat akşam sayımında zorla arbede ile hücreye sokmaya çalışmışlar. Zaten kas ve iskelet ağrıları yaşayan kardeşime adeta tuzak kurulmuş ve dalga geçilir gibi saçma bir durum yaşatılmış.Ailesi olarak kardeşimin yaşamından endişeleniyorum. Bunlar yetmezmiş gibi bu hafta da tadilat var deyip kaldıkları hücreleri boşalttırıp eşya taşıttırıp badana yapmışlar. Açlıklarının ilerleyen günlerinde oldukları için kokulardan çok etkileniyorlar. Mide bulantısı ve baş ağrısı sorunu yaşıyorlar. Kardeşimin ölmesini istemiyorum, sesimizin, yaşadıklarımızın duyulmasını istiyorum.
Haber burada anlatıldığı gibi olmuştur birçok haber sitesinde yalan yanlış haberler yayılmıştır cübbeliler bıçakladı dinciler bıçakladı bu haberler asılsızdır Show TV haberde bütün gerçekler anlatılmıştır
Cinsel istismar suçundan yargılanıp masumiyeti ortaya çıkınca beraatine karar verilen bir müvekkile geçen hafta kararın temyizen de onandığını (yaklaşık 10 yıl sonunda) haber verdim.
Ailesiyle birlikte ofise ilk kez geldiklerinde genç bir delikanlıydı.
İlk derece mahkemesi kararından sonra istinaf, yargıtay derken bu süreçte evlendiğini, iş güç aile sahibi olduğunu da whats app profilindeki fotoğraflardan görüyordum.
İlk derece beraat kararını 2019’da vermişti ve kararın bozulma ihtimali bence yoktu. Çünkü yargılama sırasında müvekkil lehine çok net somut deliller ortaya çıkmıştı.
Telefonda haberi duyunca çok sevindi ama ağlamaktan neredeyse konuşamadı. Hem üzüldüm hem de biraz şaşırdım. Çünkü mesleki olarak zaten beklediğim bir sonuçtu. Ama demek ki müvekkil 2019’dan bu yana “Acaba beraat kararım bozulur mu? Hapse girer miyim? Ailemi, işimi, gücümü kaybeder miyim?” diye düşünmüş, dosyası hep aklını meşgul etmiş, hep tetikte beklemiş, hep yarım yaşamış, uyumuş, yemiş, içmiş, belki de ilk defa tam bir nefes alabilmişti.
Ceza yargılamalarında beraatine karar verilse bile kanun yolları bu kadar uzun sürdüğünde vatandaşın psikolojisini bozuyor, hayatına ipotek koyuyorsunuz.
Bir ceza dosyası istinafta/temyizde 5-10 yıl beklememeli. Öbür türlü mahkum edilene de beraat edene de peşinen ceza vermiş oluyorsunuz.
31.07.2026 tarihinde, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun kapsamında, kamuoyunda “31 Temmuz Covid Yasası/Covid-19 düzenlemesi” olarak bilinen uygulamanın aynı hukuki durumda bulunan hükümlüler arasında doğurduğu eşitsizliğin incelenmesi amacıyla TBMM Dilekçe Komisyonuna yaptığım başvurunun cevabı geldi.
Öncelikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Ancak kararınızı ve dayandığınız İçtüzük hükümlerini okuyunca bazı sorularım oluştu.
Benim dilekçemi diğer 70 dilekçeyle birleştirerek, başvuruların tamamını “Dilekçi özetle; infaz düzenlemesi talep etmektedir.” şeklinde değerlendirmişsiniz.
Oysa benim dilekçem yalnızca bir “infaz düzenlemesi talebi” değildir. Dilekçemi de bu nedenle kararla birlikte ekte paylaşıyorum.
Ben sizden kanun çıkarmanızı istemedim.
İnfaz eşitsizliğini incelemenizi, Adalet Bakanlığından ayrıntılı görüş ve istatistiki bilgi istemenizi, aynı hukuki durumda bulunan hükümlüler arasındaki farklılığı Anayasa’nın ilgili hükümleri yönünden değerlendirmenizi ve hazırlanacak raporu TBMM Başkanlığına sunmanızı istedim. Eşitsizliği giderecek yasal düzenleme yapılması konusunda TBMM’ye tavsiyede bulunulması ise taleplerimden yalnızca biriydi.
Siz ise İçtüzük 116/1’i gerekçe göstererek talebin karşılanmasının kanun değişikliği gerektirdiğini ve bu nedenle dilekçenin Komisyonda görüşülemeyeceğini söylüyorsunuz.
Peki. Kanunu sizin değiştirmenizi zaten istemedim.
O hâlde benim kanun değişikliği gerektirmeyen **inceleme, Bakanlıktan bilgi ve istatistik isteme, anayasal değerlendirme ve raporlama taleplerim hangi gerekçeyle diğer 70 dilekçeyle birlikte tek bir “infaz düzenlemesi talebi”ne indirgenerek görüşülmedi?
Dahası, kararınızda şu tespiti bizzat yapıyorsunuz:
“Talebin karşılanabilmesi amacıyla ilgili Kanun’da değişiklik yapılması gerektiği anlaşılmıştır.”
Ardından İçtüzük 116/2-3 kapsamında bu nitelikteki kararların milletvekillerine dağıtıldığını; toplumsal yarar görülenlerin TBMM Başkanlığına ve bilgi için Cumhurbaşkanlığına gönderildiğini ve böylece TBMM üyelerinin tamamının vatandaşların yasal düzenleme taleplerinden haberdar edildiğini açıklıyorsunuz.
O hâlde sorularımı çok daha açık sorayım:
Benim anayasal eşitsizlik iddiamı incelediniz mi?
Adalet Bakanlığından talep ettiğim görüş ve istatistiki bilgiyi istediniz mi?
Anayasa yönünden değerlendirme yaptınız mı?
Rapor hazırladınız mı?
Ve madem kanun değişikliğinin gerekli olduğunu tespit ettiniz; dilekçemin 116/3 kapsamında “toplumsal yarar” taşıyıp taşımadığı konusunda hangi değerlendirmeyi yaptınız?
Bunların cevabını kararda bulamadım.
Dilekçem de kararınız da ektedir.
Ben ne talep etmişim, bana ne cevap verilmiş; kamuoyu iki belgeyi birlikte okuyup kendisi değerlendirsin. Benim gözden kaçırdığım veya hukuken yanlış değerlendirdiğim bir husus varsa, bilen biri düzeltsin; memnuniyetle öğrenirim.
Teşekkür eder, saygılarımı sunarım.
#31TemmuzCovidYasasıMağdurları
#31TemmuzCovidYasası
@KaramikSunay@ahmetsalihdal@AvBehiye@y_konal@TBMMresmi@TBMMDilekceKom@adalet_bakanlik@AYMBASKANLIGI@barolar@izzetoezgenc@abakingurlek@Ruat__Caelum@oguz_ilgic@tv5televizyonu@erincsagkan@avidrissahin@avbulentkaya@MetinerBasin@yenisafak@RTErdogan@tcbestepe@hasandogan
CEZAEVLERİ DOLDU,
TOPLUM ADALET VE İNFAZ REFORMU BEKLİYOR.
2000 yılında yaklaşık 40 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı bugün 433 bin 520’ye yükselmiş durumda.
Yaklaşık 11 katlık artış.
Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında en yüksek mahpus nüfusuna sahip ülke konumuna gelmiş durumda.
402 cezaevinin toplam kapasitesi 304 bin 278 kişi. Buna karşılık cezaevlerinde 433 binden fazla insan bulunuyor. Kapasite yaklaşık 129 bin kişi aşılmış durumda.
20-25 kişilik koğuşlarda 60 kişinin kaldığı, insanların yerlerde ve tuvalet önlerinde yatmak zorunda bırakıldığı bir düzen artık yalnızca kapasite sorunu değildir.
Bu tablo; hukuk devleti, insan onuru, adil yargılanma ve infaz adaleti sorunudur.
Toplumda uzun süredir güçlü bir af ve infaz düzenlemesi beklentisi bulunmaktadır.
Ancak yapılacak düzenleme kişiye, siyasi tercihe veya keyfî ayrımlara göre değil; Anayasa’nın eşitlik ilkesi, hukuki güvenlik, ölçülülük ve adalet anlayışı esas alınarak yapılmalıdır.
Tutuklama bir cezalandırma yöntemi değildir.
Asıl olan tutuksuz yargılama, tutuklama ise istisna olmalıdır.
Hasta ve yaşlı hükümlülerin durumu, uzun tutukluluk süreleri, denetimli serbestlik ve koşullu salıverme hükümleri yeniden ve adil biçimde değerlendirilmelidir.
Yeni cezaevleri yapmak çözüm değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla cezaevi değil;
daha fazla hukuk, daha fazla adalet ve bağımsız yargıdır.
Meclis, toplumdaki af ve infaz düzenlemesi beklentisini görmeli; eşit, adil, öngörülebilir ve vicdanları yaralamayan kapsamlı bir düzenlemeyi gecikmeden gündemine almalıdır.
Silivri’de duruşma salonu adı altında bir işkence merkezi adeta bir esir kampı yapılmış
Burada adil yargılama yapılamayacağı gibi adalet dağıtılması mümkün değil
Esenyurt’ta motosikletin çarptığı 22 yaşındaki Beşşar Al Tawıl, kaldırıldığı hastanede tedavi edildikten sonra taburcu edildi. Ancak yakınları kendisinden iki gün boyunca haber alamadı.
Gerçek, sosyal medyada paylaşılan bir görüntüyle ortaya çıktı. Yakınları, Tawıl’ı hastanenin bahçesinde yerde, baygın halde yatarken buldu. İddiaya göre çevredeki bazı kişiler genç adamı evsiz veya alkollü zannetti. O sırada bir kadın, yerde hareketsiz yatan Tawıl’a müdahale edilmemesine tepki göstererek cep telefonuyla görüntü çekti.
Yakınları Tawıl’ı kendi imkanlarıyla eve götürdü. Ancak bilincinin yerinde olmadığını fark edince ambulans çağırdılar. Başka bir hastaneye kaldırılan Tawıl’ın beyin kanaması geçirdiği ve kafatasında basınç olduğu belirlendi. Yoğun bakımda tedavi gören genç, 15 gün sonra hayatını kaybetti.
Yakınları, ilk hastanede gerekli müdahalenin yapılmadığını ve Tawıl’ın iki gün boyunca hastanenin önünde baygın halde yatmasına rağmen kimsenin müdahale etmediğini belirterek şikayetçi oldu. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü de olayda ihmal olup olmadığının belirlenmesi için inceleme başlattı.
Bazı insanlar vardır; zaman değişse de, şartlar değişse de, rüzgâr nereye eserse essin durduğu yeri değiştirmez.
Kemal abi de yıllardır hak, hukuk ve adalet mücadelesinden vazgeçmeden, ilkeli duruşundan taviz vermeden yoluna devam eden insanlardan biri.
Bugün ona destek olmak, sadece bir YouTube kanalına abone olmak değil; yıllardır verdiği emeğe, cesarete ve mücadelesine sahip çıkmaktır.
Lütfen Kemal abimizin YouTube kanalına abone olalım, videolarını beğenelim ve paylaşalım.
Birlikte onun sesini daha fazla insana ulaştıralım.
İyi ki varsın Kemal abi. Yanındayız. ❤️✌️🙏@AYTAKaytac
👇👇👇
https://t.co/zlOtQCz8Jv
🚨 CEZAEVLERİNDE REKOR DOLULUK: 12 KİŞİLİK KOĞUŞTA 27 MAHPUS!
Bursa Yenişehir Kadın Kapalı Cezaevi B3 koğuşundan başvuru var. 12 kişilik koğuşun mevcudu son bir yılda 27 kişiye ulaşmış. Mahpuslar, “Hava alamıyoruz, havalandırma sorunu yaşıyoruz.” diyor. @adalet_bakanlik
Ailenin, avukatların ve tanıkların 85 gün boyunca sürdürdüğü ısrarlı mücadele sonucunda gerçek ortaya çıktı:
29 Temmuz 1981’de gözaltına alınan Süleyman Cihan, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube’de günlerce işkenceye maruz bırakıldıktan sonra öldürülmüş; cansız bedeni altıncı kattan atılarak intihar süsü verilmişti. Ardından kaybedilmek amacıyla Zindanarkası Mezarlığı’nın kimsesizler bölümüne “kimliği meçhul” olarak gömülmüştü.
Tanıklara, delillere rağmen etkin soruşturma yürütülmedi. Dosya zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı. Bilinen failler cezasızlıkla korundu.
Aile ve avukatlar, dosyanın yeniden açılması için 2012 yılında Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Savcılık, sunulan deliller ve tanık beyanları sonrasında Cihan’ın işkenceyle öldürüldüğünü kabul etti. Buna rağmen dosya bir kez daha zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı.
#CumartesiAnneleri1115Hafta