Ben sadece bir barınaktan köpek sahipleneceğimi sanıyordum.
Evrakları imzalayacaktım.
Tavsiyeleri dinleyecektim.
Onu arabaya bindirip eve götürecektim.
Evde yatağı hazırdı.
Mama ve su kapları, tasması, birkaç oyuncağı…
Her şeye hazır olduğumu sanıyordum.
Ama onun, kafes kapısının sıradan bir yürüyüş için açılmadığını anladığı anda bana nasıl baktığına hazır değildim.
O kapı onun için açılıyordu.
Barınak çalışanının yanında duruyordu.
Hareketsizdi.
Neredeyse donmuş gibiydi.
Siyah tüyleri, küçük beyaz patileri, yorgun gözleri vardı.
Ve içimi sıkan kadar temkinli bir bekleyişi…
Zıplamıyordu.
Tasmayı çekmiyordu.
Havlamıyordu.
Sanki o gün sonunda seçildiğine inanmaktan korkuyordu.
O.
Tasma bana uzatıldığında önce barınak çalışanının eline baktı.
Sonra bana baktı.
Ardından bana doğru küçük bir adım attı ve bedenini bacağıma yasladı.
Çok yavaşça.
Sanki izin ister gibi.
Eğildim ve ona fısıldadım:
“Eve gidiyoruz.”
Kelimeleri anladı mı bilmiyorum.
Ama sesimi anladı.
Arabada ilk başta arka koltuğa çıktı ve hareketsiz kaldı.
Pencereye baktı.
Kapılara baktı.
Direksiyondaki ellerime baktı.
Dikiz aynasından onu görebiliyordum.
Rahatsız etmemeye çalışıyordu.
Fazla yer kaplamamaya çalışıyordu.
Yanlış bir şey yapmamaya çalışıyordu.
Beni en çok kıran da buydu.
Bir köpek, eve götürüldüğü gün rahatsızlık vermekten korkmamalıydı.
Arabayı sürmeye başlar başlamaz usulca ayağa kalktı.
Dikkatlice yanıma yaklaştı.
Bir patisini omzuma koydu.
Sonra diğerini.
Başını yanağıma yakın bir yere yasladı.
Ağırdı.
Sıcaktı.
Güveniyordu.
Nefesini kulağımın yanında hissediyordum.
Ve ağlamaya başladım.
Sevinçten titremiyordu.
Arabada zıplamıyordu.
Yüzümü yalamaya çalışmıyordu.
Sadece bütün bedeniyle bana tutunuyordu.
Sanki beni bırakırsa araba tekrar barınağa dönecekmiş gibi.
Yavaş sürdüm.
Neredeyse nefes almadan.
Bir elim direksiyondaydı, diğer elimle omzumdaki patisini usulca okşuyordum.
O da orada kalıyordu.
Gözlerini kapatıyor, sonra tekrar açıyordu.
Sanki bütün bunların gerçek olup olmadığını kontrol eder gibi.
Camdan sokaklar, trafik ışıkları, yabancı arabalar akıp gidiyordu.
Diğer herkes için sıradan bir gündü.
Onun içinse kapalı bir kapının ardında geçen bütün bir hayat sona eriyordu.
Barınakta insanları kaç kez izlediğini düşündüm.
Birinin kafesinin önünde durmasını kaç kez umduğunu…
Birinin başka bir köpekle çıkıp gidişini kaç kez gördüğünü…
İnce bir battaniyenin üzerinde, havlamaların arasında, bir gün kendisine ait bir insanı olup olmayacağını bilmeden geçirdiği geceleri düşündüm.
Ve şimdi, sanki beni çoktan sonsuza kadar seçmiş gibi bana yaslanıyordu.
Oysa birbirimizi daha sadece birkaç saattir tanıyorduk.
Eve vardığımızda hemen arabadan inmedim.
Orada kaldım ve ağladım.
O hâlâ patilerini omzumda tutuyordu.
Sonra burnunu yanağıma sürttü.
Sanki bu kez o beni teselli etmeye çalışıyordu.
O anda anladım:
Ben sadece bir köpeği kurtarmamıştım.
O da benim içimde bir şeyi kurtarmıştı.
Güçlü olmaktan yorulmuş tarafımı.
Koşulsuz seçilmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuş tarafımı.
Çekincesiz sevilmenin nasıl hissettirdiğini unutan yanımı.
Bugün evde, yumuşak bir yatakta uyuyor.
Gerçi çoğu zaman yanıma yakın olmayı tercih ediyor.
Yürürken beni gözleriyle takip ediyor.
Oturduğumda başını dizlerime koyuyor.
Bazen uykusunda irkiliyor.
Ben de sakinleşene kadar onu okşuyorum.
Benden önce neler yaşadığını bilmiyorum.
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:
Arabada patilerini omzuma koyduğu gün, onun barınak hayatı sona erdi.
Ve benim hayatım biraz daha yumuşadı.
Bazen bir hayvan teşekkürünü kelimelerle söylemez.
Sadece size öyle sıkı tutunur ki, konuşmaya gerek kalmadan her şey anlaşılır olur.
Bu hikâye kalbinize dokunduysa bir ❤️ bırakın ve kurtarılmış bir köpek için gerçek eve dönüş yolunun, birinin artık fikrini değiştirmediği gün başladığına inananlarla paylaşın.
#ALINTIVEŞİİRSEL ..
Türkiye'nin en pahalı semti Kadıköy'de bir ev satın almak için birkaç milyon dolar nakdiniz olması yeterli sanıyorsanız hiçbir şey bilmiyorsunuz.
Bir yıldır çok sayıda emlakçıyla finans, hukuk ve ahlak boyutlarında sayısız çeşitli sorunlar yaşıyorum. Benim de çok önemli randevularım ve iş yoğunluğum olmasına karşın hepsini kenara atıp randevulaştığımız emlakçılar evi göstermeye gelmiyor. Mazeret ise "ben çok yoğunum ama aslında yalan yok unutmuşum" ve birisi de "sizin gerçekten geleceğinizi sanmadım" diyor.
Ayrıca, ilanda açıklanan ya da telefonda izah edilen bilgilerin tamamı yalan veya yanlış; kat mülkiyetli dediği tapunun arsa payı olduğu, boş denilen dairede oturan kiracının davalık olup asla çıkmayacağı ya da kentsel dönüşüme giren yan binanın yeni binaya verdiği hasarın gizlendiği gibi pek çok sorunla karşılaştım.
Açıkçası bütün bunlar finansal yatırım olarak gayrimenkulün borsadan çok daha riskli olduğunu gösteriyor. Buna ek olarak korkunç bir dolandırıcılık ve ahlaksızlık sorunu da var.
Emlakçıların aldığı %4'lük satış komisyonunun Türkiye'nin ekonomik koşullarında tamamen haksız bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Çünkü özellikle ABD'deki emlak komisyonculuğu lisansı, hizmetleri ve hukuk koşulları ya da yaptırımları dikkate alındığında Türkiye'de çok büyük bir fırsatçılık var. Tapu Müdürlüğü ya da Belediye kayıtlarından kesin delillere dayanan evraklar sunulmadan, deprem güvenliği testi sunulmadan, yasal şartlar ya da diğer koşullar kanıtlara dayanarak resmi belgeyle sunulmadan sadece havada kalan laflarla "sıkıntı yok abicim, 30 senedir bu piyasada herkes bizi tanır, üç kere umreye gittim yalan mı söyleyeceğim" şeklindeki sözlere karşılık SPK lisansınızı ileri sürdüğünüz değerleme raporu vb. ya da adli bilirkişilik ve ilgili kanun maddeleri zerre karşılık bulmuyor. Günün sonunda milyonlarca dolar nakdiniz de olsa karşılık bulamıyorsunuz.
Şimdi yorumlara bazıları çıkacak "İbrahim bey, birkaç çürük yumurta için tüm piyasayı kötülemeyin" diyecek ama burada basitçe tarifini yaptığım koşullarda yasal, etik, ahlaki, finans ve diğer bilimlere uygun şekilde çalışan emlakçılar varsa kanıtlarıyla bana bütün süreci iletsin ben de bu kişi doğru iş yapıyor diye paylaşayım. Bunun sonucunda da yüzde kaçlık bir nitelik, hakkaniyet veya yasal ve kamu yararına çalışan olduğunu görelim.
Şunu da eklemek isterim ki, 2001 yılında ben İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci iken dekan hocanın asistanı olarak emlak piyasasındaki bu rezilliklerin düzenleneceği akademik ve hukuki çalışmada yer aldım. Bu süreçte 25 yıl geçti ve ben Türkiye'nin en büyük GYO şirketlerinin halka arzları ve yönetim kurulu danışmanlıkları ya da en büyük davaların adli bilirkişi süreçlerinde yer aldım. Bu nedenle kimse bana kuru bir "deneyim" diye itiraz etmeden önce bunları çok iyi bilsin. Ben her zaman doğruları konuşurum ve sadece kamu yararını gözetirim. Rezil olan bir piyasaya da "rezil" derim.
Bugün Türkiye'de barınma krizi varsa, boşanmalar patlamış, evlilik düşmüş, doğurganlık düşmüş, aile kurumu çökmüş, depremde ölenler asla değişmeyen gerçek ise bunda çok yüksek enflasyona sebep olan siyaset ve iş dünyası ya da diğer aracı komisyoncu fırsatçılar ve hain müteahhitler, arazi mafyası ya da emlak komisyoncuları da pay sahibidir. Kimse kusura bakmasın. Hakikat budur.
Timur Soykan giydiriyor Kayyumdaroğlu'na.!
"Belediyeleri inceleyecekler miş. FETÖ açısından da inceleyeceklermiş.
Yav sen nesin?
Polis misin savcı mısın hakim misin yargı mısın? AKP yargısıyla el ele verip mi yapacaksın.?
Evet öyle yapacak..Görevi bu"
Malatya’da ve çevre illerde yaşayan tüm takipçilerimden çok önemli bir ricam var.
Yunus Sulak, ilkokuldan arkadaşım. Henüz gencecik bir insan ve şu an zorlu bir hastalıkla mücadele ediyor. Acil olarak kan bağışına ihtiyaç duyuyor.
Belki bu paylaşımı gören kişi, Yunus’un hayatına dokunacak kişi olacak. Bu nedenle lütfen gönderiyi paylaşın, çevrenize ulaştırın, elden ele yayılmasına yardımcı olun.
Unutmayalım; bazen bir ünite kan, bir insanın hayata tutunmasını sağlar.
Bir damla iyilik, bir hayat kurtarır.
Lütfen destek olalım.
Kafasını da koymuş oraya öyle 😭
Olduğum yerde haykırarak ağlamak istiyorum 💔
Lütfen bu 4 haftalık çilekeş bebişime artık mutlu olacağı, tehlikeden uzak ve terk edilmeyeceği bir yuva bulalım…
@ceylan_peace belki bir destek ❤️🩹
Bu tweete özel olarak destek olmanızı istiyorum. Çünkü minik kızı babasını çok özledi.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı, meslektaşım, dostum Mehmet Pehlivan tam 345 gündür hukuksuzca cezaevinde tutuklu!
AKP’liler hakkında aynı işlem uygulanmazken; Mehmet Pehlivan kendi ayağıyla gidip ifade vermesine rağmen tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yeter artık!
Adalet istiyoruz!
Mansur Yavaş, bugünkü tavrıyla Türk milliyetçileri üzerinden süregelen Sinan Oğan ve Meral Akşener tartışmalarını geride bırakarak yeni bir sayfa açmıştır. Onu sıkça eleştiren ben de dahil hepimizin, Yavaş’a karşı yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Her türlü baskı ve tehdit karşısında tarihin doğru tarafında durmuştur. Bu iradenin hakkını teslim etmemiz zaruridir. Mansur Bey, bugün milliyetçilerin yüz akı olmuş; aynı zamanda tüm ideolojik grupların yanında durabileceği alternatif bir lider olarak da gün gibi ortaya çıkmıştır
16 yaşındaki MESEM öğrencisi Yasemin, stajyer olduğu kuaförden iş çıkışı eve dönmedi, 3 gündür kayıp!
Antalya Serik’te yaşayan Yasemin Bolat, Kadriye Mahallesi’nde çalıştığı kuaför dükkanından eve dönmedi. 28 Mayıs Perşembe günü akşamından beri kayıp olan Yasemin hala bulunamadı.
Baba Adem Polat; “Kısım meslek lisesinde eğitim görüyor. 1 gün okula diğer günler kuaföre gidiyor. Annesiyle eğitim gördüğü iş yerine gitti. Akşam eve dönmeyince aradık ulaşamadık. Polise giderek kayıp ihbarında bulunduk. Kızım Yasemin Bolat’ı görenlerin, yerini bilenlerin güvenlik güçlerine ve bize ulaşmasını rica ediyorum” dedi.
Kadın yardım istedi! Duyuralım lütfen.
Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde yalnız yaşayan yardıma muhtaç kadın:
''Komşular bir pay et getirir mi diye bekledim ama kimse getirmedi. Torunuma ne harçlık verebildim ne bir et yedirebildim. Çok zor durumdayım.''