Biri şu insanlara dörtlü yakıldığında istedikleri her yerde özellikle yolun ortasında durma hakkına sahip olmadığını anlatmalı! Bir de korna çalınca da sana laf etmeleri de ayrı dert.. yüzsüzlüğün sonu yok!
@StarbucksTR bebek bakım odalarınızı ne zaman depo olarak kullanmayı bırakacaksınız? Her geldiğimde düzelteceğiz diyip düzeltmeyen first avenue mağazanız bebek bakım odasını ardiye olarak kullanıryor!
Müslümanlık bile bunlar için sadece bir araç, ne sanata, ne tarihe ne de Din'e saygıları var.
Kimin aklına gelir tarihi Ayasofya Camisini kamyon, vinç otoparkı yapmak?
“Türkiye garantili” diye aldığım robot süpürge, 2 ayda bozuldu. Servis“kullanıcı hatası” dedi, @XiaomiTurkiye ise “Bu ürün yurt dışı ürünü”dedi.Satışta yanlış bilgi verilmiş, sorumluluk? Yok. Mağaza, marka, distribütör… herkes birbirine bakıyor, müşteri ortada. 👀 #Xiaomi
Gencecik bir insanın ölümünden %100 sorumlu olan Zehra Kınık’ı, babasının nüfuzundan dolayı mahkemede böyle koruyan polisler, öğrencilere gelince eyleme katıldı diye işkenceyle göz altına alıyor.
Buyrun size adalet, buyrun size eşitlik.
23 yıllık AK Parti iktidarında Şişli Belediyesi’ne ilk kez Erdoğan resmi asılıyor. Onu da seçim kazanarak değil, atanan kayyumla yapıyorlar. Kayyumun koltuğa oturduğu ilk gün yaptığı işin Atatürk boyunda bir Erdoğan resmi astırıp poz vermek olması da sembolizme verdikleri önemi gösteriyor.
İmamoğlu soruşturmasında gizli tanığın, "Neva Organizasyon Şirketi belediyeye sahte fatura kesiyor" iddiasının doğru olmadığı; şirketin AKP döneminde 27 milyon dolarlık 12 ihale aldığı, İmamoğlu döneminde belediyeyle hiçbir ticari ilişkisinin olmadığı anlaşılalı birkaç saat oldu
GEZİ’de mesele nasıl sadece ağaçlar değildiyse, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Türkiye çapında başlatılan bu ikinci büyük isyan dalgasında da mesele sadece Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali veya 90 kişiyle birlikte göz altına alınması değildir.
Mesele sistem haline getirilmiş adaletsizliktir, hukukun araçsallaştırılması, biat etmeyene düşman hukuku uygulanması, kuralsızlık, yolsuzluk, kayırmacılık, nepotizm, zorbalık, keyfilik ve hesap vermezliktir.
Mesele öğrencisinden emeklisine, işçisinden memuruna halk açlık, yoksulluk, fakirlik, sağlıksız beslenme ve sağlıksız yaşam koşulları, işsizlik, çaresizlik ve kendisi ve ailesi için devasa bir gelecek kaygısı içinde perişan halde hayatta kalmaya çalışırken, iktidar mensuplarının ve yandaşlarının aşırı zenginleşmesi, çakarlı araçlar ve korumalarla, kaynağı belirsiz paralarla ultra lüks hayatlar yaşamalarıdır.
Mesele ehliyetsizlikten, liyakatsizlikten, denetimsizlikten Soma’da madende, Çorlu’da trende, Bozkurt’ta selde, Kartalkaya’da tatilde bir tek kişinin bile ölmemesi gereken yerlerde yüzlerce insanımızın ölmesidir.
Mesele durdurulamayan kadın cinayetleridir, iş kazalarında %90’dan fazlası önlenebilir sebeplerle meydana gelen ölümlerdir.
Mesele 6 Şubat depremlerinde, dışarı kaçabilmiş insanlar sokakta dehşet içinde kar, kış, yağmur, çamur altında, eksi derecelerde hayatta kalmaya çalışırken, 140 yıllık şanlı Kızılay’ın başkanının, depolarında bir alıcı çıkana kadar beklettiği çadırları satmasıdır, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanlarımızın, başında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olduğu işe yaradığı tecrübeyle sabit afetlerle mücadele sistemimiz yok edildiği için pisi pisine ölmesidir.
Mesele dinciliktir, Allah ile aldatmak, Kuran ile aldatmak, yaşam tarzı dayatması, özgürlüklerin kısıtlanması, çocukların zorla imam hatiplere yollanması, Türkiye’nin Araplaştırılması, camiye de, kışlaya da, her yere de siyasetin sokulmasıdır.
Mesele emperyalizmin Türk’e en büyük tuzağı, Ilımlı İslam diye hayatımıza soktuğu ve iktidar güçlendikçe Radikal İslam’a dönüşen Siyasal (CIA’SAL) İslam’dır ve onun iktidardaki elemanlarıdır.
Mesele bölücülüktür, bebek katili terör örgütünü muhatap almak, pazarlık etmek, 50.000 kişinin katili, ağırlaştırılmış müebbet cezasını çeken Teröristbaşı’nı TBMM’nde konuşturmaya çalışmak, Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 4 maddesine saldırmak, Anayasa’dan Türk’ü çıkarmaya çalışmak, Türk milletini var eden 30 küsur etnisiteden sadece birinin dili olan Kürtçeyi resmi dil yapmaya çalışmak, hepimizi bu ülkenin eşit, özgür ve egemen sahibi kılan Türk milleti tanımını ırkçılaştırmaktır.
Mesele bedeli Atalarımızın kanlarıyla ödenmiş büyük Türk milletinin biricik vatanına milyonlarca ne idüğü belirsiz Suriyelinin, Arap’ın, Afgan’ın, Pakistanlının, Afrikalının, bilmem nerelinin ortak edilmesi, yüz binlercesine yasa dışı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesidir.
Mesele Hudut Namustur diyerek binlerce şehit vermişken, kevgire döndürülen sınırlarımızdan önüne gelenin vatanımıza sokuşturulmasıdır, Ege’deki 20 Adamızın ve 2 Kayalığımızın Yunanistan’a terk edilmesi, diğer Yunan Adalarıyla birlikte bize karşı yasa dışı silahlandırılmasına göz yumulması ve egemenlik haklarımızdan tavizler verilmesidir.
Mesele madenlerimizin, ormanlarımızın, zeytinliklerimizin, SİT alanlarımızın, kıyılarımızın, doğal güzelliklerimizin ve her şeyimizin yağmalanmasıdır.
Mesele bütün sınav sorularının çalınması ve yandaşlara dağıtılmasıdır, Hakimlik Sınavında biri rekor kırarak iki kere birinci, bir kere sekizinci olan adayın her mülakatta ısrarla elenmesidir, mülakatı kaldıracağız sözü verdikleri halde asla yapmamalarıdır, Türk milletini cahil bırakmak için milli eğitimin sistematik olarak niteliksizleştirilmesidir.
Mesele Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Atatürk’e düşmanlıktır, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’in kazanımlarına düşmanlık, laikliğe düşmanlık, çağdaş dünyanın değerlerine düşmanlıktır.
Mesele hak temelli yaşam anlayışına karşıtlıktır, insan haklarına, kadın haklarına, çocuk haklarına, insanların farklı yaşam tarzlarına, hayvan haklarına, doğa koruma yasalarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne karşıtlıktır.
Mesele iktidarın 23 yıllık çok ağır bilançosunun ve iktidarda kaldıkları her günün, Türk milletinin yaşam kalitesini daha fazla mahvetmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını ve güvenliğini çok daha fazla tehdit etmesidir.
Mesele bu harika ve bereketli ülkede, muhteşem coğrafyada harika insanlarla birlikte hepimizin ortak geleceğidir. Hiçbir tek adamın hezeyanlarına ve sayesinde, oligarklaşanından kendi küçük çıkarlarının peşinde koşan vatan, millet sevgisinden yoksun yandaşlarına feda edilemez.
Bugünkü sokak hareketlerinin Gezi eylemlerinden çok temel bir farkı var. Gezi, ekonominin, hukukun görece çok daha iyi olduğu, memleketin milyonlarca düzensiz göçmenle dolmadığı, insanların bir şekilde gelirleriyle ev, araba alıp tatile gidebildiği bir dönemde, ağaçların kesilecek olması ihtimaline karşı olarak başlayıp, moderrn yaşam tarzına müdahale endişesiyle devam eden ve kapsamı bu çerçeveyle sınırlı olduğu için de -genellikle- seküler ve eğitimli kesimin başrolde olduğu bir hareketti.
19 Mart hareketiyse toplumda çok yüksek teveccühü olan, üst üste üç seçimde oylarını katlayarak en büyük kenti yöneten, ülke çapında her kesimden karşılığı olan bir siyasetçiye yapılan sayısız yargı hamlesinin en sonuncusunda göz altına alınması ve ortaya çıkan büyük haklı mağduriyet sonucunda gerçekleşiyor. Bu nedenle de sadece belli bir kesimin değil, genç yaşlı, modern muhafazakar, esnaf beyaz yakalı, köylü kentli herkesi kapsıyor ve yine iktidarın ve hatta belki de çoğumuzun beklemediği hızda büyümesinin sebebi de -ekonomik, hukuki ve sosyal koşulların da bu sürede çok geriye gitmiş olmasının etkisiyle- bu. Ve bu mağduriyet büyüdükçe kitlesel desteğin de artarak devam edeceği aşikar.
Deniyor ki ‘iyi de ya iddialar doğruysa?’ ‘Bir siyasetçi soruşturulamaz mı?’ Pek tabi soruşturulur, hatta hep soruşturulsun bana kalırsa da, burada soruşturmaların kamu vicdanında inandırıcı olabilmesi ve destek görebilmesi için hukuk organlarının tüm siyasetçilere eşit davranması gerekir. Kendi partisinin kurucusu tarafından başkenti idare ettiği dönemde şehri parsel parsel cemaate verdiği söylenen eski bir belediye başkanına veya bakanlığı döneminde kocasının firmasından bakanlığa dezenfektan sattığı ortaya çıkan eski bakana, Kızılay’ın çadırlarını sattığı bilinen zatı muhtereme, ne hikmetse hiçbir AKP belediyesine ve daha burada sayamayacağım yüzlerce dosyaya dokunmayıp bir tek İstanbul Belediye Başkanı’nın üstüne -üstelik başkanlığında pek çok danıştay incelemesi geçirmişken- dava üstüne dava açarsanız, sizden çıkarı olan yancılarınız ve seçmen kitlenizin en fanatik kesimi dışında kimseyi ikna edemezsiniz.
Bundan sonra ne olur? Kestirmek çok güç. Benim görüşüm, eğer muhalefet partileri gerçekten yeni bir Türkiye istiyorlarsa bir olup, yanyana durup sokaktaki büyük kitleleri yalnız bırakmaz, kitlelerse muhtemelen birkaç güne aralarına karışmaya yeltenen provakatörleri anında bastırıp bu büyük sesi barışçıl ve kararlı bir şekilde çıkarmaya devam ederlerse bu hukuk garabetinden geri adım atılması ve bir nebze olsun normalleşmemiz muhtemel diye ümit ediyorum.
Hepinizden nefret ediyorum.Katilsiz ve sistematik olarak izin verilen cinayetin olduğu bir yerde nefes almak imkansız. İnandığınız dini bile anlamamış ikiyüzlülersiniz. Hepiniz acılar içinde geberin ve mezarınız dahi olmasın! O hayvanların tırnağı kadar değeriniz yok gözümde!
İnsan olamamış bir marka @istikbal !Günümüzde kurumların çoğu sokak hayvanları için kampanyalar yaparak mağazaların önüne mama kabı, barınak koyup hatta hayvanların mağazada durmasına izin verirken böyle bir not yazıp utanmadan logonuzu da koymanız marka değeriniz için müthiş..
Galatasaray - Fenerbahçe süper kupa maçının Arabistan'da yapılması zaten başlı başına saçmalıkken bir de arapların küstahça talepleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Bizdeki arap hayranları da dahil bütün arapların ortak derdi Atatürk. Çünkü Atatürk en büyük cehalet düşmanıydı.
Reklam filminde eksikler var, ben tamamlayayım:
Aldıkları soğanın kilosu 30 TL.
Top oynayan çocukların ailesi asgari ücretle geçinmeye çalışıyor, ev sahipleri onları evden çıkarmak üzere.
T cetveliyle yürüyen üniversite öğrencileri barışçıl bir eyleme katıldıkları için üniversite tarafından yakın zamanda fişlenmişler. Disiplin soruşturmaları devam ediyor.
Arayan torununu ailesi ana okuluna vermek istiyor ama fiyatlar enflasyon dolasıyıyla uçmuş.
Manavın eşi ve kadın müşteri İstanbul Sözleşmesi kalktığından bu yana kendilerini daha az güvende hissediyor.
Biz vardık o yıllarda. Hizbullah'ın domuz bağıyla, kezzapla, jiletle yaptığı işkenceleri okuduk gazetelerde. Mezar evleri izledik televizyonlarda. Gaffar Okkan'a, Konca Kuriş'e ağladık. Biz vardık diyorum! Gördük! Gerçekti her şey! Bir koltuk uğruna bu kadarı çok fazla.