Eşit işi geçirilen süre olarak ele alan aklın ürettiği 'eşit iş eşit ücret' gelinen noktada sebep olduğu sorunları ek zamlarla çözmeye çalışırsanız olacak olan bu.Önce niteliği de içine alacak şekilde kanunu revize edin, sonra hak eden uzmana 30 bin değil 50 bin verin. Yazık...
Ülkede doktoralı kişi sayısının toplam nüfusa oranı %%2 seviyelerindeyken akademisyenlerin #akademikZam etiketi ile TT olması durumun ne kadar vahim ve acil olduğunu göstermek adına yeterlidir!!! Ki ülkede en az konuşan kesim akademiyken!!!
Böyle o kadar çok örnek var ki biz söylemeye utanıyoruz, sıkılıyoruz.
Bunları yayarak, destekleyerek bir farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz.
Hocalara #akademikzam etiketi açtıranlar utansın.
@erolozvar
@tokcem Sadece özel okul fiyatlarının bile her bir öğrenci için 300 bin TL den başladığı düşünüldüğünde hanenabaşı (4 kişi) 200 bin TL çok yüksek değil gibi...
Kamu İşvereni,
memurlara maaş zammında,
gerçeklerle uyuşmayan bir teklif getirince
memurlar hayal kırıklığına uğradı.
2026 için yüzde 10+6
2027 için yüzde 4+4
Bu teklifte;
Enflasyon gerçekliği nerede?
Taban aylığı nerede?
Refah payı nerede?
Geçmiş reel kayıplar nerede?
Geleceğin teminatı nerede?
Ücret adaleti nerede?
Bu teklif karşısında görüyoruz ki
Sayın Genel Başkan sükunetini zor tutuyor!
Cumhurbaşkanının verdiği sözlere uygun bir teklif getirilmesini bekliyor.
Gayet haklı ve gerçek bir tepki.
Zor zamanda
yükü paylaşan memur,
toplu sözleşme zamanında
neden
dışlanan memur oluyor?!
#YetersizTeklifeHayır
#akademikzam konusunda akademisyen meslektaşlarımdan ricam gelen yorumlara cevap vererek enerjinizi boşa tüketmeyin. Ülkede her vatandaşın kendi derdi, kendi yolu, kendi anlayışı var. Biz işimize odaklanalım. #akademikzam ülke adına bir beka sorunudur!!!
#akademikzam sadece bugünün değil aslında geleceğin sorunudur. Bugünün akademik camiası nasıl dünün kararlarının sonucuysa bugünün kararları da yarının sebebi olacaktır!!! Yarın tüh vah deyip akıllar başlara bile gelse telafisi en az 15 sene sürer!!! Yani asıl beka sorunu budur!
İzmir'e geliyoruz. Güzel İzmir'e.
28 Haziran Cumartesi günü İzmir'de bir konferansımız olacak.
Tüm dostları, dostları ile birlikte bekleriz.
Birlikten kuvvet doğar.
Sonu hayrolsun ama bugün 'Galiba bu sefer oluyor, istediğimiz herşeyi yapacağız/yaptıracağız' diyenler bir anda ellerindeki ki 'haklarını' da kaybedecekler gibi... Sanki birileri sınırları test ediyor gibi...
Türkiye’nin kalkınma aklını konuşmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz!
https://t.co/sQZh1Qc2mJ
Devletin hafızasını bilen, sistemin kodlarını çözen bir isim…
Fikri üretimden sanayiye, milli teknolojiden ekonomik bağımsızlığa uzanan bir vizyon…
Prof. Dr. Mete Gündoğan, bu hafta da Binici ile Söz Meydanı’nda derin analizleriyle karşınızda.
✔ Osmanlı’daki tımar sisteminin özü neydi?
✔Toprağın millete, yetkinin devlete, kazancın ise adil bölüşüme dayandığı o büyük sistem nasıl çalıştı?
✔Bugün ekonomik adalet nasıl sağlanabilir?
✔Özelleştirmelerle ne kaybettik, neyi yeniden inşa etmeliyiz?
✔Savunma sanayimiz gerçekten “yerli” mi?
✔Devlet aklı nasıl kurulur, sistem nasıl işler?
Muhammet Binici soruyor, Prof. Dr. Mete Gündoğan yanıtlıyor.
Geçmişin aklıyla bugünün sorunlarına ışık tutan bir yayın…
Muhammet Binici’nin Hazırlayıp Sunduğu Binici ile Söz Meydanı
Her Pazartesi 20:30’da Tivi6’da
Çünkü bazı sorular susturulamaz, bazı gerçekler ertelenemez…
@mtgundogan@MuhammetBinici
"Allah,ilmi insanlardan bir anda söküp almaz.Fakat âlimlerin ruhunu alarak ilmi alır.Nihayet geride tek bir âlim kalmadığında, insanlar cahil önderler edinirler.Onlara sorular sorulur ve bilgisizce fetva verirler.Böylece hem saparlar hem saptırırlar!”Buhârî,İlim,34
#akademikzam
Akademisyenlik bir ideal mesleği olmaktan gün geçtikçe uzaklaşmaktadır.
Mevcut sosyal ve ekonomik şartlarda nitelikli gençleri akademiye çekmek oldukça zor hale gelmiştir. Özveriyle, büyük bir sorumluluk ve yoğun emekle yürütülen bu meslekte, yalnızca fiili istifalar değil, giderek yaygınlaşan "sessiz istifalar" da dikkat çekmektedir. Artık birçok akademisyen mesleğini sadece bir görev olarak yerine getirmekte, idealizm yerini yılgınlığa, üretkenlik yerini tükenmişliğe bırakmaktadır.
Ülkelerin geleceği eğitim ve bilimle şekillenir. Eğitime ve bilime verilen değerin düştüğü toplumlarda; toplumsal gelişme sekteye uğrar, tüm toplumsal kurumlarda çöküş başlar. Tarih bunu bize defalarca göstermiştir.
İbn Haldun’un dediği gibi: “İlimin terk edildiği yerde cehalet yükselir.”
Bugün Türkiye’de akademisyenler yaşam maliyetleri karşısında ekonomik olarak ayakta kalmakta zorlanmaktadır. Büyükşehirlerde bu mesleklerde görev yapanların maaşları kirayla birlikte temel yaşam maliyetlerini ödemeye bile yetmez hale gelmiştir. Bunun sonucunda yetenekli gençler daha kolay para kazanabilecekleri meslekelere ya da yurtdışına yönelmekte, beyin göçü artmaktadır. Üniversiteler üretkenliğini ve cazibesini kaybetmektedir. Akademik motivasyon düşerken, bilimsel yayın ve proje üretimi yavaşlamaktadır.
Dünya Bankası ve OECD verilerine göre, Türkiye bilimsel Ar-Ge yatırımlarında gelişmiş ülkelerin oldukça gerisindedir. Üniversitelerimizdeki öğretim üyeleri sayısı hızla artsa da, bilimsel üretkenlik, yayın başına alıntılanma oranı ve uluslararası işbirlikleri azalmaktadır.
Bu tabloyu tersine çevirmek, yalnızca akademinin değil, ülkenin bekası açısından zorunludur. Bilim insanına yatırım yapmak, aslında bir ülkenin geleceğine yatırım yapmaktır.
Bu yüzden buradan açıkça çağrıda bulunuyorum:
• Akademik personelin özlük hakları derhal iyileştirilmelidir.
• Gençlerin akademiyi bir kariyer hedefi olarak görmesi için ekonomik ve sosyal teşvikler artırılmalıdır.
• Bilimsel liyakat yeniden esas alınmalı, bilim insanları hak ettikleri saygı ve desteği görmelidir.
Bilim ve akıl susarsa toplum kararır.
Unutulmamalıdır ki; eğitimi, araştırmayı, sorgulamayı değersizleştiren hiçbir toplum uzun süre ayakta kalamaz. Bugün bilim insanlarını görmezden gelenler, yarın güvenlik, ekonomi, sağlık, adalet gibi tüm alanlarda çözülen bir sistemle yüzleşecektir. Eğitim ve bilime sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır. @ykalitekurulu@YuksekogretimK@tcbestepe@tcmeb #akademikzam
“Ceza kanunları ağır olabilir, ancak uygulanmıyorsa caydırıcılık ortadan kalkar."
"Yasaların varlığı değil, uygulanabilirliği marjinal maliyeti belirler.”
Gary Becker – “Crime and Punishment: An Economic Approach” (1968)
Bende söylerim, Nobel'im nerde??? :D
#GeceyeNotum
"Büyümek" başka,
"Kalkınmak" bambaşka bir şeydir!
Bugün televizyonlarda, haber sitelerinde, ekonomi yorumlarında en çok duyduğumuz kelimelerden biri: "büyüme"dir.
"Ekonomimiz yüzde 5 büyüdü!"
"Sanayi üretiminde rekor artış!"
"İhracat patladı!" vs. vs...
Peki,
büyüyoruz AMA kalkınıyor muyuz?
İşte gerçek soru budur.
Ve cevabı en çok karıştırılan sorulardan biridir.
ÇÜNKÜ "Büyüme",
"Kalkınma" DEĞİLDİR!
Birçok insan ve ne yazık ki birçok yetkili,
bu iki kavramı birbiriyle karıştırıyor.
Oysa aralarında çok temel bir fark vardır.
Büyüme,
ekonomideki rakamsal artıştır.
Gelirin, üretimin, tüketimin sayısal olarak yükselmesidir.
Kalkınma ise,
bu artışın toplumun hayatına, adaletine, sağlığına, eğitimine nasıl yansıdığıyla ilgilidir.
Yani,
"Büyümek", ortak kasanın dolmasıdır.
"Kalkınmak" ise halkın yaşamının iyileşmesidir.
Hükümetler,
genellikle büyüme ile ilgilenirler. Halkın dikkatini büyüme üzerine çekerler.
Yılda şu kadar büyüyeceğiz, bu kadar büyüyeceğiz diye plan program yaparlar.
Çünkü
Hükümetler için büyüme kolay ölçülür.
GSYH gelir verisi tabloya yazılır. Oran hesaplanır. Sonra da “yüzde 5 büyüdük” denir.
İşte bu kadar!
AMA
kalkındık mı?
Gelir adil dağılmış mı?
Gençler nitelikli eğitim alabiliyor mu?
Sağlık hizmeti yeterli ve erişilebilir mi?
İşçi emeğinin karşılığını alıyor mu?
Kadın istihdamı artmış mı?
Aileler mutlu mu?
Bu soruların cevabı daha karmaşıktır.
Rakamla değil, yaşamla ölçülür.
Bu nedenle çoğu yönetim, büyümeyi konuşur
LAKİN
kalkınmayı konuşamaz.
HALBUKİ
halk için önemli olan kalkınmadır.
Bir ülke büyüyebilir AMA halkı yoksulluk içinde kalabilir.
Büyük binalar yapılabilir AMA eski ve sağlıksız binalarda insanlar yoksul yaşayabilir.
İhracat artabilir AMA asgari ücretli sofrasına et koyamaz.
İşte bunun için
şu farkın hiç unutulmaması gerekir.
Hükümetler büyüme ile ilgilenir.
Halk ise kalkınma ile ilgilenmelidir.
Çünkü büyüme,
herkes için iyi bir şey olmayabilir.
Ama kalkınma, herkes için iyidir.
Büyüme kalkınmayı getirmez
AMA
kalkınma büyümeyi getirir.
EĞER
bir ülkenin ekonomisi büyüyor
AMA
halkın yoksulluğu artıyorsa,
eşitsizlik derinleşiyorsa,
işçiler hakkını alamıyorsa,
üniversiteliler işsiz dolaşıyorsa, ...
o ülke yalnızca büyümüş, ama kalkınamamıştır.
Artık ekonomi haberlerinde kulağınıza
“büyüme”
lafı çalındığında, hemen şu soruları sorun:
Büyüyen kim?
Bu haber kimi ilgilendiriyor?
Kalkınma ne zaman başlayacak?
ÇÜNKÜ
"Büyüme" hükümetlerin illüzyonu,
"Kalkınma" ise
halkın gerçek meselesidir.
Gerçeklerden uzaklaşmayın...
🎙️ Prof. Dr. Mete Gündoğan’la gerçekleştirdiğimiz programda ekonomiyi konuştuk ama alıştığınız gibi değil…
https://t.co/QzOXnth4MH
Ne kafa karıştıran terimlerle ne de halktan kopuk teorilerle.
🔎 Ekonomik krizlerin, yoksulluğun ve adaletsizliğin temelinde aslında tek bir şey yatıyor:
⚖️ Denklik bozuldu, mizan kayboldu.
Mete Hoca, Denklik (Mizan) Teorisi ile ekonominin özünü öyle sade anlattı ki…
Anladık ki mesele para değil; mesele değer, denge ve adalet!
💡 İsraf eden bir düzenin içinde üretimden koparılan toplumun nasıl borca mahkûm edildiğini,
💡 Tüketim bağımlılığıyla denklik ilkesinin nasıl altüst olduğunu konuştuk.
Ve en önemlisi şunu gördük:
✅ Ekonomi düzelir, çünkü çözüm var.
✅ Mizan’a yani dengeye dönmek bu kadar basit.
📌 Adil bir ekonomik düzen için önce dengeyi, yani mizanı yeniden kurmamız şart.
📺 Programı izleyin, siz de anlayacaksınız:
Ekonomiyi düzeltmek için devrim değil; denge, akıl ve adalet yeterli
https://t.co/QzOXnth4MH
@mtgundogan
Muhammet Binici’nin Hazırlayıp Sunduğu Binici ile Söz Meydanı Programında Bu Hafta
https://t.co/Urk2uRnupm
Bilimin, sistemin ve üretimin akılcı sesi…
Bir ayağı akademide, diğer ayağı sanayide!
Avrupa'nın önde gelen otomotiv merkezlerinden TÜBİTAK’a, Devlet Planlama Teşkilatından Meclis’e uzanan birikimiyle…
F-16’lardan özelleştirilen fabrikalara kadar Türkiye’nin kalkınma hikâyesinde iz bırakan bir mühendis, bir stratejist, bir akademisyen..
Yazar, Akademisyen Prof. Dr. Mete Gündoğan,*l
“Binici ile Söz Meydanı”nda geçmişi, bugünü ve geleceği konuşacak.
Devlet aklı, yerli, milli üretim ve sistem kurma bilinci üzerine çarpıcı analizler bu programda!
Gelecek nesillere sağlam bir gelecek kurmak mümkün mü?
Cevabı Muhammet Binici’nin hazırlayıp sunduğu Binici ile Söz Meydanı Programında
Binici ile Söz Meydanı Her Pazartesi 20:30’da Tivi6’da
Çünkü bazı sorular susturulamaz, bazı gerçekler ertelenemez…
Kaçırmayın!..
@mtgundogan@MuhammetBinici@tivi6medya
Muhammet Binici’nin Hazırlayıp Sunduğu Binici ile Söz Meydanı Programında Bu Hafta
Bilimin, sistemin ve üretimin akılcı sesi…
Bir ayağı akademide, diğer ayağı sanayide!
Avrupa'nın önde gelen otomotiv merkezlerinden TÜBİTAK’a, Devlet Planlama Teşkilatından Meclis’e uzanan birikimiyle…
F-16’lardan özelleştirilen fabrikalara kadar Türkiye’nin kalkınma hikâyesinde iz bırakan bir mühendis, bir stratejist, bir akademisyen..
*Prof. Dr. Mete Gündoğan,*
*“Binici ile Söz Meydanı”nda* geçmişi, bugünü ve geleceği konuşacak.
Devlet aklı, yerli, milli üretim ve sistem kurma bilinci üzerine çarpıcı analizler bu programda!
Gelecek nesillere sağlam bir gelecek kurmak mümkün mü?
Cevabı *Muhammet Binici’nin hazırlayıp sunduğu Binici ile Söz Meydanı* Programında
Binici ile Söz Meydanı Her Pazartesi 20:30’da Tivi6’da
Çünkü bazı sorular susturulamaz, bazı gerçekler ertelenemez…
Kaçırmayın!..
@mtgundogan@MuhammetBinici@tivi6medya
https://t.co/QJhgEehlIp