İki sene önce heykeli dikilmek istenen, adına şarkılar yazılan futbolcunun
bugün sinkaflı cümlelerle ayrılığına seviniliyorsa bu mecrada;
bu mecradaki sevgiyi de nefreti de kimse kendine rehber edinmesin.
Bir bakmışsın “Sen yürü abi arkandayız” diyenlerin hepsi toz olur…
Sen gittin ama aşkın burada kaldı.
Çünkü bazı kaptanlar soyunma odasını terk eder,
ama kalpleri asla terk etmez.
AŞKIN OLAYIM ❤️
Hoşçakal
Galatasaraylı Mauro İcardi
İki kez cezaevine girip çıkmış, dolandırıcılığı tescilli bir adam nasıl oldu da "ülkenin en güvendiği adam"lardan biri oldu?
Ya da ona güvenenlere şöyle sorayım: En son bir devlet kurumuna ne zaman güvendiniz?
Soruyu şöyle çevirelim: Kızılay depremde çadır "sattı" haberine kızdığınızda, o çadırların yurtdışı için üretilmiş logosuz stokun maliyetine devri olduğunu, Kızılay'ın görev tanımının bile dışına çıkıp bu işi başardığını ve neticede Haluk Levent'in AHBAP'ı tarafındandolandırılmayan nadir yapılardan biri olduğunu bilseydiniz fikriniz değişir miydi? Yoksa öfkeniz, ayrıntıyı gereksiz mi kıldı?
Levent iki kez cezaevine girmiş. 1997'de karşılıksız çekten, 2010'da dolandırıcılıktan. Sabıka değil sicil; yani alenen, kamuya açık. Buna rağmen 6 Şubat depreminin ardından bazı araştırmalarda "Türkiye'nin en güvenilir insanı" oldu!
7 milyar TL bağış toplandı; hesabı sorulmadı, sormaya kalkanı linç ettiler. Zaten denetim belgesi de hiç yayımlanmadı. Şimdi 990 milyon liralık bahis kaydı ve 120 milyon liralık dernek transferiyle yargılanıyor; yakalanırken deniz yoluyla Yunanistan'a kaçmaya çalışıyordu.
Peki kendine sormayacak mısın; devlete neden güvenmedim de dolandırıcılığı tescilli birine bu kadar güvendim?
Devlete güvenmemenin sebebi gayrisafi yurtiçi milli hasılasına oranla dünyanın en fazla sosyal yardım yapan ülkesinin devleti olmasından mı?
Van'da, İzmir'de, Kahramanmaraş'ta kalıcı konut diken, şimdiye dek tüm deprem imtihanlarından alnı açık biçimde çıkmış bir devlet olmasından mı?
Tam tersine bu kapasiteyi görünmez kılan, tüm devlet kurumlarını tek bir siyasi ret içinde eriten o körelmiş bakıştan geldi.
Siyasi kutuplaşmanın en tehlikeli yan etkisi, onu yaşayan için görünmez olmasıdır.
Muhalefet bloku yıllar içinde şöyle bir denklem kurdu: "devlet = AK Parti = güvenilmez." Bu apaçık bir bilişsel bir patolojidir. Kızılay eleştirildi ama sonuç ironik: Çadırları satan Kızılay, AHBAP'ın dolandıramadığı nadir kurumlardan biri olarak tarihe geçti.
Haluk Levent'e duyulan güven de aynı kör noktanın ürünüydü. İktidar karşıtıkonumlanması, onun hakkında bilmek istemediğiniz her şeyi örttü. Sicil, belge, denetim talebi... Hepsi "yanlış cephenin söylemi" olarak işlenebildi.
Siyasi kimlik bir merceğe değil, filtreye dönüştü. O filtreden bakınca da 7 Şubat'a dek yaşanılmış her depremde vatandaşına destek olmuş devlet gerçeğini göremez oldunuz, ama iki kez dolandırıcılıktan hapis yatmış adama tüm bağışlarınızı akıtmayı sadece hayırseverlik değil; AK Parti karşıtı performansınızın bir manevi tatmini olarak da yaşayıp neticede en olmayacak kişiyi yücelttiniz.
Haluk Levent bireysel bir ahlak sorunudur. Eyvallah.
Ancak onu bu kadar el üstünde tutup güvenen mekanizma ise kolektif bir akıl tutulmasının sorunudur. İkincisini tartışmadan birincisini anlatmak, hikâyenin en ağır yarısını atlamak demektir. Yine olmaması için aynaya bakıp teşhisi önce doğru yapın derim.
🇹🇷 Ülkemizin bütünlüğünü bölmeye yönelik hain darbe girişiminin 10. yılında şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.
#15TemmuzDemokrasiveMilliBirlikGünü
Oğuzhan Uğur (2023 Röportaj)
"Devletimiz burada, AFAD burada' diyemediler. Biz oradaydık daha önce çünkü. Bizden başka yardım yapan yok"
Oğuzhan Uğur (9 Şubat 2023)
"Kandırılıyorsunuz"
Oğuzhan Uğur (14 temmuz 2026)
"Devletin resmi kurumları dışında hareket etmemenin önemini görmüş olduk…"
Özellikle para ve iktidar mevzu bahis olduğunda, hayatta tesadüfe yer yoktur.
Haluk Levent Oğuzhan Uğur
Ahbap Devlet Çadır Kızılay
https://t.co/VxVUClAyBx
AHBAP Soruşturması Nasıl Başladı?
İş adamı Hüseyin Başaran'ın (2018 yılında uçak kazasında kızını kaybetti) Haluk Levent tarafından dolandırıldığı öğrenildi.
▪️Haluk Levent'in "üniversitede okuyan kimsesiz kız çocuklarına yurt yaptırmak amacıyla Başaran grubunun elinde bulunan gayrimenkulleri" Ahbap derneği adına satın almak istedi.
➖ Hüseyin Başaran kızını kaybetmenin acısıyla kimsesiz kız çocuklarını desteklemek istedi; ancak Levent'in 60 milyon dolar değerinde 22 taşınmazı aldığı, ücretini ödemediği ve bu gayrimenkullerin söylenen amaçla kullanılmadığı ortaya çıktı.
İstanbul Başsavcılığı'nın Haluk Levent hakkındaki açıklaması:
"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız nezdinde yürütülmekte olan ve konusunu “Ahbap Derneği adına bazı şüphelilerin hesaplarına yüksek miktarlı para transferleri yapıldığına” dair iddianın oluşturduğu 2025/53115 sayılı soruşturmaya dair yapılan soruşturma işlemleri, deprem bağışlarının yurt dışına kaçırıldığına ve amacı dışında kullanıldığına dair iddiaların artması üzerine derinleştirilmiştir.
Derinleştirilen soruşturma işlemleri çerçevesinde;
Derneğin kurucu olan Haluk Levent’in, çok sayıda şüphelinin hesabını kullandığı, bu hesaplardan birinin asistanı Yeliz Kaya adına olduğu, şüpheli Yeliz Kayanın şahsi hesabı olan ve şüpheli Haluk Levent tarafından kullanılan hesaplara, Ahbap Derneğinden yaklaşık 120 Milyon TL para akışı tespit edildiği,
Yine şüpheli Haluk Levent tarafından kullanılan ve dernek kurucularından olan şüpheli Alper Çelik hesaplarından 2020-2026 yılları arasında 990 Milyon TL yasal bahis oynandığı ve yaklaşık 390 Milyon TL para kaybedildiği, şahsi banka hesabı kullanamayan, ticari işlerde kullandığı çekler karşılıksız çıkan şüpheli Haluk Levent’in bu hacimde bahis oynamış olmasının şüpheleri artırdığı, derinleştirilen soruşturma işlemleri kapsamında yurt dışı yasağı tedbiri uygulanan şüphelinin yurt dışına kaçma hazırlıkları yapması üzerine operasyon ve yakalama sürecinin başlatıldığı,
Bunun yanında farklı bir soruşturma kapsamında da dernek ismi ve bağış vaadi kullanılarak şüpheli tarafından mağdurlardan gayrimenkul alındığı ancak Yeliz Kayanın şahsına aktarılan gayrimenkullerin daha sonra farklı şüpheliler adına tescil edildiği, bu kapsamda yaklaşık 60 Milyon USD mağduriyet yaratıldığı,
Dernek hesaplarının kambiyo senetleri ve şahsi hesaplara aktarılarak boşaltıldığına dair ciddi emareler bulunduğu, derneğe ait gayrimenkullerin, şüphelilerin şahısları adına tescil edildiği,
6 Şubat 2023 tarihli deprem felaketinin yarattığı menfi ve acı dolu duygular altında bulunan, yardımda bulunmak isteyen hassas vatandaşlarımızın bağışlarının, şüphelilerce şahsi hesaplara aktarıldığı, bahis oynandığı, üçüncü kişilere aktarıldığı tespit edilmiş olup şüpheliler gözaltına alınmıştır."
İran'ın devlet TV sunucusu:
"Lindsey Graham'ın cehennemin dibine gitmesini diliyorum. Amerika'nın savaş yanlısı ve İran karşıtı senatörünün ölümünü büyük İran milletine armağan ediyorum."
2004 yılında ülkemiz yine bir NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyordu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, henüz çiçeği burnunda sayılacak bir Başbakandı. Ne var ki o tarihi zirvenin fotoğraflarında çok önemli bir eksik vardı: @EmineErdogan yoktu.
Zira o günün Türkiye’sinde başörtüsü, “kamusal alan bekçileri”nin her yerden dışladığı, devletin en görünür alanlarında var olması dahi düşünülemez bir gerçeğimizdi. Resmî davetler, resepsiyonlar ve uluslararası organizasyonlar, sanki ülke kadınlarının yarısı başörtülü değilmiş gibi organize edilirdi. Görünmez kılarsak, görünmez olurlar diye umut edenlerin sesi daha gür çıkıyordu.
Aradan geçen 22 yılın ardından yine bir NATO Zirvesi… Bu kez Emine Erdoğan, dünyanın dört bir yanından gelen lider eşlerini ev sahibi sıfatıyla ağırlıyor. Bu fotoğrafın anlamı yalnızca diplomatik protokolden ibaret değil. O kare, yıllarca “buraya giremezsiniz” denilen kadınların, aynı mekânlarda bugün ülkelerini lâyıkıyla temsil edebildiğinin sembolüdür. Bugün düzenlenen NATO Zirvesi, mezkûr çelişkinin en çarpıcı sembollerinden biri de oldu aynı zamanda..
Başörtüsü yasağını yaşamamış kuşaklar için bunu anlamak kolay olmayabilir. Fakat o yılları hatırlayanlar bilir; mesele sadece sembolik değildi. Üniversite kapılarında dökülen gözyaşlarıydı, meslek hayallerinin yarım kalmasıydı, devletin kendi vatandaşına “sen eksiksin” demesiydi. Bu yüzden bugün ortaya çıkan normalleşme, yalnızca siyasetin değil, toplumsal hafızamız için de önemli bir eşiktir.
Gençliği başörtüsü mücadelesinin gölgesinde geçmiş bir kadın olarak, benim için bu değişim yalnızca bir protokol fotoğrafı değil; uzun yıllar sabırla verilen bir hak mücadelesinin sessiz ama güçlü bir neticesidir. Bazı fotoğraflar tarihe sadece kimlerin yer aldığıyla değil, yıllarca kimlerin dışarıda bırakıldığını hatırlattığı için geçer.
Kısa bir yazının gövdesinin kaldıramayacağı kadar büyük acılar yaşandı ama o fotoğrafla aynı benim gibi şifa bulan milyonlarca kadınımız olduğuna adım gibi eminim. Kıymetli Emine Erdoğan Hanımefendi nezdinde emeği geçen herkese muhabbet ve minnetle…
Başlık: Türkiye, nasıl Avrupa savunmasının esas unsurlarından oldu?
Ukrayna'ya insansız hava araçlarının yanı sıra, Türkiye Polonya'ya elektronik harp ve radar sistemleri sattı, Portekiz için deniz lojistik gemilerinin inşasına başladı ve önümüzdeki birkaç yıl içinde İspanya'ya ileri jet eğitim uçakları teslim edecek.
Burhanettin Bulut’un, Aziz İhsan Aktaş’tan 1 milyon dolar aldığı ve kimlere dağıttı iddianamede yer almıştı!
🔹 Bugünkü Youtube videosunda Yılmaz Özdil: "Burhanettin Bulut bana yayın karşılığı sözleşme teklif etti; televizyon, internet sitesi ve trollerin fonlandığını itiraf etti." ifadelerini kullandı.
🔹 Burhanettin Bulut da kendisine: "Gazetecilerle ticari ilişki kurulmasını doğru bulmuyorum." yanıtını verdi.
2025 YILINDA ORTAYA ÇIKAN İDDİANAMEDE
Aziz İhsan Aktaş’ın ifadesi ve bilirkişi raporlarına göre; Burhanettin Bulut’un adı 1 milyon dolarlık rüşvet paylaşımı iddiasında geçmişti.
Aziz İhsan Aktaş iddianamesinde, Aktaş'ın şirketine Seyhan Belediyesi'den hakediş ödemesi yapılması karşılığı CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut'a 1.000.000 dolar verildiği iddiasında bulunmuştu.
Aynı iddianamede CHP'li eski Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın Halk TV, KRT ve TELE1 gibi televizyonlara, Nevşin Mengü, Altan Sancar ve İsmail Küçükkaya isimli gazetecilere PR kapsamında ödemeler yaptığı tespit edilmişti.
Bugünkü YouTube yayınımda Özgür Özel yönetiminin medyadan sorumlu kişisi Burhanettin Bulut’un bana sözleşmeyle para teklif ettiğini, reddettiğimi, gazeteci kiralamanın “demokrasi suçu” olduğunu anlattım. X’ten cevap vermiş, “bu kadar kötülüğü niye tercih ediyorsunuz” diyor… Gazeteci olarak herhangi bir siyasi partiden para almamak “kötülük tercihi”yse, çok şükür ölene kadar tercihim bu.