MASMAVİ AKIŞTA BENLİK; TANPINAR’DAN BAĞLANTISALLIK BİLİMİNE
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın
“Ne içindeyim zamanın…” dizeleriyle başlayan şiiri, Türk edebiyatının en derin varoluş metinlerinden biridir. Bu şiir, yalnızca estetik bir deneyim değil; aynı zamanda insanın zaman, benlik ve evrenle ilişkisini yeniden tanımlayan sezgisel bir teoridir. Bugün modern nörobilim ve ağ bilimi perspektifinden bakıldığında, Tanpınar’ın bu dizeleri şaşırtıcı biçimde “bağlantısallık” temelli bir varlık anlayışına karşılık gelir.
Zaman: Parçalı değil, sürekli bir akış
Şiirin ilk dizeleri:
“Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında”
klasik zaman algısını kırar. Newtoncu zaman anlayışında zaman, ardışık ve ölçülebilir bir çizgidir. Oysa Tanpınar’ın “yekpare an”ı, sürekliliği ve bölünemezliği ifade eder. Bu yaklaşım, modern fizikteki süreklilik kavramı ve nörobilimdeki akış, “sürekli işlem” (continuous processing) modeliyle örtüşür.
Bağlantısallık bilimi açısından zaman, olayların sıralanması değil; ilişkilerin sürekliliğidir. İnsan, zamanın içinde ilerleyen bir nesne değil, zamanın akışında oluşan bir örüntüdür.
“Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil”
Bu dizeler, benliğin çözülmesini anlatır. “Hafiflik”, yalnızca şiirsel bir duygu değil, ontolojik bir durumdur. Sabit, ağır, sınırları belirli bir “ben” yoktur. Yerine, akışkan ve değişken bir varoluş geçer.
Modern nörobilimde benlik, sabit bir merkez değil; beynin farklı bölgeleri arasındaki dinamik etkileşimlerin bir sonucu olarak görülür. Connectome (bağlantı ağı) sürekli değişir; dolayısıyla benlik de sürekli yeniden oluşur.
Bu bağlamda Tanpınar’ın hafifliği, şu bilimsel gerçeğin şiirsel karşılığıdır:
👉 Benlik, bir nesne değil; bağlantıların akışıdır.
Zihin: Öğüten bir ağ sistemi
“Başım sükûtu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen”
Zihin burada enformasyon sistemidir. Gelen veriyi işler, dönüştürür ve anlam üretir. Bu metafor, çağdaş nörobilimdeki “predictive processing” ve “network dynamics” yaklaşımlarına oldukça yakındır.
Beyin, dış dünyayı pasif biçimde algılayan bir yapı değil; sürekli tahmin eden, güncelleyen ve bağlantılar kuran bir sistemdir. Tanpınar’ın “değirmeni”, bu sürekli dönüşümün şiirsel ifadesidir.
Dünya: Dışımızda değil, içimizde köklenen ağ
“Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim”
Bu dize, şiirin en güçlü ontolojik önermesidir. Dünya, insanın dışında duran bir nesne değildir. İnsan ve dünya, karşılıklı olarak birbirinin içinde köklenir.
Bu yaklaşım, Spinoza’nın “içkin varoluş” anlayışıyla ve modern ekolojik düşünceyle örtüşür. Bağlantısallık bilimi açısından ise bu, açık bir sistem tanımıdır:
İnsan, çevresinden bağımsız bir varlık değil; onunla birlikte oluşan bir ağ düğümüdür.
Masmavi Akış: Bilincin ve varlığın ortak alanı
“Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.”
Bu son imge, şiirin zirvesidir. “Mavi ışık”, sınırların ortadan kalktığı bir varoluş alanını temsil eder. Öznenin ve nesnenin ayrımı silinir; geriye yalnızca akış kalır.
Yaşamdaşlık Perspektifi: Birlikte varoluşun şiiri
Bu şiir, Yaşamdaşlık yaklaşımı açısından şu temel önermeleri içerir:
•Varlık, bağımsız birimler değil; ilişkiler ağıdır
•Benlik, sabit değil; akışkan bir süreçtir
•İnsan ve dünya ayrı değil; birbirine köklenmiş yapılardır
•Zaman, parçalı değil; sürekli bir oluş halidir
Tanpınar, bilimsel bir dil kullanmaz; ancak sezgisel olarak, günümüzün bağlantısal evren anlayışına ulaşır.
Sonuç: Şiirden bilime uzanan bir köprü
Tanpınar’ın dizeleri, edebiyat ile bilimin iki ayrı alan olmadığını gösterir. Şiir, bazen bilimin henüz kavramsallaştıramadığı gerçeklikleri sezgisel olarak yakalayabilir.
Bugün bağlantısallık bilimi bize şunu söylüyor:
Evren, nesnelerden değil ilişkilerden oluşur.
Yaşam, bu ilişkilerin sürekliliğidir.
Tanpınar ise bunu yıllar önce tek bir imgeyle ifade etmiş:
“Masmavi bir ışığın ortasında yüzmek”
Bu cümle, belki de yaşamın en sade ama en derin tanımlarından biridir.
Foto: patricia realign
Mimar Sinan, Süleymaniye Külliyesi'ni inşa ederken, caminin kaymaması için deniz kotuna kadar set duvarları yapmıştı. Google Gemini'dan 1875 tarihli Sabah & Joaillier panoramasında* bu set duvarlarını işaretlemesini istedim. Rabi ve Salis Medreseleri ile bir ahşap konağı da işaretlemiş. Medreseler de caminin kaymasını engelliyor olabilir. Ahşap konağın arkasında da bir set duvarı olduğunu düşündü sanıyorum.
*@Ist_Arast_Enst arşivi, FKA_002540
Ozan Güven’in Armağan Çağlayan’a verdiği röportajın tamamını izledim. İzlerken özellikle radikal şefkat perspektifini korumaya çalıştım, yani her insanın, en “kötü” nün bile bir hikayesi, bir acısı, bir kırılganlığı vardır.
Ancak buna rağmen bu röportajın iyi niyetli bir yüzleşme alanı sunduğunu düşünmüyorum.
Röportajda Armağan Çağlayan’ın “başka şeylere inandık” ifadesi, Ozan Güven’in de “olmayan şeyler” vurgusu şaşırtıcıydı. Türkiye’de kadına yönelik şiddet vakalarında yargı süreçlerinin erkek lehine işlediğini bildiğimiz halde olayın “aslında öyle olmadı” çerçevesinde yeniden kurulmaya çalışılması bir aklama çalışması.
Röportaj boyunca Ozan Güven’in kurduğu bir anlatı hattı da şu:
“3 yaşından beri annemi koruyorum, anneme baktım, kadınlarla büyüdüm, kadın ayakkabıcısında çalıştım, annemden kerteriz aldım, kadınlarla aram hep iyi oldu, ben kadına şiddet uygulayacak biri miyim, zaten kadına şiddeti kim savunur?”
Kurulan “iyi insan anlatısı” bireyin belirli davranışlarda bulunamayacağını kanıtlamaz. Nitekim pek çok “saygın aile babası mevki sahibi insan” şiddet ve istismar uyguluyor, bunun sayısız örneği ile dolu bu ülke. İnsan davranışı lineer ve tek boyutlu değil, bakım veren, sevgi dolu, sosyal olarak kabul gören kişiler de zarar verici davranışlar sergiliyor. Nazi subaylarının da çok sevdikleri çocukları vardı mesela.
Röportajın genel atmosferi ve Ozan Güven’in söylemi büyük ölçüde “ben aslında iyi bir insanım”, “ben bu dünyaya uygun biri değilim”, “kendimi ifade edemedim ama beni bilen bilir” hattında ilerledi, sürekli ahlak / erdem sinyalleme yapıldı.
Bütün bu çerçeve içinde röportajda gözlemlediğim ton bana gerçek bir özeleştiri veya olgunlaşmış bir sorumluluk anlatısından ziyade, kırılgan narsisistik bir söylem izlenimi verdi. Güven yaşadığı haksızlık sonucu kendini geri çekmiş bir mağdur olarak konumlanmış ama hiçbir gerçek duygu, yüzleşme, sahicilik de yok.
Yani Ozan Güven açısından da kötü bir iş olmuş, bari bir kadına izlettirselerdi diye düşündüm.
Ancak asıl itirazım şuna:
En hoşlanmadığımız, en sert şekilde eleştirdiğimiz insanların bile kendilerini ifade etme hakkı vardır. Bu röportajın yapılması bence yanlış değil. Aynı şekilde bir programcıya “onu çıkar, bunu çıkarma” diye sansür uygulanması da doğru değil.
Ancak kamusal alan sadece ifade özgürlüğünden ibaret değildir, aynı zamanda etik duyarlılık ve bağlam bilinci de gerektirir.
Türkiye’de neredeyse her gün yeni bir kadına yönelik şiddet vakasının ortaya çıktığı, kadın cinayetlerinin toplumsal bir travmaya dönüştüğü bir ülkede böyle bir röportajın zamanlaması çok çok çok kötü. Bari bu hafta yayınlanmasaydı bu röportaj, kadınlara bu kadar saygı olsaydı. @Armagan_caglaya
The percentage of child dead in the Ukrainian conflict is 0.3%.
Zero point three per cent.
The percentage of child dead in the Gaza conflict is 37.7%.
Thirty seven point seven per cent.
In a single statistic, there you have the difference between a war and a genocide.
Gazze’den 14 bin kilometre uzaklıktaki Sidney’de onbinlerce Avustralyalı kendilerine benzemeyen, aynı dili konuşmayan, aynı dine inanmayan Gazzeliler için yağmurda yürüdü.
İsrail’in uzun vadede kaybedeceği savaş tam olarak bu işte.
🚨80% of Gazans killed today were murdered at GHF sites by the IDF while waiting for FOOD
Not in "battles", not in "surgical strikes", not in "Khamas tunnels"... just starving children, women & men lured into death traps with a false promise of food then gunned down sadistically
İzmir’in Ödemiş ilçesinde devam eden orman yangını söndürme çalışmalarında görev alan İbrahim Demir’in yaşamını yitirdiğini, Ragıp Şahin’in ise yaralandığını büyük bir üzüntüyle öğrendik.
Hayatını kaybeden İbrahim Demir’e
Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve
tüm Orman Genel Müdürlüğü camiasına
başsağlığı diliyoruz. Yaralanan Ragıp Şahin’e acil şifalar diliyoruz.
Orman yangınlarıyla mücadele eden
Orman Genel Müdürlüğü ekiplerine ve
tüm emeği geçenlere minnettarız.
@OGMgovtr
Belgian MEP Marc Botenga:
“Let’s be absolutely clear: the people of Gaza are being executed by Israel.”
“They lure starving civilians with promises of food, only to open fire on them. Hundreds have been killed while simply waiting for aid.”
“These are crimes against humanity.”
Zeytin
Hükümet, zeytinlikleri madene açmak için
2003
2006
2008
2009
2010
2013
2014
2017
2022 (1 Mart)
2022 (10 Aralık)’de yani 22 yılda 10 kez girişimde bulundu. Bazıları yargıdan döndü bazıları toplumsal baskıdan geri çekildi.
Şimdi yeni bir yasa taslağı Meclis’te görüşülüyor. Bu 11. girişimde de zeytin kazanacak.👇👇
Yargı kararlarına rağmen zeytin katliamından vazgeçilmiyor https://t.co/V3Ebyiqoc7
On the Gaza Humanitarian Foundation: They should have called it the Gaza Hunger Foundation or, perhaps, the Gaza Homicide Factory. The GFH is nothing less than a US-Israeli terrorist organisation using inadequate food parcels as weapons of mass murder. https://t.co/58gjNiJv1T
Incontrovertible evidence is now in. Israel instructs Palestinian civilians to go to particular spots where it then bombs them. Israel has chosen war criminality and it pursues it relentlessly. Equally relentless must be the rest of the world in the pursuit of Israel's leaders
Tarımsal üretimde sert düşüş
Türkiye istatistik Kurumu(TÜİK), “2025 Yılı Bitkisel Üretim 1. Tahmini”ne göre tarla bitkileri, tahıllarda % 5.3, sebzelerde % 1,7 ve meyvelerde % 24,4 düşüş bekleniyor.
- Meyvelerde 7 milyon ton,
- Tahıl ve bitkisel üretimde 4,1 milyon ton
- Sebzelerde 600 bin ton kayıp var.
TÜİK’e göre bazı ürünlerde üretim düşüş oranı (%)
- Kayısı: 65,1
- Kiraz: 55.7
- Antep fıstığı: 54,6
- Vişne: 44,8
- Zeytin: 40
- Elma: 38,7
- Şeftali:32
- Üzüm: 18,6
Bütün bu verileri ve yansımalarını YouTube kanalımda anlattım. İzlemeyi ve abone olmayı unutmayın.👇👇
Tarımsal üretimde büyük düşüş https://t.co/2KbToa3gel @YouTube aracılığıyla
Lise yılları, yetişkinliğe doğru yol alan çocukların, kişiliklerinin oluşmasında en önemli zaman dilimidir. Bu yılların eğitimi etik ve laik niteliğiyle, insan hakları bilgisine dayalı oluşuyla birlikte ve kesinlikle zorunlu olmalı. Hiçbir şey “-mış” gibi yapılmamalı.
Aydın’da tarım alanlarının yüzde 50’sine su verilmeyecek.
- Evliya Çelebi’nin “Dağlarından bal, ovalarından yağ akar” dediği Aydın’da kuraklık ve su sorunu nedeniyle yüzde 50 kuru tarım uygulamasına geçileceği açıklandı. Valilik kararına göre Aydın’da tarım alanlarının sadece yüzde 50’sine su verilecek.
- Kaçak su kullananlara ağır ceza verilecek.
- Valiliğin su planlama kararına Söke’den büyük büyük tepki var. Kararın kaosa neden olacağı söyleniyor.
Ayrıntılar haberimde👇👇
Aydın Valiliği’nden “su yok, kuru tarım yapın” kararı https://t.co/jdtgwe6cF9
Zengin toprakların fakir insanları olmayı hak etmiyoruz. Karamsar değil, umutluyuz. Umudumuz, tarımda sahip olduğumuz zenginlik ve insanlarımızdır.
Yeni tarım düzeninde, üreten, tarım ve gıda ürünlerinde söz sahibi olan ülke, tarımdan zenginlik üreten dünyanın güçlü ülkesi olacak. Petrol üreten ülkelerin yerini gıda üreten ülkeler alacak. Tarımın kaynağı, rezervi de sonsuzdur. Bundan 12 bin yıl öncesinden bugüne kadar gelen bu zenginliğin doğayla, çevreyle dost bir üretim anlayışıyla geleceğe taşınması gelecek kuşaklar için son derece önemlidir.
Yeni Tarım Düzeni - @tarimyazari
Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi, uygulamalı eğitimle donanımlı mühendisler yetiştiriyor.
Fakülte’nin uygulama çiftliğinde mavi sertifikalı meyve anacı, günlük 550 litre çiğ süt ve 1000 yumurta üretiliyor.
Doku kültürü laboratuvarında fide yetiştiriliyor, 6 serada uygulamalı eğitim ve üretim yapılıyor.
👇👇
Tarım Öğretiminin 179. Yılında tarımın geleceği ve gençler https://t.co/1GY4bW8EoN