Hatırlayanlar hatırlar. 12 Eylül diktacı generellerin rejimi altında devlet tv'sinde Ertürk Yöndem isminde bir sözde gazeteci programcı Anadoludan Görünüm diye program yapardı. Orada işkenceden kurtulmak veya ceza indirimi almak için itirafçı sol örgüt üyeleri çıkarılır, eski arkadaşlarına her çeşit iftirayı ekran önünde sıralarlardı. O dönem cunta şakşakçısı kimi gazeteci ve siyasiler de bunları paylaşmaktan utanmazdı.
O düzen öyle gidecek, hesap soran olmayacak sanırlardı. Şimdi çoğu yok oldu gitti, kalanların da o rezilliklerini unutturmaktan başka dertleri yok. O itirafçılar insan içine çıkamıyor.
@t24comtr Rahmetli anam, - çıktı gene balık ağızlı adam, derdi.
Makbul biri değildi methiye gerekmez. Sorumluluk gerektiren mikrofonları sorumsuzca dejenere eden boş insanlardan biri.
🎬 Murat Ongun iktidarın “Satın alma” politikasını anlattı :
'Zaten, sınırsız sermayeye ulaşanlar, bu gücün devamlılığı için sınırsız para harcamaya hazırdır ve harcar da. O yüzden muhalif sandığın yılların siyasileri seni çok şaşırtır. O yüzden muhalif sandığın bir parti veya lideri, seçim günü safını değiştirir.'
Düşünsenize, kendi kadınlarının saç telinin gözükmesine karşı çıkıyorlar ama başka mahallenin kadınlarının çırılçıplak soyunduulup cinsel organlarının içine kadar arıyorlar. Fatoş Hanım’ı tebrik ederim! Utanmamış yaşadığı her şeyi anlatmış, utanması gereken bunu ona yapanlar!
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Ne hikayeler var!
Baba milletvekili ve bakandı. Hatta dede de öyle.
Baba, 1960'larda CHP'den ayrılıp koyun partisini (CGP) kuranlar arasında yer aldı. Daha sonra Demirel'in MC hükümetinde Gümrük ve Tekel Bakanı oldu.
Oğul da 6 dönemdir demirbaş milletvekili. Şimdilerde CHP'yi yeni bir koyun partisi yapmaya çalışanların önde gelenlerinden.
Şimdi olay şöyle olmuş,
Bankadan 100 milyon dolar kredi çekip ödemiyor sonra AVM'sini bankaya karşılık olarak veriyor.
Sonra aynı AVM'yi 48 milyon dolara bankadan geri alıyor
Şak diye 52 milyon dolar cepte...
Şiir gibi hikaye....
Hadi arının şimdi kimi inandıracaksınız...
#GündemSefaletUnutma
Rahmi Koç’un bir Kürt kadınını fıkra malzemesi yapması düşündürücüdür.
Mizah, ince ve zarif olduğunda değerlidir. Ancak bir halkı, dili, kimliği ya da inancı hedef aldığında mizah olmaktan çıkar. Tarih boyunca egemen sınıflar kadınları, yoksulları ve etnik kimlikleri alayın konusu yaparak üstünlüklerini pekiştirmeye çalıştı.
Oysa dil, kimlik ve inanç insanların en derin aidiyet alanlarıdır. Mizahın görevi toplumsal önyargıları yeniden üretmek değil, onları aşmaktır.
Gerçek mizah güçsüzleri hedef almaz, gücü sorgular. Güldüren mizah kıymetlidir; inciten değil.
Şu senin dede tarafına sorsana Kaan, Nazilerle birlikte katıldıkları katliamlardan sonra Stalin'den teşekkür mü beklemişler!
1943'te Stalingrad yenilgisinden sonra, Teodosyalı Müslüman Komitesi Naziler için bir milyon ruble topladı.
Simferopol Müslüman Komitesi'nden bir belge örneği: Kırım Tatarlarının Hitler'in 20 Nisan 1942'deki doğum gününe ilişkin tebrik mesajı:
“Ezilen halkların kurtarıcısına, Alman halkının sadık evladına, Adolf Hitler'e.
Büyük Almanya'nın cesur evlatlarının gelişiyle birlikte, sizin kutsamanızla ve uzun süreli dostluğumuzun anısına, biz Müslümanlar Alman halkıyla omuz omuza durduk, silahlandık ve evrensel insanlık fikirleri için son damla kanımıza kadar savaşmaya yemin ettik - kızıl Yahudi-Bolşevik vebasının iz bırakmadan ve sonuna kadar yok edilmesi için...
... Şanlı yıldönümünüzde, size en içten selamlarımızı ve dileklerimizi iletiyoruz, halkınızın, biz Kırım Müslümanlarının ve Doğu Müslümanlarının sevinci için uzun yıllar verimli bir yaşam diliyoruz.
Veya Kırım Tatarlarının başlıca yerel yayınlarından "Azat Kırım" (20 Mart 1943):
"Büyük Hitler'e -tüm halkların ve dinlerin kurtarıcısına- biz Tatarlar, Yahudi ve Bolşevik sürüsüne karşı Alman askerleriyle aynı saflarda savaşacağımıza söz veriyoruz!" "Tanrı sizi korusun, büyük Herr Hitler!"
Kırım Tatarları, Alman halkının yeminli kardeşleri olarak adlandırılıyordu. Kırım Tatarları -Kırım'daki hainler- partizanları, Bolşevikleri, Yahudileri, ailelerini avladılar, öldürdüler, kestiler, vurdular, astılar. Kayıtlara ve raporlara göre, Kırım Tatarlarının işlediği vahşetler, görgü tanığı anlatımları ve korkunç fotoğraflar var. Bu yüzden Kırım'ın geri dönüşünden sonra Tatarlarla ilgilenmeyi planlayan yüzlerce hatta binlerce kişi vardı. Stalin, Tatarların Sovyet halkı tarafından katledilmesini önlemeye karar verdi ve Tatarları aileleriyle birlikte suç işledikleri yerlerden uzaklaştırdı.
Stalin'in emriyle her göçmene: sıcak yemek, günde 500 gram ekmek, et ve balık, açıkça hesaplanmış miktarda yağ verilmesi emredildi. Kırım Tatarlarına her biri için 500 kilogram eşya taşımaları konusunda yardım edildi. 500 kilogramın üzerindeki her şey için bir sertifika verildi ve ardından Kazakistan ve Özbekistan'da da aynısı verildi. Yedi yıl boyunca faizsiz kredi verilerek yeni yerlerinde ayakları üzerinde durmaları sağlandı. Kırım Tatarları çoğunlukla Özbekistan ve Kazakistan'a yerleştirildi.
1944 yeniden yerleşim sırasında yürürlükte olan 193-22. Maddeyi inceleyin. Stalin, milliyetçilere, Anavatan hainlerine, halkın gerçek düşmanlarına şaşırtıcı derecede insancıl bir şekilde davrandı. Onları vurmadılar, aileleriyle birlikte daha sıcak iklimlere gönderdiler. Ama hayatta kaldılar.
Kırım Tatarlarının Kırım yarımadasından sürülmesinin nedenleri:
1. Kırım Tatarlarının yaklaşık %80'inin firar etmesi, Büyük Vatanseverlik Savaşı sırasında Kızıl Ordu'dan askerlik çağına gelmiş kişilerin kaçırılması.
2. Kırım işgali sırasında kurulan "Kırım Tatar komiteleri" tarafından organize edilen, Kırım sivil nüfusu arasından 85.500 yeni "esirin" kaçırılması.
3. Nazilerle işbirliği yapan "Gürültü" Schuma adlı cezalandırma Kırım Tatar taburlarının doğrudan katılımıyla yaklaşık 72 bin Sovyet vatandaşı idam edildi. Bu 72 bin kişiden 15 bin komünist, Kırım'daki en büyük toplama kampında vahşice işkence gördü.
4. Nazilerin suç ortakları olan Kırım Tatarlarının bir kısmı, Naziler geri çekilirken Tatarları Almanya'ya götürdü. Daha sonra, aralarından özel bir SS Tatar dağ komando alayı oluşturuldu. Diğer kısmı ise yarımadanın kurtarılmasından sonra Sovyet yetkililerinin temsilcileri tarafından tutuklandı. Tutuklamalar sırasında birçok silah ele geçirildi.
Kırım Tatar halkının soykırımını ilan edenler şunu hatırlamalıdır: Soykırım, siyasi, ırksal, ulusal, etnik, dini gibi çeşitli nedenlerle belirli nüfus gruplarının veya tüm halkların fiziksel olarak yok edilmesidir. Sınır dışı etme (zorla yerinden etme) soykırım değildir, çünkü fiziksel yok etme amacı güdülmemektedir.
https://t.co/7P637D2GHO
Sana bir gün bu mektubum ulaşır
Açarsın ah eline kan bulaşır
Çürür bir yerlerde çırılçıplak cesedim
Sedyeyle taşınır kan çiçekleri
Adımların birbirine dolaşır.
Nazlı ırmak boylarından, ılık rüzgarlarla geldim
Çiçek istediler verdim, şarkı dediler söyledim
Ömrümün yarısı kavgayla geçti
Ben böyle yalnızlık görmedim.
Beni bir gün bu şarkıyla anarsın
İçinden kopar bir tel ağlarsın
Gecikmiş bir vefa kalıntısıyla
Polis kaydından sildirip adımı
Pencerenin buğusuna yazarsın.
Darmadağın bir evden sabah ezanıyla çıktım
Denizler üstüme gelmeyin
Kuşlar ne olur didişmeyin
Şarkımı esmer bir hasrete sundum
Bu yalnızlık benim ilişmeyin…
Yusuf Hayaloğlu
Kimler kimlerle beraber.
Polis zoruyla girilen CHP Genel Merkezi'nde bozkurt işaretiyle poz veren emekli polisin, 7 TİP'li öğrencinin katili Haluk Kırcı ile arkadaş olduğu ortaya çıktı.
Hiçbir millete böylesi nasip olmaz!
2023’te oyların toplam %100’ünü alan iki aday RTE ve KK tam bir uyum ve karşılıklı anlayış içerisinde ortak düşmanlara karşı mücadele veriyorlar.
KAMUOYUNA DUYURU
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Kamuoyuna…
2009 yılında Chp grup başkanı iken tvlerde yapmış olduğunuz, belgeye dayalı ve Akp’li rakiplerinizi adeta terlettiğiniz,istifaya zorladığınız ve iktidarın yolsuzluklarını yüzlerine vuran, sakin, kendinden emin, dürüst tavrınızla,muhalif kitlelere umut olduğunuz duruşunuzla sevmiştik sizi…
Hayatı boyunca halkının sorunlarına yakın duyarlı,ihtiyaç duyulan her emek, barış, demokrasi ve özgürlük eksenli eylemlilik ve platformlarda bulunmuş, bu çizgide şarkılar da bestelemiş, sol değerlere sahip bir sanatçı olarak ,beni de heyecanlandırdınız ve harekete geçirdiniz…
Duyduğum duyarlı sanatçı sorumluluğu sabaha karşı 4 de bana Kılıçdaroğlu marşını besteletti…Siyasi partilerde seçim şarkısı algısını değiştiren ve kaliteyi artıran sıfır (yeni) beste geleneğini başlatan bu şarkıyı o günkü şartlarda yapmış olmaktan pişman değilim…Elimi duyduğum aydın sorumluluğuyla, ülkem, partim ve halkım için taşın altına koymam gerekirse,her zaman koydum, yine koyarım..
Fakat gelinen şu noktada 13 seçim yenilgisi, yapılan siyasi hatalar, artık nedense yapılmayan düellolar, ortaya çıkmayan belgeler, başarısızlıklarınız nedeniyle milyonlarca sol, sosyal demokrat, laik, Atatürk’çü ve cumhuriyetçi kitleleri tekrardan umutsuzluğa ve karamsarlığa sürüklediniz…Bu da haklı olarak yapılan seçimli kurultayda genç, çalışkan ve tekrardan umut vadeden, genel başkan adayı sn.Özgür Özel ve cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’na karşı parti içi iktidarı demokratik yollarla kaybetmenize sebep oldu ve parti adeta tarihi olarak şahlandı ve ilk seçimde 1. Parti oldu…
Benim sizden beklediğim ,eski bir genel başkan olarak partinizin başarısı için, bu genç ve başarılı kadroyu tebrik etmek,ellerini sıkmak ve kutlamaktı…Gerektiğinde diğer eski genel başkanlar gibi yanlarında durarak desteklemenizdi…Fakat sizin geldiğiniz nokta adına maalesef üzüntü duyuyorum…Türkiye https://t.co/NRxxvtOEQL olmuş iktidara yürüyen partiye iktidarın ve üst akılların kurduğu onlarca tuzağın üstüne, en büyük çelmeyi taktınız butlan kararına uyarak…Pir Sultan’ın dediği gibi, ille dostun bir tek gülü yareler beni…Olmadı sayın Kılıçdaroğlu, yakışmadı…Sizi alkışlayanlar emin olun tarihi bir yanılgının içindeler ve bu yaptığınız unutulmayacak…Bu saiklerle partiye yaptığım bir çok şarkımın içinde ,adınızın geçtiği şarkılarımın sizin ve meşru bulmadığım yönetiminiz tarafından kullanılmamasını ve dijital platformlarınızdan da kaldırılmasını istiyorum…
Yeter bu ülkeye kıymayın efendiler!…
Şarkılarımın kullanımına devam edilmesi halinde yasal yollara başvuracağımı da tarafınıza bildiririm…
Saygılarımla…
ONUR AKIN… @eczozgurozel #chp @ekrem_imamoglu@dk_imamoglu@ailedayanismagi @CHP_istanbulil @CBAdayOfisi@ozgurcelikchp@gunaydingokhan@alimahir@gokanzeybekCHP@veliagbaba@muratemirchp@mansuryavas06@VahapSecer@arasahmetmugla@filizceritoglu@avfilizgencan@besimecz
ABD’li bir yorumcunun paylaşımı:
23 yıl içinde bu 3 adam, 9 ülke işgal etti, 11 milyon insan öldürdü ve tüm bunlara rağmen onlara kimse 'terörist' demedi.