Peygamber Efendimiz, gösterişi “gizli şirk” olarak nitelendirmiştir.
İnsan bunun ne anlama geldiğini en çok da acının içinde anlıyor.
Dün annem Olcay Baykal’ı son yolculuğuna uğurladık.
Acı, insanın çevresini sessizce tanıtır.
Dün annemi uğurlarken bunu bir kez daha gördüm. Biz annemle birlikte yıllarca zorluk yaşarken yanımızda olmayan; ne hâlimizi soran, ne kapımızı çalan, hatta kimi zaman bizi inciten insanların, en önde yer alışını izledim.
İnsanın en zor günlerinde yanında olmayanların, en görünür anında en önde olması insana ister istemez düşündürüyor.
Vefa; kalabalıkların önünde görünmek değil, kimsenin görmediği zamanlarda yanında olabilmektir.
Annem bunu hayatı boyunca yaşayarak gösterdi. Gösterişten uzak durdu. Makamlara değil, insanlığa değer verdi. Sessiz ama onurlu bir hayat yaşadı.
Onu uğurlarken bir kez daha anladım ki; samimiyetin kameralara ihtiyacı yoktur. Gerçek vefa objektiflere değil, hatıralara yansır.
Rabbim anneme rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
Kızılay çadır satmadı, Kızılay Çadır A.Ş. sattı. Bugün de hala satmaya devam ediyor. AHBAP’ı, AFAD’ı geç, Kızılay’a bile satıyor. Bir iştiraki derneğin kendisiyle içiçe geçirip dezenformasyon sanatının en güzel örneğini ortaya koydun.
Fazla uzatmaya gerek yok, korkudan Cumhurbaşkanı Erdoğan paylaşımı yapmak zorunda kalman bile durumun vehametini ortaya koyuyor.
#cumartesi
🩸ERDOĞAN ve İSLAM düşmanlığı yüzünden Ülkemizi uçuruma sürükleyen bir kesim var.!
🩸Gezi olayları 260Milyar
🩸17/25 Aralık 200Milyar
🩸15 Temmuz 500Milyar
🩸Ekrem İmamoğlu 560Milyar
🩸DEVLET'ine MİLLET'ine bu kadar Nankör ve Hainler.! Kim mi?
🩸Adını Siz Koyun
Cüneyt Özdemir:
Karşımızda depremzedelerin paralarını yemiş adamlar var. Kumbarasını açıp vermiş çocuğun parasını kumarda yemişler.
Bunu bir de gözümüze soka soka yaptılar.
Dün bakıyorum “aslında bu Haluk Levent öyle bir insan değilmiş de AK Parti’nin bir oyunuymuş” Lan bi git.
Bu gerizekalılık üzerine artık bir sinkaflı bir şeyi çakmak geliyor içimden
Bu konularda yazmadım, yazmayacağım da...
Deprem zamanı bu iş Devlet olmadan olmaz, sahada olmadan faaliyet yürütülemez, ihtiyaçlar plazalardan giderilemez dedik diye yemediğimiz hakaret kalmadı...
Koordinasyon devletindir biz sadece çakıl taşı olabiliriz dedim diye, üzerimizde AFAD yeleği var diye ne beddualar bitti ne yalakalığımız bitti...
Kişiler konusunda hiçbir yorum yapmayacağım ama o dönem sövenler "devlet yalakası" diyenler 180 derece dönüp biz aslında herşeyin farkındaydık diyorlar ya ibretle izliyorum...
Sadece @ismail_halis ile bir yayın için ne köpekliğimiz kalmıştı ne namussuzluğumuz...
O gün ne dediysek bu gün de aynı noktada olmanın haklı gururunu yaşıyorum sadece...
Devlet, millet el ele destan yazıldı...
3 saate olan olaylar:
👉Oğuzhan Uğur gözaltına alındı
👉Nasuh Mahruki tutuklanma istemiyle hakimliğe sevk edildi
👉Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında 19 kişi tutuklandı
Tarih seni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “temiz eller” savcısı olarak yazacak
Bakıyorumda hiç sesin çıkmıyor @gulbenergen ? Eğer Haluk Levent değil de islâmi cemaat, vakıf yahut dernek olsaydı şimdi avazın çıktığı kadar bağırıyordun, tweet üstüne tweet atmıştın!
Başkalarına 'koyun, aptal, cahil, kandırılmış' falan demeden önce şöyle bir kendinize bakmayı ihmal etmeyin.
İktidara olan nefretiniz, bir kumarbaz tarafından dolandırılacak kadar yüksek olmasın.
Neyse şimdi bol bol İzmir Marşı dinleyin…
Sunucu Bekir Develi, AHBAP'ın peşine takılıp dolandırılanlara bir hikaye ile yorum yaptı:
“1960 yılında Anadolu'nun bir şehrinde akıl hastahanesinden deliler kaçıyor .
Görevlilerin ihmali neticesinde .
Şehirde büyük bir panik oluyor.
412 akıl hastası şehrin sokaklarına dağılıyor.
Yetkililer panik oluyor, Başhekim'e koşup ' Ne yapacağz, nasıl toplayacağız?'
Başhekim, 'O iş bennde' diyor.
Personelini de yanına alıp şehrin merkezine gidiyor, lokomotif gibi sesler çıkarıyor.
Çuf çuf çuf diyerek bir tren oluşturuyor.
Fark ediliyor ki bütün deliler, arkasına takılıp vagon oluyorlar.
Gün sonunda tekrar akıl hastahanesine döndüklerinde kaçan 412 kişi haricinde gelen kişi sayısının 610 olduğunu fark ediyorlar.
Asrın felaketinin yaşandığı gece bu treni Türkiye'de, Haluk Levent oluşturdu.”
Muhalefetin dört aşamalı bir kısır döngüsü var.
1 Önce iktidara karşı kullanışlı bir isim bulunuyor.
Siyasetçi, gazeteci, şarkıcı fark etmez. Yeter ki, iktidara ve Erdoğan’a zarar verebilme ihtimali olsun.
2 Bu isim çok kısa süre içerisinde şişirilerek kahraman ilan ediliyor. Çeşitli ünvanlarla donatılıyor.
3 Sonra bir şekilde bu ismin dolandırıcı olduğu görülüyor.
4 Savunulamayacak hale geldiğinde de “sarayın” adamı olarak ilan ediliyor. Sonrası küfür, kıyamet, hayal kırıklığı…
İşte muhalefetin hikayesi bundan ibaret.
Bul, şişir, gör, kaç döngüsü.
Ve böylece;
Yangında yabancı ülkelere
Depremde AHBAP’a çağrı yapıp
Kahramanlaştırma dönemi umarım artık geride kalır
Bizim bir devletimiz var
İyi ki var
🇹🇷
AHMAK adında bir dernek açılsın. Başkanı Ekrem harcama yetkilisi Haluk olsun. Yine milyarlarca bağış yapan olur.
Çünkü Erdoğan düşmanlığı bazılarını geri zekalı yapmış.
Son 100 Yılın En Büyük Yolsuzluk ve Hırsızlık Dosyaları;
Ekrem İmamoğlu ve İBB Yolsuzluk,
Haluk Levent Yolsuzluk.
Kime güvenseniz faka basıyorsunuz ey muhalifler
Bu ülkede ne kadar dolandırıcı hırsız sahtekar hain varsa el üstünde tutuldu, ne kadar dürüst namuslu çalışkan insan varsa ayaklar altına alındı...
Gerekçe; Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı...
Gerekçe; Vatan millet düşmanlığı..
Gerekçe; İslam düşmanlığı...
Gerekçe; Aptallık
NASİPSİZ BUNLAR
Olaya bir de şu açıdan bakın:
Seçimden sonra yaptıkları yardımlar nedeniyle, “CHP’ye oy vermediler” diyerek deprem bölgesindeki vatandaşlara söylenmedik söz bırakmamışlardı.
Bugün ise bakın; Allah onların parasını deprem bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine değil, hırsızlıkla anılan birine nasip etmiş.
Bundan çıkarılacak ders, sanırım yeterince açıktır.
Seçimde Kemal Dede’ye güvendiler, bugün “hain” diyorlar.
Depremde Haluk Levent’e güvendiler, şimdi pişman olduklarını söylüyorlar.
Belediye seçiminde İmamoğlu’na güvendiler, şimdi pişman olmaya başladılar.
Şimdi ise Özgür Özel’e güveniyorlar; parti kursun diye uğraşıyorlar.
Ondan da pişman olmaları yakındır.
Cahiliye devrinde helvadan put yapıp, sonra acıkınca onu yiyenlerin durumunu hatırlatıyor.