eskiden dizi süreleri şimdiki gibi 3 saat olmadığı için bir akşamda 2 dizinin yeni bölümü birden yayınlanırdı, kavak yelleri'nin 10'dan sonra yayınlandığı akşam bütün ödevlerimizi bitirip diziyi izlemek için annemizden zorla izin kopartan çocuklardık biz
Biz çok şanslı bir nesildik, 80’leri 90’ları gördük. Dünyanın son güzel zamanlarıymış.
Akıllı telefonlarımız yoktu ama walkman’lerimiz vardı.
Günün en güzel şarkılarını karışık kasetlerde toplar, dinlerdik.
Tabletlerimiz yoktu ama atari salonlarımız vardı. Harçlığı toparladık mı koşardık pacman ve galaga oynamaya.
Sokaklarda oynayan nesillerdik. Plastik bir topun varsa kraldın. Oyuncuları seçer, kuralları sen koyardın. Taşlarla yaptığımız kalelerle karşı mahalleyle gazozuna maç yapardık. Sonu hep kavgayla biterdi tabi.
Starbuckslar yoktu, en büyük lüks pastanelerdi. Manitayla orada buluşurduk. Genellikle paramız sadece manitanın yediklerine yeterdi. Biz aşla seyrederdik. :)
Yazlık sinemalarda Cüneyt Arkın, Kemal Sunal filmleri izlerdik. Annelerimizin yaptığı dolmalar sarmalar çekirdekler eşliğinde.
Cumartesi günleri “Kara şimşek” pazar günleri “parliament gece sineması oldumu hayat dururdu sokakta.
Bayramlar bayrama benzerdi. Kurbanda et yerdin, ramazan’da şeker. Komşuluk vardı yemek yaparken kokmuştur diye konu komşuya yemek taşırdık. Misafirliğe pat diye gidilirdi. Misafir geldimi çok sevinilirdi.
Fakirdik ama mutluyduk be.
Halâ temizdi duygular. 80 ve 90’lar ülkede ve dünyada en iyi şarkıların, en iyi filmlerin en iyi kitapların üretildiği zamanlardı. İnsanları gülerken görürdün, surat asarken değil.
Yemekte, gezmekte, misafirlikte ellerimizdeki telefonlara değil, birbirimizin yüzüne bakar, sohbet ederdik.
Bir adresi bulmak, bir date’e çıkmak, bir insanı sevmek bile zahmet isterdi.
Tinder yoktu sağa sola kaydırıp seçmiyorduk, görüyor, peşinden gidiyor, bin dil döküyor, aşk mektupları yazıyor, aşk acısından ağlıyorduk. Ama sevdik mi de tam seviyorduk.
Uzun lafın kısası analog yaşıyor, analog seviyorduk. Lanet olası dijital yoktu. Şimdi ben bunları niye yazdım? Bilmiyorum yazdım işte!
“Arnavut Kaldırımı” çalmaya başladığı anda insanı yıllar öncesine götüren o tarifsiz his… Bazı şarkılar eskimiyor; sadece dinledikçe geçmişe duyduğumuz özlemi biraz daha büyütüyor.