🔴 OKULDA SİLAHLI SALDIRI
Anlayamıyorum, insan, nasıl oluyor da bir okulun önüne silahla gelip çocukların üzerine ateş edebilecek bir noktaya geliyor?
Üstelik bunu yapan da daha bir çocuk!
Öfkesini kontrol edemeyen, kavga etmeyi çözüm gören, insan hayatını değersizleştiren, şiddeti güç zanneden bir anlayış nasıl oluşuyor?
Peki çocuklar bunları nereden öğreniyor?
• Şiddeti normalleştiren görüntüler medyada diz boyu.
• İnternette sürekli karşılarına çıkan içerikler şiddet üzerine.
• Silahı, intikamı ve kabadayılığı “güç” gibi gösteren dizi ve filmler yasal izne tabi.
Kendimize şu soruyu artık sormamız gerekiyor:
BİZ ÇOCUKLARIMIZI NASIL YETİŞTİRİYORUZ?
Sadece derslerini mi düşünüyoruz?
Sınavını, okulunu, mesleğini, gelecekte kazanacağı parayı mı düşünüyoruz?
Çocuklarımıza öfkesini nasıl kontrol edeceğini, insan hayatının değerini, merhameti, sorumluluğu ve en önemlisi de Allah korkusunu öğretiyor muyuz?
Bunları öğretmeden, dürüst bir eğitim vermeden güzel bir gelecek bekleyemeyiz.
Allah muhafaza gün geçtikçe daha da kötü bir hale verilmiş olacağız.
#saldırı
#manisa
Güvenlik
Teknik Anadolu Lisesi
Bugün En Çok İhtiyacmız Olan Şey: Ebubekir’in (r.a) Sıdkı
Miraç hadisesinde müşrikler, Resûlullah’ın (sav) bir gecede Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa’ya götürüldüğünü ve semalara yükseltildiği haberini alınca bunu akıllarınca imkansız gördüler.
Hemen Ebubekir’e koştular.
“Senin arkadaşın böyle söylüyor.” dediler. Ebubekir’in şüpheye düşeceğini, kendileri gibi bir tavır sergileyeceğini düşündüler.
Ebubekir’in (r.a) cevabı ise şöyleydi:
“Eğer bunu o söylediyse, mutlaka doğru söylemiştir.”
İşte Ebubekir’in (r.a) burada sıdkı açığa çıkmış oluyor. Bu günden itibaren “sıdk” ünvanını almıştır.
Ebubekir (r.a) için mesele, “Ben bunu aklımla kavrayabiliyor muyum?” değildi.
Onun için mesele, “Bunu gerçekten Allah’ın Resûlü söyledi mi?” meselesiydi.
Eğer O (sav) söylediyse, mesele bitmişti.
Bugün bizim ihtiyacımız olan teslimiyet tam olarak budur.
Allah’ın bir emri karşımıza çıktığında;
“İnsanlar ne der?”
“Toplum bunu kabul eder mi?”
“Ailem ne düşünür?”
“Çevremden dışlanır mıyım?”
“İşim zarar görür mü?”
“Menfaatimden olur muyum?”
“Başıma bir zarar gelir mi?”
“Bu çağda böyle yaşanır mı?”
diye başlamamalıyız.
“Allah ve Resûlü bu konuda ne buyurdu?” diye sormalıyız.
Çünkü müminin ölçüsü;
- İnsanların beğenisi değil, vahiydir.
- Çağın kabulleri değil, Allah’ın hükmüdür.
- Menfaat değil, hakikattir.
- Heva değil, teslimiyettir.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah ve Resûl’ü bir şeye hükmettiğinde, mümin erkek ve mümin kadının o işlerinde seçim hakları yoktur..” (Ahzâb 36)
İşte teslimiyet budur.
• Tevhid inancında da böyledir.
• Tevhid davasında da böyledir.
• İbadette de böyledir.
• Haram ve helallerde de böyledir.
• Sünnete bağlılıkta da böyledir.
• Hayatımızı Allah’ın razı olacağı şekilde yaşama konusunda da böyledir..
Allah ve Resûlü bir şey söylemişse, mesele bitmiştir.
Biz Ebubekir’i seviyoruz.
Onunla beraber olmayı istiyoruz.
Onunla aynı cennete girmeyi istiyoruz.
Öyleyse sadece onun ismini değil, onun sıdkını ve teslimiyetini de örnek almalıyız.
Çünkü Ebubekir’i (r.a), sıddık ve büyük yapan sadece hakikati bilmesi değildi. Onu sıddık ve büyük yapan, hakikat kendisine ulaştığında ona tereddütsüz teslim olmasaydı.
Allah (c.c), Ebubekir’i sevmede samimi olan ve onun sadakatinden nasibi olan kullarından olabilmeyi bizlere nasip eylesin.
DİN TAMAMLANMIŞTIR!
Bir şeyin “güzel” görülmesi, onu din hâline getirmez.
Bir amelin faydalı görülmesi, onu ibadet yapmaz.
İbadet söz konusu olduğunda asıl soru şudur:
“Bunu Peygamber yapmış mı, emretmiş mi veya onaylamış mı?”
Çünkü Allah Teâlâ: “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.” (Mâide, 3) buyurmuştur.
Din kemale ermişse, kulun görevi dine yeni şeyler eklemek değil, mevcut olana ittiba etmektir.
Mümin, en büyük günah olan şirkten ve şirke götüren bütün söz ve amellerden sakınmalı; ibadetini, duasını, itaatini ve kulluğunu yalnızca Allah’a has kılmalıdır.
Tehditten bir gün sonra gözaltı…
CB Başdanışmanı vatandaşı tehdit ediyor, bir vatandaşa:
“Senin de suyun yeterince ısındı… Sıra sana da gelecek.” diyor.
Ertesi gün ise o kişi ve eşi sabah operasyonuyla gözaltına alınıyor.
Bir devlet görevlisinin, eleştirel açıklama yapan bir vatandaş için “sıra sana da gelecek” demesi normal midir?
Devletin gücü, vatandaş üzerinde bir tehdit aracına mı dönüşüyor?
Hani fikir özgürlüğü var deniliyordu?!
Fikir özgürlüğü, sadece iktidarı destekleyenler için mi geçerlidir?
İktidarı eleştiren, yanlış gördüğünü söyleyen, muhalif düşünce ortaya koyanlar için fikir özgürlüğü yok mudur?
Bir insanın daha mahkeme karşısına çıkmadan kamuoyu önünde suçlu ilan edilmesi, masumiyet karinesini hiçe saymak değil midir?
Vatandaşın devletten korktuğu yerde özgürlükten, devlet görevlisinin sözünün mahkeme kararından önce hüküm verdiği yerde adaletten, eleştirinin tehdit olarak görüldüğü yerde fikir hürriyetinden bahsetmek mümkün müdür?
Eğer gerçekten “İslam ordusu” diyorsak, o zaman sormak hakkımızdır:
Nerede bu ordu?
Ne zaman ümmetin imdadına yetişti?
Hangi mazlumun yanında durdu?
Hangi akan kanı durdurdu?
Hangi yıkılan şehri savundu?
Hangi çocuğun hayatını kurtardı?
Şehrimizin dört bir tarafına, kalbin aradığı gerçek huzuru hatırlatan broşürlerimizi ulaştırıyoruz.
İnsanları Allah’ı (c.c) tanımaya, Lâ ilâhe illallah’ın anlamını yeniden düşünmeye davet ediyoruz.
Çalışmamızın geniş ve kapsamlı hâli, tüm ekiplerimizin fotoğraf ve görüntüleriyle birlikte çok yakında YouTube kanalımızda yayınlanacaktır inşallah.
Takipte kalın.
İnsanları “sır gecesi” adı altında özel bir gece ihdas etmeye, o geceye mahsus namaz, tesbihat ve zikirler yapmaya davet etmek din adına delilsiz bir uygulamadır.
Din, Allah’ın (c.c) Kitabı ve Resûlü’nün (sav) sahih sünneti üzerine kurulmuştur. Bir ibadetin meşru olabilmesi için Kur’an’dan veya sahih sünnetten açık bir delile dayanması gerekir. Ne Kur’an’da ne de sahih sünnette “sır gecesi” adıyla faziletli olduğu bildirilen bir gece, o geceye mahsus kılınacak bir namaz veya okunacak özel tesbihat bulunmaktadır.
İbadetler tevkîfîdir; yani akıl, örf veya insanların güzel görmesiyle değil, vahiy ile belirlenir. Allah ve Resûlü’nün (sav) meşru kılmadığı bir ibadeti dine eklemek bidattır.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim bizim bu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o reddedilmiştir.” (Buhârî, 2697; Müslim, 1718)
Bu sebeple ibadetler, Kur’an ve sahih sünnete göre şekillenmelidir.
Allah’a yaklaşmanın yolu, O’nun meşru kıldığı ibadetlere sarılmaktır; dinde aslı olmayan geceler ve onlara mahsus ibadetler ihdas etmek değildir.
Hak üzere olmak, yeni yollar icat etmekle değil, Resûlullah’ın (sav) ve ashabının izlediği yola tabi olmakla mümkündür.
“Lâ ilâhe illallah”…
Dillerde en çok tekrar edilen cümlelerden biri; fakat anlamı en az bilinenlerden biri.
Peki biz bu kelimenin neyi reddedip neyi kabul ettiğini gerçekten biliyor muyuz?
Röportajımızı izlemeyi unutmayın.
Allah kabul etmesin!
Bu zulümleriniz nereye kadar sürecek? Ne yapmaya, kime yaranmaya çalışıyorsunuz?
NATO zirvesi öncesinde “terörle mücadele ediyoruz” görüntüsü vermek uğruna, masum insanların evlerine baskınlar düzenliyor, Müslümanların kapılarını kırıyor, insanlara zulmediyorsunuz.
Daha dün “Netanyahu soykırımın hesabını verecek.” diyordunuz.
Peki, ya sizin işlediğiniz zulümler?
Bir zulmü kınayıp başka bir zulmü bizzat kendiniz işlemeniz açık bir çelişki değil midir?
Unutulmamalıdır ki zulüm, bir gün mutlaka sahibine döner. Makamlar, koltuklar ve geçici güçler kalıcı değildir. Asıl hesap, hiçbir haksızlığın karşılıksız bırakılmayacağı günde görülecektir.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciun.
Allah ailesine sabır versin, acılarını hafifletsin ve geride kalanlara metanet ihsan eylesin.
Ne yazık ki öyle bir düzende yaşıyoruz ki, güç ve makam sahibi olanlar suç işleseler bile çoğu zaman dokunulmaz hâle geliyor, yapılanlar örtbas edilmeye çalışılıyor.
Oysa adalet; kişiye, makama veya güce göre değil, işlenen suça göre hareket etmektir. Kimin yaptığına değil, ne yaptığına bakılmalıdır. Suç işleyen kim olursa olsun, ister Cumhurbaşkanı’nın oğlu olsun ister sıradan bir vatandaş, aynı şekilde hesap vermeli ve hak ettiği muameleyi görmelidir.
#AlperYusufPolataAdalet