#Şanlıurfa Fuar Alanı civarında yaşanan trafik yoğunluğu, Azerbaycan Kavşağı'nın getirdiği rahatlığı gölgeliyor.
Bölgedeki kuyrukların sona ermesi ve akıcı bir trafik için fuar alanına köprülü kavşak yapılması artık bir zorunluluktur.
Şanlıurfa Şehir Hastanesi çevresindeki yaklaşık 400 dönümlük arazinin özelleştirilmesi tepkilerin odağında. Vatandaşlar alanın yeşil alan olmasını istiyor.
Bugün kurdele kesiminde ön safta olacak kent yöneticilerinin, Şanlıurfa’nın bu talebi için ne yapacağı merak konusu.
URFA HALKININ TALEBİ NET
Şehir Hastanesi yanındaki 400 dönümlük arazinin betonlaşmasın,
Alanın yeşil alan ve otopark kalmasını istiyor. 🌳
#Şanlıurfa#TEKNOFEST
Acılı baba adliyede ağladı!
Burdur'da çıkan bir kavgada, oğlunu bıçakla öldüren sanığa 12 yıl 6 ay hapis cezası verilen baba, karara isyan etti:
"İnsan öldürmenin cezası 12 yıl mı olur? İnsan canı bu kadar ucuz mu. Bizler diri diri mezara girdik, ölü gibi yaşıyoruz hayatı"
🔴#ÖNEMLİ | Türkiye'de yeni bir dolandırıcılık sistemi türedi. TÜM VATANDAŞLARIN VE İLGİLİ KURUMLARIN BİLGİSİNE SUNUYORUM.
Son 1 haftada 3 kişiden benzer ihbar aldım.
Sistem şu şekilde ilerliyor:
• WhatsApp'tan vatandaşların yakınlarına ait numaralardan “Borç para” isteniyor.
• Borç isteyen numara WhatsApp'ta daha önce konuştuğu yakınları yani farklı bir numara değil.
• “Zor durumdayım.” gibi mesajlar gönderiliyor ve mesajlarda daha önce konuşulan mesajlar da görünüyor ve o mesaja uygun bir dilde yazılıyor.
• Daha sonra ise IBAN gönderiyor. Vatandaş inanırsa dolandırıcıya para gönderiyor ancak para gönderdiği kişi arkadaşı değil, dolandırıcı.
• İşin en garip kısmıysa gerçekten o numaraya sahip olan ve adına para istenen kişi, “Kendi numarasından gönderilen mesajları göremiyor.” Yani hiçbir şeyden haberi olmuyor.
• Arkadaşının gönderdiği mesajı da göremiyor. Sadece o andan önceki mesajları görüyor.
META yetkilileri de dâhil, ilgili eksiklikleri olan her kim varsa bu konuda hesap vermeli.
Tüm vatandaşlara uyarım: Lütfen bunu çevrenizle paylaşın. Parayı isteyenlerin gönderdiği IBAN'daki isim her zaman farklı oluyor, arkadaşınıza ait olmayabiliyor. Her ne olursa olsun borç isteyen kişiyi bizzat arayın ya da yakınını arayıp teyit edin.
Şahsen böyle bir şey benim de başıma gelse dolandırılabilirim. Herkes dikkat etmeli.
@adalet_bakanlik@SiberayEGM@abakingurlek
Biz Türkler KDV öderiz. KDV bulamazsak ÖTV öderiz. ÖTV bulamazsak MTV öderiz. MTV bulamazsak TRT Payı öderiz. TRT Payı bulamazsak %1 Kültür Bakanlığı Payı öderiz. %1 Kültür Bakanlığı Payı bulamazsak Gümrük Vergisi öderiz. Gümrük Vergisi bulamazsak Damga Vergisi öderiz. Damga Vergisi bulamazsak Gelir Vergisi öderiz. Gelir Vergisi bulamazsak Emlak Vergisi öderiz. Emlak Vergisi bulamazsak verginin vergisini öderiz. Verginin vergisini bulamazsak biz hiç Türk olamadık demektir.
#ŞANLIURFA’DA YEŞİL ALAN BETONA KURBAN EDİLİYOR!
Şehir Hastanesi bölgesinde bulunan ve günlerdir kamuoyunun gündemini meşgul eden DSİ'ye ait devasa yeşil alan ve taşınmazlar için özelleştirme
kararı alındı.
Şehrin geleceğine vurulan bir darbedir!
@sanliurfasanli@AliErogllu
ÖĞRETMENİN İTİBARI ÖNLÜKLE DEĞİL, HAK ETTİĞİ DEĞERLE SAĞLANIR!
Millî Eğitim Bakanı Sayın @Yusuf__Tekin’in, öğretmenlerin kılık kıyafeti üzerinden mesleğin itibarı ve toplumsal rolüne ilişkin yaptığı açıklamalar kabul edilebilir değildir.
Türk eğitim sisteminin yıllardır çözüm bekleyen onlarca temel sorunu ortada dururken, öğretmenin ne giydiğini eğitimin öncelikli meselesi hâline getirmek gerçek sorunları görmezden gelmektir.
Bugün kırsalda görev yapan öğretmenlerimiz ulaşım problemi yaşamakta, kimi okullarımız altyapı, elektrik, internet ve fiziki imkân yetersizlikleriyle mücadele etmektedir. Büyükşehirlerde görev yapan öğretmenler yüksek kira ve yaşam maliyetleri altında ezilmekte; binlerce eğitim çalışanı aldığı maaşla ay sonunu getirmekte zorlanmaktadır. Öğretmenlerimiz ekonomik kaygılarla boğuşurken mesleğin itibarını kıyafet üzerinden tartışmaya açmak, sorunların öncelik sırasını tersine çevirmektir.
Öğretmenin itibarı giydiği önlükle değil; aldığı ücretle, çalışma şartlarıyla, sahip olduğu özlük haklarıyla ve toplum içerisinde kendisine verilen değerle ölçülür.
Öğretmeni öğrencisine örnek yapan şey kıyafeti değil; bilgisi, birikimi, ahlakı, mesleki donanımı ve yetiştirdiği nesillerdir.
Kaldı ki milyonlarca kamu çalışanı içerisinde yalnızca öğretmenlerin kıyafeti üzerinden bir tartışma yürütülmesi ve birkaç kişinin giyim tarzından hareketle bütün bir meslek grubuna yönelik düzenleme yapılması doğru değildir. Birkaç münferit örnek gerekçe gösterilerek yüz binlerce öğretmenin iradesinin ve mesleki saygınlığının sorgulanmasını kabul etmiyoruz.
Millî Eğitim Bakanlığının önceliği öğretmene önlük giydirmek değil; öğretmeni yoksulluk sınırının üzerinde bir gelire kavuşturmak, ek ders ücretlerini insanca bir seviyeye çıkarmak, ücretli öğretmenlik sorununu çözmek, atama ve yer değiştirmelerde yaşanan mağduriyetleri gidermek, norm kadro sorunlarını çözmek ve okullarımızın fiziki şartlarını iyileştirmek olmalıdır.
Öğretmen ne giyeceğini bilemeyecek kadar iradesiz değildir. Mesleğinin vakarına uygun davranma sorumluluğunun da bilincindedir.
Öğretmenin yakasındaki önlüğe değil, cebindeki ekonomik yangına bakın!
Öğretmenlerin mesleki saygınlığının kıyafet üzerinden tartışılmasını ve önlük uygulamasının bir dayatmaya dönüştürülmesini kabul etmiyoruz.
Öğretmene önlük değil, itibarını ve ekonomik bağımsızlığını geri verin!
@HurEgitimSen@tcmeb
İKİ FOTOĞRAFA BAKMANIZ YETERLİ...
400 DÖNÜM KİME, NE İÇİN?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açılışını yapacağı şehir hastanesine Sayılı günler kalırken Şanlıurfa'da halkın tepkisini çekecek bir karar alındı.
Şehir Hastanesi’nin hemen önünde, hastane ile sulama kanalı arasında kalan yaklaşık 400 dönümlük arazi…
Burası sıradan bir boş arazi değil.
Burası Şanlıurfa’nın geleceği için planlanması gereken, kamu yararı gözetilerek park, yeşil alan, otopark, sosyal tesis ve rekreasyon alanı olarak değerlendirilmesi gereken bir bölge.
Ancak şimdi bu alanın kaderi değişiyor.
Kamuoyunda uzun süredir tartışılan özelleştirme süreciyle ilgili karar Resmî Gazete’de yayımlandı. Böylece daha önce yapılan itirazlara ve tepkilere rağmen sürecin önünün açıldığı görülüyor.
Peki şimdi sormak gerekiyor:
Şehir Hastanesi daha hizmete başlamadan, hastanenin önündeki yüzlerce dönümlük alanı yapılaşmaya açmak hangi şehircilik anlayışının ürünüdür?
Bir şehir hastanesinin çevresinde hastaların, hasta yakınlarının ve sağlık çalışanlarının nefes alabileceği alanlara ihtiyaç yok mu?
Tepkiler sonucu
Konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne dahi taşındı.
Şimdi ise kararın uygulanması noktasına gelindiği anlaşılıyor.
Peki Şanlıurfa’nın siyasi iradesi nerede?
Şehrin seçilmiş milletvekillerine açıkça sormak gerekiyor:
Bekir Bozdağ, İbrahim Eyyüpoğlu, Emin Önen, Cevahir Asuman Yazmacı, Hikmet Başak, Faruk Pınarbaşı, Abdurrahim Dusak, İbrahim Özyavuz ve Mehmet Ali Cevheri…
Şanlıurfa’nın geleceğini ilgilendiren bu konuda ne düşünüyorlar?
Sorumlusunuz.
İktidar partisinin il yönetimi…
İl Başkanı Mehmet İlhami Günbegi…
İktidar belediye başkanları…
Yetkili bürokratlar…
Şanlıurfa’nın geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda neden daha güçlü bir kamuoyu iradesi ortaya konulmuyor?
Elbette herkesin farklı bir siyasi sorumluluğu ve görev alanı var.
Ama mesele siyaset üstüdür.
Mesele Şanlıurfa’dır.
Bugün bir milletvekili çıkıp “Bu alan satılmasın, Şanlıurfa’ya kazandırılsın” diyebilir.
Bir belediye başkanı çıkıp “Burası halkın yeşil alanı olmalıdır” diyebilir.
Bir bürokrat çıkıp bilimsel verilerle şehrin ihtiyaçlarını ortaya koyabilir.
Sivil toplum kuruluşları daha güçlü şekilde ses çıkarabilir.
Şehrin bütün dinamikleri ortak bir irade ortaya koyabilir.
Çünkü bu alan bir kez giderse geri gelmez
Bir araziyi satarsınız.
Konut yaparsınız.
Binalar yükselir.
Beton çoğalır.
Ama sonradan “Keşke burayı yeşil alan bıraksaydık” demenin hiçbir anlamı kalmaz.
Şanlıurfa zaten yeşil alan konusunda ciddi sıkıntılar yaşayan bir şehir.
Her geçen gün büyüyen, nüfusu artan, yaz sıcaklarının giderek daha fazla hissedildiği bir kentte elimizdeki büyük kamusal alanları korumak zorundayız.
Hele ki söz konusu alan bir şehir hastanesinin hemen yanı başındaysa, mesele çok daha farklı değerlendirilmelidir.
Hastane sadece binadan ibaret değildir.
Hastane çevresi de tedavinin, dinlenmenin ve insan onuruna yakışır bir sağlık hizmetinin parçasıdır.
Şimdi söz Şanlıurfa’da
Bu kararın yeniden değerlendirilmesini istiyoruz.
Yaklaşık 400 dönümlük alan satılmamalı.
Burası kamuya ait bir değer olarak korunmalı.
Şehir Hastanesi’nin ihtiyacına göre otopark, park, yeşil alan, sosyal tesis ve rekreasyon alanı olarak planlanmalı.
Şanlıurfa’nın geleceği birkaç yıllık hesaplarla değil, 50-100 yıllık şehircilik vizyonuyla düşünülmeli.
Bugün susanlar, yarın “Biz bilmiyorduk” dememeli.
Bugün ses çıkarmayanlar, yarın çocukları ve torunları “Bu alan neden betonlaştı?” diye sorduğunda verecek bir cevap bulmalı.
Çünkü şehirler sadece binalardan oluşmaz.
Şehirler, gelecek kuşaklara bıraktığımız ortak mirastır.
Ve tarih, bir gün bu şehrin önemli kararlarını kimin savunduğunu, kimin itiraz ettiğini ve kimin sessiz kaldığını mutlaka yazacaktır.
Bırakalım o alan çocukların koştuğu, hastaların nefes aldığı, insanların dinlendiği bir şehir parkı olsun.
@bybekirbozdag@ProfDrDusak@hasandogan@hasansildak@RTErdogan@murat_kurum@MTanal
Önlük giymeme eylem kararımızı daha önce duyurmuştuk, kılık kıyafet serbestliği eylem kararımızı da 2026-2027 eğitim öğretim yılı ve yaz tatilini kapsayacak şekilde yeniledik.
Bunu görmesek ve anlatsalar kamera şakası zannederdik ancak maalesef gerçek. MEB, öğretmenlere önlük zorunluluğu getirdi sonra da bunun standartlarını belirledi. Haydi diyelim ki kabul ettik önlük giyeceğiz, onu bile kendimizin seçme özgürlüğü yok. Üstelik tüm ölçüleri belirlemişler; tek tip kıyafetin bile ötesine geçen bir durum var. Seçme özgürlüğü yok diye hamaset yap, karma eğitimi kaldırmaya çalış diğer taraftan öğretmene tek tip kıyafet dayat. Ne yapacak müdürler, ellerine cetvel alıp önlüklerin ebatlarını mı ölçecek? Vazgeçin, bu olmaz.
Bugün öğretmenin asıl gündemi ne giyeceği değil, aldığı maaşla nasıl geçineceğidir. Derinleşen ekonomik kriz ve hızla düşen alım gücü karşısında öğretmenlerimizin özlük ve mali hakları her geçen gün eriyor. Bakanlık, öğretmenin kıyafetine müdahale etmek yerine öğretmenin geçim sıkıntısına, çalışma koşullarına ve özlük haklarına odaklanmalıdır
Milli Eğitim Bakanlığının 81 ile gönderdiği 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler Genelgesi, siyasi iktidarın eğitimi bilimsel ve pedagojik ilkelerden uzaklaştırarak ideolojik kalıba sokma çabasının yeni bir örneğidir.
Eğitim-İş olarak, eğitimin kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretmek yerine öğretmeni daha fazla denetleyen, eğitim süreçlerini merkezî talimatlarla kuşatan ve yönetmeliklerle düzenlenmiş alanlarda dahi yeni yükümlülükler yaratmaya çalışan genelgeye karşı dava açtığımızı kamuoyuna duyururuz.
Kılık-kıyafet eylem kararımızın arkasındayız; bu dönemde alacağımız eylem kararını önlük dayatmasını da kapsayacak şekilde genişleteceğiz. İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ile okul idarelerinin olası baskı ve dayatmalarına karşı hiçbir üyemizi yalnız bırakmayacağız.
Genelgede yer alan kılık-kıyafet ve önlük dayatması, öğretmenlerin mesleki özerkliğine ve kişisel yaşam alanına açık bir müdahaledir. Hukuki veya pedagojik hiçbir karşılığı olmayan “toplumsal hassasiyet” gibi muğlak kavramların arkasına sığınılarak belirli bir yaşam tarzı hedef alınmaktadır.
Öğretmenler açlık ve yoksulluk sınırında yaşam mücadelesi verirken, okullarda temizlik ve güvenlik personeli yokken, çocuklarımız okula aç gelip giderken, öğretmenler ücretli-sözleşmeli gibi çalışma koşullarıyla sömürülürken Bakanlığın öncelikli meselesinin kılık-kıyafet olması kabul edilemez.