Her can değerlidir..Irk, cinsiyet fark etmez..Bir tek ağaç birleştirir bizi çünkü köklerimiz çok derin ve iç içedir..Her canlının nefes alma hakkı vardır..
Odak hastanesinde görevli Doktor Adem Çatak bir köpeğin kafasına defalarca çekiçle vurarak katletti. Ayrıca geçen sene bahçesine girdiği için bacaklarını kırmış.
#DrAdemÇatakTutuklansın
Bilin bakalım burası neresi? Hani o gözlerden uzakta, yerleşim yerlerinin olmadığı, burda bulunan köpeklere şu ağacın altını, şu toprak parçasını çok görüp geçen haftalarda hayvanları toplayıp ölüme gönderdikleri yer! Burası İmrahor, burası Karataş Barınağı’nın yolu! Belediye çalışıyo öyle mi? Belediyelerin tek işi köpeklerin nefesine çökmek oldu Ankara’da! Başka bi şey yapmadılar! Ankara halkı hepinizden nefret ediyor! @mansuryavas06@cankayabelediye@veligunduzsahin bu mu belediyecilik anlayışınız! Yıllardır bu böyle! Belediye başkanlarınız hayvanların nefesine çökmekten başka ne işe yarıyorlar? @eczozgurozel
Bunu mesela haber yapacak mısınız? @tvOnlar@aydinsule1@timursoykan@barispehlivan@baristerkoglu@nevsinmengu@OzlemGurses burada yaşayan hayvanların hepsini topladılar! Hepsini leş barınaklarında öldürüyorlar! Sizin için haber değeri var mı Ankara’da “doğal yolla” öldü denilen 31 bin 508 hayvanın?
Sakın bize cb adayı Mansur’u filan karşımıza getirmeyin! Fail aklamayı da kesin artık!
Nevşin Mengü, Özgür Özel'e atılan FETÖ iftirasını kendi tanıklığıyla çürüttü:
-Manisa'da bir FETÖ'cü itirafçı oluyor, Özgür Özel'in 2009'da CHP'den Manisa Belediye Başkanı adayı olmasını biz sağladık diyor.
-Benim babam 2009'da CHP Manisa Milletvekiliydi. Ben biliyorum bu olayın nasıl olduğunu.
-Eski CHP Milletvekili Mustafa Özyürek de bana mesaj attı. Annemle de konuştum. Beşer şaşar diye.
-2009'da CHP'nin aslında bir adayı vardı. Ancak bu aday son anda çekildi.
-Babamlar haldır huldur aday aramaya başladılar. Özgür Özel de Eczacılar Odası Başkanı'ydı, Manisa'da tanınan ve sevilen biriydi.
-Babam, Özgür Özel'i Deniz Baykal'a önerdi.
-Annem ve babam, Özgür Özel ve eşiyle yemek yiyorlar. Özgür Özel adaylığı kabul etmiyor, babam "Özgür, vatan için, millet için yapacaksın" diyor.
-Önder Sav da Özgür Özel'i ikna edemiyor.
-En son Baykal çağırıyor, Özgür Özel çok genç olduğunu, politikaya hazır olmadığını söylüyor. Baykal ise bunun vatani bir görev olduğunu, kabul ederse CHP'de önemli görevlere gelebileceğini söylüyor. Sonunda Özgür Özel kabul ediyor.
-Eğriye eğri, doğruya doğru, Özgür Özel'in CHP'den 2009'daki adaylık süreci böyle.
Tarih 21 Kasım 2025. Saat tahmini 14.30. Yer Silivri Cezaevi.
Ekrem başkanla görüşürken infaz memuru geldi.
"Ekrem bey milletvekili Mustafa Adıgüzel ziyaretinize geldi." dedi. Başkanla görüşmemizi sonlandırdık.
O gün başkanı ziyaret sebebinizi biliyorum. Özgür Özel'den kurtulması ve Genel Başkan olması için Silivri'nin kapısına kamp kurmuştunuz. Ondan 1 ay önce de cezaevindeydiniz. Aynı kişiyle görüşmeyi bekliyordunuz.
Çünkü Özel-İmamoğlu'nu ayırmak bugün yaptığınız ihaneti kolaylaştıracaktı.
Kimse bu tuzağa düşmeyince ziyaretler kesildi. Soluğu Beştepe'nin kayığında aldınız.
Ah adıgüzel fikri kötü vekilim ah. Kendinizi akıllı zannetmekten bir vazgeçemediniz.
Ben sadece bir barınaktan köpek sahipleneceğimi sanıyordum.
Evrakları imzalayacaktım.
Tavsiyeleri dinleyecektim.
Onu arabaya bindirip eve götürecektim.
Evde yatağı hazırdı.
Mama ve su kapları, tasması, birkaç oyuncağı…
Her şeye hazır olduğumu sanıyordum.
Ama onun, kafes kapısının sıradan bir yürüyüş için açılmadığını anladığı anda bana nasıl baktığına hazır değildim.
O kapı onun için açılıyordu.
Barınak çalışanının yanında duruyordu.
Hareketsizdi.
Neredeyse donmuş gibiydi.
Siyah tüyleri, küçük beyaz patileri, yorgun gözleri vardı.
Ve içimi sıkan kadar temkinli bir bekleyişi…
Zıplamıyordu.
Tasmayı çekmiyordu.
Havlamıyordu.
Sanki o gün sonunda seçildiğine inanmaktan korkuyordu.
O.
Tasma bana uzatıldığında önce barınak çalışanının eline baktı.
Sonra bana baktı.
Ardından bana doğru küçük bir adım attı ve bedenini bacağıma yasladı.
Çok yavaşça.
Sanki izin ister gibi.
Eğildim ve ona fısıldadım:
“Eve gidiyoruz.”
Kelimeleri anladı mı bilmiyorum.
Ama sesimi anladı.
Arabada ilk başta arka koltuğa çıktı ve hareketsiz kaldı.
Pencereye baktı.
Kapılara baktı.
Direksiyondaki ellerime baktı.
Dikiz aynasından onu görebiliyordum.
Rahatsız etmemeye çalışıyordu.
Fazla yer kaplamamaya çalışıyordu.
Yanlış bir şey yapmamaya çalışıyordu.
Beni en çok kıran da buydu.
Bir köpek, eve götürüldüğü gün rahatsızlık vermekten korkmamalıydı.
Arabayı sürmeye başlar başlamaz usulca ayağa kalktı.
Dikkatlice yanıma yaklaştı.
Bir patisini omzuma koydu.
Sonra diğerini.
Başını yanağıma yakın bir yere yasladı.
Ağırdı.
Sıcaktı.
Güveniyordu.
Nefesini kulağımın yanında hissediyordum.
Ve ağlamaya başladım.
Sevinçten titremiyordu.
Arabada zıplamıyordu.
Yüzümü yalamaya çalışmıyordu.
Sadece bütün bedeniyle bana tutunuyordu.
Sanki beni bırakırsa araba tekrar barınağa dönecekmiş gibi.
Yavaş sürdüm.
Neredeyse nefes almadan.
Bir elim direksiyondaydı, diğer elimle omzumdaki patisini usulca okşuyordum.
O da orada kalıyordu.
Gözlerini kapatıyor, sonra tekrar açıyordu.
Sanki bütün bunların gerçek olup olmadığını kontrol eder gibi.
Camdan sokaklar, trafik ışıkları, yabancı arabalar akıp gidiyordu.
Diğer herkes için sıradan bir gündü.
Onun içinse kapalı bir kapının ardında geçen bütün bir hayat sona eriyordu.
Barınakta insanları kaç kez izlediğini düşündüm.
Birinin kafesinin önünde durmasını kaç kez umduğunu…
Birinin başka bir köpekle çıkıp gidişini kaç kez gördüğünü…
İnce bir battaniyenin üzerinde, havlamaların arasında, bir gün kendisine ait bir insanı olup olmayacağını bilmeden geçirdiği geceleri düşündüm.
Ve şimdi, sanki beni çoktan sonsuza kadar seçmiş gibi bana yaslanıyordu.
Oysa birbirimizi daha sadece birkaç saattir tanıyorduk.
Eve vardığımızda hemen arabadan inmedim.
Orada kaldım ve ağladım.
O hâlâ patilerini omzumda tutuyordu.
Sonra burnunu yanağıma sürttü.
Sanki bu kez o beni teselli etmeye çalışıyordu.
O anda anladım:
Ben sadece bir köpeği kurtarmamıştım.
O da benim içimde bir şeyi kurtarmıştı.
Güçlü olmaktan yorulmuş tarafımı.
Koşulsuz seçilmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuş tarafımı.
Çekincesiz sevilmenin nasıl hissettirdiğini unutan yanımı.
Bugün evde, yumuşak bir yatakta uyuyor.
Gerçi çoğu zaman yanıma yakın olmayı tercih ediyor.
Yürürken beni gözleriyle takip ediyor.
Oturduğumda başını dizlerime koyuyor.
Bazen uykusunda irkiliyor.
Ben de sakinleşene kadar onu okşuyorum.
Benden önce neler yaşadığını bilmiyorum.
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:
Arabada patilerini omzuma koyduğu gün, onun barınak hayatı sona erdi.
Ve benim hayatım biraz daha yumuşadı.
Bazen bir hayvan teşekkürünü kelimelerle söylemez.
Sadece size öyle sıkı tutunur ki, konuşmaya gerek kalmadan her şey anlaşılır olur.
Bu hikâye kalbinize dokunduysa bir ❤️ bırakın ve kurtarılmış bir köpek için gerçek eve dönüş yolunun, birinin artık fikrini değiştirmediği gün başladığına inananlarla paylaşın.
#ALINTIVEŞİİRSEL ..
Yıllardır hâkimlik yapan Martin Wallace, aç ve susuz bırakılarak ölüme terk edilen Finn adlı köpeğin davasına baktı.
Mahkemede sahibine verilebilecek en ağır cezayı verdikten sonra doğrudan hayvan barınağına gitti.
Çalışanlar, Finn’in insanlardan çok korktuğunu ve kimseye yaklaşmadığını söyledi.
Ancak Wallace köpeğin yanına oturup onunla konuşunca, Finn korkak bir halde yanına geldi ve başını hâkimin dizine koydu. Bu an, barınak çalışanlarını bile şaşırttı.
Wallace daha sonra Finn’i düzenli olarak ziyaret etmeye başladı. İki ay sonra köpek sahiplendirilebilecek duruma geldiğinde ise onu sahiplenen kişi yine Martin Wallace oldu.
Gece saat 02.30’du. Ferdi Başkanımız ve Demirhan ile Soma’dan mı dönüyorduk, Akhisar’dan mı artık hatırlamıyorum. Ama şunu çok iyi hatırlıyorum; cebimizde kalan son parayı ne yapacağımızı konuşuyorduk.
Paramız tükenmişti belki ama umudumuz tükenmemişti. O seçim kampanyasını makam odalarında, büyük bütçelerle, gösterişli organizasyonlarla yürütmedik. Bir avuç inanmış insanın emeğiyle, Manisa’ya olan sevgimizle yürüttük. Kolay almadık bu seçimi. Şimdi birileri çıkıp o günlerin mücadelesine gölge düşürmeye çalışıyor.
Boşuna uğraşmasınlar. Sütte leke var, Ferdi Başkanımızda leke yok!
#halktv
KAZANDIK!
Doruk Madencilik direnişimiz zaferle sonuçlanmıştır. Madencilerin tazminatları, yıllık izinleri, TİS farkları, yasadışı zorunlu ücretsiz izinde geçen sürelerin ücretleri işçilerin hesaplarına yatırılmıştır. Hesaplamalarda eksiklik veya yanlışlık tespit edilme ihtimaline karşı sendikamız, bakanlık ve şirket arasında takip eden süreçteki bir işleyecek mekanizma tanımlanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sürdürdüğü sendikal haklara ve zorunlu ücretsiz izin uygulamasına ilişkin teftişin sonucunda ortaya çıkabilecek fazladan hakların da şirket tarafından itiraz edilmeksizin ödeneceği konusunda kesin mutabakata varılmıştır.
Hiçbir söze kanmadık, yalnızca irademize ve dayanışmaya inandık. Bizimle yürüyen halkımıza, madenci dostlarına teşekkür ederiz. Birlikte direndik, birlikte kazandık!
Ankara'daki heyetimizle Edirne'de sendikamız öncülüğünde 15 gündür direnen Özşen Madencilik işçilerinin yanına geçiyoruz. Köleliğe karşı her daim, her yerde mücadele edeceğiz!
Erdoğan’ı yeneceği için tutuklanan Ekrem İmamoğlu, bugün hakkında açılan başka bir davanın duruşması için tam 60 km götürüldü, sonra “araç bozuldu” denilerek geri cezaevine götürüldü. Duruşmaya görüntülü bağlanarak adeta isyan etti:
"— Canlı canlı işkenceye tabi tutuluyorum! Ayrıca bana yalan söylendi!
— Araç arızası denilerek bu ülkenin askeri ve komutanları bir başsavcının talimatına alet edildi. Tarafıma gerçeğe aykırı bilgi verildi!
— Bozuk olduğu söylenen bir araç 60 kilometre gittikten sonra 60 kilometre geri dönüyorsa, o aracın çoktan parçalanmış olması gerekir!..”
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasından, adaylığından, resminden değil duruşmada kendini canlı canlı savunmasından bile korkan bir zihniyetle karşı karşıyayız.
İmamoğlu’nun sesini duyurmak zorundayız.
Muhittin Böcek’in 2 Nisan günü cezaevinden yazdığı mektup. Diyor ki;
“6 kez adaylık süreci yaşadım, adaylık için 1 kuruş para verdiysem şerefsizim!”
Ne hikmetse bu mektuptan sonra Böcek Ailesi’ne dair özel konularda bilgiler servis ediliyor. Gizlilik esaslı bir soruşturma da telefon verilerinin paylaşıma sokulduğu nerede görülmüş?
Burada amacın ne olduğu ortaya çıkıyor. Özgür Özel’in kısılmayan sesini kısmak, bükülmeyen bileğini bükmek, eğilmeyen başını eğdirmek!
Sayın AKP Genel Başkanı’nın delegelere hediye ettiği saatinde 4:00 1200 TL civarındadır. Delegelerin sayısıyla çarptığımızda 7 milyon TL gibi bir rakam çıkmaktadır.
Sayın AKP Genel başkanı 7 milyon TL’yi nereden bulmuş olabilir çünkü hesabı yaptığımızda maaşı yetersiz kalmaktadır.
Ölçülü ödeneklerinde böyle bir şey yapması doğru bir hareket değildir çünkü cumhurbaşkanlığı makamı bütün halkı temsil eder sadece AKP delegelerine hitap etmez.
Can dostlarımız sahipsiz değil!
Yaşam düşmanı uygulamalarıyla ve resmi kayıtlara geçen 30 bini aşkın hayvan ölümüne dahi soruşturma açmayan kayıtsızlığıyla skandal kararlara imza atan Ankara İl Hayvanları Koruma Kurulu toplantısının yapılacağı Ankara Valiliği önünde, yaşam hakkı savunucularıyla birlikte sesimizi yükseltiyoruz.
🗓️ 4 Haziran Perşembe
⏰ 09.30
📍 Ankara Valiliği
Ferdi başkanın seçim kampanyasını ben yaptım.
Madem bu kadar para verilmiş;
Biz neden Seçim Koordinasyon Merkezi( Skm) dahi olmadan kampanya yaptık! Bütün toplantılarımızı Ferdi başkanın mimarlık ofisinde ya da Chp Manisa İl başkanlığında yaptık?
Bizim neden seçim otobüslerimiz, araçlarımız yoktu?
Biz neden medya satınalma yapamadık!
Ferdi Başkan kampanya giderlerini neden cebinden karşıladı?
Ferdi başkan bütün kampanyayı neden 2015 model bir araçla tamamladı?
Ben bütün kampanya süresince neden kendi aracımı kullandım, benzinimi dahi kendim karşıladım?
Neden, kampanya için çalışan gönüllüler dahil, herkes kendi yemek paralarını kendileri ödedi?
Sahaya çıktığımızda Milletvekilleri, İl Başkanı, yöneticiler kendi ceplerinden harcama yaptılar ?
Hayatını kaybetmiş, cevap veremeyecek bir insan üzerinden Genel Başkan Özgür Özel’e saldırmayı, karalamayı göze alacak kadar alçalmazsınız diye düşünüyorduk.
Kaybedecek ne çok şeyiniz var ki buna dahi tenezzül ediyorsunuz!