gezi'de 7-8 yaşında olan çocuklar, 12 yıl sonra, sanki o günleri görmüşler, o günleri yaşamışlar gibi gezi'nin sloganlarıyla, gezi'nin ruhuyla direniyorlar. müthiş.
Murat Ongun ‘’22 Mart akşamı:polise ifade verme sırası bende. Peki ne soruyorlar bana? 1 ay önce bizim teslim ettiğimiz birkaç ihale dosyasını. Onlar resmi evrak zaten. Yasa dışı evrak bulmuş gibi soruyorlar. Bunları biz verdik zaten. Yasal dosyaların, yasal evrakları. Yani bir suç delili değil! Başka? Gizli tanık ifadeleri. Çınar –Meşe- Doğan.
İddianameye bakarsanız zaten gizli tanıklardan yararlanılmadığı ortada. 3 gizli tanık spesifik 7 olay anlatmıştı. Yalan olduğu içinhiçbiri iddianamede yok. Bunun dışında anlamsız genel cümleler. Mesela; ‘’İhaleleri Murat Ongun organize ederdi.’’ Yani? Ne demek bu? Suç delili mi? HAYIR!
Başka? İş arkadaşlarımızı telefonla aramak. Aynı işyerinde olmaktan mütevellit baz vermek. Başka? Adını ilk kez duyduğum birkaç açık hava reklamcısının serzenişi. Ne diyorlar ‘’Kültür ve Medya A.Ş. bize haksız fatura kesip paramızı alıyor.’’ Parayı alan belediye iştiraki, parayı veren özel sektör. Tersi olsa yolsuzluğu anlayacağım da bunu anlamadım. Yine de burada bir yanlış dahi olsa bu savcıların – polisin değil, hatta bakanlık müfettişinin bile vazifesi değil. Bu olayı incelemesi gereken İBB müfettişleri, yani iç denetim.
Var mı başka delil Sayın başkanım? 22 Mart’ta? Var. Var! Bizi tutuklatan delili açıklıyorum. İddia makamının, şoför tutkusunun kaynağı. Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın’ın şoförü Orhan Cevahiroğlu’nun ifadesi. Daha polis sorgusunda, yalan olduğunu ispatladığımız bir beyan. Yalan ifşa olunca, ifademi alan polis de şaşırdı. Çıktı odadan telefon etti, birkaç dakika sonra döndü ‘’Neyse, devam edelim’’ dedi. ‘’Beyanınızı yazdım’’ dedi. Ve daha o gün emniyette yalan olduğunu ispat ettiğimiz beyanla, iftiracı Orhan Cevahiroğlu’nunbeyanıyla: Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle.’’
Murat Ongun:
“Sayın Başkan, 51 yaşındayım ben. Biraz da kafam çalışır, kusura bakmayın da 17 Mart'ta gizli tanıkların 2. kez ifadesini almak, 18 Mart'ta diplomayı iptal etmek, 19 Mart'ta da operasyonu yapmak...
Güzel bir plan. Ve fakat bu plan öngörüsü boşa çıktı. Çünkü Atatürk'ün dediği gibi, milli egemenlik öyle bir nurdur ki, karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olurdu; öyle de oldu.”
(Muratcan Altuntoprak)
Murat Ongun, ikinci dalga operasyonda eşinin gözaltına alınmasından sonra kendisinden 1 milyon dolar istendiğini öne sürdü:
"Sayın Başkan; mahkeme huzurunda bir bilgiyi de paylaşmak isterim. 26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2. Dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü yaşıyordum. Ertesi gün, yani 27 Nisan 2025 Pazar günü saat 14:15'te bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan'dı. 15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Avukatım iletir.
Görüşme kabinine girer girmez bana 'Beni hem sizin hem benim ortak şişman arkadaşımız gönderdi' dedi. Cüneyt kiloludur biraz. Ben de kendisine şifreli konuşacak durum olmadığını, Cüneyt Yakut'u mu kastettiğini sordum, 'evet' dedi. Sonra, Cüneyt Yakut'un kendisine söylediklerini bana aktarmaya başladı. Şöyle dedi: 'Biliyorsunuz, size anlatmış Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1.000.000 dolar verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım.'
Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: 'Kendisi bende 300.000-400.000 dolar var, 600.000-700.000 dolar verse bile hallederiz.' dedi. Avukata 'Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok' diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum."
(Furkan Karabay)
Murat Ongun:
“Bizi tutuklatan delili açıklıyorum. İddia makamının, şoför tutkusunun kaynağı: Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın'ın şoförü Orhan Cevahiroğlu'nun ifadesi. Daha polis sorgusunda, yalan olduğunu ispatladığımız bir beyan. Yalan ifşa olunca, ifademi alan polis de şaşırdı. Çıktı odadan telefon etti, birkaç dakika sonra döndü, 'Neyse, devam edelim' dedi. 'Beyanınızı yazdım' dedi. Ve daha o gün emniyette yalan olduğunu ispat ettiğimiz beyanla, iftiracı Orhan Cevahiroğlu'nun beyanıyla, Türkiye'nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle.
Yok, yani 40 itirafçı bir Orhan etmemiş. Bir Orhan, koca İstanbul'u tutuklatmış. Akıl tutulması. 4 bin değil, 40 bin sayfa yazsalar, bunlara kimse işte bu yüzden inanmıyor. Beni rüşvetle suçlayanı da, tutuklayan hâkime hanımı da Allah'a havale ediyorum. Şimdilik!”
(İrem Karataş)
Murat Ongun, bazı itirafçıların ortak avukatının ismini verdi:
“Bir avukat var. Adı İsmail Mirsad Albayrak. Açık kaynaklardan görüyoruz ki avukat bey Rasim Ozan Kütahyalı ve Hilal Kaplan isimli medya mensuplarının avukatı. Hatta avukat bey sayesinde öğreniyoruz ki üç harfli kısaltma seven şahsın 8 yıldır resmi polis koruması varmış. Türkiye Cumhuriyeti'nin, kirlenmemek için elini sürmeyeceği birini 8 yıldır bizim vergilerimizle koruyormuş. Hilal Hanım da koruma kalkanında.
Avukatın müvekkilleri İmamoğlu Soruşturması sürerken yüzlerce iftira ve yalanla soruşturmanın gizliliğini ihlal etti. Hilal Hanım 'yolsuzluk' dedi, eylem 13 için 'karanlık ayna' dedi, soruşturma sürerken İmamoğlu ve bizler için sistematik karalama kampanyası yaptı. Medya-avukat ilişkisini gördük, sırada avukat-itirafçı ilişkisinin haritası var.
Mirsad Albayrak: dosyada 5'i itirafçı 6 sanığa avukatlık yaptı, 6 sanık da birden fazla ifade verdi. 22 Mart günü 6 kişiden sadece Hasan Özsoy'un avukatıydı, diğer 5 itirafçının avukatları farklıydı. Hasan Özsoy 30 Nisan 2025'te itirafçı oldu, Eyüp Subaşı'yı suçladı, 9 Mayıs 2025'te tahliye oldu. Tahliyeden 4 iş günü sonra 15 Mayıs 2025'te Eyüp Subaşı itirafçı oldu, eşi tahliye edildi; Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş, Serdal Taşkın, beni ve Ertan Yıldız'ı suçladı.
Hasan Özsoy'un tutuklu sahte faturacı arkadaşı Kabil Taşçı 27 Mayıs 2025'te itirafçı oldu, 29 Mayıs 2025'te tahliye oldu, 19 Haziran'da bir kez daha ifade verdi; tahliye ifadesindeki avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı başkaydı; Vedat Şahin'i suçladı. Vedat Şahin, Kabil Taşçı'nın suçlamasından 11 gün sonra itirafçı oldu, 30 Haziran'daki ifadesinde avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı farklıydı, tutuklu.
Rauf Cem Istranca, Kabil Taşçı ile aynı tarihlerde 29 Mayıs ve 19 Haziran'da ifade verdi, 7 Temmuz'da tahliye edildi, etkin pişmanlık ifadesinde avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı başkaydı; Serkan Öztürk ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'i suçladı. Serkan Öztürk, Rauf Cem Istranca'nın tahliyesinden 22 gün sonra ifade verdi, 8 Ağustos'ta ikinci kez ifade verdi, 2 ifade de avukat olmadan alındı, 11 Ağustos'ta İsmail Mirsad Albayrak'a vekalet çıkardı, 3. kez onunla ifade verdi, tutuklu. Duygu Fikirli, ilk avukatı farklıydı, 3 Eylül'de İsmail Mirsad Albayrak'a vekalet verdi, 5 Eylül'de itirafçı oldu, 24 Eylül'de tahliye oldu.”
(İrem Karataş)
Murat Ongun:
“Arkamda Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye’nin 1. partisinin cumhurbaşkanı adayı oturuyor. O da birine itiraz etmiş. Sonuç, malum.
Bu coğrafyada itiraz popüler değildir. Pek tasvip edilmez. Onun yerine itaat tercih edilir. Sözü bile var: ‘’itaat et, rahat et.’’ Konforlu bir alan yani. Rahat ettiriyor. Bizim gibi umutsuz rahatsızlara ise ne gam!
Devamlı itiraz ediyoruz.
Neye? Haksızlığa.
Neye? Adaletsizliğe.
Neye? Adam kayırmaya, ikili hukuka, partizanlığa, gerçek yolsuzluğa. İtirazın sonu, huzurunuzdayız Sayın Başkan.”
CHP Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu:
"Bugün bu hayvan benim işletmemde bakanlık personeli tarafından ezilerek ölmesine sebep verildi.
Ben CHP nin seçilmiş başkanının ekibinin gölge tarım Bakanıyım. 20 yıla yakındır İşim çiftçilik ve hiç böyle bir olay olmadı. Değil ezilmesine sebep olmak bizim işletmede hayvana bağırmak yasak!
İki gündür bakanlık personeli 14 Kişi ile çiftliğime baskın yaptılar ve tüm hayvanlarından kan alıyorlar. Zaten her yıl yapılan bir şey ama iki personel ve bizim ekip ile.
Tek gayeleri baskı yaparak eleştirilerimden vazgeçmemi sağlamak.
İlk seçimde gelip o bakanlıkta Türkiye’nin gıda egemenliğini yeniden sağlayacağım ve bunu durduramayacaksınız bunu bilin!"