Türk milletine, aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığı olan Anadolu’da mezar taşı biçilmişken; küllerinden Anka kuşu gibi yeniden canlandıran o Başkomutana ve onun Ordusuna selâm olsun.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
#30AğustosZaferBayramı
Erol Güngör’ün tüm eserlerini, doçentlik ve profesörlük tezleri dâhil okudum.
Üniversiteye yeni başlayan bir öğrenciye tavsiye edebileceğim ilk şey şu olurdu:
Erol Güngör’ü tanıyın.
Tarihte Türkler
İslam’ın Bugünkü Meseleleri
Türk Kültürü ve Milliyetçilik
Sosyal Meseleler ve Aydınlar
Dünden Bugünden Tarih-Kültür ve Milliyetçilik
Bu eserleri okumadan mezun olmayın.
Çünkü kendimizi, dinimizi, tarihimizi ve kültürümüzü tanımadan dünyayı hakkıyla anlamamız maalesef mümkün değildir.
Erol Güngör, bize yalnızca geçmişi değil; bugünü, toplumu, aydını, kültürü ve medeniyet krizimizi anlamanın da kapılarını açar.
Vefatının üzerinden 46 yıl geçmiş olmasına rağmen, yazdığı eserlerin bugünümüzü ne kadar berrak ve derinlikli bir şekilde aydınlattığı, içinde bulunduğumuz tartışmalarda bütün açıklığıyla önümüzde durmaktadır.
Bugün, her entelektüel ve her aydının Erol Güngör’e yeniden dönmesi gereken bir zaman dilimindeyiz.
Özellikle kültürel yozlaşma, çürüme ve dejenerasyonun derinleştiği bu dönemde; kültür, tarih, din, toplum ve milliyetçilik meselelerini böylesine güçlü bir fikrî derinlikle ele alan bu büyük şahsiyete yeniden dönmek artık bir tercih değil, zarurettir.
1. Eğitimde ciddi bir yapısal hatamız var: Sorun gördüğümüz her alanı “dersleştiriyoruz.” Şimdi de yapay zeka dersi moda olacak. Anaokulunda robotik kodlama dersi veriyoruz diyen okullar oldu, hiçbir eğitimci ne oluyor diye sormadı. Oysa sorunlar içerik ekleyerek değil, süreçleri iyileştirerek çözülür.
2. Karnenin sol tarafına (akademik başarı) odaklanıyoruz; sağ tarafı (sosyal-duygusal gelişim) ise neredeyse sembolik. Ölçmediğimiz şeyi geliştiremeyiz.
3. Portföy ve rubrik temelli değerlendirme olmadan öğrencinin gelişimini izlemek mümkün değil. Not veririz ama gelişimi göremeyiz.
4. K12 düzeyinde öğrencinin sosyal gelişimi veri temelli izlenmeli. Gözlem, akran geri bildirimi, öz değerlendirme sistematik hale gelmeli.
5. Rehberlik hizmetleri “problem çıktığında müdahale eden” yapıdan çıkmalı; gelişimi sürekli izleyen ve yönlendiren bir modele evrilmeli.
6. Eğitimde odağımız sonuç değil süreç olmalı. Çünkü davranış ve karakter süreçte inşa edilir, sonuç sadece bir çıktıdır.
7. Okullarda artan şiddet, bize açık bir şey söylüyor: Sosyal-duygusal gelişimi ihmal ettik. Bu boşluk kendini davranışla dolduruyor.
8. Çözüm: Veri temelli sosyal gelişim takibi + öğretmenlerin bu veriyi kullanabilme kapasitesi + sistematik geri bildirim kültürü. Öğretmen otoritesini güçlendirme.
9. Öğrenciyi sadece “başaran” değil, “gelişen” birey olarak görmediğimiz sürece, sorunları ders ekleyerek çözmeye devam ederiz. Tabi ki çözemeyiz.
10. Eğitim sisteminin yönünü değiştirmeden, sonuçların değişmesini beklemek gerçekçi değil. Süreci yeniden tasarlamak zorundayız.Hayat ile okul arasında bağ kuramıyoruz. Aile, okulu desteklemiyor, bireysel talepler ile öğretmen ve yöneticiyi yoruyor.
O psikolojik eşiklerden biri bu mesela. Şu zımbırtılara dokununca ne olacağını, ne ceza alacağını bilen var mıydı? Yoktu. Herkes "elleyemeyiz" diye düşünüyordu ve ellemiyordu. Bu kadar.
Kimsenin, dokunsa ne olacağına dair bir öngörüsü de yoktu. Korku desen tam olarak büyük bir korku sebebi yoktu yani. Sadece "elleyemeyiz" düşüncesi vardı tüm çocuklarda. Kimse kimseyi neden yapmaması gerektiği konusunda eğitmiş ya da ikna etmiş filan da değildi. Görünmez bir engel, kaç nesli bu zımbırtılardan uzak tutmayı başarmıştı.
O görünmez engel -bence- okulun bir "kurum" olması idi her şeyiyle. Disiplin, ast-üst ilişkisi, devletin elinin varlığı, düzen, intizam... Dışarıdaki psikopatları okuldan uzak tutan da buydu. Yabancı kimse okula girmezdi. Güvenlik olduğundan mı? Hayır. Devletin eli orada olduğundan sadece. İçerde takım elbiseli adamlar, düzgün giyimli kadınlar, üniformalı çocuklar olduğundan.
Her şey için senelerce sürecek bir psikolojik çözümleme süreci ya da çok caydırıcı, ibretlik cezalar ve kanunda inanılmaz değişiklikler gerekmeyebilir yani.
Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) bir odada beş kişi otururduk.
Hepimiz farklı siyasi renklerdeydik;
Birimiz CHP’li, birimiz Adalet Partili, iki arkadaşımız siyaset dışı, birisi de bendim.
Bu odadan Enerji Bakanlığı Müsteşarı çıktı, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı çıktı, ben DPT Müsteşarı oldum.
İki arkadaşımızın genel müdürlük kararnameleri çıkarken görev istemediler.
Bütün bunlar ne demek oluyor?
Ehliyet ve liyakat siyasi tercihin önündeydi.
Aslolan devlet anlayışı ve devlet saygısı idi.
#Liyakat #DevletPlanlamaTeşkilatı #DevletAdabı
İran halkı dünyaya şunu öğretti;
Bir vatanı vatan yapan liderler değil, orada yaşayan halktır.
Liderler gelir geçer, ölür, başkaları gelir. Ama millet olmak, tek yürek bir medeniyet olmak vatanı sonsuza dek yaşatır.
🕌 Acıyurt Camii – Ulaş
Ahşabın sabırla işlenip duaya dönüştüğü, her oyma ve motifte ustasının nefesini saklayan Acıyurt Camii; geçmişin zarafetini bugüne taşıyan sessiz bir şahit gibidir.
Duvarlarında emeğin, mihrap ve minberinde sanatın izi; her detayında tefekkürün derinliği vardır.
Miraç Kandili’nin; bu müstesna mekânda yükselen dualar gibi gönüllerimize huzur, niyetlerimize kabul, birlik ve beraberliğimize güç katmasını temenni ederiz.
Miraç Kandilimiz mübarek olsun.
İş tutuşun kalbî,
iş yapışın aklî olsun.
Birincisi seni samimi ve ihlâslı kılar;
ikincisi titiz ve başarılı.
Zîrâ;
her türlü işte 'kemâl-i ciddiyet',
kişinin o işe ilişkin bilgisini artırır.