Evet tıpkı izzet Ulvinin Bahçeli’nin arkasından iş çevirdiği gibi, Türkeş düşmanı Semih Yalçının da Bahçeli’den habersiz Türkeş Ailesi’ne karşı yaptığı provokasyon çökmüştür! Ölüm yıldönümünde babasını ziyaret eden Adana milletvekili Ayyüce Türkeş’in önünü keserek; ‘bizi Semih Yalçın ve Ocak genel başkanımız yolladı sen onun evladı değilsin buraya da giremezsin defol git buradan’ diyerek yanındaki polis memuru,danışman ve şoför de dahil olmak üzere darp şiddet ve hürriyeti engelleyici eylemler uygulayarak açıkça suç işlemişler , Ayyüce Türkeş’i iteklemişler önüne geçip yolunu kapatmışlar , ‘defol git buradan eğer burayı terk etmezseniz sizi öldürüz burada’ diyerek türlü hakaretler etmişlerdir ! Ayyüce Türkeş tarafından önüne geçen ilk kişiye sen kimsin diye sorulduğunda, Yıllardır babasının kim olduğunu tespit edemediği için travma yaşadığını ve lakabının PİÇ Ömer olduğunu söyleyen ve adını da Ömer Ş. Olarak ifade eden soyadını gizleyen biri Tarafından bir milletvekiline karşı işlenen hürriyeti tahdit hakaret ve darp suçu karşılıksız kalmayacak, inşallah adalet yerini bulacaktır ! Yıllardır Türkeş sayesinde oturduğunuz koltuktan çıkardığınız gazeteden Türkeş Ailesi’ne yaptığınız hakaret ve provokasyonlar sonunda çökmüştür! Anladın mı lan ömründe Türkeş’i görüp konuşamamış Kısmetsiz çocuk minnoş yıldıray! Sen de iyi anla Tuğrul efendi, sana düne kadar “Devşirme” diyenlerle bizlere karşı kol kola girecek kadar Şahsiyetsiz olma! Hani Babamızın fikirlerinin omurgası Şahsiyetcilik ya Hatırladın mı !!? Hani babamız aponun kellesini istiyordu ya hatırladın mı !??
Standına saldırılan Orkun Özeller ile konuştum. "Öcalan ile barışanlar benden rahatsız" dedi. Saldırıyı Ankara Ülkü Ocakları Başkanı Ömer Şanlı ve ekibinin yaptığını, standın olduğu ATO Congresium'u Eyyup Yıldız'ın işlettiğini ve izin vermese bu saldırının olmayacağını belirtti.
@ekipiyi Sagdakinin desteği olmasaydı Dervisoglu rüyasında kazanırdı seçimi
İzmir de İl Başkanlığı seçiminde desteklediği adayı bile sectirememisti.
Etkileşim için bunlara gerek yok.
Konu 'Kürt sorunu' olunca sürekli Türklük üzerinden ahkam kesen Ece Üner, haber bültenini İspanyolca konuşarak bitirmiş.
Ne kadar güzel. Bir başka yayında da bu coğrafyanın yasaklanan dili olan Kürtçe konuşarak barışa ve kardeşliğe katkı sunmasını bekliyoruz.
Çözüm süreci denilen ucube süreç ivedilikle sonlandırılmalı ve Türkiye ABD'nin iti PKK ve onun türevleri PJAK, IDEK gibi örgütleri imha hareketi başlatmalıdır.
İnşallah Merkez Sağ denen boka tekrar düşmeyiz.
Seküler Milliyetçilik vardır ve bu dinsizlik değildir. BBP ile biz aynı Türk Milliyetçileri değiliz. Benim için fakir bir Gagavuz Türkü kendini Amerika'ya peşkeş çekmiş bir Suud prensinden önce gelir. @bdincaslan1
İYİ Parti'nin mevcut Türk siyasetindeki konumundan ötürü uzun zamandır hassasiyet göstererek partiye yönelik hiçbir eleştiride bulunmadığım gibi, beni son derece üzen bu istifaya ilişkin de hiçbir şey yazmak istemedim. Ancak Tolga Akalın'ın istifası üzerine Bahadırhan Dinçaslan'ın istifasının istenmesi, hassasiyet treninin kaçmasına neden oldu. Belki de çoktan kaçmalıydı.
Öncelikle muhalif milliyetçileri Cesurlar Hareketi'ne, Cesurlar Hareketi'ni de İYİ Parti'ye eviren başat aktörlerden birini kaybettiğimizin bilincinde; teşekküründe ve üzüntüsünde olmamız gerekirken, ne yazık ki kimilerinin güncel siyasi tartışmaları ve şahsi ajandalarını merkeze alarak oley çektiği bir istifa oldu. Keza Dinçaslan hadisesi de benzer kişilerin benzer sesler çıkarmasına neden oldu.
Ben şahsım adına, başta Tolga Akalın'a bize bir ev inşa ettiği için teşekkür ediyor, aynı hareket ruhunu halen paylaştığımıza da bilmesini istiyorum. Çünkü biliyorum ki şahsi ikbalini düşünerek hareket etmedi. Eğer o tıynette bir siyasetçi olsaydı; 2006 gibi bir yılda Devlet Bahçeli'ye karşı Ümit Özdağ'ı destekleyen MHP'li tek il başkanı olmazdı ya da 2012 yılında yine Devlet Bahçeli'ye karşı, bu defa Koray Aydın'ı destekleyen yedi il başkanın arasında yer almazdı. İYİ Parti'nin kuruluş aşamasında Müsavat Dervişoğlu'nun ardından MHP'den istifa eden ikinci il başkanı olmazdı. Mevki ve makamda gözü olsaydı, İYİ Parti listelerinden iki defa milletvekili olurdu. Kendi kariyerini partisinin önünde konumlandırıyor olsa; genel başkanlık yarışından çekildiğinde daha çok oy almış olan aday ile pazarlık masasına oturur, alacağını alırdı. “İYİ Parti tekrar geleneksel çizgisinde siyaset yapacak mı abi?” sorusunun cevabının peşinde olmazdı. Bir Cumartesi sabahı, Orta Doğu gündeminin en cafcaflı olduğu gün istifa etmezdi ya da bazıları gibi istifasını sponsorlu tweet ile girebilirdi. Tek bir kişiye dahi “ben ediyorum sen de istifa et” demeden gitmek yerine “ben İYİ Parti'nin bilmem kaçıyım” diyerek ortalığı velveleye verebilirdi. O zaman değerli ve kıymetli bir kayıp olurdu.
Bahadırhan Dinçaslan için de benzer şeyler geçerliyken şimdi kendisine deniyor ki: “Genel başkan yardımcısı olsaydı bunlar olmazdı.” Olmadığı için de iddia edilen şeyleri yapmış sayılıyor. Sanki daha önce bulunduğu mevki ve makamlardan kendi iradesiyle istifa etmemiş gibi.
Her iki isim de bunların hiçbirini yapmadı, yapmadıkları için de istifası bağırsak temizliği oldu. Bu da şu soruyu doğuruyor: İYİ Parti’nin nasıl bir bağırsağı var ki temizle temizle bitmiyor? Parti düzenli olarak bu denli bir temizlik içerisine giriyorsa, çoktan hasta adam olmuş demektir. Dahası, zamanında bağırsaktan temizlenenler geri döndüklerinde birden kıymete biniyor ve değerli ilan ediliyorlar. Bunun adı çürümedir. Bağırsağın ikinci beyin olduğunu düşünürsek, mesele temizlik adı altında beyin ölümüne doğru gidiyor. Kaldı ki verilerde bunu destekliyor, anketlerde partinin oy oranı artarken, üye sayısında grafik aşağıya doğru inmeye devam ediyor.
Geçmişleri ve bugün verdikleri emek ortadayken bazıları İYİ Parti’nin yüksek makamlarını rahatça işgal edebiliyor. Buna karşın bu işin en başından beri burada olan, bedel ödeyen insanlar eleştiri getiremiyor. Getirdiklerinde ise ayrılışları “temizlik” olarak etiketleniyor. Bu zihniyet, İYİ Parti’nin mayasına da ruhuna da tamamen aykırı. O halde tablo şunu söylüyor: Cesurlar Hareketi hareket kabiliyetini yitiriyor, kutsallarını kaybediyor ve Türk siyasetinin klasik, hantal partilerinden birine dönüşüyor. Hatta bin bir zorlukla içinden isyanla çıktığı MHP’ye benzer bir forma bürünüyor, MHP’lileşiyor denilebilir. Çünkü bu hale geldiysek, demek ki artık Lider-Teşkilat-Doktrin anlayışı hakimdir.
İYİ Parti, Erdoğan karşıtlığının en sert ve en yoğun olduğu seçmen profilini taşıdığı halde MHP’lileşiyorsa, bunun anlamı partiyi “beyin ölümü”ne daha hızlı sürüklemektir. Üye sayısı sürekli düşerken anketlerde oyu artıyorsa, bu da o oyların kalıcı değil emanet olduğunun en açık göstergesidir. Tablo böyleyken sorgulanması gereken, zamanında konuşup eleştiren ve yeri geldiğinde son çare olarak gitmek zorunda kalanlar değildir.
Zafer Partisi Basın Müşaviri'nden inciler. Biyografiyi boş bıraksa belli MHP'li derdim. Ya kardeşim, biz madem MHP'lilikten bu kadar memnunduk, niye kavga dövüş ayrıldık ya? Hepimiz devlet kadrolarından bir şekilde ekmeğimizi bulurduk. Kendinize de bize de niye işkence ettiniz?
Üyesi olduğunuz, gönül verdiğiniz ya da oy vermeyi düşündüğünüz partileri tabi ki savunun ama hata yapınca (E başkaları da bunu yapmıştı) diyerek parti hatalarını savunmayın. Partinizin hatasını ilk siz eleştirin.
Yoksa Akp ve Mhp seçmeninden farkınız kalmıyor.
İyi Parti etkinliklerinde yaş ortalaması o kadar yüksek ki 45'i geçmiş hâlimle oralarda çoluk çocuk gibi kalıyorum. Bahadırhan'ın temsil ettiği çizgi bu gidişatı kırmak için tek şanstı. Artık geçmiş olsun. Kısa vâdede düzelmez. Uzun vâdede bile çok zor.
Müsavat Bey’in "milliyetçilik tektir, önüne sıfat almaz" yaklaşımı, hem akademik literatürle hem de güncel Türkiye sosyolojisiyle ciddi bir tenakuz barındırıyor. Maalesef bu söylem, nostaljik bir "büyüklerimizin edebiyatı"olmaktan öteye gidemediği gibi şu riskleri taşıyor:
Akademik Gerçeklik: Siyaset biliminde ideolojiler dinamiktir. Milliyetçilik; liberalizmle birleşince "sivil", laiklikle birleşince "seküler", dinle birleşince "muhafazakar" milliyetçilik olur. Bunlar birer bölünme değil, toplumun farklı kesimlerinin vatanseverlik duygusunu ifade etme biçimidir. Dünyada ve Türkiye’de onlarca yıldır müstakil bir "Milliyetçilik Çalışmaları" alanı boşuna yok; eğer milliyetçilik tek tip ve donmuş bir olgu olsaydı, koca bir literatür bu kavramın neden ve nasıl dönüştüğünü tartışmazdı. Kavramlar üzerine düşünmek ve onlara eklemeler yapmak "boşa felsefe yapmak" değil, siyaseti akılla buluşturmaktır.
MHP/Ülkü Ocakları Tuzağı: "Tek bir milliyetçilik vardır" söylemi, doğrudan doğruya "O halde tek bir milliyetçi parti vardır, o da MHP ve Ülkü Ocakları’dır" tezine hizmet eder. Eğer milliyetçiliği 1970’lerin, 80’lerin, 90’ların kalıplarına hapsedersek, kendi varlık nedenimizi ve farklılığımızı ellerimizle teslim etmiş oluruz.
Özetle; milliyetçiliği sıfatlardan arındırıp "tek tip" bir kalıba sokmaya çalışmak, onu yaşayan bir fikir olmaktan çıkarıp bir "müze eşyasına" dönüştürür. Yeni neslin sesini "boşa felsefe yapıyorsun" diyerek geçiştiremeyiz.
@AyhanBacak@bdincaslan1 Aynen öyle hocam
Yoksa Tolga Akalın ve Bahadirhan Dincaslan'a divanda görev verirlerdi.
Tolga Akalın'a nezaketen bile GIK daveti yapmadılar.
Küçük olsun bizim olsun zihniyeti.
BD ve Milliyetçi Kongre Derneği @iyiparti için son bir can suyu idi yazık oldu.
Müsavat Başkan'a genel başkan olmadan öncesinden beri sevgim ve saygım var. Canı sağ olsun deyip helallik isterim, o kadar.
Bir açıklama yapmaya lüzum görmüyorum. Kendimi açıklamaya çalışmak istemiyorum. Laf sokmayacağım, mesaj vermeyeceğim. Türk Milleti'ne hizmet etmenin sayısız yolu var, herhalde bir şekilde hizmet etmeye devam ederim ben de.
Sizden ricam, benim üzerimden kimseye hakaret etmeyin. Yarın birbirinin yüzüne bakması gereken insanların düşünmeden konuşmaması gerekir.
"Labüd gelen dehre efsane olur Nazıma
Bir gün de bizim halimiz efsanelik eyler."