Arkadaşlar, eski hesabım @gurbetcinene maalesef erişim engeli yedi. 😔 @KumandanRte abim sağ olsun bu hesabı bana hediye etti. ❤️ Bundan sonra burada devam edeceğim. Herkesi buraya bekliyorum. 🫶
Bu da eşeği maldan, kendini adamdan sayıyor. Sizin kaleminiz Gezi'de kırıldı, canım. Dik duramadınız. Abdullah ile sana kalsa, Gezicilere teslim olmuştunuz.
Bugün ne AK Parti vardı ne de Erdoğan...
Madem AK Parti sizin oylarınız ile iktidar oldu, kurun partiyi; iktidar olup tutan mı var?
Elbette Erdoğan varsa AK Parti var.
Siz kimsiniz? Korkaklar, ağlaklar sürüsü!
AK Parti'ye oy verenler sadece Tayyip Bey için oy vermemiş, kendileri de varmış... Hadi oradan!
Senle Abdullah kaç senedir yoksunuz. Tayyip Erdoğan son seçimde %52,8 aldı. Sen neredeydin? KHK'lıları serbest bırakın diye zırvalıyordun.
Seni de Abdullah'ı da Allah şahit ki hiçbir zaman sevmedim, sempati bile duymadım.
Şeytan sizin yüzünüzü görse, sizden korkup kaçacak yer arar. Bu kadar ikiyüzlülük, bu kadar riyakârlık, bu kadar çıkarcılık şeytana bile fazla gelir.
BU YAZDIKLARIM ÇOK ÖNEMLİ.
Şimdi saat geç oldu, fakat uyandığınızda herkesin okuyup yorum yapmasını çok isterim.
Lütfen sadece göz ucuyla bakıp geçmeyin. Baştan sona okuyun. Çünkü anlattıklarımın tamamı yaşanmış gerçek hikâyeler.
Okuyup düşüncelerinizi yazarsanız çok mutlu olurum.
Saygı gösteren, saygı da bulur. Saygı önemli.
Büyüğünü bilen, büyüğünden büyüktür.
Birliğimizde 200’e yakın asker var idi. Sabah sporunu ben yaptırdığım zamanlarda birlik komutanı, “Binbaşı, sporu Mustafa yaptırıyor galiba.” dermiş odasındaki üsteğmene.
Ben askerlere aynen şöyle diyordum:
“Bakın lan, az ötesi lojman. Lan oğlum, yengeniz sizden şikâyetçi. Bebek 10 aylık. Sabahın köründe sizin askerler bazen öyle bir bağırıyor ki çocuk uyanıyor. Zaten sabaha kadar uyumuyorum. Söyle, lütfen söyle onlara; daha az bağırsınlar sabah sporunda. Duydunuz mu lan beni? Az bağırın oğlum.”
Dememe rağmen öyle bir bağırıyorlardı ki birlik komutanı da oradan sabah sporunu benim yaptırdığımı anlıyormuş.
Bunu neden mi anlatıyorum? İnsanların sevgisini kazanmak kolay değil.
Başka bir gün, başka bir komutanları spor yaptırırken, “Daha yüksek sesle bağırın lan!” demesine rağmen, “Yav komutanım, boğazımızı mı yırtalım? Sesimiz bu kadar çıkıyor.” diyorlarmış.
Ben onlarla içli dışlı biriydim. Onlarla aynı masada, aynı tabakta bir tabak hoşafı, bir kaşıkla ben isteyip kaçıklar idim. Derdi olan tek bana gelirdi.
Nöbetçi olduğum zamanlarda devriye sonrası koğuşa girerdim. Koğuş nöbetçisi uyurken rahatsız etmezdim. Üstü açık ne kadar asker varsa tek tek örterdim. Bazıları uyanıp fark ederdi tabii. Onlar da arkadaşlarına anlatırdı durumu:
“Yav, adam gece devriyeye çıkmış, gelmiş; koğuş nöbetçisi uyuyor, onu bile uyandırmamış. Bir de gelip bizim üstümüzü örtüyor.”
Gelibolu’da ne olacak? Doğu ve Güneydoğu olsa olaylar tabii ki farklı olurdu. O zamanlarda o günleri de yaşadık, Doğu’da ve Güneydoğu’da. Şimdi konumuz o değil.
Hafta sonları birliğe gelir, cumartesi pazar askerlerle geçirirdim. Onlarla maç yapardık. Hatta bir grup maç yapar, sonraki grup, “Komutanım, bizimle de devam et.” derdi. Kırmaz, maç yapardım.
Maç içinde sinirlenirdim, kızardım. Ona rağmen onlar hiç duymazlardı. Maçtan sonra alayı gelip, yensek de yenilsek de bana sarılırdı. Eve, lojmana gitmemi istemiyorlardı adeta.
Aslında en çok küfür eden bendim, en çok sinirli komutan da bendim. Ama onlar bendeki samimiyeti biliyorlardı.
Ve bir baba gibi görüyorlardı beni alayı.
Bu işler yapmacık olmaz, içten gelmeli.
Cumartesi günleri arada sırada mangal yapardım. Gelibolu’nun sardalyası meşhurdur. İki kişiyiz, bebeği saymazsanız. O zamanlar 4 kg balık alırdım. Lojmanlar çevresinde nöbet tutan askerler olmak üzere bütün nöbetçi askerlerime ekmek arası yapar, tek tek dağıtırdım.
Hatta bir gün lojmanda oturan bir subay beni binbaşıya şikâyet etmiş:
“Yav komutanım, bu balık ızgara yapıp nöbetçilere dağıtıyor.”
Bir gün bir toplantıda binbaşı sordu:
“Mustafacığım, nöbetçi askerlere balık ekmek dağıtıyormuşsun. Yanında içecek olacak. Ne ikram ediyorsun?” diye bana sordu.
Anladım ki şikâyet etmişler.
“İçecek ikram etmiyorum, komutanım.” dedim.
“Yav arkadaş, sen manyak mısın? Bak, inkâr da etmiyor.” dedi.
Neyse, bu konular çok uzun da ben size bunu neden mi anlattım arkadaşlar?
Bir gün meydanda binbaşı ile üsteğmen sohbet ederken, benim odamın önünden geçen askerlerin alayı odama selam verip geçerken onun dikkatini çekiyor.
“Bu oda kimin lan? Bunlar neden odanın önünden geçerken selam veriyorlar?”
Üsteğmen diyor ki:
“Komutanım, o oda Mustafa’nın odası. Ona selam veriyorlar.”
“Lan, bu şerefsizler benim odamın önünden geçerken bile selam vermiyorlar.” diye sitemde bulunuyor.
Ben askerlere defalarca söyledim:
“Lan oğlum, benim odanın önünden geçerken selam vermeyin. Bu birlikte 30’dan fazla komutan var. Bir gün biri görür, alınır. Vermeyin selam.”
İçtima alanında hepsine söylememe rağmen alayı, odamın camının yanında geçerken selam veriyordu.
Demem o ki, saygı zorla olmaz. Saygıyı kazanmak için karşındaki senin sevgine ve samimiyetine inanması lazım.
İnanmak da öyle boşu boşuna olmuyor. Bir balık ekmek ile de olmuyor.
Zamanında terhis olan bir askerimiz bana geldi:
“Komutanım, borç istiyorum. Sivil elbisem yok.”
“Evlat, bende para yok.”
Parmağımdaki evlilik yüzüğümü çıkartıp verdim:
“Git, bunu sat. Al kendine elbise, olur mu?”
“Yav komutanım...” deyip ellerimi öpmeye kalktı.
Çıkartıp verdim yüzüğü:
“Bunu almazsan döverim seni. Sivil hayata gittiğinde çalış. Paran olursa gönder, göndermezsen de canın sağ olsun. Helal ettim.” dedim.
Bunu birliğe anlatmış.
İşte o canlar da beni bundan dolayı böyle seviyordu.
Bir de hanımın kolundaki tek bileziği verdiğim bir asker var ki onun hikâyesini yazsam roman olur.
Hakan Fidan’dan başladı hikâye, nereye geldi, değil mi?
Bende hikâye bitmez, canlarım. Alayı gerçek, yaşanmış hikâyeler.
Şimdi de bazen benim başıma olmaz işler geliyor ve siz, kıymetli takipçilerim, sorgusuz sualsiz yardımcı olmaya çalışıyorsunuz.
Hepinizden Allah razı olsun. Üç sene önce 30 bin olan takipçi sayım bugün 147 binden fazla oldu.
İşte bu, sizlerin bana güveninin ispatı.
Rabbim alayınızdan razı olsun.
Samimiyet çok önemli.
Oğlan oyun konsolu istiyor ya, daha önce paylaşmıştım. https://t.co/qaWkDMU97J’da birisini bulmuşlar. Ben aradım çocuğu:
“Kardeşim, biz Gemlik’ten İzmit’e geleceğiz. Vallahi durumum yok. Sırf evlatlara söz verdiğim için geliyorum. Sen de bana en son fiyat ne olur de, ona göre gelelim.”
“Abi, 14 bin istiyorum. Madem Gemlik’ten geleceksin, 12 bin son fiyat olur.” dedi.
Kalktık, gittik adamın evine. Gitmemize 200 metre kala bir kız evlat ödünç aldığım arabaya çarptı.
Bunu anlatmıştım daha önce.
Ben karakoldayken bu konsolu alacağım evlat beni aradı:
“Abi, biz de o kaza mahallindeydik. Siz şoka girmiştiniz, yanınızda evladınız da vardı galiba.”
“Evet kardeşim.” dedim.
“O nerede?” dedi.
“Arabanın başında bekliyor.” dedim.
“Abi, sen karakoldasın. Biz gidip kardeşi alıp eve götüreceğiz.” dedi.
Telefon numarasını attım. Onu almışlar, evlerinde misafir etmişler.
Arada geçen hikâye uzun. Bize çarpan kızın abisi karakola, yanıma geldi. Konuştuk. Hikâye uzun.
“Beni hastaneye götür, kardeşim.” dedim.
Çarpan kızımızı ziyaret ettim. Beni kaza olan yere getirdi. Sağ olsun, baktım çocuklar da orada.
Onlara da sarıldım:
“Yav, sizler ne güzel insanlarmışsınız kardeşlerim. Hakkınızı helal edin.” dedim.
Konsol işi de yattı.
“Abi, biz onu Furkan kardeşimize hediye ettik. Sen onu dert etme.” dediler.
İşte o zaman tekrar sarılıp ağladım.
Bunu ikinci defa anlatma sebebim, çocuklarla telefonla konuşmamızdaki samimiyetimi görmeleri.
Neyse, kıymetli takipçilerim...
Yazmakla bitmez benim hikâyem.
Hepinizden Allah razı olsun.
MUHTEŞEM BİR YAZI, OKUYAN PİŞMAN OLMAZ.
ŞU İLERİ GERİ KONUŞAN, PAYLAŞIM YAPAN SÖZDE ÜLKÜCÜ GEÇİNENLER İYİ OKUSUN; BELKİ DERS ALIR, UTANIRSINIZ!
"Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır…"
DEVLET BEY DER Kİ:
"Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı daha çok hizmetler vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin yeni yüzyıl yol haritasını çizen Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a çok ihtiyacı olduğu tartışmasız bir tarih ve hayat gerçeğidir.Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sadağından çekilip fırlattığı ok menziline ulaşmalıdır. Bunun için zatıdevletlerinin varlığı olmazsa olmaz değer ve önemdedir."
BİZ DE YILLARIN TECRÜBESİ İLE DERİZ Kİ…
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN:
Her alanda "TÜRK BİRLİĞİ"nin kurulmasındaki çabalarda kurucu liderdir.
Karabağ Zaferi'nde, Libya ve Suriye’de destan yazılmasında yine onun imzası vardır.
Her türlü terörle mücadelede, vesayet yapıları ve emperyalist tuzakların bozulmasında, ülkemizin içerisindeki hain kanser hücrelerinin yok edilmesindeki büyük başarıyı neden takdir etmeyelim?
Ülkemizin çıkarlarını savunan, Kıbrıs ve Adalar Denizi’nde taviz vermeyen, Ayasofya’yı ibadete açan, onurlu dış politikaya neden destek olmayalım?
Emperyalizme meydan okunuyor; Savunma Sanayii ve ülkemizdeki sayısız büyük eserde yine Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır.
Dünyadaki tüm mazlum ve masum insanlara kol kanat gerdi… Afrika’dayız, Asya’dayız, Avrupa’dayız… Dünyanın her yerindeyiz… Mavi Vatan’dayız.
Bu bilinen gerçekleri söyledikten sonra derim ki;
Bu zamana kadar rahmetli Başbuğumuzun mezarını ziyaret eden,
Adana’da bir üniversiteye Alparslan TÜRKEŞ adını veren,
Ülkü Ocaklarını ziyaretiyle onurlandırıp çayını içen,
Başbuğumuzun "Merhum Menderes’in asılmasına karşı çıktığı için Hindistan'a sürüldüğünü" söyleyerek hakkını teslim eden bir Cumhurbaşkanı gördünüz mü?
Bizim gençlik yıllarımızdan beri bütün dünyaları MASA-KASA-NİSA üçlüsü olan mıymıntı, "refah içinde yaşayan Saadetlü" Fars sevicilerine Molla Kadı Kasım gibi sorarız ki:
Rahmetli Erbakan Hoca'ya küfreden generalleri ruhen affettiniz,
O’na omuz vuranları, aşağılayanları, hakaret edenleri kalben affettiniz,
Erbakan Hoca'ya hayatı dar eden CHP'yi, CHP'lileri affettiniz; üstelik onlarla aynı masada birleştiniz…
Pekiii… Rahmetli Başbuğumuzun yakın arkadaşı, "Erbakan Hoca'ya yapılanların hesabını tek tek sordu" diye Recep Tayyip Erdoğan'ı niçin affetmediniz? SEBEP?!
Türk Dünyası düşmanı Hamaney’in cenazesinde hüngür hüngür ağlayan, babalarının soyadlarını taşımaktan başka hiçbir özellikleri olmayan ve ulvî değerlerden ziyade refah ve saadet içinde yaşamak için, para ve makam için tüm değerlerini satacak insanların "dava, ideoloji, insanlık, erdem, ahlak" gibi kavramlar üzerinden nutuk atmaları YÜZSÜZLÜKTÜR VE TİKSİNTİ VERİCİDİR!
Meğer utanmak ne büyük şerefmiş; ondan mahrum olmaksa ne iğrenç bir zilletmiş!
Turanî’den ziyade İranî/Fars sevicileri gittikleri yerin ocağını söndürürler. Çok şükür bu fırıldaklar bu dönem Cumhur İttifakı içinde yer almadılar; CHP limanına demir attılar ve şimdi de Yeni Parti'den yanalar!
İstanbul/Beylikdüzü’nde kara papaz Makarios’un heykelini diken Ekrem'İ savundukları için yakında insan içine çıkamayacak hale gelecekler!
İstediğiniz lağım çukuruna düşebilirsiniz… Çünkü çocukluğumuzdan beri biliyoruz ki lağıma düşen fırıldaklar eskisi gibi parlak olmuyor!
Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim’de buyurur ki:
"Şüphesiz Allah, hiçbir haini ve nankörü sevmez." (Hac, 38)
Bu mıymıntı tipler için büyük Türk dostu Pakistan’ın millî şairi Muhammed İKBAL der ki:
"Müslümanlardan kaçıp İSLAM’A SIĞINDIM!"
KİBİR VE GURUR… Kabalığın, hamlığın, yetişmemişliğin, hayalperestliğin tezahürüdür.
Sabahtan akşama "BEN!" diyerek etrafındaki varlığı titreten beşer, feleğin tokadını yemeden dünyanın kendi çevresinde dönmediğini fark edemez; kendini kâinatta güneş yerine koyar.
"Seccademi serdiğim rûy-i zemin benim vatanımdır" diyen dünya vatandaşları "haymatloslar" ile bütün dünyaları masa-kasa-nisa üçlüsü olan davasız, mıymıntı, ucuz insanlar amannn Cumhur İttifakı'ndan ırak olsun; Cenab-ı Allah Türk milletini korusun…
Millî şairimiz M. Âkif ERSOY ne güzel söylemiş:
"Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol…Yol varsa budur, bilmiyorum başka yol."
Güvenin bittiği yerde, sevgi de kuş olup gider. Dondurucu iklim şartlarından dolayı pamuğun yetişmediği Sivas’ta, hallaç dükkânından aldığı bir kilo pamuğu paketleyip Bâb-ı Âlî’ye gönderen ve takdirname alan Sivas Valisi YALANCI İZZET PAŞA’ya benzemiş olursunuz!
Rahmetli Karakoç’un dediği gibi:
"Onlar dâvâ derler, dâvâyı satarlar,Toprak tükenirse havayı satarlar,Mecnun hâllerine bakıp aldanmayın,Menfaat görünce Leyla'yı satarlar!"
Yakın tarihi hem yaşayarak hem de "âlim" derecesindeki hocalarımdan dinleyerek, onların kitaplarından okuyarak biliriz ki:
Hainler/nankörler önce ekmek yediği ocağa hıyanet ederler!
İhanet ettikleri yere en şiddetli saldıranlar bunlar olur; ihanetlerine haklı bir gerekçe oluşturma kaygısı ve çabasına girerler.
Cumhurbaşkanımızın birlikte yol yürüdüğü DEVLET BEY… Aziz Türk milletinin son yıllarda yetiştirdiği siyaset, hareket, fikir ve dava adamıdır.
Türk’ün muazzam tarihinden kuvvet alarak şanlı ve büyük geleceğine yönelen kutlu hareketimizi; O’nun üslubundan, O’nun geniş ve derin tecrübesinden, rahmetli Başbuğumuzun dizi dibinde yetişme kültüründen görmeli ve değerlendirmeliyiz.
Devletin en büyük makamında bulunan Cumhurbaşkanının, Devlet Bey tarafından "ÇAĞRI BEY / TUĞRUL BEY" haletiruhiyesi ile sevilmesi, takdir edilmesi ve bir dönem daha görevinin devam etmesini istemesi, CHP’nin fondaşladığı Halk TV ve benzeri TV’lerdeki yorumcuları memnun etmemiş görünüyor.
Büyük başak tarlaları alev alev yanarken, su taşıyıp söndürme yerine tarla sınırı tartışması yapmak, o tarlaların tamamının yanması demektir.
Oysaki… Cumhur İttifakı'nın yaptığı, yanan tarlayı söndürmektir. Bu ittifakı kabullenemeyenler, tarlanın tamamının yanmasını isteyen akıl fukaralarıdır.
Alçak düşünceler içinde tribünlere oynayan ve gerçek düşmanlarıyla kavgadan korkan ipsizler sapsızlar, "kadim dostlarını" düşman yaparlar ve ne yazık ki onlarla kavga eder duruma gelirler!
Aşağı sol açık mahalleye giden ve aziz şehitlerimizin cenaze namazını kaldırımdan seyreden kadim dostlar, "dış kapının dış mandalı" bile olamadılar.
Fikrini ve iradesini başka mecralara kiralamış ve BAŞINI KUMA SOKMUŞ olanların sözü de kendisi de muteber değildir. Ülkücü kavramıyla esasen hiç alakası kalmayan/olmayan ruhsuz, biyolojik varlık olmaktan öteye anlam taşımadıkları hepimizce malumdur.
Gittikleri yerlerde adam yerine konulmadığından hâlâ vazgeçtikleri eski unvanlarını kullananlara yazıklar olsun!
Hakedilmemiş bir yükselişin bilinen akıbeti sadece düşüş değil; ani ve acıklı bir ÇAKILMADIR!
Kutlu davaya ihanet edenler buna müstahaktır. Dualı ve şühedalı bir kutlu hareket olan gençlik sevdamız Üç Hilal’e ihanet edenlerin sonu ne acı ve ne rezilcedir!
Allah bize bunları tek tek seyr-i âlem yaptıracak! Biz de ibretle izleyeceğiz sonlarını.
DEVLET BEY, gittikleri her kapıda dedikodu yapan bu "mızmız ve karamsar fitneciler" için ne de güzel söyler:
"Bakarsınız büyük dava adamı pozu verirler. Gerçekte koca bir hiçtirler! İşlettikleri DEDİKODU ŞANTİYESİ, kaynattıkları FİTNE KAZANIDIR!"
Biliriz ki aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.
Her zaman dediğimiz gibi: Ucuz insanların üzerine kurulan hayaller kişiye, kuruma, teşkilata ve devlete pahalıya patlar!
Ayrıca… Hiçbir referans; beceriksiz, ahde vefasız, vesair defolu bir siyasetçinin arkasında sonsuza kadar duramaz.
Karakteri bozuk olana kırk deve yükü sevgi ve saygı yüklesen, gider kervanın başındaki eşeğe tabi olur.
Cumhur İttifakı'nın devamı devletimiz ve milletimiz için hayırlıdır. Allah bu beraberliği bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Buna sadece Türkiye’nin değil, tüm Türk Dünyası’nın ihtiyacı var.
Birlikte düşünmek… Birbiriyle hemhâl olan, anlaşan iki fani için hadi gelin tarihten güzel bir örnek verelim:
Mısır Seferi'ne çıkacakları gün kayıkla Üsküdar’a geçerken Yavuz Sultan Selim Han, nedimi ve yakın arkadaşı Hasan Can’a takılarak:
— "Hasan Can... Kahvaltı yaptın mı?" diye sorar.
Hasan Can:
— "Beli (evet) Sultanım..." cevabını verir.
— "Yumurta seversin değil mi?" diyen Sultan’a Hasan Can yine:
— "BELİ SULTANIM" der.
Aradan 2 yıl 8 ay geçer… Yollar, yıllar, savaşlar ve zaferlerden sonra nihayet Mısır Seferi'nden dönerken, İstanbul’da yine sandalla bu kez Sarayburnu’na yanaşırken Sultan Selim aniden Hasan Can’a döner:
— "Nasıl bre?" diye sorunca cevap ışık hızıyla gelir:
— "RAFADAN SULTANIM..."
Bu da verdiğimiz seminerlerde Sultan Selim ile Hasan Can’ın "birlikte düşünmek, beraber hissetmek ve hemhâl olmak" özelliğinin en belirgin örneklerinden biri olarak anlattığımız bir kıssadır…
HESABÎ… Kendi menfaatini düşünerek başkasının sırtından geçinmeye çalışır.
HASBÎ ise sadece Allahü Teâlâ'nın rızası için hareket eder. Neticesini düşünmez bile; zira gaye Allah rızasıdır.
Bu kutlu dava… "İstemez misin ya Ömer! Bu dünya onların olsun, ahiret bizim" davasıdır.
Bu dava başkanlık, vekillik davası değil; ALLAH DAVASININ DAVACISI OLABİLMEK DAVASIDIR.
CUMHUR İTTİFAKI:
Türkiye’yi hedef alan saldırılar karşısında parti çıkarları ve günlük siyaset hesapları yapmaksızın ortak bir duruş ortaya koymaya ve Türkiye’yi zayıflatarak uluslararası operasyonlara açık hâle getirmeye yönelik her türlü faaliyetin karşısında yer almaya kararlıdır.
Bu kararlılık ve iş birliği ile ittifak; Türkiye’yi bölgesel güç ve lider ülke yapacak, İ'lâ-yı Kelimetullah uğruna asırlarca dünya barışının ve adaletinin teminatı, İslam âleminin ve bütün mazlum milletlerin yegâne ümidi olan Türkiye’yi küresel bir güç hâline getirecek; 2053 ve 2071 vizyonunun altyapısını adım adım inşa edecektir.
Bilge lider Devlet Bey’in ismini verdiği ve kurulmasında etkili olduğu Cumhur İttifakı'nı anlayanlardanım.
Akıl ve izan sahipleri Türkiyemin havasına, suyuna ve toprağına baktıkları zaman ülke için hangi hizmetlerin yapıldığını, ülkemizin geleceği için Cumhur İttifakı'nın ne kadar gerekli olduğunu göreceklerdir.
DEVLET BEY…
Hem rahmetli Başbuğumuzun dizi dibinde hem de rahmetli Dündar Taşer Bey'in yanında yıllarca yetişmiş edepli, imanlı, ferasetli, merhametli, cömert ve ileri görüşlü teşkilatçı bir devlet adamıdır.
ALLAH ONDAN RAZI OLSUN...
"Et-tekrârü ahsen velev kâne yüz seksen" (180 kere de olsa tekrar etmek en güzeldir) noktasından hareketle tekrar edersek:
ÜLKÜCÜ İNSAN… Liderinin yüreğini yüreğine katar; vatan olur, bayrak olur ve BAKTIĞI YERE BAKAR.
Liderimi tanır… Liderimi bilirim. Teşkilatımı bilirim…
Devlet Beyimize inancım tamdır ve her daim yanındayız.
Gerisi lafıgüzaf…
Devlet varsa korkma, ümitsiz olma… Devletimize güveniyoruz. Sonuna kadar, sonsuza kadar "DEVLET-İ EBED-MÜDDET!"
Dede Korkut Ata ne de güzel der:
"Oğul dahi neylesin baba ölüp mal kalmasa,Baba malından ne fayda başta devlet olmasa."
Aziz Türk milletini ve Ulu Türk Devletimizi sonsuza kadar yaşatmak adına, asırlardan beri Türk milletinin süreklilik gösteren "devlet-ebed-müddet" anlayışına sıkı sıkıya bağlanmak gerekir. Bu düşünce bugünkü CHP ve Yeni Parti zihniyetinde nerdeee! Geçiniz!
Türk milletini mutlu, Türk devletini güçlü kılmak için gece gündüz çalışan, Necip Türk milletine ve Ulu Türk devletine hizmetkâr olanlara Rabbim sağlıklı, huzurlu, uzun ömürler nasip etsin inşallah.
Devletinin ve milletinin selameti için gece gündüz çalışan, dertlenen ve birbirini seven, birbirini tamamlayan Devlet Bey ve Tayyip Bey için; böyle iki fani için şair ve devlet adamı Ziya Paşa der ki:
"Bilge Vezir Âsaf’ın değerini bilmez Süleyman olmayan,Bilmez insanın değerini âlemde insan olmayan."
Meram Bağları’ndan sevgiler…
4 Temmuz 2026
Taş Medreseli Tarih Öğretmeni
Ali KUZENCİK
Sevgili 😊 @OzlemGurses "Başaramadık " deyip biraz ağlanmış 😊
Bizde ..... 👇
"Elhamdülillah ki başaramadınız..." diyoruz 📢📢📢 😊
🔴 Çünkü başarsaydınız bugün yerli ve millî savunma sanayimizin gururu olan TCG Anadolu olmazdı.
🤲 Elhamdülillah ki başaramadınız...
Çünkü başarsaydınız gökyüzünde dünyaya adından söz ettiren İHA'lar, SİHA'lar ve AKINCI'lar bu seviyeye ulaşamazdı.
👋 Elhamdülillah ki başaramadınız...
Çünkü başarsaydınız dört bir yanı birbirine bağlayan yollar, tüneller, köprüler, otoyollar, hızlı tren projeleri ve yeni havalimanları bu ölçüde hayata geçirilemezdi.
🇹🇷 Elhamdülillah ki başaramadınız...
Çünkü başarsaydınız şehir hastaneleriyle milyonlarca insanın hizmet aldığı modern sağlık altyapısı kurulamazdı.
📌 Elhamdülillah ki başaramadınız...
Çünkü başarsaydınız deprem felaketinin ardından yüz binlerce kalıcı konutun inşası için böylesine büyük bir seferberlik başlatılamazdı.
📍 Elhamdülillah ki başaramadınız...
Çünkü başarsaydınız Ayasofya yeniden cami olarak ibadete açılamazdı. Bu milletin manevî değerlerine ve inanç özgürlüğüne yönelik bu adım atılmazdı.
🦯 Elhamdülillah ki başaramadınız...
Çünkü başarsaydınız bu milletin dinî ve millî değerlerine sahip çıkan milyonlarca insanın sesi bu kadar güçlü çıkamazdı.
🟠 Elhamdülillah ki başaramadınız...
Çünkü başarsaydınız Türkiye, savunmasından ulaşıma, sağlıktan altyapıya kadar bugün bulunduğu noktaya gelemezdi.
Elbette eksikler vardır, eleştirilecek yönler de vardır. Hiçbir yönetim kusursuz değildir. Ancak yapılanları yok saymak, geceyi gündüz diye anlatmaya çalışmak da milletin aklıyla alay etmektir.
Gerçekler, sloganlardan daha güçlüdür.
Millet yapılan hizmeti de görür, verilen emeği de takdir eder.
Bütün bunları görmezden gelip "hiçbir şey yapılmadı" demek ise vicdan sahibi insanların kabul edeceği bir yaklaşım değildir...
✒️ Nurhayat Şuara Şenbalkan
_=_ @NurHayatSuaraa
#Türkiye #AkParti #RecepTayyipErdoğan
#MHP #nurhayatsuara
Tam mezara rakı döken Kemalist Özgür'ü unutmuşken, deprem paralarını yürüten Kemalist Ahbap karşımıza çıkıyor.
Hadi buna da alıştık derken, bir anda esrarkeş Kemalist belediye başkanı çıkıyor.
Ulan daha ne rezillikleri olabilir demeyin sakın,
esrarkeşi bile unutturur bunlar bize.
Bugün bu kirli zihniyetin yaşadıkları Adnan Menderes'e yaptıkları zulmün dünyadaki karşılığıdır. Allah vaad ettiği üzere bu zalim zihniyete mühlet verdi, ihmal etmedi. Nihayetinde bir Recep Tayyip Erdoğan vasıtasıyla darmadağın oldular. Kimi hırsızlıktan, kimi fuhuştan, kimi esrarkeşlikten rezil oldular.
Elbette bu işin bir de ahiret ayağı var! Bilseler orada görecekleri karşılığı, burada yaşadıkları rezil durumlarına hâlâ oh çekerlerdi.
Yıllarca askerî darbelerin altında ezilen ve her an askerî darbelerle ayar verilmeye çalışılan Türkiye'den bu görüntülere gelmek yürek ve iman ister. Asıl devrim budur.
Devrim; devlet ile milletin gönül gönüle, el ele olmasıdır. Onun adı da Yeni Türkiye Yüzyılı'dır.
Ne demişti Üstad Necip Fazıl Kısakürek:
"Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek."
Sen çok yaşa, Reis.
Ömrümün en güzel yıllarını Reis'in cihadına denk getiren Rabbime hamdolsun!
Hakk'ı hak bilip peşinden giden, gariplerin umudu olan, şanlı atalarımın günlerini yeniden yaşatan, mücahit sultanımıza şahit olmayı nasip eden Rabbime şükrolsun!
Dedeleriniz sarıklı, cübbeli din adamlarını asarken, vatandaş süpürge tohumunu yerken; sizinkiler kendi heykellerini yapıyordu. Bunlar ise Volvo, Mercedes ve BMW üretiyordu.
Mr. Shadow kardeşimi tebrik ederim. 👏 On numara kapak yapmış.
ERDAL BEŞİKÇİOĞLU TUTUKLANMIŞ!
Cem Küçük de tutuklandı. Hemen yükselen sesleri duyuyorum: “Efendim niye tutuklanmış, tutuksuz yargılansaymış.” Hani bilgisine başvurulmak için alınmıştı Erdal Beşikçioğlu? Hani senelerin oyuncusuydu, maddi varlık edinmesi normaldi?
Bunlar bilir bilmez konuşmalar, ne hukuki ne de siyasi. Neden kardeşim, tutuklanma sebebi mevcutsa da mı tutuklanmasın? Keyfiniz mi yerine gelecek? Asıl öyle olursa demokrasi zarar görür, adalete güven sarsılır. Ben gözaltına alındıklarında ikisinin de tutuklanacağından adım gibi emindim.
Cem Küçük’ün foyasını Tamar Tanrıyar dökmüştü zaten. Beşikçioğlu da misket oynadığı için değil, para hareketlerindeki ve mal varlığı hakkındaki belirsizlikleri izah edemediğinden tutuklandı. Belirsizlik izah edilemezse şüphe doğar. Kuvvetli suç şüphesi de varsa tutuklama kaçınılmaz. Onu vermeyen hâkim hukuku çiğnemiş olur. Bakın, 300 küsur hâkim verdikleri haksız hukuksuz kararlar yüzünden HSK tarafından cezalandırılmış. Bunların 80 kadarı meslekten ihraç edilmiş. Bu, hukukun ve adaletin kanıtıdır.
Daha durun, Ertuğrul Özkök ile Sera Kadıgil de tutuklanacak. Sera’nın dokunulmazlığı onu koruyamayacak. Kendisinden daha âlâ “Türkiye düşmanı” varmış gibi kalkmış, ülkeye bunca hizmeti geçmiş sayın cumhurbaşkanımızı bununla lekelemeye çalışmış. O boya tutmaz ama kendisinin ellerinden de çıkmaz. Özkök belki yaş durumundan yırtabilir.
Uğur Mumcu’nun ailesi dosyanın yeniden açılıp aydınlatılması için sayın Akın Gürlek’e başvurmuş ve olumlu cevap almışlar. Bingo… Hrant Dink’in ailesi de hiç vakit kaybetmesin. Yazıcıoğlu dosyası zaten araştırılıyor. Gülistan Doku dosyası da öyle. Cenabıallah bize “özgür dosyası” da nasip eder inşallah.
Anlaşılan artık kimse hukukla zar atamayacak. Ortaya çıkıp da hukuka kelalaka şekilde “Yahu tutuksuz yargılansaydı” diye Bülent Arınç bile dememeli. Sen avukatsın yahu. Hukuksuz bir tutuklama varsa al vekâletnameyi çatır çatır kaldırt. Kuru lafla, dosya içeriği hakkında hiç fikri olmadan ya da yarım yamalak basına yansıtılmış manipülatif bilgilerle ahkâm kesilemez.
O hâkimlerin önünde tam tekâmül dosyalar var. Onlara bakıyor, savcıyı dinliyor, karşının avukatını dinliyor, ona göre karar veriyor. Neden her önüne gelen tutuklanmıyor? Tutuklama sebebi olmayan elbette tutuklanmıyor. Ha… Yanlış buldunsa verilen kararı git üst mahkemeye kaldırt. Cav cav edip durmayın. Hukukun ırzına geçiyorsunuz.
Yüzsüze bakar mısınız? Bir de, "Milleti birbirine düşürmeyin kardeşim, herkesin çoluğu çocuğu var." demesi yok mu?
Sen hem "Bir daha bu sokaklarda gezemeyeceksiniz." diyerek Müslüman kadınlara saldıracaksın hem de "Çoluğum çocuğum var." diyeceksin. Öyle mi?
Neymiş, annesinin de başı kapalıymış. Tüh sizin sıfatınıza!
Allah'ım, sabrımızı artır.
Devleti tanıyacaksınız...
O devlet ki;
Yılan düz dursun diye onu boruya sokar.
Baktı ki durmuyor, boruyu yılana sokar.
Er geç öğreneceksiniz... Ya seve seve ya da... ..... ....
Ülkenin Cumhurbaşkanına hakaret ediyor, hadsizler! 😡
"Şerefine Tayyip" diyenlere çok güzel bir cevap...
(Eski bir söz.)
Leş kargalarını dolaşır gördüm,
Kimini yer, kimini parçalar gördüm.
Şerefsiz ellerde, kahpe yüzlerde,
Şerefe kalkan kadehler gördüm.
"Şerefine Tayyip" diyen bu soysuzlara bakar mısınız? Bir biraya, bir rakıya, bir içkiye satılmış bu kriptoların tasması kimin elinde acaba? Bileniniz var mı?
Verdikçe veriyor Rabbim…
İlk önce okullarda, Kâbe'de Hacılar İlahisi ile başladı.
Allah lafzını duyan şeytanları, oldu mu bir titreme.
Bu memlekette ne kadar da Allah, Peygamber, Kâbe, hacı, hoca, Müslüman düşmanı varmış; hepsi iyot gibi açığa çıktı.
Peşinden Kadıköy'e cami meselesi.
Encamları; Ermeni, Rum ya da Yahudi mezarlığına gömülmek olan epey bir kripto da böyle afişe oldu.
Peşinden, okullarda mescit açılması genelgesi.
Alevi ve Alevilikle alakası olmayan ancak Alevilik adına açıklama yaparak karşı çıkan binlerce kripto da orada zuhur etmesin mi?
Hemen peşinden, şimdi de Malatya'daki çıplak heykel meselesi.
Ne kadar sallama, dallama, yalama varsa döküldüler...
Hâlbuki konu, Mustafa Kemal'in heykeli değildi.
Öyle olsa idi, diğer heykellere de karşı çıkılırdı.
Orijinalinde, anadan üryan sallama heykele sahip çıkmak için kılıktan kılığa girdiler.
Tabii yine ve yeniden, en kolay yolu seçip Atatürk maskesi geçirerek...
Ancak bu seferki utanmazlık o kadar büyüktü ki hiçbir maske bunların yüzlerini örtüp gizleyemedi.
Ve her açıklamaları, sağduyulu halkın vicdanına çarpıp geri döndü.
İçlerinden hiç kimse çıkıp da, "Yahu, Atamızın yanında anadan üryan bu çıplağın ne işi ve ne alakası var?" demeyi akıl etmedi, zahir.
"Medeniyet heykeli açılacak." diyerek zamanında on binlerce Malatyalıyı, kadın, kız toplayıp anadan üryan heykel açılışı yapıldığında kadınlar, kızlar kaçışmış; erkekler de, "Bu kadar medeniyet bizde de var." diyerek söve söve meydanı terk etmişlerdi…
Aslında tartışmayı uzatmamak lazım.
Niçin, neden, hangi akla hizmet ve nasıl bir fantaziyle yapıldığının cevabı ancak ve sadece yapan ve yaptıranlarda saklı. Bu anadan üryan genç oradan kaldırılsın.
Malatya'da o gencin varsa akrabalarına teslim edilsin.
Değilse, "O kadarcık medeniyet" kimde yoksa onlara hibe edilsin...
Malatyalı kardeşim İrfan Yılmaz, "Depremde bütün il yıkıldı neredeyse, bir tek bu göt yıkılmadı." diye bir canlı yayın yaptı. Bu arkadaş hakkında bütün CHP'liler ayaklandı, ADD üyeleri ayaklandı, dava açıyorlar. Bunlar yetmezmiş gibi Malatya'daki İP'in başkanı da davacı olmuş.
İrfan kardeşimin bahsettiği "göt" dediği kişi belli. Neden bunu Atatürk'e mal ettiler?
Aslında o kardeşim hakkında şikâyette bulunan kim varsa suç işliyor. Kardeşim, "göt" diyerek oradaki götü, kabak gibi meydanda olan heykeli kastediyor.
Adamın dibi @irfanyilmaz44 kardeşime sahip çıkın, sayın dava kardeşlerim.
Adamı yemeye çalışıyor kriptolar...
Kadına bak! Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başkomutanı'nı tehdit ediyor. Bunu her fırsatta tekrar tekrar söylemekten de çekinmiyor. Ama koskoca devlet, gereken şamarı yapıştırmıyor.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sera Kadıgil hakkında Cumhurbaşkanı'na hakaret ve tehdit iddiasıyla soruşturma başlatmış. Başlatmış da ne oluyor? Bu gece yatağından alınıp arkadan kelepçelenerek götürülebiliyor mu? Hayır. Çünkü dokunulmazlığı var.
Toplumun büyük bir kesimini yok sayan, üstenci tavırları ve İslami hassasiyetleri her fırsatta alaya alan bu mide bulandırıcı vekil bozuntusu bence çoktan hapse atılmalıydı!
Andolsun ki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı Abdülhamid Han'ın yalnızlığına bırakmayacağız! Elinizden geleni ardınıza koymayın.
Devletin en kritik ve stratejik kurumlarının başına İsrail hayranlarını doldurmuş bir devlet hâlâ nefes alabiliyorsa ve biz hâlâ "Bu bizim devletimiz" diyebiliyorsak, yatıp kalkıp Recep Tayyip Erdoğan'a dua etmeliyiz.
İsrail sevdalısı bu "adamcık"ı tanıdınız mı?