🇹🇷 Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp Milli Mücadele'nin ilk adımını atmasının üzerinden 107 yıl geçti
https://t.co/wKI1BGoxU8
When did Western society start accepting this behavior, letting it become a part of our daily lives? When did we start going in the wrong direction, forgetting our values and what it means to be human? Let’s think carefully about these questions, because they are important for finding healing and redemption.
Sofralarımıza ulaşan her lokmada emeği, sabrı ve özverisi bulunan çiftçilerimizin insanlığa sundukları değerli katkıları için #DünyaÇiftçilerGünü’nü kutlarız. 👩🌾
🌎 Balkanlar’dan Asya’ya, Afrika’dan Güney Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada çiftçilerimizin emeklerini modern tarım teknikleriyle destekliyor, verimi artıran ve üretimi kolaylaştıran projeler hayata geçiriyoruz.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, çeşitli ziyaretler için bulunduğu memleketi Konya’da, Selçuklu Merkez Camisi'nde teravih namazının ardından Kur'an-ı Kerim okudu.
Aşırılıkçı Yahudi yazar Avi Lipkin, “Mekke’ye Dönüş” adlı kitabında şunları yazıyor:
“Bir Müslüman dinini kolay kolay terk etmez. Müslümanların kalbine sinsice, yılan gibi yaklaşın. Cerrahların yaptığı gibi, karnını açmadan önce uyuşturulmalı; arzulara boğulmalı ve içgüdüleri serbest bırakılmalı, ta ki hiçbir şeye yaramayan, şekil bozukluğuna uğramış bir varlığa dönüşene kadar.”
Ayrıca şunları da belirtiyor: “Büyük İsrail’in sınırları Ürdün Nehri kıyılarında bitmiyor. Mekke, Medine ve Sina Dağı, geri kazanılması gereken Yahudi mirasının parçalarıdır ve Mekke’yi kontrol etmek, İslam’ın belini tamamen kırmanın anahtarıdır.”
Avi Lipkin, “Mekke’ye Dönüş” adlı eserinde, Ortadoğu’nun çehresini değiştirmek ve tamamen boyunduruk altına almak için yeterli olduğuna inandığı üç temel üzerine kurulu şok edici bir vizyon oluşturuyor. Bu temeller, aşırılıkçı dini ideoloji ve askeri stratejinin bir karışımını yansıtıyor:
“Dini Coğrafyayı Yeniden Yazmak” (Mekke Sina Dağı’dır)
Bu, kitabındaki en tartışmalı ve tuhaf iddiadır. Lipkin, Hz. Musa’nın emirleri aldığı gerçek Sina Dağı’nın Mısır’da değil, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında (Cebel el-Lawz bölgesi) olduğunu iddia ediyor.
Amaç: Bu iddiasıyla, Arap Yarımadası’ndaki Yahudiler için “dini ve tarihi bir hak” tesis etmeye ve Suudi topraklarını kadim Yahudi mirasının bir parçası olarak sahiplenmenin yolunu açmaya çalışıyor.
“Büyük Devletleri Parçalama” (Kaos Stratejisi) Lipkin, İsrail’in varlığını sürdürmesinin, çevresindeki Arap ülkelerini -özellikle Suudi Arabistan, Mısır ve Irak’ı- savaşan mezhepsel ve etnik mini devletlere d��nüştürmesine bağlı olduğunu savunuyor. Mekanizma: Azınlıkları desteklemek, mezhep çatışmalarını kışkırtmak ve ekonomik krizlerden yararlanarak Mısır ordusunu dağıtmak ve Körfez petrol sahalarını kontrol altına almak; bu da bu ülkeleri on yıllarca iç çatışmalara sürüklemek anlamına geliyor.
“Siyonizm ve Hristiyan Siyonistler İttifakı”
Lipkin, vizyonunda Batı’daki milyonlarca Evanjelik Hristiyanı harekete geçirmeyi ve onları “Mekke’ye Dönüş”ün “Kıyamet Günü”nden önce gelen bir İncil kehaneti olduğuna ikna etmeyi hedefliyor.
Lipkin, İslam dünyasının ahlaki ve siyasi ruhunu çökertecek bir “darbe” olarak gördüğü birleşik bir Haçlı-Siyonist savaşı istiyor.
Venezuela sokaklarındaki tepkinin cılızlığına bakılırsa, bu vahim gelişmenin ülkenin uzun süredir debelendiği ekonomik ve siyasi darboğazdan çıkmasına vesile olacağını düşünenler çoğunlukta.
Ülkede yaşayanlarla konuşuyorum. Şunu söylüyorlar:
"Halk, 40–50 yıl önceki refahını, ABD'ye tatile gidebildiği günleri özlüyor. Sessiz bekleyişlerinin sebebi bu."
Bu sözleri duyunca aklıma, ekonominin dibe vurduğu; terörün, askeri darbelerin, suikastların ve faili meçhullerin zirve yaptığı 90'ları, yeni nesle Türkiye'nin "altın yılları" diye pazarlamaya çalışanlar geliyor.
Zira bahsettikleri dönemler, Venezuela'nın bugünüyle kıyaslandığında rahmet okutacak yıllardı.
1970'lerde petrol ve doğal gaz zengini Venezuela'da kişi başı gelir yaklaşık 1100 dolardı. ABD'li şirketler ülkenin iliğini kemiğini sömürürken CIA adeta polis gibi çalışıyordu.
Venezuela’nın yeraltı kaynaklarını millileştiren, yoksul halk için sosyal devleti büyüten Chavez'i rekor oylarla iktidara getirmelerinin temel sebebi de işte bu sömürü düzeniydi.
Bağımsız bir ülke haline gelen Venezuela'da, Chavez'in genç yaşta kanserden hayatını kaybettiği 2013 yılında kişi başı gelir 15 bin dolar seviyelerini zorluyordu.
Ancak iktidarı devralan Maduro, treni rayında tutamadı. İçeriden ve dışarıdan darbe girişimlerine rağmen sandığı korumayı başaran Chavez gibi, meşruiyetine sahip çıkamadı.
Bugün Venezuela'da kişi başı gelir yaklaşık 3000 dolar seviyesinde.
Evet, ülkenin ABD'nin dümen suyunda olduğu günlerinin özlenecek bir yanı yok.
Umarım dünyanın en mazlum halklarından biri olan Venezuelalıları, ufukta gerçekten daha iyi günler bekliyordur.
Ama ABD'nin "demokrasi" ve "özgürlük" diyerek müdahale ettiği, kukla yönetimleri iş başına getirdiği ülkelerin akıbeti ortada.
ABD'nin Bağdat'ı işgalinin ardından, Saddam Hüseyin heykelini eline geçirdiği bir balyozla yıkan Kadim Şerif Hasan el-Caburi'nin, yıllar sonra BBC'ye verdiği röportajda söylediği şu sözleri hiç akıldan çıkartmamakta fayda var:
"Elimde olsa heykeli yeniden dikerdim ama öldürülmekten korkuyorum."
https://t.co/qJCpZGpZaK
Nicolas Maduro'nun kaçırılmasıyla ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın 2019'da Venezuela'ya operasyon düzenlenmesine karşı çıkmak için yaptığı açıklamalar yeniden gündem oldu.
🗣 Gabbard:
Tarihe baktığımızda ABD'nin bir ülkeye girip bir diktatörü veya bir hükümeti devirdiği her örnek, bu ülkenin halkı için felaket olmuştur.
ÇOK ÖNEMLİ:
Libya’lı İslam Tarihi Profesörü Ali Muhammed Sallabî’nin bir televizyon konuşmasından alınan bir bölümün tercümesi;
"Tarih tekerrür ediyor, ders alın ey akıl sahipleri:
Eğer Allah, sonra da Osmanlı Devleti olmasaydı Arap Yarımadası şimdi bir Portekiz ya da İspanya sömürgesi olurdu.
Eğer Allah, sonra da Osmanlı Devleti olmasaydı, Kuzey Afrika şimdi bir Hıristiyan toprağı olurdu.
Eğer Allah, sonra da Osmanlı Devleti ve onun şerefli, mücahid, yüce sultanları olmasaydı, Araplar şu anda ya Hıristiyan ya da Şii olurlardı. Bu geniş Arap toprakları muhtemelen Portekiz, İspanya, Fransa, Hollanda, İngiltere ve İtalya’ya bağlı silme Hıristiyan bölgeler ve eyaletler olurdu. Diğer bazı bölgeleri de İran’a bağlı vilayetler olurdu.
Şunu bilelim ki, Osmanlı’nın; 1517 ile 1917 yılları arasında Portekiz, Hollanda ve İngiltere işgallerine karşı Yemen’i, Haremeyn’i (Mekke ve Medine) savunurken verdiği kayıplar ve şehitler onun Avrupa fetihlerine karşı verdiği şehitlerden ve kayıplardan çok daha fazladır.
Sonra da kalkıp Osmanlı Devletini haksızca ve iftira ederek Arap ülkelerini işgal etti, zenginliklerini sömürdü (o zaman petrol
yoktu/bilinmiyordu), Arapları köleleştirdi ve cahil bıraktı diye itham ediyorlar. Oysa bu doğru değildir.
Şimdi şöyle bir soru soralım: Bunlar Osmanlı Devletini bu yalanlarla kim adına suçluyorlar? Osmanlı Devleti yıkılalı bir asır oldu, Araplar bu uzun süre içerisinde neyi başardılar?
Hiçbir şey başaramadılar, sadece bu uzun süre boyunca Batının sömürgesi(Osmanlı'nın engellediği) oldular. Sonuçta Arap halklarını onlar fakirleştirdiler, cahil bıraktılar, sömürdüler, onları birbirleriyle boğazlaşan, birbirlerini öld��ren, gruplara ve kabilelere ayırdılar. Oysa onlar Osmanlı Devleti sayesinde tek millet, tek toprak ve tek yürek idiler.
Yapmayın! Osmanlı’nın cihatla, İslam bayrağını dalgalandırmakla geçen 500 yılını son 50 yıldan ibaret görmek haksızlık değil midir?
Yapmayın! Yüz milyondan fazla insanın onlar sebebiyle İslam’ı seçmiş olmasını görmezden gelmemiz haksızlık olmaz mı?
Yapmayın! Şia mezhebinin Arap ülkelerindeki yayılmasına karşılık Osmanlı’nın rolünü görmezden gelmemiz haksızlık olmaz mı?
Yapmayın! Endülüs’ü savunan yegâne devlet olan ve kovulan pek çok Endülüslüyü kurtaran, Tunus ve Cezayir gibi ülkeleri İspanya işgalinden kurtaran Osmanlı’ya sövmemiz haksızlık olmaz mı?
Yapmayın! İslam Dünyasına karşı düzenlenen yirmi beşten fazla Haçlı Seferine tek başına karşı koyan, onları geri püskürten ve nihayet Tunus gibi Cezayir gibi ülkeleri İspanya işgalinden kurtaran Osmanlı’ya sövmemiz haksızlık olmaz mı?
Yapmayın! En son Sultanı Filistin’in korunmasının bedeli olarak tahtını veren ve onu Yahudilere bırakmayan Osmanlı’ya sövmemiz haksızlık olmaz mı?
Yapmayın! Arap eğitim programlarının Bayezid’i, Selim’i, Abdülhamid’i, Kanuni’yi zikretmemeleri, üstüne üstlük, öğrencilerimizin Osmanlıyı sömürgeci olarak bilmeleri haksızlık olmaz mı?
Yapmayın!
Programlarımızda çocuklarımıza Fransa’nın ve İngiltere’nin faziletlerini öğretirken,
Osmanlı’nın olumsuzluklarını anlatmamız haksızlık olmaz mı?
Allah Abdülhamid’e rahmet eylesin, ne demişti?
Arap ülkelerini kast ederek: Eğer biz bu topraklardan çekilirsek, oralar gelecek yüz yıl boyunca İslam’ı da, istikrarı da tanıyamazlar… Dediği gibi olmadı mı?
Allah ümmetin izzetini ve dinini koruyan Sultan Abdülhamit Han’a ve diğer İslam önderlerine rahmet eylesin.
Biz kesin olarak inanıyoruz ki, Osmanlı Hilafeti İslam Hilafetinin bir devamıdır. Bazılarında görülen hatalar bireysel tasarruflardır ve bunlar asla ümmeti de, Hz. Ebubekir’den Sultan Abdülhamit’e herhangi bir İslam Hilafetini de lekelemez."(Alıntı)
(Çeviren: Faruk Beşer)