Avukatım Mehmet Pehlivan’a yapılan bu zalimliği tariflemek imkânsız.
Bir insanı duruşmaları devam ederken, hiçbir sebep olmaksızın, kötü muamele ve işkence yasağını ihlal edecek bir uygulamayla gece yarısı bir vakitte sürgün etmek nasıl bir devlet anlayışına sığabilir!
Avukat olmak, adaleti savunmak nasıl bir suç?
Cezaevinde tutuklu olması dahi hukuksuz!
Üstüne “düşman ceza hukuku” işletilmesi!
Tüm hukukçuları, kurum ve kuruluşları, meslektaşlarını göreve davet ediyorum.
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Fatma Betül Sayan Kaya haksız kazanç iddiaları nedeniyle istifa edeli bir haftayı geçti.
SPK hala ne Fatma Betül Kayan Saya ne de eşi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi.
Vurguncuları hala koruyorlar
Aile Bakanı ‘na soruyorum ! Mersin’de kapısını çalan polise kapıyı açan kadının en mahrem görüntülerinin yayınlanması “ Ailem Güvende “ operasyonlarınızın kapsamına girmemekte midir? Ailesi güvende midir kapıyı açan bu kadının ? Aile hassasiyetiniz nerede başlayıp nerede bitmektedir? “Sizden “ olmadığı için mi sesiniz çıkmıyor ?
Görüntüler daha da yayılmasın diye alıntı yapmıyorum; ancak ısrarla bir kadını mahrem ev haliyle görüşmeye zorlamak ve üstüne görüntüleri servis etmek, sürekli surette dillendirdiğimiz “çürüme”nin en bariz örneklerinden biri.
Bunun adı ne yazık ki açıkça tacizdir, ağır insan hakkı ihlalidir, suçtur.
Ülkemizde devlet kurumlarının çökmesinin/çürümesinin kökeninde, insan hakları temelinde ahlaki değerlerin iktidar tarafından görmezden gelinmesi, tamamen kendi çarpık değerlerini, yine yalnızca kendileri için halka dayatmaları yatmaktadır. Bu kirlenmiş zihniyet yönetmeye devam ettikçe çok daha kötü görüntülere şahit olacağımız aşikardır.
Şafak baskınları, tek sıra halinde dizmek, cezaevi sürgünleri, çıplak arama iddiaları, narkotik köpeklerle koğuş baskını iddiaları, kişileri ailesiyle tehdit iddiaları ve daha nicesi işkence teşkil eder ve kötü muamele yasağını ihlaldir. Eskisi gibi siyasilere elektrik verilmese de tüm bu şahit olduklarımız -ve olmadıklarımız- aynı amaca, psikolojik olarak çökertme amacına ve lekelemeye hizmet etmektedir.
İktidar kendi cenahının şüphelilerine niçin bu muameleyi yapmıyor? Fatma Betül’e niçin soruşturma başlatmıyor yahut gecelikli hali servis edilmiyor? Melih Gökçek niçin tek sıraya dizilmiyor? Üstelik kimlerin esas suçlu olduğu herkesçe bilinirken, suçlamaların boyutları kıyas dahi kabul etmezken?
Çünkü her şeyin, her şeyimizin, hatta ailemizin bile kendilerine ait olduğunu düşünecek kadar zehirlenmiş durumdalar. Çökmeler bu yüzden, şiddet bu yüzden, fondaki birikimlerimiz üzerinden kurulan vurgun sistemi bile bu yüzden. Muhalif bir kadının/muhalif bir erkeğin eşinin, kızının mahremine bile saygı duyulmaması, hatta mahrem dahi görülmemesi tam da bu yüzden.
Bu en temel ahlaki prensipleri yitirmiş iktidardan ve yapısını değiştirdiği kurumlardan adalet, adil yönetim, hakça paylaşım, hakka ve insana saygı bekleyemezsiniz. Çünkü bu kişilerin kendilerine dahi saygı duymayan kişiler olduğu apaçık artık. Aynaya bakıp da kendi içini göremeyecek kadar körleşmiş, kalpleri katran bağlamış kişiler bunlar. Oradan ışık sızmaz.
Tek çare gitmeleridir.
Sevgili yurttaşlar,
Aralarında benim de olduğum yüzlerce seçilmiş, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar sadece siyasi tutumları nedeniyle, haksız hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutuluyor.
Bizden tüm yaşananlara razı olmamız, olan biteni talihsizlik sayıp susmamız bekleniyor.
Susmayacağım. Hatay halkı beni, kendisi adına söz söylemem ve hesap sormam için seçti. O görevden vazgeçmeyeceğim.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Meclis’in açıldığı bugün, Hatay halkının gasp edilen temsil hakkını ve emekçilerin, yoksulların, bilcümle halkımızın, adalete aç olanların duyulmayan sesini duyurmak için 24 saatlik açlık grevine başlıyorum.
Bu aynı zamanda, Anayasa’ya uyulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ve görevimi yapmamın önündeki engelin kaldırılması için bir çağrıdır.
Ülkenin sorunlarını kendi sorunu bilen herkesi sesini yükseltmeye çağırıyorum. Bizi kendimizden başkası kurtarmayacak. Haklarımızı, ülkemizi ve geleceğimizi birlikte kazanacağız.
Ş. Can Atalay -Seçilmiş Hatay Milletvekili-
Yeni Parti lideri Özgür Özel: "Emre Alkin, Tera'nın tutuklu yönetim kurulu üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanı Akademik İstişare Kurulu üyesi, Atamasında Erdoğan'ın imzası var.
• Kerem Alkin, Tera Bağımsız Yönetim Kurulu üyesi. Türkiye'nin OECD Daimi Büyükelçiliği'ne Erdoğan tarafından atanmıştı.
• Emre Tezmen, Tera Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı. Fatma hanımın ve ailesinin yakın arkadaşı.
• Erkan Kilimci, Tera'nın Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Başkanı Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı. 200 liranın üzerinde imzası var.
• Fecir Alptekin, Tera'nın Yönetim Kurulu üyesi. Cumhurbaşkanı danışmanı. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları üyesi.
• Abdülkadir Özkan, yönetim kurulu üyesi. Başbakanlık baş danışmanı. Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda basın danışmanı.
• Erdin Özel, Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. AKP Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı. Önce inkar ettiler Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular.
• Serdar Turhan, Pusula'nın tutuklu yönetim kurulu başkanı. Eski AKP Gençlik Kolları Başkanı.
• Muhammed Yarız, Pusula Portföy'de yönetici ve tutuklu. Eski AKP Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyesi.
• Özdemir Ataseven, Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı.”
Ey Erdoğan;
Hiç lafı eveleyip geveleme…
YAKALANDINIZ!
Benim savunduğum arkadaşlarımı didik didik ettiniz üzerlerinden 2 lira çıkmadı.
Ama senin yanındaki bakanın, genel başkan yardımcın milleti 2 milyar lira dolandırdı.
Bu dönen dolaplardan haberin var mıydı?
Haberin varsa sen bu tezgahın başındasın demektir.
Haberin yoksa devlet yönetme kabiliyetini kaybetmişsin demektir.
Haberin varsa istifa edeceksin, haberin yoksa sandığı getirip emaneti ehline teslim edeceksin.
Deniz Göktaş: “Utangaç bir diktatör” tanımlaması cumhurbaşkanına hakaret sayılmış. Diktatör ifadesi hakaret değil siyasi bir nitelemedir. Başka bir komedyen “demokrat” diyebilir ve benden daha çok güldürebilir!
Görevlerinden “affını istemek” yetmez. Etkin pişmanlıktan yararlanmak için önce aldığının 2 katını(4 milyar TL’den fazla bir tutarı) SPK’nın verdiği IBAN’a yatıracak. Sonra kimlerle birlikte iş tuttuğunu açıklayacak. Ve yargılanacak.
Sayan’lar fon soygunu soruşturmasına dahil edilecek mi? HTS ve mesajlaşma kayıtları incelenecek mi? Banka hesapları araştırılacak ve dondurulacak mı? Borsada içeriden gelen bilgiyle suçtan elde edilmiş bu gelire el konulacak mı? Sayan’ların borsada başka yatırımları var mı?
Parti Sözcümüz Zeynel Emre:
“Defalarca kez sorduk! Fon skandalında, Ak Parti Genel Merkezi’nde genel başkan yardımcılığı, bakanlık yapmış isimler düzeyinde soruşturma kapsamında ismi geçen var mıdır? Ses gelmedi.
Türkiye duysun! Görevdeki Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı 8 Nisan'da 255 TL'den 250 bin adet ÖZATA hissesi almış, Eylül ayında bunu 4482 TL'den satmış. 63 milyon TL yatırmış, 1,3 milyar TL olarak çekmiş!”
TİP Milletvekili Ahmet Şık, fon vurgunu ile ilgili soru önergesi verdi.
Şık şöyle sordu:
"Akın Gürlek, Hasan Doğan, Batuhan Mumcu, Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Emre Sezer, Alper Özbilen gibi isimlerin de kendileri veya yakınları aracılığı ile bu fonun kapalı dönemine dahil oldukları öne sürülmektedir. Bahse konu eylem ve işlemlerin, yatırımcı olduğu öne sürülen bu kimselerin siyasi nüfuzuna dayalı olarak gerçekleştirilmiş olma ihtimali bulunmakta mıdır?"
Yine Galatasaray'li oldugumuzdan utandik, tesekkurler Okan Buruk, en fazla bu kadar batirabilirdik. Yunus'u da sabaha kadar oynatirsin artik.
https://t.co/Db8AHbEs5c
Kürsüdeki gözyaşları…
İBB soruşturması için aylardır aynı şeyi söyledim.
Eşler, çocuklar hedef ve rehin alındı, itirafçılık ailelere zulümle geldi, dedim.
Bunun canlı örneği dün kürsüde, mahkeme huzurunda yaşandı.
30 yıllık aile dostunun çirkin ithamlarına maruz kalan Ağaç A.Ş. Genel Müdürümüz Ali SUKAS, sanığa şunu sordu: “Oğlun tutuklanmasa bu ifadeyi verir miydin?”
Bu soru, kürsüdeki sanığı ağlattı. Gözyaşları aktı. 60 yaşını aşan kürsüdeki sanık, dostunun bu sorusuyla gözyaşlarını silerken “Bu soruya cevap vermek istemiyorum.” diyebildi.
Bu “ah”ların elbet bir faturası olacak!
Bu zulmün adil yargı önünde elbet bir sonucu olacak!
Şimdi lütfen kendinizi benim yerime koyun. Beraat ettiğiniz bir dava var. Yargı ve siyaset oyunlarıyla, bu davada tekrar hakim karşısına çıkarılıyorsunuz.
Üstelik hakim sadece ifade alacak. Çünkü dava, ifade alınmadığı için bozulmuş. Yani esas değil usül meselesi.
Bu esnada, beraat veren hakim hemen değiştiriliyor. Yeni atanan hakim beraat kararını yok sayıyor ve 2 yıldan fazla hapis cezası veriyor ki siyaset yasağı da gelsin.
Tuzla davasının özeti budur ve tam bir skandaldır.
Bu asla tesadüf değildir. Bütün davalarımda hakimler değiştirildi. Müdahale edilen mahkemelerin “Türk Milleti adına” değil, siyaset ve bir kişi adına karar verdiğine artık şüphe yoktur.
Tuzla skandalı; bunun son, açık ve sarih kanıtıdır. Böyle bir düzenden kimse adil bir yargılama beklemesin.
Yüksek yargı camiasını, hakim ve savcıları tarihi bir sorumlulukla düşünmeye davet ediyorum.
Millet şahidimdir!
Ekrem İmamoğlu'na Şadi Yazıcı'ya hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi. Davanın gelişimi aslında bu sonucun nasıl geldiğini de gösteriyor.
Ekrem İmamoğlu bu davadan iki kez beraat etti. Üst mahkeme şekil yönünden davayı bozdu. Bozulduktan sonraki ilk duruşma için Silivri'den Anadolu Adliyesi'ne giderken, ki hakim duruşmayı Silivri'ye almayı reddetmişti, cezaevi aracı bozuldu, bozulan araçla geldiğinden daha uzun bir yolu geri döndü.
İkinci duruşma öncesi hakim değişti. Yeni hakim
Anadolu Adliyesi ısrarından vazgeçti, duruşmayı Silivri'ye aldı, davayı gördü ve cezayı verdi.
O gün İmamoğlu Anadolu Adliyesi'ne gidebilseydi aynı ceza mı verilecekti?