hemingway şöyle der: "yetişkinlikte öğrendiğim en zor ders şuydu: içim paramparça olsa da, yürümeye devam etmekten başka çarem yoktu." çünkü hayat, yaralarımız iyileşene kadar beklemez. büyümek, acının dinmesi değil; acıya rağmen yürüyebilmektir.
her ne kadar kötü seyler yasarsam yasayayim, ne kadar hayal kirikligina ugrarsam ugrayayim kendime ve bir gün güzel seyleri tekrardan yasayabilecegime olan inancimi hic kaybetmedim. bu yanimi seviyorum.
Hayatta insanın kendi ayakları üzerinde durabilmesi, kimseye minnet etmeden, kendi emeği ve rızkıyla yoluna devam edebilmesi en büyük zenginlik bana göre. Bazen yoruluruz, yükümüz ağır gelir ama yine de insanın kendi gölgesinde serinlemesi, başkasının minneti altına girmesinden her zaman daha huzurludur. Allah gerçekten kimseye muhtaç etmesin en büyük duam ya…
“devam etmek zorundasın. kalbini lime lime doğrasalar da sabah kalkıp işe gitmek zorundasın. bugün kalbim çok ağrıyor, gönlüm biraz mahzun da gelmesem olmaz mı? diyemezsin. yaşama karışmak ve en azından eve dönene kadar o günü, buğulanmış gönlünle bitirmek zorundasın.”
istiyorum ki bundan sonra hayatıma kendi kısmeti, şansı ve bereketi olan insanlar girsin. birbirimizden eksiltmek yerine çoğaltalım. güçlerimizi birleştirelim; benim ışığım onunkini, onunki benimkini söndürmesin. yan yana geldiğimizde hayat ikimiz için de daha güzel aksın