Emeklilik Dönemimin 1. Yılında:
Her zaman olduğu gibi,
✓ "İYİ, GÜZEL ve GÜVENİLİR İNSAN" olabilme mücadelesine devam ediyorum.
✓ Mutluyum, huzurluyum ve de sağlıklıyım.
✓ Yüce Allah'a daima şükrediyorum.
✓ Güzel Ülkemizi çok seviyorum.
Türkiye’nin Yeni Dini: Linç
Türkiye’de yeni bir inanç sistemi doğdu.
Adı: Linç.
Mabedi sosyal medya.
Vaaz kürsüsü telefon ekranı.
Cemaati ise her sabah kime kızacağını öğrenmek için bildirimlerini kontrol eden milyonlar.
Bu yeni dinde düşünmek yasak değil elbette.
Sadece gereksiz.
Araştırmak vakit kaybı.
Sorgulamak konfor bozucu.
Hatırlamak ise neredeyse suç.
Çünkü dün ne söylediğinizi hatırlarsanız bugün öfkeyle yazdığınız cümlelerden utanabilirsiniz.
Oysa utanmak, sosyal medyanın ruhuna aykırıdır.
Burada kimse yanılmaz.
Sadece hedef değiştirir.
Bakın Haluk Levent’e…
Bir zamanlar yere göğe sığdıramadığınız insan.
Depremde koşturduğunda alkışladınız.
Yardım topladığında kahraman ilan ettiniz.
Her paylaşımını çoğalttınız.
Adını iyilikle, dayanışmayla, vicdanla yan yana yazdınız.
O günlerde Haluk Levent’i sevmek popülerdi.
Siz de sevdiniz.
Şimdi nefret etmek popüler.
Siz de nefret ediyorsunuz.
Ne kadar tutarlı!
Hem alkışlarken binlerce beğeni aldınız.
Hem nefret kusarken…
Demek ki mesele Haluk Levent değilmiş.
Mesele, her dönemin alkışlanan tarafında durabilme refleksinizmiş.
Dün iyilik meleği ilan ettiğiniz kişiyi bugün şeytanlaştırırken yüzünüz kızarmıyor.
Çünkü sosyal medya hafızasızdır.
Siz de buna güveniyorsunuz.
Eski paylaşımlarınız duruyor olabilir.
Ama vicdanınızın arşivi çoktan silinmiş.
İnsan elbette fikir değiştirebilir.
Eleştirebilir.
Yanıldığını kabul edebilir.
Bir kişinin sözlerine, eylemlerine itiraz edebilir.
Fakat eleştiri başka, sürü psikolojisiyle nefret üretmek başkadır.
Dün “İyi ki varsın.” dediğiniz insana bugün hakaret ediyorsanız, ortada fikir değişikliği değil; karakter tutarsızlığı vardır.
Üstelik kendinizi akıllı sanıyorsunuz.
Eğitimli sanıyorsunuz.
Aydın sanıyorsunuz.
Her konuda kesin fikriniz var.
Her olayda hazır hükmünüz.
Her tartışmada seçilmiş bir düşmanınız.
Kitap isimleri biliyorsunuz.
Filmlerden alıntılar yapıyorsunuz.
Bilimden, sanattan, demokrasiden ve vicdandan söz ediyorsunuz.
Ama farklı bir düşünceyle karşılaşınca, mahalle kabadayısının diliyle konuşuyorsunuz.
Diplomanız var.
Ama muhakemeniz yok.
Bilgiye erişiminiz var.
Ama hakikate merakınız yok.
İşte modern cahillik budur.
Modern cahil; okumayan insan değildir.
Okuduğunu sorgulamayan…
Duyduğunu araştırmayan…
Kalabalığın öfkesini kendi fikri zanneden insandır.
Bir hashtag görür.
Öfkelenir.
Bir video izler.
Hüküm verir.
Bir kalabalığa rastlar.
Tarafını seçer.
Sonra da bütün bunlara “bilinç” adını verir.
Bugün Türkiye’de insanlar neyi savunacaklarına değil, kimi linç edeceklerine daha hızlı karar veriyor.
Çünkü düşünmek emek ister.
Linç etmek ise sadece bir parmak hareketi.
İşte bu yüzden sosyal medya, fikirlerin değil reflekslerin pazarı hâline geldi.
En acısı da şu:
Bu linç kültürünü büyütenlerin çoğu kendisini demokrat, ilerici ve vicdanlı sanıyor.
Nefreti hak arayışı…
Hakareti eleştiri…
İtibarsızlaştırmayı ise adalet zannediyor.
Oysa demokrasi, sadece sevdiğiniz insanlar için istediğiniz bir hak değildir.
Vicdan da yalnızca sizin mahallenize ait değildir.
Bir insanı eleştirebilirsiniz.
Ama onu insanlıktan çıkarmaya çalıştığınız anda artık eleştirmiyor, linç ediyorsunuz.
Ve linç, hakikatin değil; kalabalığın adaletidir.
Bugün alkışlayan kalabalık yarın taş atan kalabalığa dönüşebilir.
Çünkü ilkesiz kalabalıkların sadakati kişilere değil, rüzgâradır.
Türkiye’nin asıl sorunu cehalet değildir.
Çünkü cahil, bilmediğini bilir.
Asıl tehlike; bildiğini zanneden, araştırmayan, sorgulamayan ve her gün yeni bir hedef gösterildiğinde hiç düşünmeden peşinden giden modern cahildir.
Onlar kitap okurlar.
Diploma alırlar.
Yabancı dil konuşurlar.
Ama en temel insani erdemi kaybederler:
Vicdanla düşünmeyi.
Ve belki de bu yüzden bugün ülkemizde en hızlı yayılan şey bilgi değil…
Öfke.
En çok paylaşılan şey hakikat değil…
Algı.
En güçlü inanç ise adalet değil…
Linç.
Çünkü linç, düşünemeyen kalabalıkların en kolay ibadetidir.
Hz. ALİ EFENDİMİZ diyor ki:
"EĞER ZALİM ISRARLA ZULME DEVAM EDİYORSA,
BİL Kİ SONU YAKINDIR...
EĞER MAZLUM DA ISRARLA DİRENİYORSA,
BİL Kİ ZAFER YAKINDIR..."
#HayırlıCumalar
ÜÇ İNSANDAN UZAK DURUN:
YANLIŞI SAVUNACAK KADAR
"CAHİL OLAN",
DOĞRUYU GÖREMEYECEK KADAR
"KÖR OLAN",
İYİLİĞİ İNKAR EDECEK KADAR
"NANKÖR OLAN."
| ALINTI
#HayırlıCumalar
"DEVLER DE DİZ ÜSTÜ ÇÖKECEK BİR GÜN,
PUTLAR DA GÖZYAŞI DÖKECEK BİR GÜN...
KURTULUŞ YOK, AMA ERKEN, AMMA GEÇ;
EDEN ETTİĞİNİ ÇEKECEK BİR GÜN..."
| Abdurrahim KARAKOÇ
#HayırlıCumalar
Tavuk kanadına talep çok diye
ÜRETİMİ KANADA GÖRE AYARLAMAK MÜMKÜN DEĞİL
Firmalar toplam ihtiyaca göre ortalama kesim yapar
Her parçanın ayrı müşterisi var
1. Kanat: Mangalcı, kanatçı dükkanlar. Yazın patlar.
2. Göğüs: Diyetçi, fitness, dönerci. Yıl boyu sabit.
3. But: Ev yemekleri, tavuklu pilav. Kışın artar.
4. Baget: poşet ürün. Sürekli gider.
Eğer sadece kanat talebini karşılamak için 5 kat tavuk kesseler, üreticilerin elinde tonlarca göğüs, but vs kalır. ( 6 tavuktan bir porsiyon kanat çıkar)
Bu çok büyük israfa neden olur ve Zarar üstüne zarar yazar
Kanat talebi %30 arttı diye göğüs talebi %30 artmıyor. Göğüs hep aynı gidiyor.
Kanat keyifçinin işidir
Göğüs diyetçinin, but ev hanımının, baget çocuğundur….
ben yaşamadım kızım yaşasın,
ben yaşamadım oğlum yaşasın diye diye, koca bir nesli hiçbir değer tanımayan, hiçbir sınır bilmeyen, ruhu çekilmiş zombilere çevirdi anneler, babalar.
Bugün Samsun’un sokaklarında, hayatını çöpten kağıt ve geri dönüşüm malzemeleri toplayarak kazanmaya çalışan bir ablamızla birlikteydim. Sabahın erken saatlerinde başladık. Sokak sokak gezdik. Çöp konteynerlerinin başında durduk. Kağıt ayıkladık, karton taşıdık, yük çektik.
Bir günlüğüne onun hayatına misafir oldum.Ben yoruldum...Ama o yorulmaya hakkı yokmuş gibi devam etti.Bir kez daha anladım ki hayat bazen sahnelerde değil, sokak aralarında öğretiyor insana en büyük dersleri.Hepimizin yanından geçip gittiği insanlar var. Belki fark etmiyoruz ama bu ülkenin yükünü sessizce omuzlayan milyonlarca emekçi var.
Bugün topladığımız şey sadece kağıt değildi. Sabır topladık.Mücadele topladık.Hayata tutunma gücü topladık. Serpil Hanım bu ülkede her şeye rağmen emek veren, sabreden, şükreden, alın teri ile hayat mücadelesi veren insanlarımızdan yalnızca biri....
"Akıl dağlara kaçmış, fikir ne yapsın beyler?
Küfür dünyayı sarmış, zikir ne yapsın beyler?
Zengin hem vatandaşı, hem devleti soyarsa
Makul bir cevap verin, fakir ne yapsın beyler?
| Abdurrahim KARAKOÇ
#HayırlıCumalar
Sanatçı da herkes gibi duygu, inanç taşır. Onun da bir sığındığı, dayandığı birisi vardır. O da toplumunun halini bilir, kaygılarını taşar. Duygusal yönünü duaya aktarmış ve güzel bir niyaz oluşmuş. Gönlüne sağlık.
@celikerisci
Türk Şair ve Mutasavvıf
Yunus EMRE diyor ki:
"ELİN�� KIR, AYAĞINI KIR VE DAHİ GEREKİRSE BOYNUNU KIR.
AMA GÖNÜL KIRMA!
GÖNÜL KIRANIN ABDESTİ TUTMAZ, NAMAZI OLMAZ!.."
#HayırlıCumalar
Güzel ülkemizde, karşılıklı sevgi ve saygının ayrı bir anlam kazandığı,
DAYANIŞMA ve PAYLAŞMA ruhunun en üst düzeyde yaşandığı,
daha nice bayramlara kavuşmak dileğiyle;
KURBAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN.
İnsanın, şerefiyle çalışıp, şerefiyle yaşayıp, şerefiyle ölmesi; geriye onurunu en büyük miras olarak bırakması şanlı bir saadet, görkemli bir bahtiyarlıktır.
Onların bazıları tarih yazdı, bazılarını tarih yazdı.