Prof. Dr. Hilmi Demir hocayı kaybetmenin acısı her geçen gün içimize çöküyor. Yaptığı çalışmalar kadar tavsiyeleri de önemli… “Radikalleşme çalışmalarına üniversitelerde özel ilgi görmesi lazım. Akademinin “bomba patlamadan önce ne olduyu anlamadı lazım. Bu sadece kolluk gücünün, polisin görevi değil. Türkiye’de maalesef iki şey birbirine çok karıştırılıyor. Terörle mücadele ile terörizmle mücadele. Teröristle mücadele kolluğun görevidir ama terörizmle mücadele aslına bakarsanız hepimizin görevidir. Sivil toplumun görevidir akademinin, farklı bakanlıkların, Diyanet İşleri Başkanlığı’nun görevidir. Bizim henüz daha terörle mücadeleyi ciddi manada teorik olarak çalışacak bir enstitümüz dahi yok …”
Ama biliyorum ki adınız, fikirleriniz ve bize emanet ettiğiniz değerler yaşamaya devam edecek. Siz benim için her zaman bir hocadan çok daha fazlası; bir baba, bir ağabey, bir yol gösterici olarak kalacaksınız.
Allah rahmet eylesin… Mekânınız cennet olsun.
@ProfHilmiDemir
5-)Rabbim sonsuz rahmetiyle kuşatsın sizi. Mekânınız cennet, makamınız âli olsun. Başta kıymetli aileniz olmak üzere tüm sevenlerine sabır diliyorum.
Hakkınızı helal edin hocam…
Sizin yokluğunuza alışmak çok zor olacak.
@ProfHilmiDemir
4-)Biliyorum ki ömür fanidir; geriye ise güzel insanlar ve onların bıraktığı izler kalır. Siz ardınızda kitaplardan daha kıymetli gönüller, unvanlardan daha değerli hatıralar bıraktınız. Sizi tanımış olmak hayatımın en büyük kazanımlarından biri olarak kalacak.
@ProfHilmiDemir
3-) Şimdi arkanızdan bakarken, tarifsiz bir boşluk hissediyorum. İnsan bazen bir kaybın ardından “Artık kime danışacağım, kimin duasını alacağım?” diye düşünüyor. Ben bugün tam da bunu hissediyorum. @ProfHilmiDemir
Hayata,memlekete,insana dair bana kattıklarınızı kelimelerle anlatamam.Her sohbetiniz bir ders, her nasihatiniz bir ömürlük emanetti. Yalnızca bilgi öğretmediniz duruşu, ahlakı, vefayımemleket sevgisini insan kalabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu da öğrettiniz.
@ProfHilmiDemir
1-) Bazı insanlar vardır; yalnızca ilmiyle değil, gönlüyle de iz bırakır. @ProfHilmiDemir Hocam benim için sadece değerli bir akademisyen değildi. O, zor zamanlarda sözüne sığındığım, fikirlerine güvendiğim, varlığıyla güç bulduğum bir baba, bir ağabey, bir gönül insanıydı.
Herkes onu Hilmi Hoca olarak tanıdı. Öğrencileri hocası, dostları yol arkadaşı, memleket cesur bir ilim ve fikir adamı olarak bildi. Ben ise bütün bunların ötesinde, onun evladı olmanın gururunu yaşadım.
Babam on yaşında yetim kaldı. Taşranın imkansızlıkları içinden, kimsenin gölgesine sığınmadan okuyarak, çalışarak ve mücadele ederek çıktı. Yıllarını ilme, öğrencilerine ve memleketine adadı.
Hiçbir yere tepeden inerek gelmedi. Her adımını emeğiyle attı. Tehdit edildi, önüne engeller çıkarıldı, akademik hayatında türlü baskılarla karşılaştı fakat hiçbir grubun veya çıkar ilişkisinin gölgesine girmedi. Kendisine ait bir sözü, fikri ve istikameti oldu. Doğru bildiğini söylemekten çekinmedi konuşması gereken yerde susmadı, söylenmesi gereken sözü yutmadı.
Onun temel kaygısı devleti, milleti ve Türk gençliğiydi. Bu uğurda yalnız kalmayı da hedef gösterilmeyi de göze aldı. Çünkü onun için mesele bir makam, unvan veya şahsi hesap değil memleket meselesiydi.
Babam, yetimliğin, yalnızlığın ve gurbette tutunmaya çalışmanın ne demek olduğunu çok iyi bildiği için dara düşenin halinden anlardı. Çağrıldığı yere yüksünmeden giderdi. Konferans, seminer, söyleşi… Kimseden ücret talep ettiğini duymadım. Onun derdi bildiğini anlatmak, gençlere ulaşmak ve memleketin meselelerine dair bir iz bırakmaktı.
Ben de büyüdükçe babamın yalnızca bana ait bir baba olmadığını daha iyi anladım. Öğrencilerinin anlattıkları, dostlarının yazdıkları ve bugün onun için edilen dualar onun kaç insanın hayatına dokunduğunu gösteriyor. Kimi onda merhamet, kimi cesaret, kimi hocalık, kimi de zor zamanında uzanan bir el gördü. Ben ise hepsini bir arada gördüm.
Bazen ona duyduğum hayranlığı açıkça ifade edemedim. Bazen güçlü duruşunun ardında ne kadar yorulan bir kalp bulunduğunu yeterince anlayamadım. İnsan, babasını hep güçlü zannediyor. Sanki o hiç yorulmaz, hiç incinmez, hiç hastalanmazmış gibi geliyor. Oysa bugün, yıllarca memleketin ve insanların derdine kulak veren o güzel insanın derdine derman bulması için Rabbime dua ediyoruz.
Son günlerde ailece hayatımızın en zor imtihanlarından birini yaşıyoruz. Fakat babamın bütün ömrü boyunca gösterdiği mücadeleyi, en ağır zamanlarda dahi vazgeçmeyen iradesini biliyorum. Şimdi biz de onun yanında, aynı inanç ve sabırla bekliyoruz.
Babam bize dürüstlüğün, çalışmanın, ilme sadakatin, memleket sevgisinin ve kimseye boyun eğmeden yaşamanın ne anlama geldiğini gösterdi. Ben, Hilmi Demir’in evladı olmaktan dün de gurur duydum, bugün de gurur duyuyorum ömrüm boyunca da gurur duyacağım.
Rabbim, Şâfi ismi hürmetine babama acil ve kalıcı şifalar nasip etsin. Onu yeniden ailesine, öğrencilerine, dostlarına ve memleketine bağışlasın. Daha konuşacağımız çok mesele ve birlikte yürüyeceğimiz çok yol var babam.
@ProfHilmiDemir
Küba'nın Fransa Büyükelçiliği'nin resmi hesabı:
Dünya, elinde peluş bir oyuncak tutan maymun "Punch" ile ilgilenirken, İsrail tarafından tüm ailesi katledilen binlerce çocuğun acılarını görmezden geliyor.
Seçici empati bir utanç kaynağıdır.
Şu videoyu sonuna kadar izleyin.
O kadar çok insanın başına geliyor ki bu ahlaksız yaklaşım.
750 liralık parça değişimine biri 35 bin diğeri 20 bin istemiş!Esnaflık bu değil.
Bizim oto sanayiide ne ahlaklı ustalarımız vardı. Milleti kazıklamaya fırsat arayanlar esnaf olamaz.
#Bizimkiler dizisi üzerine yaptığım “kültürel iktidar” ve “apartman içi kast sistemi” analizine gelen tepkiler, ne kadar canlı bir damara bastığımı gösterdi. Gelen yorumlar, Türkiye’nin zihin haritasına dair oldukça ilginç bir veri seti sunuyor:
1. “Nostalji Zırhı”
“Çocukluğumuzun dizisi, ne gerek var analize?” diyenler var. Toplum olarak geçmişi dokunulmaz bir sığınak olarak görme eğilimindeyiz. Nostaljiyi rasyonel bir süzgeçten geçirmek, bazıları için çocukluk odasının dağıtılması gibi bir his yaratıyor. Oysa bir yapımın “eğlenceli” olması, toplumsal kodlar taşımadığı anlamına gelmez. Aksine, en etkili mesajlar eğlence ambalajı içinde, gardımız düşükken zihnimize sızar. Bizimkiler salt bir dizi değil; bir dönemin “normalini” inşa eden kültürel araçlardan biriydi.
2. “Detayda Boğulanlar”
“Üst katta kiracı da vardı” gibi tekil örneklerle yapısal eleştiriyi çürütmeye çalışanlar var. Oysa iletişim çalışmaları istisnalarla değil, örüntülerle ilgilenir. Kapıcının “uyanık”, üst katın “sorunlu ama medeni” olarak kodlanması tesadüf değildir. Temsil düzeni tek bir karakterle değil, tekrar eden kalıplarla kurulur.
3. “Konum Sorgulayıcılar”
Eleştirilerin bir kısmı metne değil, konuşanın “konumuna” yöneliyor. Kültürel iktidar ve hiyerarşi üzerine söz söylemek başlı başına bir “sınır ihlali” gibi algılanabiliyor. Tam da bunu tartışıyoruz: Kim konuşabilir? Kim analiz yapabilir? Kimin sözü “bilimsel tespit”, kiminki “zorlama” sayılır? Bir yapıyı sevmek, onu eleştirel okumaya engel değildir. Ancak görüyoruz ki kültürel alan hâlâ herkes için eşit bir zemin değil.
4. Hakaret Dili ve Sembolik Hiyerarşi
“Sen ne anlarsın?” tavrı, tartıştığımız sembolik hiyerarşiyi bizzat yeniden üretiyor. Bir diziyi konuşuyoruz gibi görünse de asıl mesele; toplumun kimlere analiz yapma, kimlere sadece izleme ve alkışlama hakkı tanıdığıdır. Metne cevap veremeyenlerin “Yaşın kaç?”, “Diziyi gerçekten izledin mi?”, “Ödevini yap da gel” gibi üstenci bir dile sığınması dikkat çekici. Bu, “kim konuşabilir?” sorusunun canlı bir örneği.
5. “Kutsallaştırma Refleksi” ve Tehdit Dili
Diziyi eleştirmeyi neredeyse metafizik bir cezaya bağlayan ya da “Ne mağduriyet çıkardınız!” diyerek savunmaya geçenler, popüler kültürün hafızadaki dokunulmaz alanını korumaya çalışıyor. Oysa iletişim çalışmaları mağduriyet üretmez; temsil düzeninin kimleri “uyanık kapıcı”, kimleri “aydın ama dertli beyefendi” kalıbına hapsettiğini teşhis eder.
6. Bir diğer dikkat çekici grup ise metni okumadan ya da bağlamını kavramadan tepki verenler (Misal elit denmiyor, elit ve otorite gibi sunulan deniyor). Analizi, “dizi kötüydü” iddiası gibi indirgemeci bir noktaya çekenler, temsil eleştirisi ile değer yargısını birbirine karıştırıyor. Oysa burada yapılan şey, estetik bir hüküm vermek değil; kültürel kodları çözümlemek. Metni çarpıtarak tartışmak, tartışmayı ilerletmez; sadece savunma refleksini güçlendirir. Tartışmaya katılan herkese teşekkürler.🙂🙂🙂
https://t.co/XfT0UQJGMz
🔴 Selçuk Bayraktar:
— Nuri Demirağ'ın uçakları niye gömülmüş? Niye kullanıma sokulmamış?
— Neden Vecihi Hürkuş, Yeşilçam tarafından bir parodi karakteri haline dönüştürülmüş?
— Bu adam gazi pilot, Kurtuluş Savaşı'nda savaşmış, hatta Azerbaycan'da esir düşmüş Nargin Adası'nda. Düşmanın pençesinden yüzerek kurtulup gelmiş bir adam, büyük bir kahraman bir adam.
— Biz bununla niye dalga geçiyoruz? Neden dalga geçiliyor?
Günahların bağışlandığı, duaların kabul olduğu, gönüllerin aydınlandığı bu mübarek gecede, Allah’ın rahmeti üzerimize olsun. Berat Kandilimiz hayırlara vesile olsun.