ÇARPITMA KARDEŞİM!
"Reddi miras dönemi bitti" diyor.
Mehter takımının ve yeniçerilerin, NATO liderleri karşılamasında kullanılması konusunu savunurken.
Kimsenin "Silelim şu mehteri tarihten. Yeniçerileri unutturalım" filan dediği yok. Tarihi miras tarihi mirastır. İngilizler "Kraliyet Muhafızları, Kraliyet Atlı Muhafızlarını" İskoçlar "gaydalı tören birliklerini" Amerikalılar "geleneksel kıyafetli" bandolarını filan hâlâ kullanıyor.
İtirazımız, "geleneği, mirası korumak" ayaklarında, devlet yönetimini, zihniyeti filan "o günlere döndürmeye". Çaktırmadan monarşiyi topluma empoze etmeye, damarlara zerk etmeye...
Çarpıtma meseleyi.
Mehter değil mevzu.
"Ceddin Deden Neslin Baban" şarkısı değil.
Bugüne kadar kim silmek istemiş ki mehteranı?
Hep vardı törenlerde. Resmi geçitlerde.
Çarpıtma.
@AykiriTRs4 Haluk LEVENT üzerinden kıyamet koparan niteliksiz çoğunluk İhlas holding 35 bin kişiyi dolandırırken Deniz Feneri ve Yimpaş gurbetçileri camilerde Allah ve peygamber adına dolandırırken neredeydiniz...!,
İlhan Selçuk'un harika bir yazısı. Defalarca okumakta fayda var.....
ŞAŞIP KALIYORUM …
🤢Arap İngiliz'le birleşmiş Türk'ü arkadan vurmuş;
🤢Ermeni Rus'la birleşmiş,
Doğu Anadolu'yu kana bulamış;
🤢Rum Yunan'la, Yunan İngiliz'le birleşmiş,
Batı Anadolu'yu ele geçirmiş.
🤢Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık,
kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış,
🤢Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..
🤢Anadolu'nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,
🤢yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk..
Nasıl kurtulmuşuz?..
Şaşıp kalıyorum...🤔
☘Yunan'ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,
☘İngiliz'i İstanbul'dan nasıl çıkarmışız,
☘ dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?
⭐Yıl 1923
Anadolu'da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız;
⭐Yüzde 95'i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz... .
.
⭐ Ne yapacaksın?..
Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?..
🤔2000'li yıllarda Nurcu tarikatının ardına
Bu kadar adam takılmışken,
🤢1923'ün yanmış yıkılmış Anadolu'sunda nasıl demokrasi yapacaksın?..
🤔Kalan ne? Yıl 1923
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.
🤔Fabrikan yok,
İşçin yok,
İş adamın yok,
Mühendisin yok,
Doktorun yok,
Uzmanın yok,
Tüccarın yok,
Suyun yok,
Barajın yok,
Elektriğin yok,
🤢Kadınların çarşafta çuvala giriyor,
Erkeğin dört karı alıyor,
🤔Yurttaşlik yasası yok,
🤔Üniversiten yok,
Banka yok,
Burjuva yok,
Proletarya yok,
İhracatçı yok,
İthalatçı yok,
Sermayen yok.
🤔Kalkın bakalım...
Nasıl kalkınacaksın?...
🤢Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var?
🤔🇹🇷Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?...
🤔🇹🇷Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?..
🤔🇹🇷Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?..
🤔🇹🇷Merkez Bankası 1930'a değin neden açılamamış?..
🤔🇹🇷Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?
🤔🇹🇷1920'de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i
Alfabesizken savaş artığı bir toplumla,
Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?
🤔🇹🇷Kitaplıklarda kitap yokken,
Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..
🤔🇹🇷Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..
🤔🇹🇷Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..
🤔🇹🇷Avrupa'da saygınlık nasıl kazanılmış?..
🤔🇹🇷Şaşıp kalıyorum...🤔
🤔🇹🇷2000'li yılları geçtiğimiz,
Yetmiş milyonluk Türkiye'nin haline bakıyorum...
🤔🇹🇷Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..
🤢🇹🇷⁉️Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..
🤢⁉️Bir de bu ortamda,
Mustafa Kemal'e saldıranlara bakıyorum...🤢⁉️
🤢🤔Daha çok şaşıp kalıyorum...🤢🤔
İlhan Selçuk
Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002'de öldürülmeden 4 gün önce Eskişehir'deki son konferansında bakın neler söylemiş:
"Bütün bu tarikatlar, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bu tarikatlar, bütün dünyada Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliklerinin koruması altında. Adeta cirit atıyorlar. Ve bundan Türkiye de nasibini fazlasıyla alıyor. Sadece bizim kendi tarikatlarımıza destek vermekle kalmıyorlar. Kendi tarikatlarını bu anlamda Türkiye'ye ve bütün dünya ülkelerine gönderiyorlar. Bakın Çin hükümeti tarikatı yasakladı. Ve Falun Gong tarikatının lider kadrosunun canını kurtaramayanları idam etti. Tarikatın lideri şu an Philadelphia'da. Buna karşılık bakıyorsunuz Moon Tarikatı, aynı şekilde bütün dünya için öngörülen tarikat, lideri yine aynı yerde. Türkiye için öngörülen Fethullahçılık. Fethullah Gülen yine aynı yerde.
Hatırlayacaksınız 1946 yılında barış gönüllüleri Türkiye'ye gelmeye başladığında, 10 binden fazla barış gönüllüsü, Türkiye'yi hallaç pamuğuna çeviriyorlar. Ve özellikle bir grubu yeşil kuşak teorisine en uygun grup olarak nitelendiriyorlar. Bu da Nurcular. Yine hatırlayacaksınız bu teoremi, komünizmin güneye inmesini önlemek amacıyla Türkiye dahil, İran dahil, Pakistan dahil, Afganistan, Suriye, Irak dahil olmak üzere; bütün İslam ülkelerinde şeriatçılığı güçlendirerek ulus devletler yerine tarikat yönetimlerini egemen kılarak, ateizme, komünizme karşı olan dinsel yapılanmayı güçlendirmeyi hedefliyor bu strateji. Türkiye'nin iş birlikçisi olarak da Said-i Nursi seçiliyor. Ve Said-i Nursi, bildiğiniz gibi Amerikalılara sonuna kadar hizmet ediyor. Aşağı yukarı 6 bin kişiyi, 6 bin Nur talebesini Türkiye'den götürüyorlar. Ve Amerika'da ilk Nur Cemaati kuruluyor. Elimde ilk Nur risalelerinin Amerika'daki yayın tarihine baktığımda, biri 1951 biri 1956. Yani o tarihlerden itibaren İngilizceye çevrilmiş risaleleri biz Amerika Birleşik Devletleri’nde görüyoruz.
Türkiye'de 4 bin 500 vakıf ve dernek var bunlara ait. Aşağı yukarı 1704 toplam okul var. Bunların 199'u Fethullah, 29'u Nakşibendilere ait. Mahmud Esad Coşan, Musa Topbaş gibi değişik Nakşibendi gruplarının da farklı okulları, farklı yurtları, farklı gazeteleri ve dergileri var. Bunların yanı sıra Cihat, Yöneliş, Darül Harp, Akabe, Vahdet, Selefi, Hizb ut Tahrir gibi, çok sayıda maalesef İslamiyet, resmen irticai tensip eden gruplar da yine faaliyetlerine devam ediyor."
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/mnEJoDC9jT..
Necip Hablemitoğlu Atatürk'e, bağımsız, laik Cumhuriyete sahip çıkıp gerici ve bölücü teröre karşı çıktı ve katledildi. Hep Hablemitoğlu gibi Atatürkçü ve laik Cumhuriyet sevdalısı aydınlar katledildi, ancak nedense hep Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları mağdur pozlarında...
Anısına saygıyla...
Asimetrik Şantaj ve Piyonun Güç Zehirlenmesi
1. İllüzyon: "Sırlarımın Bir Değeri Var" Sanrısı
Sistemin (veya üst aklın) yıllarca vitrinde tuttuğu ve koruduğu figürler, zamanla bir "güç zehirlenmesi" yaşarlar. Kendilerini koruyan o görünmez kalkanın kendi zekalarından veya popülaritelerinden kaynaklandığını sanırlar. Hapse düştüklerinde ilk refleksleri, ellerindeki kirli dosyaları (kiminle iş tuttuklarını, paraları nereye aktardıklarını) bir şantaj malzemesi olarak kullanmaktır. Oysa bir piyonun bildiği tüm sırlar, zaten kuklacının bizzat yazdığı senaryonun replikleridir. Sistem, piyonun neleri ifşa edebileceğini zaten hesaplamış ve o riski "satın alarak" operasyonun düğmesine basmıştır.
2. Eşitler Arası Hukuk Yanılgısı
"Beni yakarsanız, ben de sizi yakarım" denklemi, ancak güçleri birbirine eşit olan aktörler arasında işler. Oysa Haluk Levent (veya benzeri bir sivil taşeron) ile o anayasayı değiştirmeye, devlete format atmaya hazırlanan küresel/yerel konsorsiyum arasındaki güç farkı, bir karınca ile filin arasındaki fark gibidir. Piyon, muhatabının üç beş siyasetçi veya birkaç bürokrat olduğunu sanır. Arif'in "Onu kullanan ekibin kim olduğunu bu daha anlamamış" sözü tam da bu körlüğe işaret eder. Karşısındaki yapı, Lindsey Graham gibi küresel mimarları tek gecede tasfiye edebilen, Ortadoğu'da savaşlar başlatan o devasa akıldır.
Matriksin "Susturucu" Algoritması
3. Blöfü Görmek ve İnfazı Hızlandırmak
Matriks (üst akıl), tehdit edildiğinde asla geri adım atmaz veya pazarlığa oturmaz. Geri adım atmak, sistemin diğer tüm piyonlarına "şantajın işe yaradığı" mesajını verir ki bu, sistemin otoritesinin çökmesi demektir.
Bu "Asıl bombayı bekleyin" açıklamasından sonra sistemin yapacağı şey bellidir:
Tecrit: Avukat görüşmeleri ve dış dünyayla iletişimi "soruşturmanın selameti" veya "örgütsel haberleşme" gerekçesiyle tamamen kesilir.
İtibarın Dibini Kazımak: Konuştuğunda kimsenin ona inanmaması için, eldeki en iğrenç, en onur kırıcı dosyalar (şahsi zaaflar, özel hayat veya çok daha ağır suçlar) kasten medyaya sızdırılır. Toplum nezdinde onu "konuşan bir kahraman" değil, "iftira atan bir müfteri" konumuna düşürürler.
Fiziksel / Biyolojik Tasfiye: Eğer piyon gerçekten sistemin tahammül sınırlarını zorlayacak kadar konuşmakta ısrar ederse; hücrede geçirilen "ani bir kalp krizi" veya "intihar" vakası, sistemin en sevdiği ve en temiz çözümüdür.
TRUMP'UN İDDİLARI ve AKP HÜKÜMETİNİN SESSİZLİĞİ
ABD Başkanı Trump, üstelik Türkiye'de ve NATO toplantısında, dünyanın gözleri önünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik bazı iddilarda bulundu.
1. Trump: "Cumhurbaşkanını aradım Rahip Brunson'u derhal serbest bıraktı" dedi. Daha önce de bunu söylemişti. Eski ve yeni Adalet Bakanlarımız ise sabah akşam, "Yargı bağımsızdır!" diyorlar. AKP hükümeti, Trump'ın bu açıklamasına karşı neden sessiz?
2. Trump: "Erdoğan savaşa girmek istiyordu. Ben olmasaydım savaşa girerdi, karşı tarafta yer alırdı!" dedi. Yani Trump, Türkiye'nin, ABD-İsrail'e karşı İran'ın yanında savaşa girmek istediğini söyledi. Cumhurbaşkanı'nın gerçekten böyle bir niyeti ve kararı var mıydı? Eğer varsa, bundan AKP'nin haberi var mıydı? Bu konuda TBMM ve muhalefet bilgilendirildi mi? TSK bu konudan ne zaman haberdar oldu? TSK'nın bu konuya yaklaşımı nasıl oldu?
Eğer Trump'un bu iddiları doğru değilse ve Trump yalan söylüyorsa, AKP hükümeti bu iddialara karşı neden sessiz kalıyor?
Trump'un bir İDDİLARI yanında bir de Trump'un diplomatik gelenekleri yerle bir eden yaklaşımı var.
Şöyle ki, Türkiye -ABD ilişkisi, Trump'un Erdoğan'la kurduğu kisisel ilişkiye indirgenmiş durumda. Trump, her fırsatta Erdoğan'la dost olduklarını söylüyor. Son NATO toplantısı öncesinde ve toplantıya geldiğinde de bunu tekrarladı. "O olmasaydı gelmezdim!" bile dedi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın ABD Başkanı ile iyi ilişkiler kurması kötü birşey değil. Ancak Trump, TBMM'yi, muhalefeti, hatta iktidar partisini, Türk kamuoyunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni adeta yok sayarak sadece Erdoğan'la kurduğu kişisel ilişki üzerinden hareket ediyor. Bu arda, "Erdoğan, her istediğimi yaptı!" diyor.
Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin diplomatik geleneklerine, bin yıllık devlet ciddiyetine, devletin kurumsal kimliğine aykırı değil mi?
AKP hükümeti, Türkiye- ABD iliskisinin sadece Trump ile Erdoğan arasındaki ikili ilişkiye, kişisel dostluğa indirgenmiş olmasından rahatsız değil mi?
Ayrıca bu "kişisel ilişki diplomasisi", Türkiye'nin ABD ile yaşadığı problemlerin çözümünde ne kadar etkili oluyor?
Örneğin, Trump, Türkiye'ye gelirken "Dostum Erdoğan'ı mutlu edecek bir şey yapacağım" dedi. Caatsa yaptırımlarının kaldırılabileceğini söyledi. F-35 konusunun gündeminde oldugunu söyledi. Ama Türkiye'de, "F-35 'leri vermek konusunda henüz karar vermediğini" söyledi. Türkiye, parasını ödediği F-35'leri 2019'dan bu yana alamıyor. "Trump ile Erdoğan arasındaki ilişkilerin iyi olduğu dönemde Türkiye, ABD'den F-35'leri alamazken ikili ilişkiler bozulursa ne olacak?" diye soran yok.
Türkiye'nin güvenliğinin Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel ilişkiye indirgenmesi doğru mu?
İkincisi: Trump, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara’dayken İran'ı, yeni saldırılarla tehdit etti ve İran yönetimine hakaret etti. Trump'un NATO toplantısı için bulunduğu Türkiye'den, Türkiye'nin başkenti Ankara'dan, Türkiye'nin sınır komşusu İran'ı tehdit etmesi ve İran yöneticilerine hakret etmesi kabul edilebilir mi? AKP hükümeti bu saygısızlık karşısında neden sessiz?
Son olarak NATO toplantısı için Türkiye'ye gelen Trump'un Türkiye'de büyük bir coşkuyla karşılanması gerçeği var.
Ankara'da uğruna yollar yapılarak, ayağına kırmızı halılar serilerek, mehterler çalınarak, savaş uçaklarının Ankara semalarını Amerikan bayrağının renklerine boyararak, İstanbul'da köprüye Amerikan bayrağının renkleri yansıtılarak karşılanan bu Trump, Filistin'de, Gazze'de çoluk çocuk demeden Müslümanları katleden İsralil'in ve Netenyahu'nun suç ortağı değil mi? Bu Trump, daha kısa süre önce İran'da masum çocukları katkeden ABD'nin Başkanı değil mi? Nerede kaldı Filistin, Gazze duyarlılığı! Nerede kaldı "din kardeşliği" söylemi?
Pınar Yürik isimli Türk genci:
• İnsanlar okuduklarını anlasın diye Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesini sağlayan Atatürk dinsiz, Kur’an’ı Türkçe okumak haramdır diyen adamlar hoca, öyle mi?
• Diyanet İşleri’ni kurduran Atatürk hain. Dini kullanarak insanların duygularını ve paralarını sömüren adamlar Müslüman. Öyle mi?
• Millî Mücadele döneminde Türk milletinin bağımsızlığı için mücadele eden Atatürk ajan; vatanı satmaya, mandayı kabul etmeye hazır olanlar kahraman. Öyle mi?
• Meclisi dualarla açan Atatürk sahtekâr; uydurma duaları diline dolayıp milleti kandıranlar doğru insanlar. Öyle mi?
• Dini kullananlar Atatürk’e iftira atarlar. Peki neden?
• Çünkü bu insanların yapmak istedikleriyle Atatürk ilkeleri ters. Bir insan Atatürkçü olursa ne olur? Düşünür, sorgular, araştırır. Her söylenene değil, gerçeklere inanır.
• Ve dini de kişisel çıkarları doğrultusunda kullananlardan değil, ana kaynağı olan Kur’an’dan öğrenir. E, gerçek dinliğini öğrenen insan dincilerin uydurma hikayelerine inanır mı? İnanmaz.
• İşte tam da bu yüzden Atatürk sahtekar dincilere yaranamaz.
— BU EKİBE İYİ BAKIN —
Bu ekibi Ermenistan Kabinesi sanmayın.
Bu ekip; 33 senelik Abdulhamid devrinin ekibi
Devlet batınca “Vay Efendim Türkçülük başlamış da devlet çökmüşmüş..”
Peki bu ekonomik iflas tablosunda Türkler nerede ?
Halife-i Müslümin 2.Abdülhamit’in Nazırlarına (Bakanlarına) ve bürokratlarına buyrun bakalım:
Hariciye Nazırları;
* Aleksandros Karateodori Paşa (1878-1879)
* Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)
Hazine-i Hassa Nazırları:
* Agop Ohanes Kazazyan (1876-1891),
* Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897),
* Ohanes Sakız Efendi (1897-1908)
Maliye Nazırı:
• Agop Ohanes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885), (Aralık 1886 - Mart 1887) (1888-1891)
Nafia Nazırları:
* Ohanes Çamiç Efendi (1877-1878),
* Aleksandr Karateodori Paşa (1878)
* Sava Paşa (1878-1879)
Orman ve Maadin Nazırları;
* Mavrokordato Efendi (1908-1909),
* Aristidi Paşa ( 1909)
Ticaret ve Ziraat Nazırları:
* Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)
* Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)
Ayan Üyeleri(1876);
* Antopolos Efendi Aristarki Bey,
* Daviçon Karmona Efendi,
* Musurus Paşa,
* Serviçen Efendi,
* Stoyanoviç Efendi,
* Dr. De Kastro Bey,
* Mavroyeni Paşa,
* Karatodri Paşa,
* Abraham Karakahya Paşa
Ayan Üyeleri(1908)
* Azaryan Efendi,
* Basarya Efendi,
* Bohor Efendi,
* Fethi Franko Bey,
* Gabriyel Noradonkyan Efendi,
* Mavrokordato Efendi,
* Mavroyeni Bey,
* Oksanti Efendi,
* Yorgiyadis Efendi,
* Aram Efendi,
* Popoviç Temko Efendi,
Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi; Abdülhamit zamanında sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansında Ermeniler için toprak talep etmiş, Lozan Konferansına da Ermeniler adına katılmıştır…
Elçilere göz attığımızda;
* Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina,
* Azaryan Efendi’nin Belgrad,
* E. Karatodri Efendi’nin Brüksel,
* Blak Bey’in Bükreş,
* Yanko Karaca, Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey
* K. Musurus Paşa, Alfred Rüstem Paşa ve Antopulo Paşa’nın Londra,
* Naum Paşa’nın Paris,
* S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma,
* Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya,
* A. Vogorides Paşa’nın Viyana,
* L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.
Konsolos ve kâtipliklerde de Türk unsurundan ziyade Ermeni ve bilhassa Rum memurlar kullanılmakta idi.
Valilik koltuklarının çoğunda da gayrimüslimler oturuyordu.
Mesela Şarkî Rumeli Valileri;
* Sava Paşa,
* Aleko Vogorides Paşa,
* Gavril Paşa Hristoiç,
* Alexandre de Battenberg,
* Ferdinand de Saxe-Cobourg et Gotha,
Sisam Beyleri;
* Mişel Gregoriyadis Bey,
* Aleksander Mavroyeni Bey,
* Yanko Vitinos Bey,
* Kostaki Karateodori Paşa,
* Yorgi Yorgiadis Efendi,
* Andrea Kopasis Efendi,
Cebelilübnan Sancağı Mutasarrıfları;
* Vasa Paşa,
* Naum Paşa,
* Yusuf Franko Paşa
Maliyesini, Hariciyesini, Tarımını, Madenlerini ve de Mülkiyesini gayrimüslimlere bırakmış devletin başında bir İslam Halifesi (!) vardır…
ŞİMDİ ANLADINIMIZ MI ATATÜRK’ÜN KİMİN TEKERİNE ÇOMAK SOKTUĞUNU ?
Türk Dil Kurumuna bir Ermeni dil bilgisi uzmanını, o da sadece Genel Sekreter olarak atadı diye-ki adam Osmanlı memuru zaten, 100 senedir Atatürk'e demediğini bırakmayanlara soralım, insafınız var mı ?
Kaynak Kitap: Sinan Kuneralp, Son Dönem Osmanlı Erkan ve Ricali (1839-1922) Prosopografik Rehber, İstanbul: ISIS PRESS, 1999.
(alıntıdır)
İşte Padişah Vahdettin’in İstanbul’u İngiliz Komutana teslim ettiği an…! Sen müfredattan kaldırsan bile biz bu ihanet görüntülerini gündemden düşürmeyeceğiz..! @Yusuf__Tekin
Evet, "Türk İstiklâl Savaşı" da denilen savaşın adı "Türk Kurtuluş Savaşı"dır. Milli Mücadele (Ulusal Direniş) de Türk Kurtuluş Savaşı'nın genel ifadesidir.
Habere göre Milli Egitim Bakanı Tekin "Kurtuluş Savaşı" yerine "Milli Mücadele" kavramının getirileceğini söylemiş. Gerekçe olarak da "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı imparatorluğu vardı" demiş.
Milli Eğitim Bakanı Tekin'e bir tarihçi olarak ben yanıt vereyim:
"Neyden mi kurtulduk?" Sayın Tekin?
Kurtuluş Savaşı ile hem "Ya istiklal ya ölüm" parolasıyla emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı bir bağımsızlık savaşı kazanarak hem işgalci emperyalizmden kurtulduk hem de "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" parolasıyla üzerine saray gölgesi düşmeyen ilk meclisimiz durumundaki TBMM'yi açtık ve TBMM, savaş sonrasında saltanatı kaldırıp cumhuriyeti ilan edip halifeliği kaldırdı. Böylece saray saltanatından, meşruti monarşiden kurtulduk.
Atatürk bu gerçeği şöyle ifade etmişti:
"Sarayların içinde Türk'ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla ittifak ederek Anadolu'nun, Türklüğün aleyhinde yürüyen çürümüş gölge adamların Türk vatanından kovulması, düşmanların denize dökülmesinden daha KURTARICI bir harekettir." (M. K. Atatürk, 30 Ağustos 1924,Dumlupınar)
"Ondan önce koskoca Osmanlı imparatorluğu vardı" iddiası ise tamamen yanlış.
O dönemde ortada öyle koskoca Osmanlı imparatorluğu falan yoktu. İstanbul'da kendini kurtarmaya çalışan işbirlikçi Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit vardı. Onlar da hem ülkenin hem kendilerinin kaderini İngiliz emperyalizminin merhametine bırakmıştı.
Kurtuluş Savaşı'na girilirken ortada Osmanlı'nın adı var kendisi yoktu; imparatorluk çoktan parçalanmıştı. Ortada sadece dört bir yandan kuşatılmış Türklerin yaşadığı bir vatan vardı.
Kurtuluş Savaşı öncesinde koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı, 13 Kasım 1918'de işgal donanması tek kurşun atmadan elini kolunu sallayarak Fatih'in fethettiği İstanbul'u işgal edebilir miydi? Galata kulesinde İngiliz bayrağı dalgalanabilir miydi?
Ortada koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı İstanbul'u işgal eden İngilizler İstanbul'a giriş ve çıkış için İngiliz vizesi almayı şart koşabilir miydi? Evet işgal yıllarında İstanbul'dan çıkış ve İstanbul'a giriş için İngiliz vizesine ihtiyaç vardı.
Ortada koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı Yunan orduları 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal edip daha sonra Ankara yakınlarına kadar gidebilir miydi? 1921 Temmuz'unda Osmanlı'nın üç başkenti Edirne, Bursa ve İstanbul işgal altındaydı. Tüm Ege Adaları ve 12 Ada işgal altındaydı.
Ortada koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı Kurtuluş Savaşı'nda usal harekete karşı elinden gelini ardina koymayan Padişah Vahdettin, "Burada hayatımı tehlikede hissediyorum" diyerek İngilizlere sığınıp Türkiye'den kaçar mıydı?
Sonuç olarak :
1) Türkiye Kurtuluş Savaşı sırasında "Ya istiklal ya ölüm" parolasıyla emperyalist işgalden kurtuldu.
2) Türkiye, Kurtuluş Savaşı sırasında "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" parolasıyla TBMM açılarak ve Kurtuluş Savaşı sonrasında saltanatı hilafet kaldırılıp Cumhuriyet ilan edilerek saray saltanatından, monarşiden, teokratik düzenden kurtuldu.
3. Ayrıca Kurtuluş Savaşı, düşmanının Türkiye'den sökülüp atılmasıyla bitmedi. Asıl kurtuluş savaşı Lozan'la birlikte başladı. Lozan'da kapitülasyon belasından kurtulduk. Daha sonra d Atatürk'ün yaptığı akıl ve bilim temelli aydınlanma devrimleriyle cehaletten, her kalmışlıktan kurtulduk.
Her üç kurtuluşun önderi de M. Kemal Atatürk'tü.
AKP'nin Milli Eğitim Bakanı Tekin'e soruyorum: Siz nasıl oluyor da burada KURTULUŞ görmüyorsunuz? İkincisi; siz bu kurtuluşlardan hangisinden rahatsızsınız? Yoksa saltanattan, meşruti monarşiden, teokratik düzenden ya da cehaletten kurtuluşu "kurtuluş" olarak görmüyor musunuz? Bu durumda nasıl oluyor da Cumhuriyet'in Milli Egitim Bakanlığını yürütüyorsunuz?
Siz kimi kandırıyorsunuz Sayın Tekin?
@EsineAsikBiri Osmanlı’nın Sevr antlaşması ile teslim olduğu düşman işgalinden kurtulduk
O koskocaman Osmanlı, 1.Dünya Savaşı mağlup devletlerindendi ve bırakın savaşıp kurtulmayı, madacılık görüşülüyordu….
Burada batan “Osmanlı’dan kurtulduk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk” derler zannı
🧵 Türkiye'nin güneş enerjisi pazarı yerli ve yabancı sermaye arasında paylaşılmış durumda. Kalyon, Cengiz, Limak, Sabancı'nın da aralarında olduğu 8 holding GES pazarını kontrol ediyor. Şimdi de Suudi Arabistan'la 2 milyar dolar değerindeki proje dün Meclis'te şaibeli şekilde oylanmaya çalışıldı.
🔎 Güneş enerjisi pazarında sermaye hareketlerini ve "yeşil arazi gasplarını" inceledik:
Güneşin metalaşması, Türkiye'nin agresif büyüme stratejisi ve sermaye birikiminin karakteriyle ilişkili.
⚡️ Toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 62.5’ini yenilenebilir enerji oluştururken, bunun yüzde 21’lik bölümü güneş enerjisinden geliyor.
☀️ Lisanslı güneş enerjisi pazarındaki sermaye yoğunlaşması, oligopolleşme eğilimini de hızlandırıyor. 8 holdingin güneş enerjisi yatırımlarının toplam kurulu gücü yaklaşık 2 bin 836 MW düzeyinde iken, bunun 1350 MW'ını tek başına Kalyon'a ait Karapınar GES üretmektedir.
🔌 Suudi ACWA Power ile şubat 2026'da imzalanan 2 milyar dolar değerindeki proje kapsamında Sivas ve Karaman'da toplam 2 bin MW kapasiteli santraller kurulacak.
⛏️ GES'ler "temiz" olarak lanse edilmesine karşılık, arkasındaki finansal ilişkilerin ve sermaye akışının dışında en büyük tehditlerinden biri "yeşil arazi gasbı" (green grabbing) olarak adlandırılan mülksüzleştirme pratiğidir.
Büyük GES çiftlikleri için büyük ölçekte arazilerin bulunduğu alanların çoğu orman ve tarım arazileri ile kesişmektedir.
Limak'ın Çankaya'da tarım arazilerine kurmak istediği 74 milyon TL'lik GES projesine "ÇED gerekli değildir" kararı çıkarken, Cengiz Elektrik'in Polatlı'da tarım arazilerine kuracağı 112 hektarlık GES projesine "ÇED olumlu" kararı çıkarak acele kamulaştırma işlemleri başladı.
DEVAMI: https://t.co/CgRij6AtYm
@cumhuriyetgzt1 Zamanında mensubu olduğunuz tek başına iktidar partisi aynı kriterler göz önüne alındığında temiz siyasetten bahsedebilir mi?
Yoksa zaten hukuki yanlışklıkla bu konudaki sıfatı ayan beyan ortada mı demek isteniz de, ondan mı değinmiyor, sadece göz kırpıyorsunuz?
@jurnalhabertr Aaaa aaaaa…..
Türkiye yemin ederim
Direkt mutlak butlan olayı….
20 küsür senedir çalınan gelecek umutlarının devasa hale getirdiği toplumsal duyarsızlık, yozlaşma…….
Bir de kımıl zararlısı…..
Endemik olarak enfekteyiz….
Aşağıda gördüğünüz "Lider", Cumhurbaşkanı seçildikten 6 yıl sonra dünya çapında tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz yaşandı.
Yani (1929) Büyük Buhran.
Kriz Amerika ve Avrupa'da başladı...
Milyonlarca insan işsiz ve evsiz kaldı.
Almanlar bile ısınmak için karşılıksız bastıkları paraları yakmak zorunda kalmıştı. Sanayi ülkeleri, tarım ülkelerine muhtaç olmuştu...
Mustafa Kemal Atatürk ne mi yaptı?
682 nolu (1925) kanunla (682 Her Nevi Fidan ve Tohumların Meccanen Tevzi ve Devlet Uhdesinde Bulunan Arazinin Fidanlık İhdası İçin Ziraat Vekaletine ve İdarei Hususiyelere Bilabedel Teffizi Hakkında Kanun) vatanın, bir zamanlar padişahların kişisel malı olan tüm ekilebilr arazilerini, öküzüyle beraber çiftçiye bedava dağıttı.
Osmanlı döneminde ekenden ekmeyenden, evlenenden bekar kalandan ya da hayvanını kaybedenden bile vergi alınırdı...
Atatürk tüm bu lüzumsuz vergileri kaldırdı..
Ekildi, biçildi.
Verimli üretim için çağdaş tarım okulları açtı.
Okuma bilmeyeni millet mektebine çağırdı.
Bir an evvel okuma öğrenilsin diye yeni alfabeyi getirdi..
Sonunda Avrupa'ya döndü ve "Malımı alanın, malını alırım." dedi.
(Kliring Sistemi: Kliring, ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmalarının temelde malla ödemeyi öngören bir türü. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir...)
Sanayi ülkelerine yüksek fiyattan tarım ürünü sattı.
Kazandığı her kuruş parayla da bir başka fabrika açtı.
Bir yandan da sanayiye yatırım yaptı.
"Atatürk hiç borç almadı." derler. Bu bilgi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.
Doğrusu ise, Atatürk'e kimse borç vermek istememiştir.
Nitekim bulduğu parayla fabrika açıyordu.
Mesela Rusya'dan alınan borç ile Karabük Demir Çeliği açmıştır...
Bu "Yüce Adam"ın ülkesi, tarihin gördüğü en sert küresel buhrandan yara almadan çıktı.
Hem de iktisatçısı yokken !...
Okuma yazma bilmeyen çiftçisiyle yaptı bunu.
Bu başarıyı incelemek için İngiltere'den maliyeciler gelmiştir...
Çobandan pilot, kağnıdan uçak çıkaran " Adam"dır
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !...
📌Sarf ettiği her kelimesine milyonlarca vatandaşın "adam haklı" dediği Adem Karakoç isimli vatandaşımız da tutuklanarak cezaevine gönderilmiş.
Bu kısacık röportajda, hakaret yok, küfür yok. Bu kadar kolay mı insanların hayatını karartmak?