Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof Dr Hacı Duran, Türkiye nüfusunun yaşlanması sorunu hakkında Kanal 24 TV’e 26 Ağustos 2026 Akşam Haberleri kuşağında görüşlerini açıkladı. Kanal muhabirlerinin Üniversitemize gelerek yaptıkları görüşmelerde düşüncelerini açıkladı
Altmış beş yaşındayım. Emekliyim. Sübhan dağcılık kulübü Cilo dağlarında bulunan Türkiye’nin Ağrı dağından sonraki ikinci en yüksek Zirvesine tırmanışımdan dolayı bana başarı diploması verdi. Büyük mutluluk.
150 yıldır bu topraklarda yaşayan sarışın, mavi gözlü “Karslı Almanlar”.
Sarışın ve mavi gözlü oldukları için yerli halktan kolayca ayırt edilebilen bu topluluk, yaklaşık bir buçuk asırdır Türkiye'yi vatan edinmiştir. 1893 Alman-Rus savaşında esir düşüp önce Estonya'ya yerleştirilen, ardından Osmanlı-Rus savaşı sonrasında Kars'ın Rusların eline geçmesiyle buraya yerleştirilen Almanların hikâyesi...
Kars merkeze 4 km uzaklıktaki Karacaören yerleşkesini kuran bu ailelerden günümüzde yalnızca Avgust Albuk ve çocukları ile kız kardeşi Kanida Turhal ve çocukları kalmıştır.
Adalet Bakanı Akın Gürlek:
"Kamuoyunda “Kuytulcular” olarak bilinen yapılanmanın suç teşkil ettiği değerlendirilen faaliyetleri ve bu faaliyetlerden elde edildiği tespit edilen gelirler mercek altına alınmıştır.
Müşteki ve tanık beyanları, mali analizler, banka hareketleri, dijital materyaller ve diğer deliller doğrultusunda; suç örgütü kurma ve yönetme, örgüt üyeliği, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, nitelikli dolandırıcılık, resmî belgede sahtecilik ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet suçlarından 32 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır.
Adana merkezli 6 ilde 49 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiş; 5 şirket hakkında yönetim kayyımı atanmış, soruşturma kapsamında örgüt lehine faaliyet yürüttüğü tespit edilen 349 sosyal medya hesabı hakkında erişimin engellenmesi kararı verilmiştir.
Özellikle vurgulamak isterim ki bu soruşturma herhangi bir dini grubu, inancı, düşünceyi veya hukuka uygun faaliyeti değil; dosyaya yansıyan somut suç eylemlerini, mağdur ve tanık beyanlarını, örgütsel baskı iddialarını ve mali delilleri konu almaktadır."
1955’te Amerika’da 13 Erkek Çocuklu Bir Aile: Harrisonlar
1955 yılında Tennessee eyaletinin Jonesborough kentinde, Emory Harrison, eşi ve 13 oğlunun aile evlerinin önünde çekilen unutulmaz bir fotoğrafı tarihe geçti.
O yıl Harrison ailesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde tek bir ailede en fazla erkek çocuğa sahip aile olarak resmî şekilde tanındı.
Çocuklar en küçükten en büyüğe doğru sıralanmıştı. Fotoğraf; tarıma, çalışmaya, ortak sorumluluklara ve güçlü aile bağlarına dayanan bir hayatı yansıtıyordu.
Fotoğrafı bugün daha da dikkat çekici kılan şey ise sadeliği. Ortada dramatik bir olay ya da özel olarak hazırlanmış gösterişli bir sahne yok. Sadece kırsal bir ev, veranda, yaşlı bir ağaç ve geniş bir açık alan…
Ancak bütün bu sadelik, 13 erkek çocukla sürdürülen olağanüstü bir hayatın hikâyesini anlatıyor.
Fotoğrafta çocukların en küçüğünden gençlik çağındaki büyüklerine kadar farklı yaşları görülürken, anne ve baba iki uçta durarak adeta ailenin çerçevesini oluşturuyor.
Bu kare, 20. yüzyılın ortalarındaki kırsal Amerika’ya dair nadir bir görüntü sunuyor. O dönemde kalabalık ailelerde işler ortak sorumluluklarla yürütülüyor, aile dayanışması ve yardımlaşma hayatın merkezinde yer alıyordu.
Aradan 70 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen, Harrison ailesinin bu fotoğrafı; kalabalık bir ailede dayanışmanın, emeğin ve birlikte yaşamanın sembolü olarak dikkat çekmeye devam ediyor.
13 erkek çocuk… Bir anne, bir baba ve tek bir aile çatısı altında koca bir hayat.
(Alıntıdır.)
Kavalalı Mehmet Ali Paşa, aslen bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Kavala’nın köklü Bektaşi ailelerinden biridir. Osmanlı ordusu subayıyken Mısır’ı ele geçirdi ve modern Mısır devletini kurdu. Kavalalı Hanedanının yönettiği Mısır devleti 1952’de Nasır’ın yaptığı darbeyle son buldu.
Mısır'da 1928 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından çıkarılan, Türkçe-Arapça yayımlanan ilk bölgesel/mısır basımı Türkçe gazete, dönemin ilk Türkçe gazetesidir.
II. Mahmut döneminde ve sonrasında 1925 yılında Bektaşi Tekkeleri kapatılınca tekke postnişi babalar ve dedeler Mısır’da iktidar olan Kavala Hanedanının daveti üzerine Mısır’a gittiler. Mısır’da yüzyıllardır faaliyet yürüten Kaygusuz Abdal Dergahında faaliyet yürüttüler Anavatana dönene kadar.
Kavala Hanedanı Mısır’da iktidar olmalarına rağmen Osmanlıya ve sonrasında Türkiye Cumhuriyetine bağlılıklarını hiç yitirmediler. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetine askeri ve siyasi anlamda hep destek oldular. Sosyal alanda da destek oldular.
"Büyük bir hükümdar, çok cömert bir taç sahibi, Acem memleketlerinin maliki, Türk ve Deylem diyarlarının noyanı, devrin Cemşid'i, zamanın Keyhüsrev'i olan, Allah katından yardım alan ulu melik Şah İsmail'in"
II. Beyazıt.
1910 yılında Girit Bektaşileri, Türkçe’yi Latin harfleriyle yazıyordu. Bu durum âdeta 1928’deki Harf Devrimi’nin habercisi niteliğinde.
Metnin Birebir Transkripsiyonu (Yazıldığı Biçimiyle)
(GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ ALTTA)
Chouray Devlet Riyassetine
Haziret pir azam Hatzi Bektach veli devlet osmaniyenin bidayet tessissinde hayer ve doua ve himet ve mountenibini bir ve devlet ogourounda feday djane gayret ittler bouna moukabil bou kioun bektachilar son deredjede tahkir idiliyor her yerden hafiyeler tard idilmich iken bou zoumreden olan cheyh Hamza hala Hadji bektach Derkiahinda ni olouniyor istidalerimiz houkoumsouz kaliyor mourouwet bouyourouniz lazimei hakaliyet ve adalet ve moussavati idjra bouyouriniz.
Resmon Mouhibbani namine
Resmon bektachi derKiahi Post michini Houssein Baba
4. Belgenin Başlık ve Üst Bilgileri
Çıkış Yeri: Retymo (Resmo / Girit)
Varış Yeri: İstanbul (Şûrâ-yı Devlet)
Tarih: 5 Nisan (5 / IV)
Gönderen: Resmo Bektaşî Dergâhı Postnişini Hüseyin Baba
- Erk Egemenler
Kanuni Sultan Süleyman, bütün dünyayı kapsayan gücünü, Bender kalesinde 1538 tarihli bir yazıtta şöyle dile getirmiştir:
"Ben, Tanrı'nın kulu, bu dünyanın sultanıyım. Tanrı'nın inayetiyle ümmet-i Muhammed'in başındayım. Adına Mekke ve Medine'de hutbe okunan Süleyman'ım ben. Ben, Bağdat'ta şah, Bizans diyarlarında kayser, Mısır'da sultanım, donanmalarını Akdeniz, Mağrip ve Hind'e yollayan sultanım.
Macar taht ve tacını alan ve onları bir kuluna bağışlayan sultan benim. Voyvoda Petru başkaldırdı, ancak atımın ayakları onu toz eyledi; Boğdan'ı da fethettim."
I. VİYANA KUŞATMASI ve BAŞARISIZLIĞI
Bizde başarısızlıklar ve hezimetler olabildiğince gizlenir. O yüzden ibret alınıp ders de çıkartılmaz. Hatta tam aksine;
Başarısızlıklar bile zafer gibi yutturulur ve bu işgüzarlık ve yalakalığa da milliyetçilik ve tarihçilik denilir.
Örneğin;
Askerî sonuç bakımından I. Viyana Kuşatması (1529), Kanûnî ve Osmanlı ordusu açısından büyük bir başarısızlıktır.
Bunu söylemekte, tarafsız ve dürüst bir tarihçi açısından bir yanlış veya sakınca yok.
Çünkü bir kuşatmanın en temel ölçütü hedeflenen kalenin/şehrin ele geçirilip geçirilmediğidir.
Osmanlı ordusu haftalar boyunca Viyana’yı kuşattı, surları aşmaya çalıştı, genel hücumlar yaptı, lağımlar kazdı;
fakat Viyana’yı alamadı, düşman çok başarılı bir savunma yaptı ve neticede Kanuni kuşatmayı kaldırarak geri çekildi.
Dolayısıyla taktik/operasyonel düzeyde sonuç tam bir başarısızlıktır.
Hatta daha keskin ifade edersek:
1529, Kanûnî’nin şahsen başında bulunduğu büyük bir Osmanlı ordusunun, Avrupa’nın önemli bir merkezini kuşatıp alamadan geri çekildiği bir harekâttır.
Bunun Kanûnî’nin genel askerî başarılarını küçültmesi gerekmediği gibi, başarısızlığı başka bahane ve kelimelerle örtmeye de gerek yoktur.
Üstelik bu başarısızlığı,
havaların bozulması ve kış mevsiminin yaklaşması gibi tabiat olayları ve iklimle izah etmeye çalışmak ise faturayı Yüce Yaratıcı’ya çıkartmak gibi bir işgüzarlığın sonucudur.
Kanuni gibi bir sultanın, bölgenin iklimi ve hava koşullarını hesap edememesi mümkün olabilir mi?
Aslında zımnen ifade etmek istenen şudur:
Allah izin vermeyince, Kanuni de Viyana’yı fethedemedi.
Yani ortada bir başarısızlık filan yoktu aslında.
Kaderde Viyana’nın fethi yokmuş.