#Facebook
If you accept THE ONE to be INFINITE, LIMITLESS, can there exist another thing besides it? If you accept THE ONE to be INFINITE, LIMITLESS, what would be the place or the structure of any given THING that you can think up or imagine?
@AhmedHulusi
https://t.co/uTYXyg2dX2
https://t.co/OYoQqf3Mfr
4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü 🤍🐾
Bir şehrin ruhunu, sokaklarında huzurla uyuyan can dostlarımız anlatır.
Onlar bizden çok şey istemiyor: Bir kap su, güvenli bir köşe ve birazcık şefkat... Terk edilmek ya da sessizce yok olmak hiçbir canın kaderi olmamalı.
4 Ekim bir kutlamadan ziyade; doğaya, yaşama ve tüm canlılara karşı sorumluluğumuzu hatırlama günüdür. Yaşatmak, korumak ve sevgiyi çoğaltmak elimizde. 🤍🐾
#4Ekim #SokakHayvanları #YaşatmakAşktır #BirlikteYaşamakMümkün #Sevgiİyileştirir
SONSUZ ve SINIRSIZ
olduğu kabullenilenin
benzerlerinden, yanısıra birinden
veya
TEK liğinden söz edilebilir mi?
SONSUZ ve SINIRSIZdan söz ediyorsanız,
düşündüğünüz, hayal ettiğiniz HER
“ŞEY”in yeri
ve yapısı ne olabilir?
@AhmedHulusi
"Allah bir yüzünden surat asarsa başka yüzünden de güler. Güleni seçin ki huzur bulun. Dünyada bir yerde kıştır bir yerde bahar. Seçim sizin."
@AhmedHulusi ❤️❤️❤️
@CPasaHasan ❤️❤️❤️
Vahdet bilgisini edinende EGO pasifize edilmemişse BEŞERİ duygularla yaşamı değerlendirmek kaçınılmaz olur.
Bu durumda kişi hala vahdet bilgilerini korumasına rağmen, beşeri duygularının yanışlarını yaşar.
Bu yaşanan yanışlar EGO nun karşılığıdır.
@AhmedHulusi
#Facebook
Those who have the knowledge of Unity but are unable to pacify their EGO will continue to experience existence through the viewpoint of corporeality. This viewpoint will cause suffering despite the inherent knowledge of unity, a suffering that is a directly triggered by the EGO.
@AhmedHulusi
https://t.co/uTYXyg2dX2
https://t.co/OYoQqf3Mfr
Burada insan zihninde "muazzam bir sürat" olarak algılanan ışık hızının, evrensel ölçekte hız değil, bilincin belirli bir uzay-zaman sınırına kilitlenmesini sağlayan mutlak bir illüzyon ve hapis kuralı olduğu vurgusu çok önemli.
@AhmedHulusi’nin onlarca yıldır vurguladığı gibi; ışık hızı, zaman ve mesafe gibi kısıtlamalar evrenin değil, beş duyulu algılama sisteminin ürettiği bir illüzyondur. @AhmedHulusi ye göre; İnsan özü itibarıyla frekans/dalga (wave) yapılı bir bilinçtir. Bu yüzden hapisten kurtuluş dışarıya doğru roketlerle, araçlarla gitmekle değil; "içe, boyutsal derinliğe (orijine)" yönelmekle mümkündür.
Açıklamalarından bazı önemli noktalar şöyle:
“Olay Beyinde Başlar, Beyinde Biter!”
***
"Eğer DİN konusunu anlamak istiyorsanız öncelikle konuya, dışa, öteye, uzaya bakan bakış açısıyla değil, beyninizin derinliklerine yönelerek, derûnunuza yönelerek, varlığın içselliğine yönelerek hakikatinizi araştırmak zorundasınız!"
***
"Tüm varlıklar, gerçekte sadece ve sadece tek bir 'dalga' (wave) boyutundan ibarettir... Bizim 'madde' dediğimiz şey, beş duyu organımızın algılama kapasitesinin sınırlılığı yüzünden öyle algılanmaktadır."
***
“Işık hızı ve zaman akışı, sadece biyolojik beynin ve beş duyunun veri değerlendirme sisteminde vardır. Beyin kendisini dalga boyutuna, yani Öz'üne dönük deşifre etmeye başladığı an, zaman ve mekân hükümsüz kalır.”
***
Yanlış Yol-Doğru Yol
Yanlış Yol (Afaka Yöneliş): Beden veya ruh ile göklere yükselmeye çalışmak, dışarıda/uzayda bir hakikat aramaktır.
Doğru Yol (Enfüse Yöneliş): Kendini beden veya ruh zannından arındırıp, derûnudaki teklik noktasına inmek; kendini yalnızca "Ben"siz bir bilinç olarak hissetmektir.
***
Nörobilimin (neuroscience) bugün geldiği nokta, hakikatin kapısının uzayda değil beyinde açıldığını doğrulamaktadır.
"İşin başlangıç noktası beyni iyi anlamak. Olay beyinde başlıyor, beyinde bitiyor. İnsan dediğimiz şey beyinden ibaret. Ama o bildiğiniz et beyin değil.
Madde boyut dediğimiz yapı kuantum boyut dediğimiz yapının ta kendisi... Kuantum boyut itibarıyla ne bedenim var, ne başka bir yapım. Sadece bir düşünceden, bir bilgiden, bir datadan ibaret varlık halinde yaşıyorum.
Bütün yaşamınız beyninizin içinde geçiyor. Beyninizin içindeki bu hologram dünyaya eskiler kabir alemi demişler.
Şunu bilin ki sizin gerçeğiniz, varlığın hakikati bugüne kadar hayal ettiğinizin çok ötesinde, çok farklı bir şey. Yenilenin!"
Kaynaklar:
https://t.co/qhnUz1dkJ0
https://t.co/nlDrZ4qH9Q
https://t.co/WyEQF1aciH
https://t.co/b5yX7tNtXT
https://t.co/RQoN4PWJGx
https://t.co/Ctg2yyfGm8

#Facebook
The amygdala drives the EGO. The amygdala’s main objective is to maintain and protect your conditionings. It’s weapon: your FEAR’s. The amygdala, also known as intellect, is the protector of all that you know to be YOURS, it creates immediate responses and excuses to safeguard your conditionings.
@AhmedHulusi
https://t.co/Z3CDzB8lJE
https://t.co/OYoQqf3Mfr
EGOnun kökeninde amigdala yatar. Amigdala şartlanma ve kabullerini korumak üzere çalışır.
KORKU silahıdır. Benimlerinin arkasındaki koruyucu amigdaladır, zekâ adıyla tanınır. Anlık kabullerini koruma formülleri üretir.
@AhmedHulusi
Sayın @drkaanyl🌹
Görselde gösterilerek açıklanan bu mekanizmayı, aslında
Dünya’da ilk defa olarak, @AhmedHulusi, 1986 yılında “İNSAN VE SIRLARI” isimli kitabında >> “Zikir” denen olayın beyinde hücreler arasında belli bir elektrik faaliyeti meydana getirdiğini, bu kelime tekrarından hücreler arasındaki elektriksel faaliyetin arttığını; bunun frekansının âtıl duran diğer hücrelere “transmitter”lar aracılığıyla iletilerek bu âtıl duran hücrelerin o gelen frekansa programlanarak devreye girdiğini ve böylece de zikrin beyindeki kapasiteyi arttırdığını yazmıştır.
1986 yılında O bunu yazdıktan sonra, bu konudaki ilk bilimsel açıklama, 1993 yılında, Amerika’da, dünyanın bir numaralı bilim dergisi olan “Scientific American”nın Aralık sayısında yer alan bir makalede ele alındı.
Bu makalede, bilim adamı -aynı zamanda söz konusu makalenin yazarı- beyindeki hücrelerin belli kelime tekrarlarıyla devreye girdiğini, kelime tekrarlarının beyinde belli hücreleri devreye sokarak kapasiteyi arttırdığını yazmıştır.
Bu konuda detaylı okumak için:
https://t.co/AyS7lqd8GH
https://t.co/IJ1bkSiUvG
https://t.co/siQ96GITt2
Bilim günümüzde artık “Secde” nin öneminin farkına varıyor…
@AhmedHulusi 1986 yılında yazdığı “İNSAN VE SIRLARI 1 -Yönlendirilmiş Beyin Dalgaları” ve 1991 yılında yazdığı “DUANIN ŞEKLİ” adlı yazısında ve sevam eden yıllarda farklı zamanlarda bsecdenin önemini ve hakikatini açıklamaktadır..
✨🧚♀️💫
⬇️⬇️⬇️
SECDE hâlinde, bedendeki kan yoğun bir biçimde başa, beyne akmakta, oksijen ve diğer enerji kaynakları tarafından beyin son derece mükemmel şekilde beslenmektedir. Bu sebeplede çok güçlü dalgalar yayabilmektedir.
https://t.co/JoezYToDbw
https://t.co/IVuTFxuUe7
Ve
✨🧚♀️Secde’nin Hakikatı✨🧚♀️
Bedenin secde mahali mekân;
ölümsüz kuantum beynin secde mahali mekânsızlıktır.
Beden,secdesindeki hissediş kuvvetini bulunduğu yerin enerjisinden yararlanarak arttırır.
Kuantum beyin,orijin bilgisini açığa çıkartarak“yokluğunu”hissettirerek yaşatır mekânsızlıkta.
@AhmedHulusi (2020)
https://t.co/bPp4zyyfmJ (1997)
Alnınız, ağır çevresel yoğunluğun birincil emim merkezine ev sahipliği yapar.
Şiddetli bir duygusal kaos yaşadığınızda ya da kolektif alandan düzensiz frekanslar emdiğinizde, tam kaş kemiğinizin arkasında fiziksel olarak yoğun bir statik birikir.
Fiziksel bedeniniz bu ağır gerilimi kendi kendine buharlaştıramaz.
Bunun için ham ve fiziksel bir çıkış noktasına ihtiyaç vardır.
Yeryüzünün yoğun maddesi, mutlak bir enerjetik vakum işlevi görür.
Çıplak alnınızı doğrudan sert bir zemine değdirmek, anında bir topraklama devresi oluşturur.
Aurik alanınızdaki bir vanayı kelimenin tam anlamıyla açarsınız.
Zihninizdeki o telaşlı statiği doğrudan toprağa boşaltırsınız.
Geçmişin mistikleri, kendi değerlerini küçültmek için başlarını eğmediler.
Fiziksel bedenin kapalı bir elektrik döngüsü olarak çalıştığını anladılar.
Biriken yüksek frekanslı statiği tahliye etmek için, ince anatomilerinizin en yüksek noktasını doğrudan fiziksel yoğunluğun en düşük noktasına bağlamanız gerekir.
Ardından hissettiğiniz o ani zihinsel berraklığın sembolik adanmışlıkla bir ilgisi yoktur.
Üst devrelerinizde biriken toksik enerjetik yükü başarıyla tahliye etmişsinizdir.
Kolektifin görünmez yükünü kafanızda taşımayı bırakın.
Fiziksel ağırlığınızı yere bırakın ve statiği toprağın emmesine izin verin.