Beğenmezsin, uzak durursun ya da engellersin; sorun değil, zaman herkes için değerlidir.
Ne var ki neyi, ne zaman ve nasıl yazacağıma yalnızca ama yalnızca ben karar veririm.
Benden farklı düşünmen problem değil; zaten problem olsaydı, düşünmek başlı başına problem olurdu. Fikir ayrılığı benim için engel sebebi değildir; aksine düşüncenin varlık koşuludur.
İletişim için asgari şart nezakettir. Hakaret, bayağılık ve taşkınlık ise o çizginin dışındadır.
Kimin profiline uğradığını anlamak için bu levha fazlasıyla yeterlidir.
Not: Bu levha, ihtiyaç olduğu için yazılmıştır.
Fenerbahçeliliğimizi askıya almayacağız tabii ki.
“Aziz Yıldırım başarıdan başarıya koşuyordu, Ali Koç gelip her şeyi bozdu” hikayesini satın alanlar Aziz Yıldırım’ın 20 sene yönettiği kulübü neden otoparktan terk ettiğini yakında tekrar anlayacak.
Birlik beraberlik laflarının yalan olduğunu siz de biliyorsunuz. Sanıyorsunuz ki sadece muhaliflere eziyet edecek :)
Hayırlı uğurlu olacak bir şey yok. Biz senelerdir uğraşıyoruz. Buyrun Nihat Özdemir’le, Tahir Kıran’la falan beraber biraz da siz koruyun kulübü. Görelim.
Yarın buradan ağlayarak gidersiniz.
Aziz yıldırım'ın aday olması bile utanç vesikasıdır. Başkan olması korkunç bir şey olur.
Çocukları düşünen insan çocukların kumbarasıyla borç ödettirmez.
Kitabın ortasından konuşmak lazım.
Aziz Yıldırım değişti sanıyorsunuz ya, buradan pay biçin işte.
Borç nasıl kapandı söyleyeyim:
1. Ali Koç gelir gelmez 50 milyon $ koydu. CAS’ta bekleyen sporcu dosyaları o parayla kapatıldı. Kulübün itibarı zedelenmesin diye bu konudan bahsetmedi bile.
2. FenerOl kampanyası yapıldı. “Seçilirsek para sorunu olmaz” diyenler hariç, bütün camia destek verdi. Bu parayla tefeci borçları kapatıldı veya yapılandırıldı.
3. Kur krizi patlamadan önce bütün döviz borçlarımız Yapı Kredi Bankası’ndan çekilen krediyle TL’ye çevrildi. O dönemde Azizciler yine çemkiriyordu “kendi bankasına normal kurun üstünde sabitledi” diye. Kur krizi patlayınca borcumuz azaldı.
4. Bankalar Birliği anlaşması yapıldı. Herkes imzaladı, Fenerbahçe imzalamadı. Çünkü kulüplerin ölüm anlaşmasıydı. Aylarca direnip Türk futbolunu kurtardı Ali Koç.
5. 7 senede 198 milyon €’luk oyuncu satışı yapıldı. Bunlar da öyle yıldız oyuncular falan değildi. Üç kuruşa alıp, alındığı için taraftarın sövdüğü, parlatıp sattığımız oyuncular. Bu paranın yarısı kaynağında kesilip Bankalar Birliği’ne ödendi.
6. Stad gelirlerimizin, Fenerium gelirlerimizin falan yarısı Bankalar Birliği’ne gitti. Öncesinde o kadar da yoktu çünkü hepsi temlikliydi.
7. Bu süreçte 200 küsür milyon € sadece faize ödendi.
8. Murat Ülker’in kulübe şartlı bağışladığı arazinin imarı Aziz Yıldırım’ın hain dediği Hamdi Akın’ın çabalarıyla değiştirildi.
9. Onun parası ve bedelli sermaye arttırımıyla son kalan 80 milyon € ödendi.
Aziz Yıldırım locasını bile bıraktığı için bu borçlar ödenirken, dolaylı yoldan da olsa, bir kuruş katkısı olmadı. Kulübün çekini şahsi işinde kullanan adamlar icralık oldu diye de mağduriyet devşirmeye çalışıyor.
Bütün bunlar yaşanırken kendisi getirdiğimiz oyunculara bok atma ve kulübü SPK’ya şikayet etme derdindeydi.
Bıraktığın bütün arsaların ederi 180 milyon €. 122 milyon €’su zaten Murat Ülker’in bağışladığı arsalar. Kalan 58 milyon €’luk arsalar için mi biz 7 senede 300 küsür milyon € para ödedik? İnsan biraz utanır.
Fenerbahçe’ye yaptığını kendi şirketine yapsa mirasçıları kısıtlılık kararı aldırır. Bize yine başkan yapmaya çalışıyorlar. Fenerbahçe bu adamın yıkımından bir kez kurtuldu. İkinciye kurtulamaz.
ÖLMEK VAR GİTMEK YOK!
Demirel bu işin kurucu üstadıdır. 6 kere hükümet düştü, 7. seferde tekrar geldi. Siyaseti PES kariyerine çevirmişti. Her sezon başa sar, yeniden şampiyonluğa oyna. “Dün dündür, bugün bugündür” diyerek istikrarsızlığı istikrarlı hale getirdi. Emekliliği sadece diğer insanlar için bir seçenek olarak gördü. Sağlığı elverse bir el daha dönecekti.
Erbakan ise siyasetin başka bir klasörüdür. 70’lerden 2000’lere kadar her siyasi döneme bir parmak bastı. Yasaklandı, geri geldi, bir daha yasaklandı, yine geldi. Partisi kapandı, yenisini kurdu. Bitmek bilmeyen dava adamıydı. Hayatta kalsaydı, kesin bir parti daha kurardı. Siyaseti bırakmadı, sadece ölümle ara verdi.
Ecevit ise koltuğa öyle yapıştı ki, sağlık raporuyla bile ayrılamadı. Tekerlekli sandalyeyle Bakanlar Kurulu’na katılıp “Ben iyiyim” dedi. Vücudu gitmeye hazırdı ama siyasi ruhu hayırdır daha bitmedi modundaydı. Gitmek tuşu bozulmuştu, sürekli devam oynuyordu.
Çiller siyasete bir girip bin çıkamayanlardan. 90'larda zirvedeydi, sonra çekildim dedi. Şeker, kurban ve oruç bayramlarımızı toplu halde kutlardı. 2023’te ekranlara çıkıp miting yaptı.
Perinçek 1978'den beri aynı koltukta oturuyor. Oy oranı yüzde 0.1. Enflasyon değişir, dolar artar, mevsimler döner ama Perinçek oy oranıyla doğaya meydan okur. Bu sabitlikle doğal gaz hattına bağlanabilir. Radyoaktif bile onun kadar stabil değil. Kırk yılda bir koltuk eskimedi. Hâlâ bu sefer farklı olacak diyebiliyor. Yok hocam, aynı simit.
Karamollaoğlu, namı diğer sözde bilge dede ise istikrar kelimesinin vücut bulmuş hali. Parti aynı, söylem aynı, lider aynı. Değişen tek şey her seçimde afiş tasarımı. Zamanın akışına karşı direnen bir tür siyasal tapınak görevlisi gibi.
Akşener ise Türk siyasetinin duygu yüklü veda serisinin başrolü. Her seçim sonrası gidiyorum diyor, sonra bir anda kürsüde. Gitmedim sadece düşündüm. İçişleri Bakanlığı yaptı, Meclis Başkanvekilliği yaptı, parti kurdu, muhalefet kurdu, sonra kendi kurduğu masayı dağıttı. Yetmedi, tekrar oturdu. Sezon finalinde öldü sanılıyor, sonra fragmanda yeniden başrolde beliriyor.
B.Yıldırım siyaset masasının Jenga taşı. Bakan oldu, başbakan oldu, meclis başkanı oldu. Seçimi kaybetti ama danışman olarak hep sistemde bir boşluk buldu. Siyaset onun için Lego gibi. Bir yere oturmasa da hep bir parça olarak kalıyor.
Kurtulmuş tam bir siyasi navigasyon cihazı. HAS Parti, AK Parti, Meclis Başkanlığı. Görüş değiştirmiyor, sadece adres değiştiriyor. Vizyon değil yön değiştiriyor. Her yere uğranmış.
Bahçeli 1997'den beri MHP'nin başında. Her veda açıklaması yeni sezon fragmanı. Aday değilim der, sonra sistemi değiştirip tekrar aday olur. Adam istifa etmiyor, taktiksel ara veriyor. Siyasetteki varlığı fizik yasalarına kafa tutuyor. Hiç bir katkı sağlamadan kazanma sanatının kitabını yazmış belki ilk kişi.
RTE 1994’te başladı, hâlâ sahnede. Belediye başkanlığı, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı, sistem değişikliği. Her şeyi yaptı ama gitmek yok. Koltukla arasında duygusal değil tapulu bir bağ var gibi. Giderse bina çökecek sanılıyor.
Kılıçdaroğlu 2023’te yenilgi ile gitti ama fiilen hiç gitmedi. Her parti krizi sonrası Kemal Bey ne diyor diye bakılıyor. Kayyum ihtimali çıkınca da ben olmasam bu partiye kayyum gelir, çay bile demlenmez diyerek geri dönme simülasyonu yapıyor.
Baykal'dan, Soylu'dan vs hiç bahsetmedim. Liste bitmez.
Gelmeyin ve gidin artık. Yeter! Doğdum aynı yüzler, öleceğim aynı yüzler. 32. Gün arşivine bakıyorum, değişen tek şey saç rengi. Aynı laflar, aynı bakışlar, aynı “millet istiyor” replikleri. Arşiv değil zaman tüneli sanki. Ölene kadar sahnedeler. 2025’teyiz, hâlâ ben hazırım diyen çıkıyor. Ülke değil, tekrar eden bir sahne provası bu. Yeni bir cümle bile kuramayan kadrolarla sonsuz döngüye girdik. Politikacı diye meslek yok. Gelmeyin artık!
Bir kulüpte yıllarca yetkiyi eline alıp işleri berbat etmiş, camiayı yormuş, insanları birbirine düşürmüş birinin aradan zaman geçti diye bir anda tertemiz sayılmasını beklemek fazla iyimserlik olur.
Tamam, insan değişebilir; buna kimse kapıyı kapatmaz. Ama değiştim demekle olmuyor bu iş işte. Gerçi onu da söyleyen yok.
Hele konu bir kulübün geleceğiyse, kim ne anlatıyor diye değil, geçmişte ne yaptı, eline güç geçince nasıl davrandı, kulübü nereye taşıdı diye bakılır. Bugün güzel konuşabilir, daha sakin görünebilir, etrafına yeni bir hikâye kurulabilir; ama camia aynı filmi defalarca izlediyse yeni afişe kolay kolay kanmaz. Gerçi bir güzel sözü de yok.
İnsanlar dışarıdayken makul görünür, asıl mesele koltuğa tekrar oturduklarında başlar.
Biz de bunu bir kere değil, defalarca gördük. O yüzden bu konu artık çok da tartışmalı değil; mesele laf değil, hafıza meselesi.
Selam ederim.
💛💙
Mourinho'nun oynattığı futbolu kimse beğenmek zorunda değil.
Ama bir medya çalışanı Mourinho'nun kulübe verdiği zarardan bahsedip "Fenerbahçe'nin menfaatleri" edebiyatı yapacaksa, önce Mourinho kadar YAPI'yı konuşmak zorunda!
ÖNCE BUNLARI KONUŞACAK: https://t.co/2Z3WOiKEK7
Birşeyi de bil be kardeşim.
Bu adam sirk liginde şampiyon oldu, büyük hoca dediler.
Hep derim biz futbolu bilmiyoruz.
En bildiğini düşündüğümüz futbol insanları işte bu Sergen gibiler.
Pep'i anlayabilecek topçu burada az, Türk altyapısı yetersiz.
En az 2 yıllık kadro şekillendirme sürecinde balgamspor'a puan kaybı sonrası Niğdeli kriz geçirip zihin kontrolüne açılır.
Medya siyonisti oe saç ektirmeye gelmiş babaa diye Niğdeliyi işler, kaos çıkar.
Pep kovulur.
Jose ilk geldiğinde izlediğim belgeseldeki bu kesit dikkatimi çeken yerlerden biriydi. Bu diyalog futboldan çok daha öte aslında.
Futbol bu yüzden sadece bir oyun değil; yapabileceğimiz tüm yanlışları, gecikmeleri, parlayışları, pişmanlıkları başkalarının üzerinden seyretme fırsatı.
Hem bedeli düşük bir aynaya bakmak, hem de aynayı tutanlarla birlikte bağ kurmak. Bire bir hayat değil, ama hayatı anlamak için yeterince sahici. İşte bunlar futbolu gerçekten güzel yapıyor.
"1. Fenerbahçe Spor Kulübü, İttihat ve Terakki Fırkası’nın bir şubesi olup spor maskesi altında siyasi faaliyette bulunmaktadır.
2. Fenerbahçe, Müttefik kuvvetlere karşı düşmanca duygular beslemekte ve bunu her fırsatta ifade edip ahaliyi kışkırtmaktadır.
3. Kulüpte yuvalanan bazı kimseler, Anadolu’daki asilere silah ve mühimmat sevk etmektedir.
4. Görülen lüzum üzerine, Fenerbahçe Spor Kulübü süresiz olarak kapatılmış ve azaları her türlü sosyal faaliyetten men edilmiştir.”
BİZ HALA AYNI VAPURDAYIZ✊
#19Mayıs
#19Mayıs1919
#Fenerbahce
#CumhuriyetinFeneri
@harddeterminism@SpecialOneF Böyle bir insan yerine şu an Aykut Kocaman gibi insanların konuşulması evrenin bize orta parmağını göstermesinden çok farklı değil.
Paralel evrende yaşıyor gibiyiz.
Diğer camia evlatlarınızı saymıyorum bile.
Öyle bir adam yerine konuştuğumuz isimlere bak.
Rezalet.
@kulpcubasi O nasıl fenotik?
Sen benden imkansızı istiyorsun. Kimmiş bu 8 yıldır çalıştırmayan ama Fenerbahçe'de çalışmak istediğini söyleyen dahi?
Dahi dediysem lafın gelişi dedim. Adam Hawking değil sonuçta.
Sorsan Fenerbahçe’yi çok seviyorlar ama Fenerbahçe’ye futbol aklı diye layık gördükleri profiller:
- 8 senedir takım çalıştırmamış, çalıştırdığında da bir şey başaramamış, Fenerbahçe’ye rakip olduğu maçtan sonra Fenerbahçe’ye sallayıp emekliye ayrılan eski hoca
- Çalıştırdığı her takımdan kovulmuş, hiçbir başarısı olmayan (kupadan bahsetmiyorum), yüksek egolu genç hoca
- Camianın kavgalı olduğu her grupla içli dışlı olmuş, gs yat dediğinde yatan, kendisine verilen fırsatlarla bir şey yapamamış genç hoca
- Fenerbahçe’ye sallamadan yorumculuk bile yapamayan topçu eskisi
- Fikirlerinin modası 20 sene önce geçmiş, kulübü batma noktasına getirmiş, herkesle kavgalı eski başkan
Sizinle aynı sevmiyoruz bu kulübü. İsimleri veya size hissettirdiklerini bir kenara bırakın. Şu CVler sahibi olduğunuz kulübe başvursa görüşür müsünüz?