@KadirAmac Bunlarda bir Devlet gorevidir
Abdullah Öcalan tc devletinin bir eridir
Hizmet askiyla yanan bir turkmendir
Kurdistanin onundeki en buyuk engeldir
Apo ve cetesi yikilmadigi surece kurdun burnu cukurdan cikmaz
SN. @aricnizamettin ‘in FIRÇASINDAN KÜRDİSTANIN YAKIN TARİHİNİN ÖZETİ
N. Ariç’in bu eseri, Kürd tarihinin acılı bir panoramasını siyasi eleştiriyle birleştiriyor. Sol taraftaki yıkım ve çaresiz kalabalık, sağ taraftaki el sıkışma sahnesi ile keskin bir tezat oluşturuyor. Bu, hem sanatsal hem felsefi olarak güçlü bir ihanet ve tarihi döngü alegorisi taşıyor.
Kürd’ün Kendi Celladına Eğilişi ise, bir Trajedi Alegorisidir.
N. Ariç’in tuvalinde, insanlığın kadim trajedilerinden biri yeniden canlanıyor: Ezilenin, kendi kurtuluşu adına yeni bir efendiye boyun eğmesi. Sol yanda, alevler içinde kavrulan bir coğrafya ve diz çökmüş, yas tutan Kürt figürleri var. Bu, 150 yıllık sürgün, talan, zindan ve soykırımın kolektif hafızasını temsil ediyor. Ateşin kızıllığı, sadece fiziksel yıkımı değil, aynı zamanda kültürel ve ruhsal yangını simgeliyor. Ariç, burada tanıklığın gücünü kullanıyor; dengbêj geleneğinden gelen bir sanatçı olarak, acıyı belleğe kazıyor.
Sağ yanda ise sahne değişiyor. Modern, geometrik ve “zafer” simgeleriyle donatılmış bir platformda, kurt başlı bir figürün, gri kurt mitolojisinin, ülkücü simgeciliğin açık bir yansımasıdır. Beyaz takım elbiseli, medeni görünümüne rağmen vahşi doğasını gizleyemiyor. Önünde diz çökmüş, elini öpücü pozisyonda olan Apo ve onun temsil ettiği “sözde özgürlük hareketi”ni simgeliyor. Bu hareket, Kürd milletine yaşatılan acılardan sonra, aslında bir “Kürdkıran” mekanizmasına dönüşmüş, kürd halkının özgürlüğü yerine, yeni bir tahakküm ilişkisine hizmet ediyor.
El sıkışma anı ise; sanat tarihinde sıkça kullanılan “Faustvari anlaşma” motifini hatırlatıyor. Burada kurban, celladına değil, celladının yeni kılığına teslim oluyor. Kurt, elini uzatırken merhamet değil, hakimiyet sunuyor. Diz çöken figür ise hem fiziksel hem ahlaki bir teslimiyet içinde. Arka plandaki madalyalar, kürsüdeki siyah kurtlar ve millî semboller ay-yıldız, yeşil kule, bu “ittifakın” resmi ideolojisini tamamlıyor. Ariç, burada ideolojik maskeleri yırtıyor. Sözde devrimci retorik, gerçekte Türk milliyetçi-statist bir düzene eklemlenmenin aracı haline geliyor.
Aslında bu tablo, varoluşsal ihanet temasını işliyor. Jean-Paul Sartre’ın “kötü niyet kavramını somutlaşıyor.
Kişi, kendi özgürlüğünü inkâr ederek, yeni bir otoriteye sığınır ve bunu “gerçekçilik” diye adlandırır. Hannah Arendt’in “kötülüğün banalliği” tanımı gibi.
Soykırım ve zulüm, artık dramatik canavarlar üzerinden değil, takım elbiseli, madalyalı, normal görünen figürler üzerinden ilerliyor. Ariç’in mesajı nettir. Kürd Milletinin acısı, kürdlerin içinden çıkan aktörler tarafından istismar edilerek, asıl faille uzlaşmaya dönüştürülmüş.
Sanatsal olarak eser, ekspresyonist bir üslupta güçlü bir kontrast kullanıyor. Sol tarafın kaotik, organik yıkımı ile sağ tarafın soğuk, geometrik “modernite”si arasındaki keskin sınır, tarihi bir kırılmayı işaret ediyor. Renk paleti kızıl-sarı yangın ile mavi-soğuk düzen, duygusal ve entelektüel gerilimi artırıyor. Ariç, hem müzisyen hem ressam kimliğiyle, geleneksel Kürd anlatımını; yas, ağıt, tanıklığı çağdaş sanatsal dille birleştiriyor. Tıpkı Picasso’nun Guernica’sında savaşın dehşetini dondurması gibi, o da Kürd trajedisini ve onun iç ihanetini donduruyor.
Bu tablo, sadece bir siyasi yorum değil; aynı zamanda milli sosyolojik bir eleştiridir. Kürd milliyetçiliğinin içindeki otoriter, pragmatist ve halktan kopuk unsurları sorguluyor. “Özgürlük hareketi”nin, halkın kanı ve gözyaşı üzerinden yeni bir tahakküm ilişkisine evrilmesini, ahlaki bir iflas olarak teşhir ediyor. Ariç’in duruşu, gerçek aydın tavrıdır.
Ne ezilenin romantizasyonuna, ne de yeni efendilerin makyajına prim veriyor.
Ariç’in bu eseri, Kürd tarihinin en eski sorusunu yeniden soruyor. Kendi kaderini tayin hakkı, gerçekten özgürlüğe mi, yoksa yeni bir köleliğemi çıkıyor..?
Bu dikkatli ve derin okumaların için @IHSANDENZwan
teşekkür ederim. Renklerin, figürlerin ve sembollerin arkasında kurmaya çalıştığım dünyaya bu kadar zaman ayırman beni mutlu ediyor.
Bir resim tamamlandıktan sonra artık yalnızca ressama ait olmuyor; farklı gözlerle yeniden okunmaya başlıyor, sizin gibi dikkatli bakışlarla yeni anlamlar kazanmaya devam ediyor. Her hebî, silav û serkeftin🙏
Bahçeli ve Kapanış Kayyumu
Elli yıl boyunca dağlarda, meydanlarda “Bê Serok jiyan nabe” ve “Apo Serokê Gelê Kurd” sloganları atıldı. Nihayet beklenen müjde geldi. Devlet Bahçeli’nin de ilan ettiği üzere, "Yüce Türk Devleti" bu tarihsel yakarışı duydu ve PKK’lilere tam da istedikleri gibi “Seroklu bir jiyan” bahşetmeye karar verdi. Ancak küçük bir teknik ayrıntı var: Serok’un görev tanımı artık Devlet Tasfiye, Entegrasyon ve Gönüllü Kendini Feshetme Başkanlığı tarafından güncellenmiş durumda.
Kürtlerin lideri, temsilcisi ya da hak savunucusu olması kesin biçimde yasaklanan bu yeni “Serok”, artık devletin kadrolu örgüt kapatma uzmanıdır. İmralı’daki hücresine bağlanan dinlemeli çevirmeli telefonla Kandil’i arayıp şu açıklamayı yapması beklenmektedir:
“Alo heval, benim, Serok. Evet evet, eski sürüm Serok. Sayın Devlet Bahçeli’nin yüksek tensipleriyle bana geçici Kürt yöneticiliği görevi verilmiştir. Yüce Türk Devletiyle imzaladığımız Kontrollü Tasfiye ve Tam Entegrasyon Mutabakatı kapsamında hareketimizi kapatıyoruz. Kürt hakları, anayasal statü, federasyon, özerklik falan mı dedin? Onlar eski katalog ürünleriydi heval, üretimden kaldırıldı. Yeni konseptimiz şu: Kuzey’de tam Türkiyelileşme, Rojava’da statüsüzleşme, Başûr’un Misak-ı Millî’ye entegrasyonu, Rojhilat’ta ise düşük maliyetli itaat modeli. Yani Kürtlerin hiçbir yerde kolektif statü talep etmeyeceği örnek bir bölgesel uyum projesi geliştiriyoruz.
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağının akışına ölürüm Türkiye’m
Ölürüm Türkiye’m, ölürüm Türkiye’m.”
Ortadaki kara komedi artık öyle bir seviyeye ulaştı ki, bir zamanların “Apo Serokê Gelê Kurd”u resmen devletin kendi örgütüne atadığı bir “Kapanış Kayyumu”na dönüştü. Adam artık yarı lider yarı e-Devlet entegrasyon modülü gibi çalışıyor. Yakında İmralı’dan otomatik ses kaydı yayınlanırsa kimse şaşırmasın:
“Türk Devleti Kürt Çözülme Merkezi’ne hoş geldiniz.
Örgütünüzü feshetmek için 1’e,
Türkiyelileşme paketleri hakkında bilgi almak için 2’ye,
Federasyon kelimesini unutturmak için 3’e basınız.”
Metinde süslü süslü “IRA”, “Sinn Fein”, “uluslararası komisyonlar” falan deniyor ama İrlanda’da insanlar anayasal haklar ve siyasal statü konuşuyordu. Bizim yerli ve milli modelde ise masada sadece plastik bir “Barış Süreci Entegrasyon Koordinatörü” kartı, soğumuş açık cezaevi çayı, yarım paket Eti Puf ve aylık tasfiye performans çizelgesi var.
Öcalan artık o kadar büyük bir “koordinatör” olacak ki her hafta güvenlik bürokrasisine PowerPoint sunumu yapacak:
“Sayın Müdürüm, bu hafta 500 kişi daha sisteme başarıyla entegre edildi. Federasyon kavramı tamamen lügatten silindi. Rojava’daki statü beklentileri minimize edildi. Başûr konusunda Misak-ı Millî hassasiyeti örgüte başarıyla anlatıldı. Rojhilat için de devletlerle tam uyumlu teslimiyet modeli geliştiriyoruz. Özerklik talep eden son üç kişi rehabilitasyon seminerine gönderildi. Ayrıca örgüt içinde yanlışlıkla hâlâ ‘Kürdistan’ diyenlere zorunlu Türkiyelilik farkındalık eğitimi verildi. Uygun görürseniz iyi hal kapsamında havalandırmaya 10 dakika ek süre ve kantinden bir sade soda talep ediyorum.
Mavi boncuk takışına ölürüm Türkiye’m
Ölürüm Türkiye’m, ölürüm Türkiye’m.”
Dağdakiler ve hâlâ “Bê Serok jiyan nabe” diye slogan atanlar gerçekten muratlarına erdiler. Devlet onlara tarihte eşi görülmemiş bir Serok verdi. Öyle bir Serok ki, bütün tarihsel işlevi kendi hareketinin siyasi hafızasını tasfiye etmek, Kürtlerin dört parçada herhangi bir kolektif siyasal statü fikrini gönüllü biçimde imha etmek ve bunu da hiçbir hak elde etmeden, yalnızca kontrollü nefes alma imtiyazı karşılığında gerçekleştirmekten ibaret.
Tarih çok sayıda yenilmiş lider gördü. Ama kendi örgütünün devlet adına tasfiye memurluğunu gönüllü üstlenen, kendi kitlesine statüsüzlüğü “barış”, teslimiyeti “entegrasyon” ve siyasal yokluğu “demokratik çözüm” diye pazarlayan başka bir “yüce önder” örneği bulmak gerçekten zor.
Gerçekten de, böyle bir Serok varken devletin başka bir operasyona ihtiyacı kalıyor mu?
Apocu hareketin ve Öcalan’ın Kürdçe düşmanlığına yönelik tutumunu açıkça ortaya koyan bir örnek.
Öcalan, 1990'ların sonunda Almanya’da Kürdçe eğitimi nasıl engelledi?
PKK’nın Avrupa’daki üç kişilik komitesinde yer alan bir üye, yaşananları aynen şöyle anlattı:
"Avrupa’da azımsanmayacak büyüklükte bir Kürt nüfusu olduğunu ve Avrupa Konseyi’nin de azınlıkların dil eğitimini garanti altına aldığını fark ettik. Özellikle Almanya’da bir öğretmenin maaşı, neredeyse bir profesörün maaşı düzeyindeydi. Ancak Kürt ailelerin bu durumu fark edip talep etmesi gerekiyordu.
O nedenle komite olarak hemen çalışmaya başladık. Bu çalışma hem Kürt çocukların Avrupa’da ana dillerini öğrenmesini sağlayacak hem de binlerce Kürt öğretmene istihdam yaratacaktı. Bir iki yerde bunu başardık.
Ancak biz tam böyle bir çalışmaya başlamışken, komitemizin başkanı şoke edici bir bilgi paylaşarak şunu söyledi: 'Öcalan beni aradı ve Kürtçe eğitimine yönelik çalışmalara derhal son vermemizi söyledi. Bana, ‘Ne yapıyorsunuz serseriler, bizi burada öldürtmek mi istiyorsunuz? Bu faaliyetlerinizi derhal durdurun’ dedi.'"
Konuyu anlatan arkadaş, Öcalan’ın bu yaklaşımını ve arkasındaki gerçeği öğrenince komiteden ve PKK’den ayrılıyor. Daha sonra başına bir sürü iş geliyor.
Apocu yalan makinesinde yalanın bini bir para… şimdi bunu asıl engelleyici faile değil derneklere yıkmaya çalışıyor.
Rastî’ye erişim engeli gelmiş. TR’nin mevcut durumunda normal diyebilirsiniz. Giderek daha fazla göreceğimiz başta kimilerinin itibarsızlaştırma salvoları sonra manidar“sessizlik” eşliğinde Kürt muhalifleri yeni düşman ilanının 1 adımı.Destek olalım derim. https://t.co/QKMdmHIS6x
🟢 Başkan Mesud Barzani’nin, Leyla Kasım hakkında 8 Mart 2024’te yaptığı değerlendirme sosyal medyada yeniden gündem oldu.
Aktarılanlara göre, idam edilmeden önce Leyla Kasım’ın yanına gidilerek:
“Ahmet Hasan Bekir’e bir mektup yaz, affını dile. Sen bir kadınsın, affedilirsin” denildi.
📌 Leyla Kasım ise bu öneriye şu tarihi sözlerle cevap verdi:
“Sizin af dileyecek bir onurunuz olabilir; ama benim yok. Ben ancak milletime bir veda mektubu yazarım.”
@medyascope@cakir_rusen Bu kadar Ocalan guzellemesi ya talimatla olur yada paray la oluru
Her gun ocalan ve pkk yi konu eden Rusen Bey bir gun olsun Apo karsiti milliyetci kurdleri yayinlarina cikartmamistir
Kanimca cikartmasi icin devletten ve pkk den izin almasi gerekiyor