Tüm spor müsabakaları ve sanat etkinliklerinde 18 yaş altı çocuklara ücretsiz erişim sağlanmalıdır. Bu maliyet devlet tarafından karşılanmalıdır.
Böyle bir uygulama ile devlet, hem spora hem de sanata güçlü bir destek vermiş olur. Aynı zamanda çocuklarımızın bu alanlara yönelmesini sağlayarak onları kötü alışkanlıklardan uzak tutmak mümkün hale gelir.
Unutulmamalıdır ki; spora ve sanata yapılan yatırım, aslında geleceğe yapılan yatırımdır.
Kassoum Ouattara için kâğıt üzerindeki profil gerçekten heyecan verici. Henüz 21 yaşında olmasına rağmen AS Monaco formasıyla 40’ın üzerinde maça çıkmış, Fransa’nın alt yaş milli takımlarında da düzenli süre almış bir oyuncu. Sol bek olmasına rağmen sol orta saha ve sağ bekte de oynayabilmesi önemli bir artı.
Teknik olarak;
Adam eksiltebiliyor,
Sol ayağını etkili kullanıyor,
Orta kalitesi iyi,
Hücum bindirmelerini seven modern bir sol bek,
Yaşı gereği gelişim potansiyeli hâlâ yüksek.
Eğer Beşiktaş’a uyum sürecini kısa sürede atlatırsa, söylediğim gibi taraftarın uzun zamandır özlediği, sürekli ileri çıkan ve hücuma katkı veren bir sol bek profili izleyebiliriz. Savunma sertliği ve pozisyon alma konusunda hâlâ gelişmesi gereken yönleri olsa da, düzenli oynayacağı bir ortamda ciddi bir değer kazanma ihtimali bulunuyor.
Beşiktaş açısından bakıldığında bu tarz bir transferin mantığı sadece bugünü değil, geleceği de düşünmek olur. Uyum sağlar ve istikrar yakalarsa, takım hem kaliteli bir sol bek kazanabilir hem de birkaç sezon sonra önemli bir bonservis geliri elde edebilir. Bu nedenle potansiyel ve yatırım açısından dikkat çekici bir profil olarak öne çıkıyor
Gaziantep FK’de gerçekleştirilen olağanüstü genel kurulun ardından yeni yönetimin belirlenmesi, kulübün geleceği adına umut verici bir gelişme oldu.
Özellikle genç, dinamik ve futbol bilgisine sahip iş insanlarından oluşan bir yönetimin göreve gelmesi, camiada yeni sezon öncesi heyecan ve beklentiyi artırdı.
Başta Başkan Memik Yılmaz olmak üzere;
Cuma Kıratlı
Engin Ateşsönmez
Ferit Güney Dağdeviren
Fevzi Uslu
İbrahim Halil Açıkgöz
İrfan Karakuzulu
Muzaffer Aytekin
ve yeni yönetime seçilen tüm isimleri tebrik ediyor, görevlerinde başarılar diliyorum.
Yeni dönemin, Gaziantep FK’ya birlik, istikrar ve sportif başarı getirmesini; şehrimizi ve taraftarımızı gururlandıracak güzel bir sezon yaşatmasını temenni ediyorum. Başarılar Gaziantep FK! ❤️🖤
“Sayın Montella, milletin tepkisi milli takıma değil; oyuncu seçimlerindeki adaletsizlik algısına, göz göre göre forvetsiz oynanmasına ve yapılan tercihlere. Bu ülkenin insanları yıllardır milli takım için uykusuz geceler geçiriyor, iyi günde de kötü günde de ay-yıldızın arkasında duruyor. 86 milyon ve dünyanın dört bir yanındaki gurbetçiler zaten tek vücut olup destek verdi. Taraftarın eleştirisini birkaç kişinin protestosuna indirgemek ve ‘bir olmadık’ imasında bulunmak, bu fedakâr desteği görmezden gelmek olur. Eleştiri, milli takıma karşı olmak değil; daha başarılı bir milli takım istemektir.”
Beşiktaş’ta Sergen Yalçın dönemi büyük ihtimalle bir daha açılmamak üzere kapandı. Artık önümüzde yeni bir hoca, yeni bir sezon ve yeni hedefler var.
Sergen hocanın Beşiktaş’ta yaşadığı başarılar da oldu, başarısız dönemleri de. Sonuçta bugün teknik direktör değil, yorumculuk yapıyor ve doğal olarak Beşiktaş hakkında konuşmaya devam edecek.
Ancak camia olarak her açıklamaya, her yoruma takılıp kalmamak gerekiyor. Yeni teknik ekibin ve takımın sürekli geçmişle değil, gelecekle ilgilenmesi daha önemli. Beşiktaş’ın ihtiyacı olan şey eski tartışmalar değil; birlik, sabır ve yeni sezona odaklanmak.
“Bu gerçekleri artık bütün ülke biliyor. Bazı oyuncuları sahada tutabilmek için forvetsiz oynandığını bile herkes gördü. Biz yine de bayrağımızı ve Milli Takımımızı sonuna kadar destekledik. Ama hak edenler yerine hak etmeyenler tercih edilince, haksızlığa uğrayanların ahı tuttu. Kimse kusura bakmasın; liyakatin olmadığı yerde başarı tesadüf olur.”
Can Uzun, Deniz Gül, Ahmetcan Kaplan, Mustafa Eskihellaç, Atakan Karazor, Demir Ege Tıknaz, Berke Özer ve Aral Şimşir gibi formda isimleri görmezden gelip; Mert Günok, Çağlar Söyüncü, Eren Elmalı, Mert Müldür, Samet Akaydın, Kaan Ayhan ve Oğuz Aydın gibi isimlerde ısrar etmek bana göre milli takımın en büyük sorunlarından biri.
Ben bu tercihlerin performansa göre değil, farklı etkenlerden de etkilenmiş olabileceğini düşünüyorum. Milli takımda tek ölçü form ve hak ediş olmalı. Aksi halde her turnuvada aynı hayal kırıklığını yaşamaya devam ederiz.
Ve maalesef
Sorun sadece milli takım değil.
Türk futbolunun sorunu; adalet, liyakat ve güven meselesi.
Ligde tartışmalı hakem yönetimleri, bazı takımların kayırıldığı , yöneticilerin kutuplaştırıcı söylemleri ve performans yerine isimlerin ön plana çıkması futbola olan güveni zedeliyor.
Türk futbolunun kökten bir değişime ihtiyacı var. Daha bilgili, daha şeffaf ve en önemlisi adil bir yönetim anlayışı olmadan ne ligimiz hak ettiği yere gelir ne de milli takımımız potansiyelini ortaya koyabilir.
Ciddi soruyorum…
Can Uzun, Deniz Gül, Ahmetcan Kaplan, Mustafa Eskihellaç, Atakan Karazor, Demir Ege Tıknaz ve Aral Şimşir bugün Galatasaray veya Fenerbahçe forması giyiyor olsaydı yine kulübede mi otururlardı?
Bana göre hayır. Günlerce “neden oynamıyor?” diye programlar yapılır, manşetler atılır, sosyal medya ayağa kalkardı.
Milli takımda forma; kulüp adına göre değil, form durumuna ve performansa göre verilmelidir. Tartışılması gereken konu tam da budur. 🇹🇷
#BizimÇocuklar #2026DünyaKupası #MilliTakım
#TFF
#montella
Adam federasyon başkanı mı, mahalle abisi mi belli değil. Milli takımı kötü oynadığı için haklı olarak eleştiren taraftarlara “içimdeki akbabalar” diyen bir anlayıştan mı bahsedelim?
Yoksa kendi tercihleri uğruna takımın performansını riske atan, form durumunu göz ardı ederek aynı isimlerde ısrar eden Montella’yı mı konuşalım?
Kerem, Barış, Hakan ve Yunus kötü performans sergilerken formda ve hak eden genç oyuncuların şans bulamamasına mı üzülelim?
Fizik gücü yüksek rakiplere karşı hava toplarında ve ikili mücadelelerde zorlanacak bir kadro tercih edilmesine mi kızalım?
Yoksa her turnuvada aynı hayal kırıklığını yaşamamıza mı?
Federasyon başkanı, çok sevdiğin Montella’yı, Kerem’i ve Barış’ı yanına alıp Amerika’da kal. Türk futbolunun yakasından artık elinizi çekin.
Taraftarın eleştirisi düşmanlık değil; daha güçlü, daha adil ve hak edenlerin forma giydiği bir milli takım görme isteğidir.
#TürkiyeninMaciVar
#BizimÇocuklar
#MilliTakım
“Popovic bu gece Montella’ya futbolun sadece topa sahip olmak olmadığını gösterdi. Takım nasıl olunur, savunma nasıl yapılır, rakip nasıl üzerine çekilir, kontra atak nasıl oynanır ve maç nasıl kazanılır… Hepsini ilk okul öğrencisine anlatır gibi anlattı.
Montella boyunca Kerem ve Barış’tan gelecek mucizeyi bekledi. Sonuç; kaybedilen puanlar ve yine hayal kırıklığı yaşayan milyonlarca Türk taraftarı.
Sonuç:
“Popovic futbol dersi verdi, Montella özel ders bile alamadı. Türkiye 90 dakika boyunca aynı hatayı izledi.” 🇹🇷📉⚽️
“Türkiye’nin puan alabilmesi için Kerem ve Barış ya oyuna daha fazla ağırlık koyup gerçek performanslarını sahaya yansıtmalı ya da etkisiz kalıyorlarsa teknik heyetin değişiklik yapması gerekiyor.”
İlk dönemindeki Sergen Yalçın’ın güçlü tarafı sadece oyun değil, kenardaki duruşuydu.
Beşiktaş başında;
hakem kararlarına açık tepki veren,
rakip hocalarla geri adım atmayan,
“Burası Beşiktaş” diyerek camiayı ayağa kaldıran bir teknik adam profili vardı.
Ama bugün tartışmaların kırıldığı nokta tamamen değişti:
“Yetki var ama sorumluluk yok” algısı.
Bu ifade taraftarın gözünde kabul edilebilir bir şey değil. Çünkü futbolun en temel kuralına ters:
Yetki varsa sorumluluk da vardır.
Bu noktada eleştiriler sertleşiyor:
• Ego zehirlenmesi
• Sorumluluğun paylaşılmaması
• Yanlışların ısrarla devam ettirilmesi
• Ve camiayla bağın zayıfladığı hissi
Sorun artık sadece saha içi değil;
duruş, söylem ve tutarlılık meselesine dönüşmüş durumda.
Taraftarın özlediği şey net:
net karar, net sorumluluk, net kimlik.
Beşiktaş’ta bugün en büyük tartışma da tam olarak bu kopuşun etrafında dönüyor.
Bugün hâlâ Şenol Güneş konuşuluyorsa bu vizyonsuzluk göstergesidir.
Hâlâ Sergen Yalçın ile devam edelim deniliyorsa bu artık risk değil, düpedüz futbol intiharıdır.
Sürekli “Anadolu hocası” profiline yönelmek ise
Beşiktaş gibi büyük bir camianın hedef küçültmesinden başka bir şey değildir.
Büyük kulüpler bazen hazır sistemi satın almaz,
kendi sistemini ve kendi hocasını üretir.
Kimse çıkıp
Arda Turan’a “olmaz” diyemez.
Kimse
Nuri Şahin gibi modern futbol aklına “hayır” diyemez.
Olmadı mı?
Git kendi içinden bir karakter çıkar.
Bir İbrahim Toraman yetiştir.
Çünkü rakiplerin artık sadece transfer yapmıyor;
oyun aklı, sistem ve teknik adam kimliği üretiyor.
Bugün Galatasaray kendi Okan Buruk modelini oluşturduysa,
sen de kendi futbol aklını yaratmak zorundasın.
Yoksa sürekli geçmişe dönüp aynı isimleri konuşarak sadece zaman kaybedersin.
Beşiktaş son yıllarda hiçbir hocaya,
Sergen Yalçın’a verilen kadar yetki, kredi ve sabır verilmedi.
Ama gelinen noktada ortada ne oyun var,
ne gelişim var,
ne adalet var,
ne de umut veren bir planlama…
Daha kötüsü;
iyi oyuncu kötü oldu,
değerli oyuncu değersizleşti,
takımın kimyası bozuldu.
Rafa kötü dendi…
Muci kötü dendi…
Cerny kötü dendi…
Rosier kötü dendi…
Aboubakar kötü dendi…
Jota kötü dendi…
Bu kadar oyuncu aynı anda kötü oluyorsa sorun oyuncularda değil, sistemi yöneten akıldadır.
Ama işin kırılma noktası başka:
Kötü transfer yapılabilir.
Herkes yanılır.
Fakat bir oyuncuda ısrar edip,
takımın dengesini bozup,
gençleri kenara atıp,
koca sezonu harcıyorsan;
orada insanlar bunun sadece “ego” meselesi olmadığına inanmaya başlar.
Çünkü performans yok ama ısrar var.
Karşılık yok ama koruma var.
Mantık yok ama inat var.
Ve taraftarın en büyük korkusu da tam burada başlıyor:
“Bu tercihler gerçekten futbol için mi yapılıyor?”
Eğer Sergen Yalçın ile devam edilecekse,
bence en azından kimse “büyük hedef” masalı anlatmamalı.
Hatta bu tabloda agresif transfer yapmak yerine;
ekonomik gerçekler kabul edilip açık açık yeni bir “FEDA” süreci ilan edilmeli.
Çünkü mevcut futbol aklıyla,
kadro nasıl olursa olsun başarı ihtimali zaten çok düşük görünüyor.
O zaman en azından kulüp yeni borç yükünün altına sokulmamalı.
Hiç değilse;
• maaş yükü azaltılır,
• genç oyuncular denenir,
• taraftar beklentiye sokulmaz,
• camia yeni bir hayal kırıklığı yaşamaz.
Ama bugün en büyük problem şu:
Başarı hedefi konuşuluyor ama başarısızlığın sorumluluğu ortada yok.
Transfer yapılırsa;
kadro yetersiz denecek,
oyuncular suçlanacak,
yönetim eleştirilecek…
Ama yine teknik ekibin sorumluluk aldığı net bir tablo oluşmayacak hissi var taraftarda.
Beşiktaş’ta insanlar artık sadece kötü sonuçlara değil;
aynı hataların tekrar tekrar yaşanmasına tepki gösteriyor.
Eğer Sergen Yalçın ile devam edilecekse,
bence en azından kimse “büyük hedef” masalı anlatmamalı.
Hatta bu tabloda agresif transfer yapmak yerine;
ekonomik gerçekler kabul edilip açık açık yeni bir “FEDA” süreci ilan edilmeli.
Çünkü mevcut futbol aklıyla,
kadro nasıl olursa olsun başarı ihtimali zaten çok düşük görünüyor.
O zaman en azından kulüp yeni borç yükünün altına sokulmamalı.
Hiç değilse;
• maaş yükü azaltılır,
• genç oyuncular denenir,
• taraftar beklentiye sokulmaz,
• camia yeni bir hayal kırıklığı yaşamaz.
Ama bugün en büyük problem şu:
Başarı hedefi konuşuluyor ama başarısızlığın sorumluluğu ortada yok.
Transfer yapılırsa;
kadro yetersiz denecek,
oyuncular suçlanacak,
yönetim eleştirilecek…
Ama yine teknik ekibin sorumluluk aldığı net bir tablo oluşmayacak hissi var taraftarda.
Beşiktaş’ta insanlar artık sadece kötü sonuçlara değil;
aynı hataların tekrar tekrar yaşanmasına tepki gösteriyor.