Borsa ve Gayrimenkul İçin Aceleye Gerek Yok
Bugünkü tabloyu ben şöyle okuyorum; #enflasyon bir türlü istenen hızda düşmeyince yüksek faiz de düşündüğümüzden uzun süre bizimle kalacak gibi. Bunun bedelini de yavaş yavaş reel ekonomide görmeye başladık.
İç talep zayıflıyor, kart harcamaları soğuyor, konut satışları geriliyor, şirketlerin finansmana erişimi zorlaşıyor. Yani Merkez Bankası açısından talebin soğuması dezenflasyon için istenen bir şey ama ekonominin diğer tarafında bunun faturası oluşuyor.
Konut tarafında o yüzden acele edecek bir ortam görmüyorum. Satışların zayıfladığı, kredi faizinin yüksek kaldığı bir piyasada fiyatların bir anda yeniden uçmasını beklemek bana mantıklı gelmiyor. Nominal düşmeyebilir ama reel olarak ucuzlama bir süre daha devam edebilir.
Daha dikkat çekici taraf ise fonlarda. Gayrimenkul gibi likit olmayan varlıklara yatırım yapan fonlarda çıkış talebi arttığında “ben bugün sattım, yarın paramı aldım” diye bir dünya yok. Özellikle zor durumdaki projelere yoğunlaşmış fonlarda likidite riskini yatırımcı biraz daha ciddiye almalı.
Diğer tarafta TL faizinin cazibesi yüzünden içeride ve dışarıda ciddi para kısa vadede TL’de bekliyor. Rezervlerin toparlanması iyi ama bu para sonuçta sonsuza kadar burada kalacak para değil. Faiz indirimi başladığında nereye gideceği asıl mesele olacak.
Altında ise fikrim daha pozitif. 4.000 dolar civarının ne kadar güçlü taban olduğunu birkaç kez gördük. Fed’in faiz artışı ihtimalinin azalması kısa vadede destek veriyor, asıl uzun vadeli hikaye ise merkez bankalarının fiziki altın toplamaya devam etmesi. Sert yükseliş sonrası kar satışı normal ama ana hikaye bana göre bozulmuş değil.
BIST tarafında da bugünlerde hikaye aynı yere bağlanıyor: faiz ne zaman inecek? Bankaların son yükselişinde bunu biraz fiyatladık ama Merkez Bankası’ndan çok güvercin bir mesaj gelmedikçe erken coşmamak lazım.
Kısacası şu anda ekonomi soğuyor, faiz yüksek kalıyor, konut reel olarak baskılanıyor ama bir taraftan da faiz indirimine yaklaştıkça para yavaş yavaş yeni adres aramaya başlayacak. Bence önümüzdeki dönemin asıl fırsatı da bu paranın ilk nereye döneceğini doğru okumakta.
Dolar Çok Ucuz Kaldı
TL tarafında bence artık ciddi bir basınç birikiyor. D��düklü tencere gibi düşünün; kuru uzun süre enflasyonun altında tutarsanız bir yerde o basıncı boşaltmanız gerekir.
Son dönemde yabancı kurum raporlarında da aynı konu dikkat çekiyor. TL’nin reel olarak pahalı kaldığı, carry trade cazibesinin azaldığı ve kur risk priminin yükseldiği yönünde uyarılar var. Sanayici tarafında da döviz borcu olan şirketlerin “acaba kur ne zaman hızlanacak” tedirginliği giderek artıyor. Vatandaşta da son haftalarda altından çok “dolar mı euro mu alalım?” sorusunun arttığını görüyorum.
Ama ben yıl sonuna kadar birden bire sert kur patlaması beklemiyorum. Merkez Bankası’nın rezervi ve bunu kontrol edecek araçları var. Asıl yapılması gereken bana göre kuru bir gecede serbest bırakmak değil, basıncı yavaş yavaş azaltmak.
Çünkü enflasyon %30 giderken kur çok daha düşük hızda yükselirse Türkiye dolar bazında pahalılaşıyor. İhracatçı zorlanıyor, ithalat cazip hale geliyor, vatandaş yurt dışında bile bazı şeyleri daha ucuz görmeye başlıyor. Bu sürdürülebilir bir denge değil.
Benim korktuğum şey devalüasyon değil, uzun süre baskılandıktan sonra kontrolsüz bir kur atağı. 2021’de bunu gördük; kur çok hızlı gidince fiyatlama mekanizması tamamen bozuluyor.
O yüzden olması gereken bana göre çok basit: şok değil, kademeli ayarlama. Kur enflasyondan bu kadar kopmamalı. Yoksa bugün bastırdığınız hareket yarın çok daha sert şekilde önünüze gelebilir.
Şimdilik “dolar patlıyor” demiyorum ama bu politika böyle uzun süre devam ederse kur şoku riski de küçümsenecek bir konu değil.
#tera fonlarının önünde şu an altın fırsat var. #ozatd#dstkf gibi saçma sapan hisselerden çıkıp, çok ucuzlayan koç holding sabancı akbank vs girip hem yatırımcıyı hem de msci yi memnun edebilirler. #tly#phe
#Borsa Ne Zaman Yükselecek? Borsaya Geçme Zamanı Geldi mi?
Şu an bana göre yatırımcı için en mantıklı yer hâlâ para piyasası fonları. Çünkü faiz reel olarak pozitif, ortalama getiriler %40’ın üzerinde, bazı fonlarda mevduat eşleniği %48-49’lara kadar çıkıyor. Böyle bir ortamda sırf “faiz inecek” diye acele edip riske geçmek çok anlamlı değil.
Ama hiç hareket etmemek de doğru değil. Eğer faiz indirimlerinin yaklaştığına inanıyorsak yapılacak ilk şey para piyasası fonundan bir gecede çıkmak değil, sabit getirili tarafta vadeyi yavaş yavaş uzatmak. Yani orta vadeli borçlanma araçları fonlarına azar azar geçilebilir. Faiz düşünce asıl sermaye kazancı orada oluşacak zaten.
Borsa tarafında ise iş daha karışık. Açıkçası sadece faiz indirimi BIST’i taşımaya yetmez. Piyasanın fiyatlama mekanizması biraz bozulmuş durumda, temel analiz başka şey söylüyor fiyat başka yere gidiyor. Endeksi neyin taşıdığı bile bazen anlaşılmıyor. Burada güvenin tekrar oluşması ve yabancı girişinin gelmesi şart.
O yüzden ben bugün doğrudan tüm parayla hisse fonuna geçmektense biraz daha esnek kalmayı tercih ederim. Değişken fonlar, arbitraj fonları bu tip piyasada avantajlı çünkü VİOP’la kendilerini koruyabiliyorlar, nakit-tahvil-hisse arasında hızlı geçiş yapabiliyorlar.
Hisse tarafında ise BIST 30’u tamamen gözden çıkarmam. Özellikle bankacılık, faiz indirimi başladığında net faiz marjı üzerinden yeniden hikaye yaratabilir. Savunma sanayi ve teknoloji tarafı da Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda güçlü kalabilecek birkaç temasından biri.
Benim bugünkü yaklaşımım kabaca şu olurdu: ana para hâlâ likit ve para piyasası fonlarında, küçük küçük borçlanma araçlarına geçiş, bir miktar değişken/arbitraj fonu ve çok sınırlı BIST 30-bankacılık pozisyonu.
Yani direksiyonu bir anda kırmaya gerek yok. Bu piyasada en mantıklısı bebek adımlarıyla ilerlemek.
ALTINDA YÜKSELİŞ SONA MI ERDİ?
Altındaki hareket bana göre artık sadece jeopolitik haberlerle açıklanacak noktayı geçti. ABD 10 yıllıkları %4,70 civarındayken, dolar da çok sert çökmemişken altının 4.000 dolar altından her defasında toparlanıp 4.400’e yaklaşması teknik olarak ciddi bir güç gösteriyor.
Fed’in yeni bir faiz artırımı konusunda daha isteksiz hale gelmesi, zayıf ABD istihdamı, Japon yenine müdahale ve merkez bankalarının altın talebi aynı anda destek veriyor. Gümüşün altından ayrışması da normal aslında; gümüş daha fazla sanayi, momentum ve risk iştahına bağlı. Altın ise merkez bankalarının doğrudan tercih ettiği rezerv varlığı.
Ben burada altının yükselişinin devam edebileceğini düşünüyorum ama artık “ne olursa olsun uçacak” kafasına da girmemek lazım. Bu fiyatlama gerçekten dikkatle izlenmeli çünkü normalde altını baskılaması gereken yüksek tahvil faizlerine rağmen güçleniyor.
ABD tarafında bence asıl problem Fed’in faiz artırıp artırmamasından çok belirsizlik yaratması. Piyasa önünü göremezse volatilite artar. İstihdam zaten belirgin biçimde zayıflıyor. Enflasyon yeniden hızlanmadığı sürece Fed’in agresif şekilde faiz artırması için çok güçlü bir gerekçe göremiyorum.
Kredi Çekerken Sigorta Tuzağına Düşmeyin
Kredi çekerken bankanın yaptığı hayat sigortasını mecburen almak zorundaymışız gibi davranılıyor ama işin aslı öyle değil.
Hayat sigortası yaptırmak bence mantıklı, sonuçta Allah korusun bir şey olduğunda borç aileye kalmasın. Ama bankanın verdiği poliçeyi 2-3 kat pahalıya almak zorunda değilsin.
Bankalar genelde “sigortalı faiz %2,39, sigortasız %2,69” diye önüne paket koyuyor. İnsan da faize bakıp tamam diyor. Asıl bakılması gereken toplam maliyet. Çünkü düşük faiz diye aldığın avantajı pahalı hayat sigortasında fazlasıyla geri verebilirsin.
Daha da önemlisi mevcut poliçeyi sonradan değiştirmek mümkün. Dışarıdan aynı kredi borcunu ve vadeyi karşılayan, bankayı da daini mürtehin yani ilk alacaklı olarak gösteren daha uygun bir poliçe bulursan bankaya sunabiliyorsun.
Burada bir püf noktası daha var. 5 milyon kredi çekmişsin, borcun yıllar içinde azalıyor ama sana bütün vade boyunca 8 milyonluk sabit teminat satılmış olabilir. Gereksiz yere yüksek prim ödüyorsun. Poliçenin azalan teminatlı olması çok daha mantıklı.
Kısacası sigortayı iptal edip teminatsız kalmak doğru değil ama “bankadan almak zorundayım” diye de düşünmeyin. Aynı teminatı dışarıdan çok daha ucuza bulma ihtimali yüksek. 3-5 bin lira değil, uzun vadeli kredide 100-200 bin lira fark bile çıkabilir.
Kredi çekerken sadece faiz oranına değil, sigorta dahil toplam maliyete bakın. Bankanın asıl kazancı bazen faizde değil, yan ürünlerde oluyor.
Türkiye ekonomisinde bence şu an en büyük problem yüksek faizin kendisi değil, yüksek faizi kullanmak zorunda bırakacak yapısal sorunların hâlâ çözülmemesi.
Faiz gerçekten ekonomiyi yavaş yavaş aşındırıyor. Kredi kartı batıkları artıyor, insanlar artık lüks harcama için değil ay sonunu getirmek için karta yükleniyor. Kiralar maaşın yarısını götürüyor, kışın enerji giderleri de eklenecek. Şirket tarafında finansman pahalı, devlet tarafında da faiz giderleri giderek büyüyor.
Ama faizi bugün sert indirsen bu sefer başka bir problem çıkacak. Çünkü ortada güçlü bir vergi reformu, kalıcı bütçe disiplini, üretimi artıracak ciddi reform paketi yok. Yani ekonomi bir bakıma ateş düşürücüyle ayakta tutuluyor, hastalığın kendisine dokunulmuyor.
Enflasyonda da %30 altını görmek bana zor geliyor. Ağustos için öncü göstergeler yine yüksek. Üstelik kurun aylık değer kaybı da bir miktar hızlandı. İç talep yavaşlıyor diye enflasyon otomatik düşmez; arz tarafında üretim ve kapasite de geriliyorsa fiyat baskısı devam eder.
Bu yüzden Merkez Bankası’nın önündeki enflasyon raporu kritik. Ya hedefleri daha gerçekçi seviyelere çekecek ya da mevcut hedefte ısrar ediyorsa gerektiğinde yeniden faiz artırabileceğinin mesajını vermesi gerekecek. İkisini de yapmayıp “talep zaten yavaşlıyor” demek bana yeterli gelmiyor.
Benim esas endişem şu: Bu politika kriz çıkarmıyor ama ekonomiyi de iyileştirmiyor. Büyüme düşük, enflasyon yüksek, faiz yüksek ve toplumun satın alma gücü her yıl biraz daha eriyor. Böyle giderse 2027’de de, 2028’de de çok farklı bir yerde olmayabiliriz.
Yani ortada ani bir çöküş yok belki ama ağır ağır güç kaybeden bir ekonomi var. Asıl tehlike de zaten biraz bu.
#Altın hakkındaki net görüşüm:
Döviz cephesindeki toplam resim şu an altın lehine. Altının önündeki asıl engel dolar değil, ABD uzun vadeli faizlerinin düşmemesi ve çarşamba günü yüksek TÜFE gelme riski.
Çarşamba TÜFE %3,4 beklentinin altında, özellikle çekirdek aylık veri de yumuşak gelirse benim için en güçlü senaryo dolar ↓ + 2 yıllık faiz ↓ + altın yeniden 4.400 testi olur. 4.400 kırılırsa 4.450–4.500 çok hızlı gündeme gelir.
TÜFE belirgin yüksek gelirse bunun tersi olur: Fed artırım ihtimali tekrar yükselir, DXY 100 üzerini zorlar, 2 ve 10 yıllık faizler yükselir ve onsun 4.300 ardından 4.250–4.270 bölgesine çekilmesi normal olur.
Bugünkü veriler ışığında benim ağırlığım hâlâ altının yukarı yönüne kaymış durumda. Altın güçlü kalmaya devam edecek
Bu akşam yine soru cevap yapalım.. Arkadaşlar merak ettiğiniz hisseleri yazın takas analizine bakıp net bir şekilde elinizdeki hisseleri yorumlayayım. hisseni yaz ve mutlaka takipte olun arkadaşlar, cevaplandığında görmek için. #betae#sarae gibi etiketle yazalım görünür olsun.
#brent daha fazla düşmeyebilir. Hürmüz tarafında bence piyasa biraz fazla erken “anlaşma geliyor” fiyatlaması yaptı. Günler geçti, hâlâ ortada net bir anlaşma yok ve tarafların söyledikleri de birbirine pek uymuyor. İran geçişlerden ücret almak istiyor, ABD ise ücretsiz geçiş istiyor. Bu kadar zıt pozisyon varken kısa vadede gerilimin tamamen bitmesini beklemek bana zor geliyor.
BIST’te şu an en büyük sorun bana göre “hisseler ucuz mu pahalı mı” değil, piyasada yeterli para olmaması ve endeksin sağlıklı bir gösterge olmaktan uzaklaşması.
Endekse bakıyorsun 14.000’e yakın, ama birçok düzgün şirket hâlâ 2023 fiyatlarında. Diğer tarafta ne iş yaptığına, nasıl o piyasa değerine ulaştığına anlam veremediğimiz bazı şirketler endeks üzerinde ciddi ağırlık oluşturuyor. MSCI’ın Türkiye konusunda yaptığı uyarıları da bence tam buradan okumak lazım. Yabancı yatırımcı daha şeffaf, likit ve gerçekten yatırım yapılabilir bir piyasa görmek istiyor.
Yerli yatırımcı pandemi sonrasından beri borsayı bir şekilde taşıdı. Halka arzlara girdi, fon aldı, temettü hisselerine yöneldi ama artık faiz %40’lara gelmişken yerlinin nefesi de buraya kadar. Borsanın yeni bir hikaye yazabilmesi için yabancı para şart gibi duruyor.
Bu yüzden bankalar çok önemli. Faiz indirimi başlamadan bankalar güçlü şekilde oyuna giremiyor, bankalar olmadan da BIST’te kalıcı bir ralli yapmak gerçekten zor.
ASTOR gibi şirketlerde olası MSCI girişi bu açıdan değerli olabilir. Şirket zaten sipariş tarafında güçlü, ikinci fabrika hikayesi var, 2027’ye kadar iş tarafı dolmaya başlamış durumda. Üstüne yabancı fon alımı gelirse yeniden eski zirvelerin üzerine doğru bir hikaye oluşabilir. SAHOL tarafında ise tam tersi, endeksten çıkış olursa pasif fon satışları zaten baskı altında olan hisseye ekstra yük bindirebilir.
Enflasyonda da çok büyük bir iyimserlik beklemiyorum. Yıl sonu %29 civarı bana daha gerçekçi geliyor. Eylül-Ekim’de faiz indirimleri başlayabilir ama yılı %34’ün çok altında kapatmak şimdilik zor.
Özetle borsanın ihtiyacı yeni bir “ucuzluk hikayesi” değil. Daha sağlıklı endeks, daha fazla şeffaflık, bankaların oyuna dönmesi ve en önemlisi yeniden yabancı para girişi. Bunlar olmadan 14.000 üstüne atsak bile kalıcı trend oluşturmak kolay değil.
#SISE 3 yıldır istikrarlı aynı fiyatta, yatırımcısına söylüyorum bunu toplamak yerine sokaktan pet şişe toplayıp geri dönüşüme atsanız sıfır maliyetle en mantıklı işi yapmış olursunuz.
Gayrimenkul ya da Altın Eski Dönemlerine Dönmeyecek
Bence son 15-20 yılın en büyük yanılgısı “para her zaman ucuz kalacak” düşüncesiydi. 2008 sonrası düşük faiz ve bol likidite öyle uzun sürdü ki hem şirketler hem bireyler bunu normal zannetmeye başladı. Halbuki normal değildi, sadece bir d��nemdi.
2020-2021’de bu iş zirve yaptı. Para neredeyse bedavaydı, şirketler 7-10 yıl vadeli çok ucuz borçlandı, yatırımlar yaptı, araçlar aldı, herkes rahat harcadı. Bireysel yatırımcı da ne alsa yükselince kendini çok iyi yatırımcı zannetti. Aslında bütün tekneler aynı anda yükseliyordu.
Şimdi tam tersi bir dünyadayız. Hem enflasyon yüksek, hem para pahalı. Türkiye’de de 2023 sonrası daha rasyonel bir programa geçildi ama yapısal taraf eksik kalınca bütün yük yine faizin üzerine bindi. Enflasyonu düşürmek için yüksek faiz veriyoruz, rezervi korumak için yine yüksek faiz veriyoruz. Sonuçta ekonomi dönüyor ama çok ağır dönüyor.
Asıl problem şirketlerde başlıyor. Eskiden elindeki parayla yatırım yapmak mantıklıydı, bugün aynı parayı faize koyduğunda çok ciddi risksiz getiri elde edebiliyorsun. Şirket neden yeni fabrika kursun, neden 300 araç alsın, neden uzun vadeli yatırım yapsın? Üretim bitmiyor ama finansal getiriyle rekabet etmekte çok zorlanıyor.
Rakam da bunu anlatıyor zaten. Şirketlerin ödediği faiz, dağıttığı temettüye yaklaşmış durumda. Yani şirketin yeni ortağı adeta faiz olmuş. Üretip risk almak yerine nakitte kalmak ve parayı kısa vadede değerlendirmek bazı şirketler için daha mantıklı hale geliyor.
Bence Fed 100-200 baz puan indirdi diye eski dünyaya dönmeyeceğiz. Dünyada bütçe açıkları çok büyük, kamu borçları yüksek ve uzun vadeli faizlerin yüksek kalması ihtimali ciddi. Ucuz para dönemi büyük ölçüde bitti.
Yeni dönemin kuralı çok basit aslında: sermayeyi koruyacaksın, gereksiz borçlanmayacaksın, “nasıl olsa öderim” dönemi bitti. Hem şirketler hem bireyler kıt kaynağını çok daha akıllı kullanmak zorunda.
Borsayı şu an için #tuprs#astor#asels gibi hisseler taşıyor. BIST’te son yükselişi şimdilik yeni bir ralli başlangıcı olarak görmüyorum. 13.300 civarından yine alıcı geldi, güzel bir tepki oluştu ama gerçek anlamda trend diyebilmek için 14.000-14.200 bölgesinin aşılması ve özellikle 14.200 üzerinde kalıcılık görmemiz lazım. Oraya kadar olan hareket bence hâlâ tepki.
Zaten piyasanın tamamı da beraber gitmiyor. Bazı hisselerde ciddi satış varken ASELS, Tüpraş, Astor gibi hisseler endeksi taşıyabiliyor. Yani artık “endeks yükselecek mi?” sorusundan çok “para hangi sektöre gidiyor?” sorusuna bakmak gerekiyor.
Mesela otomotiv ve cam tarafında dünyada da momentum zayıf. Paranın maliyeti yüksek, talep zayıf, rekabet sert. Bu yüzden FROTO ve SISE gibi büyük şirketler bile uzun süredir yatırımcıyı bekletiyor. Ucuz olması tek başına yeterli değil.
Enerji tarafında ise tam tersi bir görüntü var. Barlar uzun, para girişi var, volatilite var, trend var. Borsada bazen ucuz hisseyi aylarca beklemektense hareket başlamış hisseye kısa stopla eşlik etmek daha mantıklı olabiliyor. “Trend en iyi dostundur” sözü boşuna söylenmemiş.
Bankalarda da ilk ciddi sinyali dikkatle izlemek lazım. Faiz tarafında bir gevşeme ihtimali güçlenirse ilk reaksiyonu bankalar verebilir. Ama 2 yıldır faiz inecek diye bekleyip defalarca yanıldığımızı da unutmayalım. Savaş, petrol, enflasyon derken her seferinde hikaye biraz daha öteleniyor.
Tüpraş ve ASELSAN gibi güçlü trendlerde de her yükselişin arasında düzeltme olması normal. Hisse iyi diye roket gibi kesintisiz yükselmez. Asıl mesele trend bozuldu mu bozulmadı mı ona bakmak.
Kısacası şu piyasada “ucuz hisse” aramaktan çok trend, para girişi ve momentum aramak bana daha mantıklı geliyor. Endeks 14.200’ü geçmeden de genel piyasa için fazla heyecanlanmam.
2027 yılı #borsa yılı olacak. 2026 ekonomisi açısından artık tablo büyük ölçüde belli olmaya başladı bence. Yıl sonu enflasyonu %28-30 civarında bitecek gibi, yani bundan sonra asıl tartışmamız gereken yıl 2027.
Ama burada kafama takılan ciddi bir çelişki var. Merkez Bankası bir taraftan milyarlarca dolar rezerv topluyor, piyasada 1,5 trilyon TL’yi aşan fazla likidite oluşuyor, sonra dönüp bu parayı %40 civarında faizle geri çekiyor. Yani hem döviz alıyoruz hem de bunun yarattığı TL’yi çok yüksek maliyetle sterilize ediyoruz. Bu politikanın uzun süre böyle gitmesi kolay değil.
13 Ağustos’taki Enflasyon Raporu bu yüzden önemli. Politika faizinden önce bence asıl bakılması gereken fonlama faizi. Eylül’de faiz indirimi düşünülüyorsa Ağustos’ta bunun bir sinyalinin verilmesi lazım. Yoksa bugün %40’tan para çekip bir ay sonra gevşemeye geçmek biraz tuhaf bir görüntü oluşturacak.
Enflasyon tarafı da sanıldığı kadar rahat değil. Ağustos öncü göstergelerinde yeniden yukarı kıpırdanma var. Akaryakıt, gıda, hizmetler ve küresel emtia fiyatları işi bozabilir. İran-Hürmüz meselesi de hâlâ masada. Yani “dezenflasyon artık garanti” demek bana erken geliyor.
Bir diğer problem reel sektör. Üç yıldır yüksek faiz, güçlü TL ve düşük iç talep politikasıyla ekonomi ayakta tutulmaya çalışılıyor ama bunun faturası şirketlere, çalışanlara ve emekliye ağır geliyor. Şikayetlerin giderek arttığını görüyoruz. Sıkı para sonsuza kadar sürdürülebilecek bir şey değil.
Önümüzdeki yıl asgari ücret, olası ara zam, faiz indirimlerinin hızı ve seçim tartışmaları ekonominin ana konusu olacak. Bence 2027 sadece ekonomik değil, siyasi olarak da kritik bir yıl olacak.
Özetle; krizden kaçındık diyebiliriz ama sorunları çözmüş değiliz. Sadece başka bir yerde birikiyorlar. Türkiye’nin artık yalnızca yüksek faiz ve kontrollü kurdan ibaret olmayan, reel sektöre de nefes aldıracak yeni ve güven veren bir ekonomik hikayeye ihtiyacı var.
Son bilançolara bakınca açıkçası “müthiş bilanço dönemi başladı” diyebileceğimiz bir yerde değiliz. #Mpark ile #logo#asels en beğendiğim bilançolar oldu. Zaten faizler bu kadar yüksekken şirketlerden rekor üstüne rekor beklemek de biraz hayalcilik olur. Bana göre asıl güçlü bilançolar 1-2 faiz indirimi sonrasındaki çeyreklerde gelecek.
Şu ana kadar gelenler içinde benim dikkatimi çeken 4 şirket var.
Medical Park tarafında satış, FAVÖK ve net kâr büyümesi hâlâ güçlü. En önemlisi nakit üretmeye devam ediyor. Finansman gideri bu kadar yüksek olmasa net kâr çok daha yukarıda olabilirdi. Faizler geriledikçe burada bilanço ekstra rahatlayabilir. 380-400 TL civarları uzun vadeli bakıldığında önemli bölgeler.
Logo Yazılım ise bence bu dönemin en temiz bilançolarından birini getirdi. Yıllık net kâr görüntüsü ilk bakışta kötü görünüyor ama çeyreklik baktığınızda ikinci çeyrek rekor seviyede. Marjlar güçlü, borçluluk tarafı rahatsız etmiyor, çarpanları da bana göre hâlâ makul. 130-132 TL bölgesi özellikle takip edilebilir.
Aselsan’da bilanço çok güçlü ama problem fiyat. Hasılat, FAVÖK ve net kâr reel olarak ciddi büyüyor fakat hisse ucuz değil. 300-330 TL civarlarına doğru bir düzeltme olursa uzun vadeli yatırımcı açısından çok daha cazip hale gelir.
Bankalarda ise bilanço dönemi genel olarak çok parlak değildi ama kendi içinde kıyasladığımda Garanti Bankası bana daha sağlam geliyor. Net kâr düşüşü rakiplerine göre çok daha sınırlı, faiz gelirleri artıyor, nakit tarafı güçlü ve özkaynak büyümesi devam ediyor.
Kısacası bu dönem “hangi şirket uçacak” dönemi değil, bilançosu bozulmadan ayakta kalabilen şirketleri seçme dönemi. Faizler düştüğünde zaten iyi şirketle kötü şirket arasındaki fark çok daha net ortaya çıkacak.
#brent daha fazla düşmeyebilir. Hürmüz tarafında bence piyasa biraz fazla erken “anlaşma geliyor” fiyatlaması yaptı. Günler geçti, hâlâ ortada net bir anlaşma yok ve tarafların söyledikleri de birbirine pek uymuyor. İran geçişlerden ücret almak istiyor, ABD ise ücretsiz geçiş istiyor. Bu kadar zıt pozisyon varken kısa vadede gerilimin tamamen bitmesini beklemek bana zor geliyor.
#altın 4.400-4.450 dolar civarına kadar bir hareket daha olabilir ama önümüzdeki hafta petrol yükselirse altında kısa süreli kar satışları görebiliriz. Ben böyle bir geri çekilmeyi trendin bittiği şeklinde okumam. 4.200 dolar civarı önemli destek. Uzun vadede altın yukarı.