Çocuklar Neden Suç İşliyor, Aileler, Öğretmenler, Eğitim Politikası
Okullarda rehberlik öğretmenleri, ne yazık ki sistematik bir şekilde sadece başarılı öğrencilerle ilgileniyor. Onların geleceği için “şu bölüme git, bu üniversiteye başvur” diyerek enerjilerinin yüzde 90’ını bu gruba harcıyorlar. Peki ya geriye kalan, sorunlu öğrenciler? Onlardan özenle kaçınılıyor. Rehberlik servisinin kapısı onlara adeta kapalı.
Oysa tam da bu “görünmez” öğrenciler, ihmal edildikleri için akran zorbalığından başlayarak şiddete, madde kullanımına ve daha ağır suçlara yöneliyor. Rehberlik öğretmenlerinin kaçtığı her sorunlu çocuk, ertesi gün okul koridorlarında ya da sınıfta bir başka çocuğun canını yakıyor. Çünkü kimse onun derdini dinlemiyor, kimse ona yol göstermiyor.
Bu toplumda küçük kusurlar bile insanı aşağılamakta kullanılıyor. Deli, çenesi yamuk, topal, kör. Toplum olarak aşağılamak ile yükseleceğine inanan aşağılık insanlarız.
Sorunun kökü gerçekte ailelerde. Ülkemizde pek çok çocuğun anne-babası ayrı ancak medeni bir ayrılık değil, sürekli şiddet ve adli olaylarla çocuğa yansıtılmış bir ayrılık; bir kısım anne ve babalar cezaevinde, bir kısmı uyuşturucu veya alkol bağımlılığı batağında. Ebeveynler ya yok ya da çocuklarına zarar verecek kadar sorunlu. Siyaset, ırkçılık, mezhepçilik “Ötekileştirme” ve “düşmanlaştırma” yöntemleri, çocukları daha küçük yaştan itibaren toplum dışı bırakıyor.
Ailedeki bu çürüme, okula yansıyor ve rehberlik öğretmenlerinin “kolay” öğrencileri tercih etmesini adeta meşrulaştırıyor. Bize gereken Türk, Hanefi, Dindar ve başarılı çocuk.
Peki bu sistem nasıl ayakta kalıyor? Çünkü eğitim kadroları, liyakate değil, mülakatlara dayalı bir atama sistemiyle dolduruluyor. Mülakatla alınmış, ehliyetsiz ve vizyonu olmayan memurlar, okulların rehberlik birimlerini de ele geçiriyor. Toplumun en kritik kurumlarında bile “liyakat” kelimesi bir yana bırakılıyor. Bu yüzden okullar, sorunları çözmek yerine örtbas etmeyi tercih ediyor. Okul müdürleri ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey diyen teyze gibi.
Bazı kesimler hâlâ “caydırıcı ceza” ile her şeyin düzeleceğine inanıyor. Oysa gerçek hayattaki örnekler bunu yalanlıyor. Suç işleyen birçok genç ve yetişkin, ceza korkusuyla değil, tam tersine umutsuzluk ve çaresizlik içinde intihar ediyor. Son iki olay örneğidir. Cezadan korkan insan intihar eder mi? İntihar eden bir birey, “devletin sopasından” çekiniyor olabilir mi? Hayır. Demek ki mesele ceza değil, mesele kök nedenleri tedavi etmek.
Eğitim sistemi düzeltilmeden, rehberlik hizmetleri gerçekten “rehberlik” yapacak şekilde yeniden yapılandırılmadan, ailelere destek programları oluşturulmadan ve öğretmen atamaları liyakate dayalı hale getirilmeden bu sorunlar çözülmez. Toplum, şiddeti, bağımlılığı ve çöküşü durdurmak istiyorsa önce okullardaki bu “görmezden gelme” kültürünü bitirmelidir. Aksi takdirde bugün görmezden geldiğimiz her sorunlu çocuk, yarın hepimizin kapısını çalacak daha büyük bir toplumsal yaraya dönüşecektir.
Olayı yargılayıp ceza vermek bir sonraki olayın olmasına engel olmaz. Sonraki olaylar toplum bilimi ile eğitim ile düzeltilir.
Her olaydan sonra caydırıcı ceza açıklamaları Ortadoğulu toplum olmanın sonucu.