Ekonomiye "HAKKI"yla Bakış‘ta, 12 Ağustos Çarşamba saat 21.00’de ekonomist, TEPAV Merkez Direktörü Prof. Dr. Hakkı Hakan YILMAZ’la 2026 yılının değerlendirmesini yapacağız. Ekonomik krizi derinleştiren ABD-İran savaşının vatandaş, aile ve toplumsal yaşamda yarattığı tahribatı, akaryakıt zamlarının enflasyona etkisini, altın, kur ve finansal piyasalardaki son gelişmeleri konuşacağız.Ekim ayının ilk haftasına kadar vereceğimiz tatil arası öncesinde gerçekleştireceğimiz yazın bu son programına bekleriz.
https://t.co/V8tOZE7r1M
Farkında mıyız?
Faiz gelirleri ve ana para ödemeleri toplam bütçe gelirlerinin %45'ini vergi gelirlerinin ise %50'sini aştı. Program sağolsun, pek görmemiştik...
Ağutos sonu Hazine nakit dengesinin anlattığı ve son iki yıldır sürekli altını çizdiğimiz mesele:
-Faiz ve borç ana para ödemesinin (içinde kur ve altın değerleme farkları da var) toplamda bütçe gelirlerinin yarısına yaklaşması vergi gelirlerinin ise yarısını aşması.
-Bütçe analizi artık merkez bankası dahil edilmeden olmaz diyelim ve bakalım;
* bütçe ve merkez bankasının bu sene ödeyeceği faiz tutarı yaklaşık 101 milyar dolar,
* kur ve altın değerleme farkı eklenirse bu tutar 150 milyar dolara çıkmakta.
* o zaman 2027'de daha sıkışan bir mali baskı ile pek farklı olmayacak.
Biline..
@AZipak39520@selimsomcag Ahmet bey Türkiye'de özellikle ücret dışındaki kurum kazançlarının ve konut gibi kensel rantların vergilendirilmesi oldukça düşük. Yine kurum kazançlarına getirilen istisnalarla bir çok büyük firma vergiden neredeyse muaf sayılacak seviyede.
Uzun sayılacak bir zaman diliminde, ufuk açıcı Çin çalışma ziyaretinin ardından bugün ülkeye dönüldü...
Doğu’yu görmeden, bilmeden, değişim ruhuna dokunmadan dünyaya dair söz söylemek; ya kaba bir yüksek sesle konuşma çabasına ya da mahcup bir mırıltıya dönüşüyor.
Biz tartışıp duralım hala efendim politika faizi ne olacak diye.
Şaşılacak bir vasatlık ve kurumsal yaklaşımdan yoksun şekilde aynı tonlarda konuşmalara devam edip gerçeklikten daha da uzaklaşarak.
Her hafta mümkün olduğunca Çİn'e dair veri temelli analiz ve değerlendirmelerimi karişılaştırmalı kısa notlarla paylaşacağım.
Giriş yapaılm o zaman:
-1990'lar başında Çin ekonomisi Türkiye'nin 2,4 katı büyükken bugün bu fark 12 katın biraz üzerinde.
-Kişi başı reel gelir artışı orada yaklaşık 45 kat bizde 7 kat civarında olmuş.
-Günde 3 dolardan daha aşağı gelir elde eden aşırı yoksulların oranı Çin'de %80'lerdeyken, bugün bu oran %0 diyebiliriz. Bizde de %9'larda %1'in altına düşmüş.
-Ekonomide yaşanan performansı, dönüşümü açıklamada kurumsal yapıların ve ekonomi yönetiminde politika ve mekanizmaların uyumu...
-Gelir dağılımı orada da sorun, bizde göreli olarak daha daha çok sorun (Gini katsayısı Çin'de %36'larda bizde ise %42'lerde...)
.....
Benzine 3,21 TL zam geldi (eşel mobil olmasa zam tutarı 4,28 TL olacaktı), motorine ise gelecek salı 7 TL civarında bir zam bekleniyor (6,62 ortalama beklenti).
Motorin brent petrolün yanında rafineri kapasitesi ve motorin arzındaki yetersizliğin ve taşıma maliyetlerinin üst üste geldiği birleşik bir enerji fiyatı artışı ile farklılaşmakta (mesele enerji şoka döndü aslında).
Brent gerilese bile motorin crack spread’i düşmediği sürece pompa fiyatlarında aynı ölçüde bir rahatlama görülmeme riski var.
Bize dönersek:
-Eylül/Temmuz fiyat değişimi motorinde %30, benzinde %23,3. Şok niteliğinde bir artış.
-Eylül/Ağustos ortalama artış tahminimiz ise sırasıyla %16,3 ve %12,8.
-Eylül sonunda aylık bazda enflasyona katkı 0,39 puan, eylül sonu itibarıyla ise 1,63 puan, ikincil etkiyle ise toplam enflasyona katkısı 7 puan civarında.
Böyle olduğunda, ki hayli muhtemel böyle olacak gibi görünüyor, enflasyon hesaplamasındaki kaydırmalara (!) rağmen enflasyonun yıl sonunda %32'ler civarında olması beklenir.
Ama bunun ikincil fiyat etkisinin, eğer zamanında makro hedeflerle tutarlı kamu programları geliştirilmezse, 7 puanı aşması ve yansıma süresinin kısalması söz konusu.
Başka bir ifadeyle, aslında enerji maliyetlerinde bu artış olmazsa enflasyon tahmini olarak % 23-25 arasında olacaktı.
Ama daha da riskli olan, fiyatlama davranışlarının yansıma süresinin kısalmasıyla birlikte daha da bozulması.
ABD FED ve AMB politika faizi kararları ve temmuz beklentisi üzerine haziran ayında alıntı yaptığımız mesajda bunları söylemiştik.
Bizim tarafta ezber aynı ezber.
Ne merkez bankası enflasyon raporu ve PPK kararı ne de OVP ezberi bozmadı.
Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi arasındaki ilişkiyi sanırım daha seviyeli hale getirmek gerekiyor. Bu anlamda da MB Kanunu'nun 22. maddesini uygulamak lazım diye yıl başından beri söylenip duruyoruz.
Akaryakıt zamları sonrası gelinen noktada asıl risk ikincil etki ile diğer mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artış olacak. Biline.
Kendi adıma, petrol fiyatlarının bu öngörülemezliğin yaşandığı dönemde, artma riskinin düşme ihtimalinden daha yüksek olduğunu ve bunun özellikle doğrudan ve ikincil etkiyle fiyatları ne şekilde artıracağını ve buna ilişkin de ne tür kamusal politikalar uygulanması gerektiğini son 3 aydır özellikle fiyat analizleriyle sürekli yapmaya çalıştım.
Yaşanan Márquez "Kırmızı Pazartesi", kısa romanındaki "Önceden Duyurulmuş Bir Ölümün Kroniği" gibi
İçinden geçtiğimiz dönem öngörülemezliğin olduğu bir dönem, ekonomi yönetiminin ortaya çıkan sorunlara hızla karşılık veren bir iş yapma biçiminde olması beklenirdi. 2-3 ay sonrası için belirsizliğini koruyan bir yapıda, dün yapılan bugünün tutmayan hesabının yarın için de bir tahmin ve güvenilirlik sorunu yaratacağı ortada.
Akaryakıt zamları sonrası gelinen noktada asıl risk ikincil etki ile diğer mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artış olacak. Biline.
Kendi adıma, petrol fiyatlarının bu öngörülemezliğin yaşandığı dönemde, artma riskinin düşme ihtimalinden daha yüksek olduğunu ve bunun özellikle doğrudan ve ikincil etkiyle fiyatları ne şekilde artıracağını ve buna ilişkin de ne tür kamusal politikalar uygulanması gerektiğini son 3 aydır özellikle fiyat analizleriyle sürekli yapmaya çalıştım.
Yaşanan Márquez "Kırmızı Pazartesi", kısa romanındaki "Önceden Duyurulmuş Bir Ölümün Kroniği" gibi
İçinden geçtiğimiz dönem öngörülemezliğin olduğu bir dönem, ekonomi yönetiminin ortaya çıkan sorunlara hızla karşılık veren bir iş yapma biçiminde olması beklenirdi. 2-3 ay sonrası için belirsizliğini koruyan bir yapıda, dün yapılan bugünün tutmayan hesabının yarın için de bir tahmin ve güvenilirlik sorunu yaratacağı ortada.
Peki ne yapılmalıydı; ne yapılmadı? şimdiden sonra ne yapılmalı?
Enflasyonun enerjiden kaynaklı 6-7 puan daha yüksek gelmesi düşük gelir elde eden çalışan ve emekliler ile yoksul hanelerin gelirlerinin bu kadar aşınması azalması demek.
Yine başta tarım ve imalat sanayi olmak üzere girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle mal ve hizmet üretim maliyetlerinin artması demek.
Bu durumun yol açtığı toplumsal ve ekonomik maliyet oldukça yüksek.
Bu nedenle siyasetin önünde dört temel kamu politikası tercihi vardı. Ancak kısmen uygulanan eşel mobil sistemi dışında bu araçlar yeterince devreye sokulmadı:
1. ÖTV’nin matematik hesaplarından arındırılıp yılın sonuna kadar tam uygulanması.
2. KDV desteği ile KDV oranlarının düşürülmesi
3. Çalışan yoksul ücretliler, düşük emekli aylıklarını alanlar ve kırılgan olan yoksul hanelere yönelik gıda ve barınma ve eğitim desteklerinin artırılması.
4. Üretim maliyetleri artan reel sektörün enerji maliyetlerini kısmen karşılamaya yönelik bir mali destek programı hazırlanması ve uygulanması.
Ampirik çalışmaların da gösterdiği üzere, ÖTV ve KDV oranları ile vergi yükündeki düşüşler enflasyonu doğrudan aşağı çekme potansiyeline sahiptir. Elbette bu politikaların bütçeye bir maliyeti olacaktır; ancak tercih, yalnızca bütçe maliyeti üzerinden değil, yüksek enflasyonun gelir dağılımı, üretim ve büyüme üzerinde yarattığı daha geniş ekonomik ve toplumsal maliyet dikkate alınarak yapılmalıdır.
İçinden geçtiğimiz dönem öngörülemezliğin olduğu bir dönem, ekonomi yönetiminin ortaya çıkan sorunlara hızla karşılık veren bir iş yapma biçiminde olması beklenirdi. 2-3 ay sonrası için belirsizliğini koruyan bir yapıda, dün yapılan bugünün tutmayan hesabının yarın içinde bir tahmin ve güvenilirlik sorunu yaratacağı ortadadır.
ABD FED ve AMB politika faizi kararları ve temmuz beklentisi üzerine haziran ayında alıntı yaptığımız mesajda bunları söylemiştik.
Bizim tarafta ezber aynı ezber.
Ne merkez bankası enflasyon raporu ve PPK kararı ne de OVP ezberi bozmadı.
Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi arasındaki ilişkiyi sanırım daha seviyeli hale getirmek gerekiyor. Bu anlamda da MB Kanunu'nun 22. maddesini uygulamak lazım diye yıl başından beri söylenip duruyoruz.
FED enflasyon tahminlerindeki artışı ve hedeflerdeki sapmayı dikkate alarak beklentilere karşı durmadan (sürpriz yapmadan) politika faizini sabit tuttu.
ABD FED AMB yerine küçük Türkiye olarak bizi takip etti:)
Yılın geri kalanında en az bir faiz artırımı olabilir (9 üye)
Mevcut faiz seviyesinin korunmalı (8 üye)
Faiz indirimi olmalı (1 üye)
Görüş bildirmeme diyen (1 üye)
2026 yılına biz düşürerek girdik. ABD sabit devam etti, AMB ise son dönüşte yükseltti.
Temmuzda öngörülemezlik meselesi devam ederse ne olur?
23 Temmuz Türkiye - Enflasyon düştü hikayesi ile hayli muhtemel faiz indirimi gelir (düşükte olsa)
23 Temmuz AMB - Bekle gör devamında hayli muhtemel değiştirmez (eylüle ısınma turu)
29 Temmuz ABD - Beklentilerde temel bir değişiklik olmazsa ki olmaz çok daha muhtemel faizi sabit tutar
Hayırlısı...
Sevgili Meliha, bu yüzdendir ki konuşmalar ve yorumlar, gerçeği görme çabasından giderek uzaklaşarak, herhangi bir mahcubiyet ya da sorumluluk hissedilmeden sürüp gidiyor.
Çünkü asıl mesele, gerçeği söylemekten çok, onu görünmez kılan bir söylemin içinde kaybolunması.
-2026 yılında biz politika faizini hep sabit tuttuk (ha düştü ha düşecek diyerek).
- Avrupa Merkez Bankası haziranda artırdı, temmuzda sabit tuttu, eylülde ise artırdı (enflasyonun %2 hedefinde istikrar kazanması kaygısıyla)
-Amerikan FED ise küçük Türkiye olarak bizi izledi ve onlar da sabit tuttu. Ama sanki 0,25 baz puan artıracak gibi.
Hadi bakalım 15 eylül ile birlikte ne hikayeler yazılacak..
Uzun sayılacak bir zaman diliminde, ufuk açıcı Çin çalışma ziyaretinin ardından bugün ülkeye dönüldü...
Doğu’yu görmeden, bilmeden, değişim ruhuna dokunmadan dünyaya dair söz söylemek; ya kaba bir yüksek sesle konuşma çabasına ya da mahcup bir mırıltıya dönüşüyor.
Biz tartışıp duralım hala efendim politika faizi ne olacak diye.
Şaşılacak bir vasatlık ve kurumsal yaklaşımdan yoksun şekilde aynı tonlarda konuşmalara devam edip gerçeklikten daha da uzaklaşarak.
Her hafta mümkün olduğunca Çİn'e dair veri temelli analiz ve değerlendirmelerimi karişılaştırmalı kısa notlarla paylaşacağım.
Giriş yapaılm o zaman:
-1990'lar başında Çin ekonomisi Türkiye'nin 2,4 katı büyükken bugün bu fark 12 katın biraz üzerinde.
-Kişi başı reel gelir artışı orada yaklaşık 45 kat bizde 7 kat civarında olmuş.
-Günde 3 dolardan daha aşağı gelir elde eden aşırı yoksulların oranı Çin'de %80'lerdeyken, bugün bu oran %0 diyebiliriz. Bizde de %9'larda %1'in altına düşmüş.
-Ekonomide yaşanan performansı, dönüşümü açıklamada kurumsal yapıların ve ekonomi yönetiminde politika ve mekanizmaların uyumu...
-Gelir dağılımı orada da sorun, bizde göreli olarak daha daha çok sorun (Gini katsayısı Çin'de %36'larda bizde ise %42'lerde...)
.....
Márquez "Kırmızı Pazartesi", Önceden Duyurulmuş Bir Ölümün Kroniği.
"Herkes işlenecek cinayeti biliyordu; ama kimse, bu ortak sessizliğin cinayete ortaklık ettiğini düşünmedi."
Biz hala tartışıp duralım politika faizi ne olacak diye. Şaşılacak bir vasatlığa dönüşen çok bilinmiş edayla aktarılan ezbere tekrarlara devam edelim.
Brent petrolün varil vadeli fiyatı 100$'ı aştı..
Bunun özellikle ikincil fiyatlarda artışı tetikleyeceği ve diğer mal ve hizmetlerin fiyatlarına yansıma süresini kısaltacağı çok açık diye açık yüreklikle söylemiştik.
Öngörülemezlik ortamında hazırlıklı olmak lazım bu konulara demiştik. Bundan mütevelli, ekonomi yönetiminde merkez bankasını çok da yedeğe almadan daha hızlı cevap veren mekanizmalara (sıfır tabanlı bütçe gibi) ve kurumsal modellere ihtiyaç var diye yapısal alanları işaret etmiştik.
TCMB kanunun hep söylediğimiz, 4 ,22 ve 42 maddelerine göre bankaya ve ekonomi yönetimine güveni güçlendirecek hiç bir adım atılmadı. OVP'de de açılım yok bu anlamda. Çok yazmıştık neden bu dönemde programa olan kredibilite açısından bunun önemli olduğunu.
Ülke tarihinin en yüksek faizini ödüyoruz demiştik (bütçe, TCMB), 2027 yılında aynı şekilde bundan nasibini alacak.
Finansal piyasalarda akla sığmayan gelişmelerin yaratacağı riskler de ortada şimdi.
Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan Kırmızı Pazartesi kısa romanı. Önceden Duyurulmuş Bir Ölümün Kroniği.
"Herkes işlenecek cinayeti biliyordu; ama kimse, bu ortak sessizliğin cinayetin asıl ortağı olduğunu düşünmedi."
Kim hesap verecek peki?
Márquez "Kırmızı Pazartesi", Önceden Duyurulmuş Bir Ölümün Kroniği.
"Herkes işlenecek cinayeti biliyordu; ama kimse, bu ortak sessizliğin cinayete ortaklık ettiğini düşünmedi."
Biz hala tartışıp duralım politika faizi ne olacak diye. Şaşılacak bir vasatlığa dönüşen çok bilinmiş edayla aktarılan ezbere tekrarlara devam edelim.
Brent petrolün varil vadeli fiyatı 100$'ı aştı..
Bunun özellikle ikincil fiyatlarda artışı tetikleyeceği ve diğer mal ve hizmetlerin fiyatlarına yansıma süresini kısaltacağı çok açık diye açık yüreklikle söylemiştik.
Öngörülemezlik ortamında hazırlıklı olmak lazım bu konulara demiştik. Bundan mütevelli, ekonomi yönetiminde merkez bankasını çok da yedeğe almadan daha hızlı cevap veren mekanizmalara (sıfır tabanlı bütçe gibi) ve kurumsal modellere ihtiyaç var diye yapısal alanları işaret etmiştik.
TCMB kanunun hep söylediğimiz, 4 ,22 ve 42 maddelerine göre bankaya ve ekonomi yönetimine güveni güçlendirecek hiç bir adım atılmadı. OVP'de de açılım yok bu anlamda. Çok yazmıştık neden bu dönemde programa olan kredibilite açısından bunun önemli olduğunu.
Ülke tarihinin en yüksek faizini ödüyoruz demiştik (bütçe, TCMB), 2027 yılında aynı şekilde bundan nasibini alacak.
Finansal piyasalarda akla sığmayan gelişmelerin yaratacağı riskler de ortada şimdi.
Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan Kırmızı Pazartesi kısa romanı. Önceden Duyurulmuş Bir Ölümün Kroniği.
"Herkes işlenecek cinayeti biliyordu; ama kimse, bu ortak sessizliğin cinayetin asıl ortağı olduğunu düşünmedi."
Kim hesap verecek peki?
Peki ne yapılmalıydı; ne yapılmadı? şimdiden sonra ne yapılmalı?
Enflasyonun enerjiden kaynaklı 6-7 puan daha yüksek gelmesi düşük gelir elde eden çalışan ve emekliler ile yoksul hanelerin gelirlerinin bu kadar aşınması azalması demek.
Yine başta tarım ve imalat sanayi olmak üzere girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle mal ve hizmet üretim maliyetlerinin artması demek.
Bu durumun yol açtığı toplumsal ve ekonomik maliyet oldukça yüksek.
Bu nedenle siyasetin önünde dört temel kamu politikası tercihi vardı. Ancak kısmen uygulanan eşel mobil sistemi dışında bu araçlar yeterince devreye sokulmadı:
1. ÖTV’nin matematik hesaplarından arındırılıp yılın sonuna kadar tam uygulanması.
2. KDV desteği ile KDV oranlarının düşürülmesi
3. Çalışan yoksul ücretliler, düşük emekli aylıklarını alanlar ve kırılgan olan yoksul hanelere yönelik gıda ve barınma ve eğitim desteklerinin artırılması.
4. Üretim maliyetleri artan reel sektörün enerji maliyetlerini kısmen karşılamaya yönelik bir mali destek programı hazırlanması ve uygulanması.
Ampirik çalışmaların da gösterdiği üzere, ÖTV ve KDV oranları ile vergi yükündeki düşüşler enflasyonu doğrudan aşağı çekme potansiyeline sahiptir. Elbette bu politikaların bütçeye bir maliyeti olacaktır; ancak tercih, yalnızca bütçe maliyeti üzerinden değil, yüksek enflasyonun gelir dağılımı, üretim ve büyüme üzerinde yarattığı daha geniş ekonomik ve toplumsal maliyet dikkate alınarak yapılmalıdır.
İçinden geçtiğimiz dönem öngörülemezliğin olduğu bir dönem, ekonomi yönetiminin ortaya çıkan sorunlara hızla karşılık veren bir iş yapma biçiminde olması beklenirdi. 2-3 ay sonrası için belirsizliğini koruyan bir yapıda, dün yapılan bugünün tutmayan hesabının yarın içinde bir tahmin ve güvenilirlik sorunu yaratacağı ortadadır.