Modern zamanlarda insan, bilginin hamalı ama hikmetin fakiri. Her şeyi arama motorlarında bulabileceğini sanan zihin, bulduğu her cevapla birlikte hayret duygusunu biraz daha kaybediyor. Oysa aramak, bulduğunu sanmaktan evladır.
Felsefe hayretle başlamıştı. Eskiler, insanın düşünmeye, şaşırdığı için başladığını söyler ve ‘hayret hikmetin kapısıdır’ derlerdi. Hayreti bir cehalet hali değil, ilmin ve irfanın kapısı sayarlardı. Bildiğini sananın önünde kapalı duran, bilmediğini bilenin önünde ardına kadar açılan bir kapı. Cehalet, hayretsizlikti.
Diğer canlılar yiyecek ve güvenlik peşinde koşarken insan, varlığın kendisi karşısında durup şaşırabilen tek mahluktur.
Hayret, bin kez gördüğümüz şeyi yeni ve bambaşka bir ışık altında ilk kez görüyormuş gibi görmemizi sağlar.
Hayret(l)e açılan göz, varlığın sevincine açılır.
İçi boş hikayelerden sonra böyle anlamlı, farkındalığımızı daha da artıran, kalbimize dokunan yapımları görmek… Uzun zamandır izlediğim en kaliteli yapımlardan biri…
Sorumluluk hissetmeme devri. Mahalledeki yoksuldan, ayakkabısı delik çocuktan, ayakta kalan yaşlıdan, susuz kalan kuştan, yolun ortasındaki taştan sorumlu hissetmeme ve bununla övünme devri. Sanırım dünya tarihinin en bencil çağına şahitlik ediyoruz. Fakat kim bilir, belki de kurtuluşumuz tam da bu gözden kaçan küçük ayrıntılarda gizlidir.
Taraf olmak, dürüst olmayı engellemez.
Bunun için kişileri aşan ilkeler, mefkûreler olmalıdır.
İlkesiz, taraf tutar; taraf olmaz.
Tarafsızlık masalına gelince,
bir çok tarafa mensup olma hayâli kuranların
ilkesizliğidir.
Bu nedenle tarafsızlık, en tehlikeli taraf tutma biçimidir.
Modern çağ insanı kadar bolluk bereket içinde yaşayıpta her şeyden şikayet eden başka bir nesil olmamıştır şüphesiz. Herkes dünya onun etrafında dönsün istiyor. Biraz yaşayıp öleceksiniz abartmayın. Dünya bu kadar.
"Eğitim" kelimesi, "terbiye" kelimesini dilimizden çıkarmak için 1935'de türetilmiş.
Bugün terbiyenin adı da kendisi de hayatımızdan neredeyse çıktı.
Artık terbiyesiz insanlara "eğitimsiz" diyoruz. Oysa her eğitimli insan, terbiyeli insan değil.
zamanla anlayacaksin ki hayatinda karsilasabilecegin en büyük sinav devam edebilmektir. iyilik yapmaya devam edebilmek, sevmeye devam edebilmek kalbini temiz tutmaya devam edebilmek..
Herakleitos haklıdır: "Çok şey öğrenmek, anlamayı öğretmez." Benzer biçimde, çok şey yaşamak da yaşamayı öğretmez. Yaşam bilgeliği; çoklukla ya da uzunlukla değil, derinlikle orantılıdır. Bu yüzden "çok" için saldırmaya değil, "yeteri " için dingin kalmaya ihtiyaç vardır.
Gerçek dostluk, hesap kitap mantığını askıya alabilmektir. Faydaya değil, birlikte iyi olma hâline dayanır. Sessiz oturabildiğimiz, aynı hikayeyi defalarca paylaşabildiğimiz insanlardır dostlar. Ve bütün bunları “zaman kaybı” olarak görmemek. Modern dünyanın en nadir sadakat biçimlerinden biri. Bugün birçok insanın yaşadığı derin yalnızlık biraz da bundan kaynaklanıyor: Hayatlarımız bağlantılarla dolu ama aidiyet hissi gittikçe azalıyor. Evet dostluk bazen sadece budur: Hayatın bütün yorgunluğuna rağmen birbirini aramaya, birbirine dönmeye devam eden insanların sessiz sadakati.
Zamanın uçuculuğuna, her şeyin faydaya tahvil edilişine karşı samimi bir direniş.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
ihsan oktay anar “onun yerinde olsaydım böyle yapmazdım" demek; "ben 2 sayısının yerinde olsaydım, 3 ile toplandığımda 5 etmezdim" demek gibidir” demiş dünden beri bu cümleyi düsünüyorum
Bir insanın gerçek ahlakı;
kendisine hiçbir faydası dokunmayacak, hatta karşılık veremeyecek kadar güçsüz insanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar. Asıl karakter orada saklıdır.