Niye? Neden yerel bir iletişim operatörü İsrail’in yılmaz savunucusu bir tipi reklam yüzü olarak belirler? @Turkcell Bu adamın kiralık bir siyonist uşağı olduğu sır değilken bu nasıl bir aymazlık?
İsrail'in İran'a açacağı 2. savaşta, sadece rejimi devirmekle kalmayıp Mescid-i Aksa'yı vuracağını ama İran vurmuş gibi yapacağını ve bu şekilde İslam dünyasını birbirine düşürürken MS 70'te Romalıların yıktığı tapınağını yeniden inşa etmeye çalışacağını aylardır söylüyordum...
Şeyh Ahmed Yasin ve Gazze’nin Dönüşümünde Nesil İnşasının Stratejik Rolü
Filistin direniş tarihini anlamaya çalışan herkes için Şeyh Ahmed Yasin yalnızca bir lider değil aynı zamanda bir nesil mühendisi olarak okunmalıdır. O, İsrail işgali altında nefessiz bırakılan bir toplumun içinden yeni bir bilinç, yeni bir kimlik ve yeni bir direnç etiği üretmeyi başaran ender şahsiyetlerden biri oldu. Gazze’nin bugünkü dönüşümünü, askeri ve siyasi direncin sürekliliğini ve toplumun çok katmanlı dayanma iradesini onun kurduğu eğitim sisteminden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Şeyh Yasin’in vizyonunun merkezinde şu fikir duruyordu, toplumlar toprak kaybederek değil nesil kaybederek yenilir. Bu nedenle mücadele, yalnızca silahlı bir çatışma değil aynı zamanda zihinleri, kalpleri, toplumsal refleksleri yeniden inşa eden uzun soluklu bir eğitim hareketiydi. Yasin, 1960’lardan başlayarak Gazze’deki gençleri Kur’an, siyaset bilinci, İslam hukuku, işgalin doğası ve toplum örgütlenmesi alanlarında sistematik bir programla yetiştirdi. Bu program, yüzlerce öğrencinin gizli ders halkalarından geçen disiplinli bir süreçti. Her ders, her sohbet bir sonraki aşamaya hazırlayan bir yapı taşıydı.
Şeyh Yasin’in nesil inşası üç temel kaideye dayanıyordu. Birincisi, ahlaki direncin inşasıydı. Ona göre silahlı güç ancak güçlü bir ahlaki omurga üzerinde durabilirdi. Gençlere sabır, sadakat, fedakarlık, doğruluk ve emaneti koruma gibi temel İslami değerleri teorik değil pratik eğitimle kazandırdı. İkinci kaide, bilinç inşasıydı. Filistin davasının tarihini, Siyonist işgalin ideolojisini, bölgedeki gü�� dengelerini ve ümmetin ahlaki sorumluluğunu öğretmek onun için zorunluydu. Yasin, gençlerin işgali rastlantısal bir kader değil, örgütlü bir ideolojik projeye dayanan bir süreç olarak kavramasını sağladı. Üçüncü kaide ise örgütsel disiplindi. Her birey kendi hayatını düzenleyen basit kurallara sahip olacak, zamanını planlayacak, toplumsal sorumluluk alacak, her aşamada hesap verebilir olacak ve kendi alt halkasını yetiştirecek bir disipline sahip olacaktı.
Bu yaklaşım, klasik bir medrese eğitimi ile modern sosyal hareket teorilerinin iç içe geçtiği eşsiz bir model ortaya çıkardı. Yasin’in oluşturduğu halkalar yalnızca ders grupları değil aynı zamanda mikro ölçekte rehabilitasyon, dönüşüm ve sosyalleşme alanlarıydı. Bu halkalarda hiçbir genç ötekileştirilmez, herkes kendi seviyesine göre eğitilir, fakat ahlaki ve siyasi hedefler konusunda tam bir birliktelik sağlanırdı. Bu nedenle Yasin, hareketin ilk yıllarında gençlere kitap listeleri, gündelik sorumluluklar ve toplumsal hizmet görevleri belirledi. O, Filistin toplumunu yalnızca direnen bir halk olarak değil aynı zamanda kendi kendini üreten bir medeniyet tohumu olarak görüyordu.
Şeyh Yasin’in en önemli başarısı, Gazze’de uzun vadeli bir direniş kültürü oluşturmasıydı. Eğitim halkalarından çıkan gençler sadece eylemci veya savaşçı değil bir dava taşıyıcısı oldular. İsrail işgalinin bütün baskılarına, hapislere, işkencelere ve kuşatmalara rağmen Gazze’nin direnç kapasitesinin kırılmamasında bu kültürel ve eğitsel altyapının belirleyici etkisi vardır. Bugün Gazze sokaklarında hâlâ hissedilen disiplin, iman, özgüven ve kolektif sorumluluk duygusu büyük ölçüde Şeyh Yasin’in onlarca yıl önce attığı temellerin bir sonucudur.
Şeyh Ahmed Yasin, nesil yetiştirmenin askeri zaferlerden daha kalıcı olduğuna inanıyordu. Ona göre tanklar ve uçaklar gelip geçer fakat bir toplumun bilinci, haysiyeti, iman gücü ve adalet duygusu onu tarihte ayakta tutan en sağlam sütunlardır. Bu nedenle Şeyh Yasin’in Gazze’ye kattığı şey bir örgütten çok daha büyüktür. O, işgal altındaki bir halkın kendi kaderine yeniden sahip çıkabileceğini gösteren bir inşa projesi ortaya koydu. Bugün Gazze’de gördüğümüz direniş ruhu, onun sabırla yetiştirdiği o ilk neslin tohumlarının yeni kuşaklarda yeşermiş halidir.
Kısacası Şeyh Ahmed Yasin, modern Filistin tarihinde bir liderden çok daha fazlasıdır. O, bir çağın yetiştiricisidir, bir toplumun yeniden doğuşunun mimarıdır, işgal altındaki bir coğrafyada ahlaki ve siyasi bilincin nasıl kurumsallaşabileceğini gösteren eşsiz bir örnektir. Gazze’deki dönüşümün kökleri, onun tekerlekli sandalyesine mahkum bedeninden yükselen büyük bir iradenin, sessiz ama derin bir eğitim devriminin mirasıdır.
Şeyh Ahmed Yasin’in Kurumsal Stratejisi ve Toplumsal Dokuya Müdahalesi
Şeyh Ahmed Yasin’in Filistin direniş tarihindeki benzersiz konumunu anlamak için yalnızca kişisel karizmasına değil kurduğu kurumsal yapıya da bakmak gerekir. O, Gazze’nin toplumsal yapısını dönüştürürken klasik bir lider gibi davranmadı, daha çok sessiz bir şehir mimarı gibi çalıştı. Her kurum, her sosyal yapı, her gönüllü ağ birbiriyle bağlantılı ve tamamlayıcı şekilde tasarland��. Böylece işgalin parçaladığı toplumsal dokuya içeriden yeniden düzen veren bütüncül bir model ortaya çıktı.
Yasin’in en özgün hamlelerinden biri sosyal hizmeti direnişin ayrılmaz bir bileşeni haline getirmesiydi. Gazze’de işgal altında bozulan sağlık, eğitim ve aile yapısı ancak kurumlaşmış bir dayanışma ağı ile sürdürülebilirdi. Bu nedenle Yasin daha erken dönemde sosyal yardım merkezleri, sağlık klinikleri, yetim destek yapıları, öğrenci burs sistemleri ve aile danışma noktaları kurdu. Bu kurumların tümü aynı anda iki şeyi başardı, birincisi toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayarak direnci canlı tuttu, ikincisi ise gençlerin bu kurumlar aracılığıyla sorumluluk almasını sağlayarak geniş tabanlı bir kadro yetiştirdi.
Bu toplumsal örgütlenme modeli Filistin bağlamında radikal bir yenilikti çünkü Yasin, işgal altındaki bir toplumda siyasal direnişin yalnızca silah taşımakla değil sosyal fonksiyon üretmekle mümkün olduğunu gösterdi. Gençler önce toplumun yaralarını sardı sonra o toplumun koruyucusu haline geldi. Böylece direniş kişisel bir öfke değil toplumsal bir bilinç formuna dönüştü. Bu dönüşüm Gazze’de bugün bile görülen güçlü dayanışma reflekslerinin arkasındaki temel açıklamalardan biridir.
Şeyh Yasin’in ikinci büyük katkısı, bilgiyi ve siyaseti erişilebilir hale getirmesiydi. Gazze’nin en yoksul semtlerinde bile halkalara bölünen eğitim sisteminde gençler yalnızca din ilmi değil mekan okuma yeteneği de kazandı. Yasin, coğrafyayı tarihsel bir metin gibi okutmayı öğretirdi, sokakların nasıl kontrol edildiğini, mahallelerin hangi noktalardan kırılgan hale geldiğini, toplumun hangi damarlarının zayıfladığını gençlere gösterirdi. Bu nedenle Gazze’de direniş grupları yalnızca askeri değil sosyolojik haritalarla da çalışır hale geldi. Bir anlamda Yasin, işgale direnen bir toplumun kendi kendini analiz etme yeteneğini kurumsallaştırdı.
Üçüncü olarak Yasin, Gazze gençliğini küresel İslami entelektüel miras ile buluşturdu. Müslüman dünyanın büyük kırılmalarını, sömürgecilik sonrası siyasal krizleri, ümmetin parçalanmışlık hikayesini ve çağdaş İslami hareketlerin tecrübelerini sistematik şekilde ders halkalarına dahil etti. Böylece Gazze gençliği yalnızca yerel bir mücadele verdiğini değil dünya tarihinin devam eden bir sürecinin parçası olduğunu fark etti. Filistin davasının bir mahalle çatışması değil küresel bir adalet mücadelesi olduğuna dair kolektif farkındalık bu yıllarda şekillendi.
Dördüncü olarak Yasin, Gazze’de liderliğin çok merkezli olmasını sağladı. Kendisini vazgeçilmez bir otorite olarak kurmadı, tam aksine yetkiyi dağıttı. Her halkanın kendi içinden sorumlu kişiler çıkarması, her kurumun ikinci üçüncü kuşak yöneticiler yetiştirmesi, her genç grubunun kendi içinde karar alabilmesi Yasin’in bilinçli tercihleriydi. Bu sayede hareket, lider kaybı yaşadığında çökmedi, tam tersine daha dayanıklı hale geldi. Bugün Gazze’de kuşatma ve saldırılar karşısında ortaya çıkan esnek ve çok katmanlı karar alma yapısının arkasında Yasin’in inşa ettiği bu ademimerkeziyetçi model yer alır.
Şeyh Ahmed Yasin’in toplumsal dönüşümdeki en önemli farkı Gazze halkının duygusal hafızasını yeniden şekillendirmiş olmasıdır. O, işgal altındaki toplumlarda en fazla tahrip edilen şeyin duygusal bütünlük olduğunu biliyordu. Korku, çaresizlik, utanç ve dışlanmışlık hisleri bir toplumun gelecek tasavvurunu yok eder. Yasin, bu kırılgan duyguların yerine onur, sabır, aidiyet ve umut yerleştirdi. Gençlere her kaybın bir anlamı olduğunu, her acının bir mücadeleye dönüştürülebileceğini, her umutsuzluğun yeniden doğabileceğini öğretti. Bu nedenle Gazze’deki direniş kültürü teknik bir askeri başarıdan çok duygusal ve psikolojik bir özgürleşme sürecidir.
Şeyh Ahmed Yasin’in bıraktığı miras böylece yalnızca bir örgüt değil bir toplum biçimidir. Gazze bugün hâlâ ağır bir kuşatma altında olmasına rağmen ayakta durabiliyorsa bunun sebebi Yasin’in işgali yalnızca fiziksel değil duygusal ve kurumsal düzeyde de karşılayan çok boyutlu bir yapı kurmuş olmasıdır. 2. bölüm bu yönüyle onun mirasını kurumsal, sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla değerlendiren bir çerçeve sunmaktadır.
Tarihsel Karşılaştırmalar ve Modern Teoriler Işığında Şeyh Ahmed Yasin Modeli
Şeyh Ahmed Yasin’in Gazze’de oluşturduğu eğitim ve örgütlenme modeli yalnızca Filistin bağlamına özgü bir pratik değildir, tarihsel olarak İslam dünyasında ortaya çıkan birçok diriliş hareketiyle yapısal benzerlikler taşır. Ancak Yasin’in yöntemini farklı kılan nokta bu tarihsel mirası modern toplum bilimiyle harmanlamasıdır. Onun çabası bir gelenekselci restorasyon değil, işgal altındaki bir toplumda yeni bir siyasal bilinç üretme projesi olarak görülmelidir.
Tarihsel karşılaştırma açısından bakıldığında Yasin’in yaklaşımı Nizamiye medreselerinden Kuzey Afrika’daki Sufi tarikat ağlarına kadar birçok yapıyla ortak noktalar taşır. Bu yapıların hepsi yalnızca dini bilgi değil aynı zamanda toplumsal örgütlenme ve siyasi bilinç üretmiştir. Fakat Yasin bu geleneğe ek olarak modern devlet aygıtının baskı mekanizmalarını, istihbarat yöntemlerini ve toplumsal kırılganlıkları hesaba katan daha geniş bir çerçeve geliştirdi. Bu nedenle onun eğitim halkaları modern sosyal hareketlerin hücre tipi örgütlenme mantığıyla klasik İslami öğretim metodunun birleşiminden doğan hibrit bir yapıdır.
Sosyal hareket teorilerinde önemli bir kavram olan kaynak seferberliği Gazze bağlamında en ilginç örneklerinden birini Yasin’in çalışmalarında bulur. Kaynak seferberliği yalnızca mali güç anlamına gelmez, insan potansiyeli kurumsal ağ ve kültürel değerleri harekete geçirebilme kapasitesidir. Yasin’in modelinde kaynak seferberliği üç düzeyde işler, birincisi aileleri harekete geçirerek toplumsal meşruiyet oluşturur, ikincisi gençleri harekete geçirerek kurumsal kapasite üretir, üçüncüsü ise dini referansları harekete geçirerek uzun vadeli bir siyasal motivasyon sağlar. Bu yapı modern sosyal hareketlerin teorik çerçevesi ile neredeyse birebir örtüşür.
Şeyh Yasin’i benzersiz kılan bir diğer nokta zaman yönetimine dair kurduğu stratejik perspektiftir. O, kısa vadeli sonuçlardan ziyade on yıllara yayılan bir dönüşüm hedefledi. Modern siyaset teorisinde bu yaklaşım uzun erimli siyasal sabır olarak adlandırılır. Yasin bu sabrı hem bireysel disiplinde hem kurumsal inşada hem de toplumsal bilinç üretiminde uyguladı. Bu nedenle Gazze’deki dönüşüm bir liderin karizmatik çağrısının değil kolektif bir zaman bilincinin ürünüdür.
Ayrıca Yasin’in e��itim modelinde önemli bir nokta duygusal motivasyon ile rasyonel stratejinin aynı anda işletilmesidir. Birçok direniş hareketi bu iki alandan yalnızca birine ağırlık verirken Yasin ikisini de dengelemiştir. Gençlere dava ahlakı kazandırırken diğer yandan siyasi okumayı, askeri öngörüyü ve toplumsal çözümlemeyi öğretmiştir. Bu denge modeli hem İslami gelenekteki hikmet kavramına hem de modern hareketlerin strateji literatürüne denk düşer.
Yasin’in kurduğu yapının modern teori açısından bir başka dikkate değer yönü travma sosyolojisiyle kurduğu ilişkidir. İşgal altındaki toplumlar genellikle toplu travmaların pasifleştirici etkisi altında ezilir, toplumsal hafıza kırılır, gelecek beklentisi zayıflar. Yasin ise travmayı bir kolektif harekete dönüştürebilecek çerçeveler üretti. Travma sosyolojisinde bu süreç yeniden anlamlandırma olarak adlandırılır. Yasin, toplumsal acıyı direniş psikolojisine dönüştürerek Gazze halkının zihinsel çöküşünü engelledi ve travmayı birleştirici bir güç haline getirdi.
Yasin’in yaklaşımı Weberci karizmatik liderlik modeliyle açıklanamayacak kadar kurumsal bir nitelik taşır. Weber’e göre karizmatik liderlik kurumlaştığında etkisini yitirir, ancak Yasin tam tersini başardı, karizmasını kurumlaştırarak kendisinden sonra da devam ettirebilecek bir sistem kurdu. Bu nedenle onun modeli kişiye bağlı değil topluma gömülü bir liderlik biçimi olarak kabul edilmelidir. Gazze’de bugün örgütsel sürekliliği sağlayan mekanizmalar Yasin’in erken dönemde oluşturduğu bu kurumsallaşmış liderlik mirasının ürünüdür.
Şeyh Ahmed Yasin’in mirası yalnızca duygusal ya da sembolik bir figür üzerinden okunamaz, onun kurduğu yapı hem tarihsel hem teorik hem de kurumsal düzeyde incelenmesi gereken özgün bir direniş mimarisidir. Gazze’nin bugün hâlâ ayakta durabilmesinin arkasında işte bu çok katmanlı ve zamana yayılmış stratejik inşa çabası bulunmaktadır.
Şeyh Ahmed Yasin’in Kavramsal Dünyası ve Direniş Düşüncesinin Entelektüel Çerçevesi
Şeyh Ahmed Yasin’in etkisini kavrayabilmek için onun kavramlara yüklediği anlamı ayrıntılı biçimde incelemek gerekir. Yasin’in mücadele dili yalnızca siyasi değil aynı zamanda epistemik bir iddia taşır. Direnişin meşruiyetini, toplumsal duruşun ahlaki zeminini ve özgürlüğün anlamını yeniden kurarak Filistin halkına ait bir düşünsel alan oluşturdu. Bu alan işgalin dayattığı tanımları reddeden, kendi tarihine ve tecrübesine yaslanan özgün bir kavramsal dünyadır.
Yasin’in en çok üzerinde durduğu kavramlardan biri adalettir. Ona göre adalet soyut bir ideali temsil etmez, somut olarak işgal altındaki toplumun nefes almasını sağlayan bir varoluş biçimidir. Adalet olmadan merhametin de sabrın da anlamı yoktur çünkü işgal altında sabır edilmesi gereken şey zulmün kendisi değildir. Sabrı pasif bir bekleyiş olarak değil aktif bir direnç gücü olarak yorumladı. Sabrın sürekli bir üretim ve sebat hali olduğunu, haksızlığa karşı dururken moral gücü koruyan bir zırh olduğunu öğretti.
Özgürlük kavramı Yasin’in düşüncesinde modern siyaset teorilerinden farklı bir anlam taşır. Ona göre özgürlük bireysel tercihler alanı değil toplumsal kaderin yeniden kontrol altına alınmasıdır. İsrail işgalinin dayattığı bütün yapılar, hareket alanını daraltmak, toplumsal enerjiyi söndürmek ve Filistin halkını edilgen bir kitleye dönüştürmek üzerine kuruludur. Yasin özgürlüğü tam da bu kısır döngüyü kıran bir bilinç sıçraması olarak tanımladı. Fiziksel kuşatmayı aşabilmenin yolu önce zihinsel kuşatmayı çözmekti. Bu nedenle özgürlük onun düşüncesinde mekansal değil zihinsel ve toplumsal bir kavrayış biçimidir.
Cihad kavramına getirdiği yorum da Filistin bağlamında önemli bir entelektüel açılım oluşturdu. Cihadı yalnızca askeri bir görev değil aynı zamanda toplumsal adaletin ve onurun korunması için yürütülen bütüncül bir mücadele olarak ele aldı. Ona göre cihad halkın dayanışma ağını kurmaktan yetimi korumaya, toplumu eğitmekten ahlaki sebatı güçlendirmeye kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Böylece cihad, tarihsel bağlamından kopartılıp militarist bir kavrama indirgenmek yerine toplumsal dönüşümün bütün aşamalarını içeren bir üst çatı olarak yeniden tanımlandı.
Ümmet kavramına yakla��ımı da benzer şekilde özgün bir çerçeve sunar. Modern ulus devlet düzeninin parçaladığı İslam coğrafyasında ümmet fikri çoğu zaman soyut ve romantik bir ideal olarak tartışılırken Yasin ümmeti pratik bir dayanışma modeli olarak yorumladı. Ona göre ümmet, sınırları aşan bir moral sorumluluk alanıdır ve Filistin bu sorumluluğun test edildiği merkezdir. Bu nedenle Gazze’deki mücadeleyi yalnızca yerel bir dava olarak değil ümmetin adalet anlayışının ölçüldüğü bir sınav olarak ele aldı. Bu yaklaşım Filistin’in uluslararası bilinçteki özel konumunu güçlendirdi.
Yerine getirdiği en önemli kavramsal dönüşümlerden biri de onur kavramıdır. Kolonyal bağlamlarda işgal edilen halklar genellikle yenilmişlik psikolojisiyle özdeşleştirilir, kendi tarihlerini taşıyamaz hale gelir. Yasin, onuru yeniden kolektif bir sermayeye dönüştürdü. Direnişin motivasyonunu bireysel kahramanlıklardan değil toplumun ortak asaletinden devşirdi. Ona göre Filistin halkının onuru yalnızca sahada kazanılan askeri hamlelerle değil işgale rağmen sürdürülen eğitim, yardımlaşma ve sabır pratikleriyle korunur. Böylece onur hem bir siyasi kavram hem de bir toplumsal yük taşıma kapasitesi haline geldi.
Şeyh Ahmed Yasin’in bütün bu kavramsal çerçeveleri birbirine bağlayan temel fikri insanın merkezî rolüdür. O, coğrafyayı sosyal yapıyı tarihi ve mücadeleyi insan üzerinden okudu. İnsan zayıfladığı anda dava zayıflar, insan güçlendiğinde toplum da güçlenir. Bu nedenle onun düşüncesinde insanın eğitilmesi yalnızca bir pedagoji meselesi değil toplumsal direnişin ontolojik gereğidir. Kavramları insana taşımayı, insanı kavramlara göre yeniden inşa etmeyi başarması Yasin’i Filistin direnişi tarihinde eşsiz bir düşünür haline getirmiştir.
MTO sadece bir okul değil.
Bir duruş, duyuş ve varoluş yolculuğu.
Bir diriliş ufku…
Kaçıran, neyi kaçırdığını bilseydi!
BAŞVURU LİNKİMİZ:
https://t.co/YhORlnUsRj
Kitap Listesi'nin ilk 20 kitabını bitiren ya da bitirmeye ve kitapları 4 Renkli Kurşun Kalemle Okuma tekniğiyle okumaya SÖZ veren herkesin başvurusu dikkate alınacak.
Kitap Listesi'ne @mtokurumsal hesabımızda sâbitlenen paylaşımımızdan ulaşabilirsiniz.
7 Ekim 2023’te başlayan Gazze soykırımının yıl dönümünde binlerce Konyalı Kılıçarslan Meydanı’ndan, Mevlana Meydanı’na yürüdü.
Gazze’de yaşanan acılara dikkat çekmek için gerçekleştirilen sessiz yürüyüşte yer alan tüm hemşehrilerimize teşekkür ederiz.
Müslümanlar önlerinde duran meselelerin halli için kah Avrupa soluna (Filistin için); kah Avrupa sağına (LGBT ve aile) yaslanarak ilerlemeye çalışıyor. Burada çelişkilere düşülmedi mukadder. Zira Avrupa solu siyaseten ayrılıkçı, ahlaken de değer yargıları Türk muhafazakarlarına uymuyor; Avrupa sağı evet aile diyor, LGBT propagandasına karşı çıkıyor ama ırkçı, islamofobik ve siyonisterle iş tutuyor.
Dönem dönem ittifaklar yapılıyor. Politik oyunlar olabilir. Herkes ne yaptığını bildiği müddetçe sorun yok. Ancak şu çok açık: Türkler şayet varmak istedikleri bir yer varsa oraya yapayalnız varacaklar. Kah Avrupa sağına kah Avrupa soluna yaslanarak bir duruş sergilemeleri zor, en azından nihai noktaya kadar birlikte yürüyemezler. Konjektürel olarak dönem dönem birbirlerinin trenlerine binip inebilirler belki ama menzile birlikte varamazlar; zira ülkü birlikleri yok.
Pek kimsenin bu meselelere kafa yorarak hareket ettiğini düşünmüyorum. Bir güçsüzlük çaresizlikten doğan pragmatik yaklaşım anlaşılabilir. Ancak Batı'dan bir cenaha eklemlenmediği takdirde kendisini bir türlü meşru ve yeterince iyi hissetmeyen bir halet-i ruhiye seziliyor Türk muhafazakarlarının bir kısmında. Bu halet-i ruhiye kökleşirse büyük sorunlar yaratır.
GAZZE İÇİN YENİ BİR KAMPANYA DAHA BAŞLATIYORUZ!
Gazze’de yaşanan katliamın ikinci yılındayız. Binlerce kardeşimiz bombalar altında ya da açlıktan şehit oldu. Her çığlık, her gözyaşı yüreğimizde derin yaralar açtı.
Bu zulme sessiz kalmamak, safımızı yeniden sıklaştırmak ve Gazze’de umudumuzu yinelemek için yeni bir kampanya daha başlatıyoruz.
Tüm belediyelerimizi, kurumlarımızı, derneklerimizi, vakıflarımızı, odalarımızı, sanayicilerimizi ve her yaştan hemşehrilerimizi bu iyilik kervanına katılmaya davet ediyorum.
Tarafımız mazlumun yanı, duamız Gazze’nin umudu…
MTO’DA YENİ DÖNEM BAŞVURULARI BAŞLIYOR…
Geleceğimizi
tevazu sahibi ama özgüveni yüksek,
hem İslâm'ı hem de dünyayı çok iyi tanıyan
çağrısı çağını kurma yolculuğuna çıkacak
önümüzü açacak öncü kuşaklar belirleyecek…
*
MTO'da yeni dönem heyecanı başlıyor…
*
81 vilayetimiz ve 60 küsûr ülkede çıktığımız #MedeniyetTasavvuruYolculuğu'muzda yeni döneme kardeşlerimizi bekliyoruz…
*
Kaçıran ne kaçırdığını bilseydi!
*
#MTOdaYeniDönem
@mtokurumsal
@doakozmetik siparişlerim 1 aydan uzun süredir paketleniyor olarak gözüküyor, 2 haftadır da iletişim numaranıza ulaşamıyorum. Stokta olmayan ürününüz hangisi ise onu iptal edip diğerlerini gönderebilir misiniz?