“Şimdi nasıldır bahçemin hali
Ey bahar meltemi söyle
Çünkü bülbüller figan ediyor böyle gamlı, telaşlı
Ey şifa kaynağı mücevher hastalarına bir bak
Merhem elinde fakat bizi yaralı bırakıyorsun
Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra
Çünkü bu ömrümüzü
Sadece umutlanarak geçirdik”
Bir insan hakları savunucusu olarak yaptığım "LGBTİ+ hakları insan haklarıdır" paylaşımım gerekçe gösterilerek X hesabıma Türkiye'den erişim engeli getirildi.
Bundan sonra bu hesabımı kullanacağım.
Takip eder, paylaşarak duyurulmasına destek olursanız sevinirim.Dayanışmayla🌈
“En büyük vasiyetidir memleketine: 'O büyük barışı mutlaka biz halklar kuracağız ' der dünyanın en güzel gülümsemesiyle. Vasiyetin sorumluluğumuzdur, bir gün mutlaka’’
#Kadirİnanır
dün var olmadık, yarın yok olabiliriz. her gün yeniden filizlenen insanların bir araya gelişi tüm otoritelerden büyüktür. biz çoktan kazandık, dahasını alacağız. bekleyin.
dün var olmadık, yarın yok olabiliriz. her gün yeniden filizlenen insanların bir araya gelişi tüm otoritelerden büyüktür. biz çoktan kazandık, dahasını alacağız. bekleyin.
“Hiçbir siyasi yapının zulme uğramasına sessiz kalmayız; dayanışmayı bir tercih olarak değil, ilke olarak görürüz. Bu bizim varlık gerekçemiz. Sürekli ‘DEM Parti nerede, Kürtler nerede?’ diye soranlara şunu söylüyorum. Kim ki zulme ve haksızlığa uğruyor DEM Parti orada.”✌️
“TİP'in kendi programı, adayı, perspektifiyle siyaset yapma hakkı tartışılmaz. Sorun programatik iddiada değil. Sorun, bunun ‘anadili Kürtçe olan aday’ ifadesine bağlanmasında. Kürtler için dil yüzyıllık inkarın kendisidir. Hâlâ bilinmeyen dil kategorisinde işaretlenen bir varlık-yokluk ve onur alanıdır.
Buradaki incinmenin gerçekliği var ve bu küçümsenemez. Birbirimizin yaralarını deşecek söylemlerden hepimiz uzak durmalıyız.
Ortak tarihimize baktığımızda gördüğümüz ikinci husus, sistemin sol ve sosyalist siyasete yönelik yürüttüğü siyasi mühendisliktir. Sistem kendi ‘makbul solu’nu üretirken Kürt Özgürlük mücadelesinden uzak duran bir sol kriteri koydu. 60 ve 70’lerde bu stratejiyi görürüz. 12 Eylül darbesinde bunu şiddetle yaptı. 1990’larda Kürt siyasi hareketiyle yan yana gelen her demokratik gücün kriminalize edilmesi de aynı aklın devamıydı. Bugün de benzer bir strateji, farklı yöntemlerle işletilmek isteniyor.
Sosyalist olmanın gereği bu yakıcı günlerde ortak mücadele hattını çoğaltmaktan geçer. Biz çoğaltmaktan yanayız.
Böyle bir dönemde sosyalistlerin yıpratıcı tartışmalara girmesi yeni yaşamı inşa imkanını zayıflatıyor ve egemenlere hediye sunuyor.
Farkındayız, yaralı yarasını bilir; ama yarayı saracak olan da ortak mücadelenin elidir. Bizim tarihsel sorumluluğumuz o eli geri itmek değil, sıkıca tutup hangi programda buluşacağımızı konuşmaktır. Dünden beri ortada olmayan açıklamalar üzerinden tartışmayı alevlendirmek isteyenlerin tuzağına düşmemek gerekiyor. Özellikle sosyal medya üzerinden yürüyen yıpratıcı tartışmalara son verilmeli. Dolayısıyla bu tartışma bizim için kapanmıştır.
En zor dönemde bizimle duran, dayanışan, bedel ödeyen dostlarımızın kadrini biliyoruz ve barışa, demokrasiye birlikte mücadele ederek ulaşacağımıza inanıyoruz.
Öte yandan Kürt meselesini şiddetten siyasete taşıyan bir süreçte yer aldığımız için eleştirilmek bir çelişkidir. Muhatap seçme lüksü dünyanın hiçbir barış sürecinde taraflara tanınmamıştır. Kürtler de başka bir iktidаrı, başka bir baharı bekleyemez. Her gün gençler yaşamını yitirirken, asimilasyon derinleşirken, toplumsal, ekonomik, psikolojik enerji tüketilirken, ‘bu böyle devam etsin, iktidar değişince müzakere ederiz’ demek akıl dışıdır:
Mevcut iktidаrla pek çok meselede aramızda derin farklar var. On temel başlıktan belki de dokuz başlıkta farklı düşünüyoruz. Ama barış meselesi bu farkların üzerinde duruyor. Orada diyalog kurarız, müzakere ederiz, müşterekleri büyütürüz. Çünkü asıl mesele iktidarın kimliği değil, on yıllardır akan kanın durmasıdır.
CHP meselesine gelince; Saraçhane'ye ilk gidenler arasında biz vardık. İstanbul İl örgütü polis ablukasındayken Tülay Başkan'la oradaydık. Butlan kararına karşı net durduk; bunun parti içi bir mesele değil, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi olduğunu defalarca söyledik. CHP bu tutumumuzdan memnuniyetini her seferinde dile getiriyorken; işin tuhafı, bazı kesimler ise bir türlü memnun olmuyor. Bazıları bizi sadece bir eylem gücü olarak görüyor, kendi gündemlerinin dinamosu olarak konumlandırmak istiyor. Bunu kabul etmiyoruz.
Hiçbir siyasi yapının zulme uğramasına sessiz kalmayız; dayanışmayı bir tercih olarak değil, ilke olarak görürüz. Bu bizim varlık gerekçemiz. Sürekli ‘DEM Parti nerede, Kürtler nerede?’ diye soranlara şunu söylüyorum. Kim ki zulme ve haksızlığa uğruyor DEM Parti orada. Ama birileri ısrarla dayanışmanın çetelesini tutacak olursa, en az borçlu çıkacak olan biz oluruz.”
Erkan Baş ve Ahmet Şık'ın meclis kariyerini başlatan HDP'dir. 2018'de İstanbul'da ilk sıralardan aday gösterilip vekil yapıldılar. TİP, HDP uzantısı bir partidir.. DEM çizgisinin Esenyurt, Bağcılar, Zeytinburnu ve tüm İstanbul Kürt seçmeninden özür dilemesi gerekir..
T24’de değerli basın emekçilerinin konuğu olarak gündeme ilişkin soruları yanıtlamaya, tutumumuzu ifade etmeye çalıştım. Karşı karşıya olduğumuz medya ambargosu koşullarında bu imkanı veren gazeteci dostlara teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle, röportajda düşüncelerimi tam olarak aktaramamış olduğum bir kısmı da düzeltmek isterim.
Anadil konusundaki hassasiyeti kamuoyunca malum bir devrimci olarak şöyle başlayayım:
“Birîndar birîna xwe dizane.”
Belki sözümün maksadını yeterince anlatamamışımdır, bu nedenle varsa incinen Kürt emekçi kardeşlerime üzüntümü ifade etmek isterim. Ancak bu memlekette herkesin şahidi olduğu; birlikte yaşam, barış ve özgürlük mücadelesindeki ısrar ve kararlılığımızı uzun uzun anlatmayı da zul sayıyorum. O nedenle kastımı açmakla yetineceğim.
DEM Parti ile alakalı soruya verdiğim cevapta söylemek istediğim şudur: Kürt hareketi, önümüzdeki seçimlerde özel olarak kendi özgün siyasal perspektifini ve programını temsil eden bir aday çıkarma tercihinde bulunabilir. Bu az veya çok bir olasılıktır ve elbette meşrudur.
Bununla birlikte; pek çok başlıkta dayanışma içinde olduğumuz DEM Parti’den siyasal program ve hedefler yönüyle farklı bir konumda bulunan partimizin de gerekli gördüğünde kendi perspektifiyle daha uyumlu bir seçeneği araması veya yaratması da en az o kadar meşrudur.
Sözlerimin kastı bundan ibarettir.
Ülkemizin sorunlarına bütünlüklü yaklaşan, tüm yurttaşlarımızı kucaklayan ortak bir adayın inancının, etnik kökeninin veya anadilinin partimiz açısından en ufak bir önemi yoktur, olamaz.
Bu söyleşiyi vesile olarak görüp, Türk ve Kürt emekçilerinin mücadele birliğini bozmaya çalışanlara ise söyleyecek tek sözüm var:
Denizler’in “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” dediği yerdeyiz, bir milim sapmayız.
Ferhat Abi, sesinizi de müziğinizi de her zaman çok severek dinlerim, bunu belirtmek isterim. Ancak bu konudaki değerlendirmenize katılmam mümkün değil; çünkü Türkiye’de sol siyaset, sadece Kürt hareketi üzerinden yürütülen bir fraksiyon değildir ve olmamalıdır. Solun evrensel felsefesi sınıf mücadelesini esas alır; bu yüzden solculuğu Kürt milliyetçiliği eksenine sıkıştırmak solun özüne aykırıdır. Ayrıca DEM Parti’nin iktidarla ilişkisi de ciddi bir tutarsızlık barındırıyor: Dün "hodri meydan" deyip kavga ederken, bugün Saray'la barışınca her şeyin bir anda yoluna girmesi, her uzatılan güle el açılması en başta Kürt halkının kendi mücadelesine ve iradesine saygısızlıktır. Üstelik Selahattin Demirtaş gibi bir figür hâlâ içeride tutulurken, iktidarın bir yandan sopayı gösterip diğer yandan yürüttüğü bu sözde mutabakat arayışlarına alet olmak büyük bir çelişkidir.
Geçmişteki ittifak meselesine gelirsek; TİP gidip HDP’den kendisini milletvekili yapmasını talep etmedi, tam aksine o dönem en büyük düşman iktidar olduğu için bizzat HDP’den bu teklif geldi ve ortak bir mücadele kuruldu. Ama bugün köprünün altından çok sular aktı; DEM kendi safını netleştirdi, TİP de kendi bağımsız sol yolunu seçti. Dolayısıyla Erkan Baş’ın sözleri bir talihsizlik değil, sol siyaseti etnik pazarlıkların tekelinden kurtarma iradesidir.
“Kürt Hareketi Türkiye Sosyalistleri ile hep ilkesel ittifaklar yaptı ve hep sayısal olarak veren konumunda, fedakarlık tek taraflı oldu. Bunları göremeyecek kadar saf olduğumuzu düşünmesinler. Sosyalist yoldaşlar dediği insanlara alan açmak için bu imkanı yarattı.”
Sayın Erkan Baş'ın söyleşindeki sözlerini dün gece 02.00'de farkedip, sanırım ilk paylaşanım.Bu yüzden bir kaç kelam etmek isterim.
Öncelikle Kürtler olarak TİP'e siyasi hat çizmek gibi ne bir misyonumuz var ne de haddimize. TİP ayrı bir parti. Yarın gidip, başka bir parti ile ittifak da yapabilir. Erkan Baş'ın DEM'i siyaseten eleştirisine, çözüm sürecinde DEM iktidar ile içli dışlı gibi imalı sözlerine de gerekirse siyaseten cevap verilir. Eleştiri tonu yeter ki tahripkar olmasın.
Son yerel seçimlere kadar KÖH'nin siyaseten Türk sosyalistleri ile ittifakını her platformda savundum. Ta ki Dersim'de belediye başkanlığı seçimi öncesi Dersim'de sosyalist yapıların Kürt Hareketini ittifak çalışmaları dışına çıkarma çabalarını görene kadar. Hatta yazı yazdığım gazetede çok sert bir yazı yazdım ve gerekirse yolları ayırmalıyız dedim. Ve sosyalistler işçi kentlerinde mesala Gebze'de örgütlenmeli, orda aday çıkarabilmeli dedim. Tesadüfen sonrasında Erkan Baş Gebze Belediye Başkanı adayı oldu ve Kürtler aday çıkarmayıp, Baş'ı destekledi. Son genel seçimlerde, TİP'in YSP çatısı altında seçime girmeyip, ittifak şeklinde girme isteğine de tepki gösterdim. Çünkü Kürtlerin %7 seçim barajını geçmesini kullanarak bir çok yerde DEM adayına karşı aday çıkarma durumu olacaktı. Nitekim öyle oldu. Bu bencil tavır yüzünden kaybedilen vekillikler yaşandı.
Kürt Hareketi Türkiye Sosyalistleri ile hep ilkesel ittifaklar yaptı ve hep sayısal olarak veren konumunda, fedakarlık tek taraflı oldu. Bunları göremeyecek kadar saf olduğumuzu düşünmesinler. Meclis, kendisini Türkiyeli sosyalistler olarak adlandırılan insanları, (Ufuk Uras'tan bu yana) gördüyse, Kürtlerin ahmaklığından değil, sosyalist yoldaşlar dediği insanlara alan açmak için bu imkanı yarattı.
Bütün bunlar orta yerdeyken, çocukları cezaevinde olan insanlar, kardeşlerini, sevgililerini, arkadaşlarını dağlarda yitirmiş olan insanlar, Kürt aday olursa, desteklemeyiz diye size oy verip, meclise yollamadı. Size bu desteği verirken, sizden de beklentileri varda. Gazze kadar Rojava için de ses çıkarasınız diye, Kürt sorununun çözümü için Kürtlerin ölümüne yanında durun diye oy verdi. Emek mücadelenizi yapmayın demedi ki. Yani milletvekili olmanıza katkısı oldular diye kimse emrimize girin demedi. Sadece zor dönemeçlerde patinaj yapmanıza kızgınlar. Yoksa yollarımız ayrılsa bile AKP iktidar olacağına, CHP iktidar olacağına TİP iktidar olsun isteriz. Biz yalın, zor günde dayanışan dostlar istiyoruz. Çok şey değil istediğimiz. Meramımız budur.
Sayın Baş, siz o cümleyi kurarken, fikir jimnastiĝi yaparken, ömrü zulüm altında geçmiş, işkencelerden çıkmış, Cizre bodrumlarında sevdiklerinin diri diri yakılmasına şahit olmuş ve seçimlerde sizle dayanışan, oy veren insanların ruh halini hiç düşündünüz mü? Mesele tam da burası.