🎰A Stroll with My Son The towering tree reminds me that failure removes the mask of false certainty, forging authentic self-assurance grounded in real experience, hardship, and invaluable personal insights.
Clara, a woman who had been Elara's closest companion from their early years, gently took Lila aside, her gaze glistening with emotion. ‘Elara would be incredibly proud of you,’ she whispered. ‘She always believed you’d return and continue what she started.’
🍕Decluttering the wardrobe, it's been inspected. When life inflicts wounds upon you, sorrow grips my heart fiercely, and a wave of protectiveness surges within me, yearning to shield you from every ounce of pain with my boundless tenderness.
7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma (İttifak) Anlaşması, üç ülke arasındaki savunma ilişkilerini yeni bir aşamaya taşımaktadır.
Hal böyleyken asıl değerlendirilmesi gereken, bu ittifakın hangi tehditlere karşı kullanılacağı, kriz anında kararların nasıl alınacağı ve tarafların birbirlerinin çatışmalarına hangi ölçüde dahil olacağıdır.
Son derece önemli riskler barındıran bu anlaşma; İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki gerilimin bölgesel dengeleri değiştirdiği, ABD’nin 28 Şubat 2026’dan bu yana İran Körfezi’ne giremediği, Hürmüz Boğazı’nı kontrol edemediği, son 1,5 yıldır Bab el-Mendeb Boğazı’ndan savaş gemisi geçiremediği ve bölgedeki vekil devletlerin hava üslerini kullanmakta ciddi kısıtlamalarla karşılaştığı bir konjonktürde imzalandı.
Bu yönüyle anlaşma, ABD’nin bölgedeki yükünü Türkiye ve Pakistan’a aktarmaya yönelik acil bir can simidi talebi olarak okunabilir. Ancak aynı zamanda, bölgede Şii eksenine karşı yeni bir Sünni eksen oluşturma girişimi olarak da değerlendirilebilir.
Üstelik İsrail-Lübnan, Yemen-Suudi Arabistan ve İran-ABD/İsrail savaşları sürerken ve ufukta bir barış görünmezken, “birine saldırı hepsine saldırıdır” ilkesi İran’ın batı, güney ve doğusunda yeni bir güvenlik mimarisi oluşturuyor.
Türkiye yeni süreçte İran’la yüzyıllardır koruduğu dengeyi riske atabilir, Pakistan-Hindistan çatışmasına veya bir Husi saldırısı üzerinden Yemen savaşına çekilebilir; gerek Hürmüz’de gerekse Bab el-Mendeb’de Türk deniz ticaretinin risk profili değişebilir. Daha da önemlisi Türkiye, istemeden İsrail’in İran’ı çevreleme stratejisine hizmet eden bir konuma sürüklenebilir.
Yunanistan, GKRY ve İsrail blokunun Doğu Akdeniz ve Ege’de her geçen gün artan hamleleri devam ederken, Türkiye’nin birincil jeopolitik çekim alanı şüphesiz Mavi Vatan, KKTC ve Akdeniz’dir. Türkiye’nin hayati çıkarları öncelikle bu alandadır. Dolayısıyla Türkiye’nin stratejik dikkatini, askerî kaynaklarını ve siyasi enerjisini kendi asli jeopolitik mücadele alanlarından uzaklaştırabilecek yeni yükümlülüklerin son derece dikkatli değerlendirilmesi gerekir.
Bu anlaşmayla Ankara, İsrail’e karşı da bir Sünni blok oluşturuyor görüntüsü verse de gerek Suudi Arabistan’ın gerekse Pakistan’ın ABD’nin büyük çekim ve etki alanında bulunan devletler olduğu göz ardı edilemez. Dolayısıyla Türkiye’nin yarın İsrail ile Suriye veya Doğu Akdeniz üzerinden bir çatışma yaşaması halinde, anlaşmanın 5. madde benzeri otomatik bir kolektif savunma mekanizması şeklinde Türkiye lehine işletilmesini beklemek uzak bir ihtimaldir. Başka bir ifadeyle Türkiye, Suudi Arabistan veya Pakistan’ın güvenlik sorunları nedeniyle kendisini otomatik yükümlülük altında bulabilirken, kendi hayati jeopolitik çıkarları söz konusu olduğunda aynı mekanizmanın ne ölçüde işletileceği ciddi bir soru işaretidir.
Sahte bayrak ve kışkırtmalar çağında bu ittifakın karşılaşacağı riskler de göz ardı edilmemelidir. Günümüz savaş ortamında bir füzenin, İHA’nın, deniz saldırısının veya başka bir askerî eylemin gerçek failinin kısa sürede ve tartışmasız biçimde belirlenmesi her zaman mümkün değildir. Böyle bir ortamda üçüncü aktörlerin yaratabileceği bir kışkırtma veya sahte bayrak eylemi, “birine saldırı hepsine saldırıdır” hükmü üzerinden Türkiye’yi kendi tercih etmediği bir krizin veya savaşın içine çekebilir. Bu nedenle Türkiye’nin savaş ve barış kararının hiçbir şart altında otomatik bir ittifak mekanizmasına bırakılmaması gerekir.
Türkiye, her iki ülkeyle ikili savunma ve iş birliği anlaşmaları üzerinden çok daha dengeli, esnek ve Türkiye’yi ancak taşıyabileceği yükler çerçevesinde ileriye götürecek bir format yaratabilirdi. Savunma sanayii, askerî eğitim, teknoloji transferi, istihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar ve deniz güvenliği gibi alanlarda Pakistan ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin geliştirilmesi Türkiye’nin çıkarınadır. Ancak bu iş birliğinin başka devletlerin güvenlik sorunlarını Türkiye’nin güvenlik sorunu haline getiren otomatik bir kolektif savunma yükümlülüğüne dönüşmesi tamamen farklı bir konudur.
Balkanlardan Kafkasya’ya, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar çok geniş bir coğrafyada stratejik yönelişleri ve hayati çıkarları bulunan, aynı zamanda Türk dünyasının lider ülkesi konumundaki Türkiye, neredeyse NATO benzeri bir ittifak taahhüdüne girerek kendi jeopolitik hareket serbestisini daraltabilir ve istemediği bir jeopolitik çıkmazın içine çekilebilir. Türkiye gibi çok yönlü bir bölgesel gücün temel avantajı, başka devletlerin oluşturduğu eksenlere bağlanmak değil, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda farklı güç merkezleri arasında bağımsız hareket edebilmesidir.
Böylesine kapsamlı sonuçlar doğurabilecek bir anlaşmanın TBMM’de ve kamuoyunda yeterince tartışılmadan, üstelik ana muhalefetin kendi içinde ciddi bir parçalanma yaşadığı bir siyasi ortamda gündeme gelmesi ve hayata geçirilmesi de ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Türkiye’nin savaş ve barış kararlarını, İran’dan Yemen’e, Hindistan’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada etkileyebilecek böyle bir güvenlik taahhüdünün hangi stratejik değerlendirmeler sonucunda kabul edildiği, gelecekte siyasi tarihçilerin üzerinde önemle duracağı başlıklardan biri olacaktır.
MİT ve TSK Pkk nın tüm kolları ile silah bıraktığını rapor etmedigi sürece ve bu rapor MGK onayından geçmedigi sürece çerçeve yasa yürülüğe girse bile uygulanmayacak...
Türkiye'nin en önemli iki kurumu
MİT ve TSK ya benim güvenim sonsuz..
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“ABD’nin şu anda istikrarsızlaştırmaya çalıştığı bir diğer cephe de Pakistan’dır.
Bugün hem Keşmir’de gerilim yeniden tırmandırılmakta hem de İran sınırındaki Belucistan’da faaliyet gösteren terörist örgütler giderek daha etkin hâle gelmektedir.
Özellikle Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA) adlı terör örgütünün son dönemde kadın militanları da ön plana çıkaran propaganda yöntemleri, örgütlenme tarzı ve silahlı yapılanmasının PKK/KCK ile benzerliği dikkat çekmektedir.
Örgütün son yıllarda kadın teröristleri intihar saldırılarında kullanmaya başlaması ve daha koordineli eylemler gerçekleştirmesi, Pakistan açısından yeni bir güvenlik tehdidi oluşturmuştur.
Amaç yalnızca Pakistan’ı meşgul etmek değildir. Aynı zamanda İran’ın doğu sınırında yeni bir baskı hattı oluşturmak ve İslam dünyasının nükleer silaha sahip tek ülkesi olan Pakistan’ı da sürekli bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya bırakmaktır.
Ortadoğu’dan Güney Asya’ya uzanan bu gelişmeler, birbirinden bağımsız hadiseler değil; aynı büyük jeopolitik satrancın farklı hamleleri olarak okunmalıdır.”
🎥 Videonun tamamını izlemek için:ç👇
https://t.co/PSeQdguM8I
Son 30 yıldır Kızıltoprak Bağdat Caddesi üzerinde denizcilik kültürüne önemli katkılar sunan, gemi modeli ve modelcilik malzemeleriyle Türkiye’de gemi modelciliğinin gelişmesine büyük destek veren değerli yelkenci Osman Özonur’un hobi mağazası, (Hobby Market) üç yıllık bir aranın ardından yeniden kapılarını modelcilere açtı.
Benim gibi gemi modelcileri için önemli bir buluşma noktası ve destek merkezi olan bu değerli girişimin yeniden faaliyete geçmesinden büyük memnuniyet duydum.
Dilerim mağaza, başarılarını artırarak yoluna devam eder ve ülkemizde gemi modelciliği ile denizcilik kültürünün daha geniş kitlelere yayılmasına katkı sağlamayı sürdürür.
Valimiz Dr. Nurtaç Arslan, Vali Yardımcısı ve İl Özel İdaresi Genel Sekreter V. Uğur Karakaya ile birlikte eşi vefat eden eski Gecen Mahallesi Muhtarı Nurettin Kabataş’a taziye ziyaretinde bulunarak merhumeye Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diledi.
Gündüz Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi Müdürlüğünden hizmet alan özel gereksinimli bireyimiz Berke Kaya ve ailesi, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Yavuz Korkmaz ile birlikte Valimiz Dr. Nurtaç Arslan’ı makamında ziyaret etti.
Sıcak ve samimi bir ortamda gerçekleşen ziyarette özel gereksinimli bireyimiz ve ailesiyle bir süre sohbet eden Valimiz kendilerine sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir yaşam temennisinde bulundu.
Valimiz Dr. Nurtaç Arslan, Türkiye Yeşilay Cemiyeti Bartın Şube Başkanı olarak atanan Gökhan Akdağoğlu ve yönetim kurulu üyelerini makamında kabul etti.
Yeşilay’ın bağımlılıkla ilgili yürüttüğü faaliyetler ve yıl boyunca gerçekleştirilecek etkinlik takvimi üzerine istişarelerde bulunulan ziyarette Vali Arslan, yeni yönetime görevlerinin hayırlı olması temennisinde bulunarak çalışmalarında başarılar diledi.
🌲 Gelecek kuşaklara nefes olabilmek için, ormanlarımızı hep birlikte koruyalım
🔥 Bir kıvılcımın koskoca bir ormanı yok etmesine izin vermemek bizim elimizde. Bugün attığımız küçük bir adım, yarının yemyeşil nefesi olabilir. 🌿
Doğamıza sahip çıkmak, orman yangınlarına karşı hep birlikte mücadele etmek için 81 ilde eş zamanlı gerçekleştirilecek #OrmanBenim kampanyasına tüm Bartınlı hemşehrilerimizi davet ediyoruz.🤝
💚 Çünkü bu doğa hepimizin.
#YeşilVatan
İzmir’de yaşayan ortaokul öğrencisi Doruk Sabuncuoğlu Ford (14), Almanya’da düzenlenen German Math Olimpiyatları’nda tüm soruları doğru yanıtlayarak birincilik ödülü ve altın madalyanın sahibi oldu. Küçük yaşlarından itibaren sayılarla yaşadığını belirten Doruk, kürsüde Türk bayrağını dalgalandırarak da gururlandırdı.
#matematik #doruksabuncuoğluford
https://t.co/xWCew0D2uw
Cihat Yaycı; Tuz kokmuş… Güneş donmuş…
“Artık bu da olmaz, olamaz” diyeceğimiz hiçbir şey kalmamış…
15 Nisan 2026’da Şara ile yapılan antlaşma ile SDG/PKK’nın özerkliği resmen tanındı…
Demek ki, yapıldığı iddia edilen bu görüşme Türkiye aleyhine sonuç doğurmuş..
https://t.co/gE9QTMI0Pb
1930’lu yıllarda dünya 1929 Büyük Buhranı’nın sarsıntısıyla yeni bir yol arıyordu. Liberal piyasa düzeni ağır kriz üretmiş, işsizlik artmış, ticaret çökmüş, uluslararası sermaye akımları durmuştu.
Türkiye de bu büyük kırılmanın içindeydi. İşte tam bu dönemde ortaya çıkan Kadro hareketi ve Kadro dergisi, genç Cumhuriyet’in yalnız siyasi değil, aynı zamanda ekonomik ve ideolojik bağımsızlığının nasıl korunacağı sorusuna cevap arayan özgün bir aydın hareketi oldu.
Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin gibi isimlerin öncülüğünde yayımlanan Kadro dergisi, Türkiye’nin Batı kapitalizmine ya da Sovyet modeline tam bağımlı olmadan kendi tarihsel gerçekliğine uygun bir kalkınma modeli geliştirmesi gerektiğini savundu.
Devletçilik onlar için yalnız ekonomik bir tercih değil, milli bağımsızlığın temel taşıydı. Planlama, sanayileşme, halkçılık ve anti-emperyalizm ekseninde şekillenen bu yaklaşım, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kalkınma arayışına önemli fikirsel katkılar sundu.
Bugün değerli dostumuz, kıymetli akademisyen Serdar Şahinkaya’nın kaleme aldığı telgrafhane yayınlarından çıkan“Kadrocularda Toplumsal Olaylara Bakış ve Devletçilik-Planlama İlişkisi” isimli eser, yalnızca bir tarih çalışması değil; Türkiye’nin geçmişte verdiği bağımsız kalkınma mücadelesini anlamak açısından son derece önemli bir başvuru kaynağıdır.
1930’ların kriz ortamında Kadrocuların ortaya koyduğu fikirler, bugün neo liberalizmin gölgesindeki küresel düzenin değişime ve dönüşüme uğradığı dönemde yeniden tartışılan devlet, planlama, üretim ekonomisi, milli kalkınma ve bağımsızlık başlıklarını anlamak açısından büyük değer taşıyor.
Serdar Şahinkaya’nın bu çalışması da tam olarak bu nedenle okunmalı.👇👇
Garanti BBVA Bartın Şube Müdürlüğüne atanan Mustafa Yıldırım, Valimiz Dr. Nurtaç Arslan'ı ziyaret etti.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade eden Vali Arslan, Şube Müdürü Yıldırım'a yeni görevinin hayırlı olması temennisinde bulundu.
‼️ PATRİKHANENİN EDİRNE’DE YUNANCA AYIN DAYATMASI ANAYASAMIZIN VE EGEMENLİĞİMİZİN YOK SAYILMASINDA SON NOKTADIR!
Edirne’nin Kıyık semtinde bulunan Sveti Georgi Bulgar Ortodoks Kilisesi’nde yapılması planlanan ayin, dil tartışması nedeniyle gerçekleştirilemedi. Ayin için gelen Yunan rahiplerin töreni Yunancayöneteceklerini açıklaması üzerine Bulgaristan ve İstanbul’dan gelen Bulgar cemaati üyeleri tepki gösterdi.
BULGAR CEMAATİNDEN SERT TEPKİ
Bulgar Ekzarhlığı Ortodoks Kilisesi Vakfı Başkanı Dimitri Yotef, İstanbul’daki Bulgar cemaatinin “Sveti Georgi Bayramı” kutlamaları için Edirne’ye geldiğini söyledi.
Yotef, Rum Ortodoks Metropoliti’nin Bulgarca ayine izin verilmeyeceğini ilettiğini öne sürerek, gönderilen Yunan rahiplerin ayini yönetmesini kabul etmediklerini ifade etti.
“Burası Bulgar kilisesi. Bulgarca ayin yapılana kadar kiliseyi ayinlere kapatıyoruz” sözleri dikkat çekti.
KİLİSELER İÇİN YENİ KARAR
Vakfın yönetim kurulunun aldığı karar doğrultusunda, Bulgarca ayin yapılıncaya kadar Edirne’deki iki Bulgar Ortodoks kilisesinde ayin düzenlenmesine izin verilmeyeceği belirtildi. Kiliselerin ise yalnızca ziyarete açık tutulacağı açıklandı.
Kürtlerin kökeni nedir?
Aleviler, Yavuz Sultan Selim ve İdrisi Bitlisi fermanlarından ve Kuyucu Murat Paşa'nın katliamlarından bu yana asimile ediliyor...
Osmanlı'da Türk olmak adeta suç idi...
Doğu'da kalan
Bazı Alevilerin, Kızılbaş Türklerin, Kürt, Arap ve Ermeni olma ve asimile edilme nedenlerinin en başında Yavuz Sultan Selim'in Diyarbakır Kadıaskeri yaptığı İdrisi Bitlis'in Alevilerin, Kızılbaş Türklerin/Türkmen Oğuzların aleyhine, Ermenilerin ve de İran'dan getirilen Arap, Kürt ve Acemlerin leyhinde çıkarttığı fermanlarıdır.
Türkler savaşacak 5 kat fazla vergi verecek diğerleri her türlü muafiyetten yararlanacaktır. Eee Aleviler de aptal değildir, Doğu'da kalanlarda değişim olacaktı, oldu da...
Lütfen dinleyin paylaşın, bazı planlar bozulacaktır.
Anlatan
Eskiçağ Tarihi Uzmanı
Bahtiyar Aydın @Saka_larr
Tamamı Ezber Bozan TV linkte
Köklerin unutturuluyor 🔽
https://t.co/YNebWS7NBz