Uzun yıllardır ‘haydi o sene bu sene olsun’ dediğim yıl geldi…Bir zamanlar, kalbimin en eski adresi, tiyatro sahnesinde bıraktığım kalbimi, yıllar sonra ‘koku’sundan tanıdım. “KOKU” ile, unuttuğum yerden…
🎭😌
@unsalunlu Gazetelerin yazdıkları, yazAmadıkları yayınında Fatoş Pınar Türker'in dün mahkemede verdiği ifadeyi de okudu. Herkes dinlesin. Dinlesin ve yerin dibine girsin. Sonra hep birlikte oradan nasıl çıkacağımızı düşünelim.
‘’Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar. Zulmün, sömürünün, savaşın olduğu yerde tarafsızlık diye bir şey yoktur. Ya ezenden yanasındır ya ezilenden, ortası yoktur’’
Bertolt Brecht
Delegenin oturtmadığı koltuğa polis tarafından oturtulmayı kendine layık gören bir siyasi mefta olarak hatırlanacak Kemal Bey. Güzel yaşlanmayı da ben mi öğreticem kazık kadar adama? Öğrenseydi bunca yıl...
4,5 milyon m² orman. 60 bin ağaç. 32 endemik tür. Ayılar, keçiler, yeraltı suları.
Cengiz Holding’in boksit madeni bunların hepsini silecek. Bu yıkıma izin vermeyelim. #GidengelmezDağları
her şey değişir tamam da öldürülen onca hayvan, sökülen zeytin ağaçları, kuruyan su, madene kurban edilen alanlar en çok da yaşama hevesimiz; nasıl geri gelecek.
Tutuklu hiçbir sanığın kalmadığı, işçilerin haklarını savunan iki avukatın, Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı’nın cezaevinde olduğu Soma katliamının 12. yıldönümünde, hayatını kaybeden emekçilerimizin anısına sonsuz saygıyla…
@gde54#somakatliamı
8 yıl önce Atatürk Havalimanı’ndan 45 kişiyi katleden IŞİD’ciler tahliye edildi.
46 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan katiller serbest bırakıldı;
...ama Silivri, tüm muhaliflerle dolu
Son günlerde medyada Hantavirüs ile ilgili ciddi bir panik havası oluşturuluyor. Öncelikle şunu net söyleyelim; Hantavirüs yeni ortaya çıkmış bir virüs değil. Uzun yıllardır bilinen, ana taşıyıcısı kemirgenler olan bir zoonoz. Yani olayın merkezinde fareler var.
Virüs özellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla bulaşıyor. Fare yoğunluğunun arttığı bölgelerde risk de artıyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması artık ciddi bir halk sağlığı problemi olarak görülüyor.
Ama burada kimsenin konuşmak istemediği başka bir gerçek var.
Doğa boşluk kabul etmez. Kediler giderse fareler gelir.
Bir ekosistemin en önemli denge unsurlarından birini yok ederseniz, başka bir problem büyüyerek geri döner.
Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır insanların farelerle mücadelesindeki en doğal kontrol mekanizması kediler oldu. Bu sadece romantik bir “hayvan sevgisi” hikayesi değil, aynı zamanda şehir biyolojisi ve halk sağlığı meselesi.
Bugün Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde geceleri kaldırımlarda görülen dev fareler artık kimseyi şaşırtmıyor. Paris’te, Londra’da, New York’ta insanlar kemirgen istilasını normalleştirmiş durumda. Çünkü şehirlerden kediler çekildi ama fareler çekilmedi.
Bizim coğrafyamız ise yüzyıllardır başka bir kültürün içinden geldi.
Mahalle kedileri… Liman kedileri… Cami avlusunda yaşayan kediler… Depoları, sokakları, mahalleleri koruyan kediler…
Yani bu ülkenin sessiz ama gerçek muhafızları.
Şimdi düşünün… Bir tarafta sokaklarında farelerin cirit attığı ama tek bir kedi göremediğiniz “gelişmiş” şehirler… Diğer tarafta ise yüzyıllardır kedilerle birlikte yaşamayı bilen bir toplum…
Bazıları hala çıkıp kedileri toplatalım, sokaklardan silelim, yok edelim diyebiliyor. Sonra da farelerden yayılan hastalıklar konuşulunca panik başlıyor.
Kediler bugün bu ülkenin problemi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Tam tersine bu ülkenin doğal savunma hattı onlar.
Veba döneminde de bunu gördük. Bugün Hantavirüs konuşulurken de aynı gerçeği görüyoruz.
Hantavirüsten Avrupa korksun. Farelerin şehirleri ele geçirdiği ülkeler korksun. Bir tek kedi göremeyip kanalizasyonlardan kemirgen taşan şehirler korksun.
Türkiye’nin hala sokaklarında yaşayan milyonlarca kedisi var. Ve insanlar farkında olmasa da bu kediler sadece vicdanın değil, ekolojik dengenin de parçası.
Yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bu coğrafyanın evcil muhafızları kedilerdir.
Bunu kimse ama hiç kimse unutmasın.
Dr. Tarkan Özçetin