@iamfeyza_@1aseyy Annem de kanserden yeni vefat etti. Bende annelerin hevesleri oldugunj gec farkettim. İyi ki annenize vermişsiniz dedim.
Çokça bolca acil şifa dilerim Rabbimden. İnşAllah hep sizinle olur. Ömür boyu yanınızda, sırtınızda, omzunuzun dibinde olur.
Samimiyetle söylüyorum, ben de meraklı değilim öfkeli, sert, yüksek perdeden yazıp çizmeye. Ancak öyle olaylar öyle şekilde gelişiyor ki elimde sadece ve neredeyse öfke patlamaları kalıyor. Sorumlu hissediyorum çünkü kendimi.
Yine samimiyetle söylüyorum. Bugün IHH genel merkezine (ya da benzer güvenirlikte 10 yardım STK'sına) gidip 2019 yılında "Sadaka" yazıp attığım ve değeri diyelim 3 lira olan bir bağışımın nerede, ne şekilde, hangi tarihte, kime ulaştırıldığını sorsam dekontuyla, fotoğrafıyla, büyük ihtimal videosuyla koyacaklardır önüme. Birincisi Allah'tan korktukları ve hayrımı emanet bildikleri için. İkincisi işlerini uluslararası standartlarda ve son derece soğukkanlı bir titizlikle yaptıkları için.
Depremde Türkiye'deki dindar, muhafazakar, sıradan insanın iyilik duygusuna, bu insanlara hakaret edip aşağılamayı da ihmal etmeden saldıran insanların çoğu tam olarak hangi "kullanışlılık düzeyi"nde olduklarını bile fark edemeyen insanlardı. Yok etmeye çalıştıkları şey, insanların yardımını tam yerine ulaştıran her kurumdu ve bunu bir müptezel kumar bağımlısının lehine yaptılar.
Yalvararak anlattık o zaman. Sadece biz değil, deprem bölgesindeki depremzede Kemalistler, CHP'liler falan da şahitlikle anlattı. Ama asla duymadınız, asla dinlemediniz. Misalen Hatay'ın Nusayri köylerine, Pazarcık'ın Kürt köylerine, hiçbir ayrım yapmadan sıcak yemek yetiştirmeye çalışan tertemiz insanların üzerinde tepindiniz paranızı müptezel bir kumarbaza rahatça kaptırabilmek için.
Buna şimdi öfkelenmeyeyim, yumruğumu, dişimi sıkmayayım istiyor, beni usluba falan davet ediyorsunuz.
Bir ikinci husus. Devlet bütün gücüyle, bütün varlığıyla oradaydı ve olağanüstü bir performansla, çok iyi bir organizasyonla yara sardı. Bu büyüklükte bir felaketin boyutu düşünüldüğünde bunu ancak "devlet destan yazdı" cümlesiyle karşılarsınız.
Devlet babamın oğlu değil ama gözüm var yahu. Depremde ne olup bittiğini gördüm.
Siz depremde millete "devlet çöktü, baraj patladı, sahipsisiz" kampanyası yaparak korkunç bir zulüm işlediniz. "Baraj patladı" yalanında oluşan panikte kaç kişinin ölümüne sebebiyet verdiniz belli değil.
Üslup öyle mi? Nezaket falan. Üzerimizde hunharca tepinirken üslubunuz pek mi nezaketli idi?
Ağlama taklidi yaptığınız videolarla insanların ölümüne sebebiyet verdiniz. Olan budur ve bunu yüzünüze söylemenin nezaketli bir yolunu bilmiyorum.
Dizi sektöründe tekel oluşturmuşlardı, tekelin kırılması onları delirtiyor. İstediklerini yükseltiyor istediklerini de yok ediyorlardı, artık yapamıyorlar. Kudurmuş olmaları bundan.
Bülent Akyürek’in vefatından beri hakkında yazılanları okuyorum. Rahmetli sürekli “derviş” ahlakıyla yad ediliyor. Oysa adam şu söyledikleriyle dervişliğe itildiğinden, çünkü kapıların kapatıldığından, Müslüman camiada kimsenin birbirinin elini tutmadığından yakınıyor. Adam din adı altında birbirine ezikliği, yetersizliği, ötekinin en ufak bir palazlanmasında başına vuran “büyükleri”, anlayışsızlığı, azıcık güçlenenin ötekilere “nasihat ettiği” güçsüzlük övgüsünü eleştiriyor.
Ben bunları üç beş sene önce, daha yirmilere yeni girdiğim zamanlarda söylediğimde beni “egoizmle”, “megalomanlıkla”, temelsiz bi “güç arayışıyla” itham edenler, böyle biri bunun benzerlerini söylediğinde, “haklı abi” diyorlar nedense.
Bunun niye böyle olduğunu da biliyorum, kadınım, gencim, hayat doluyum, güzelim, ben zaten o erkek bakışına her şeyiyle “dünyalığı” çağrıştıran “bir şeyim”. Ama bak dervişliğiyle övdüğünüz adam “bu yaptığınız iyi bir şey değil” diyor. Bence bu gerçekten kulak verilmesi gereken bir çağrı. Allah rahmet eylesin.
"Bıktın belki yaşamaktan; Amerika'dan, Avrupa'dan, ekonomiden, geçim derdi ve sınavlardan. Usandın zayıflara ağlayıp cenaze taşımaktan, dişlerini sıkıp uykusuz kalmaktan belki ama bebeğim üzülme, öleceğiz sonunda, her şey düzelecek...
BÜLENT AKYÜREK
@andimeri_@manukaofficial benim için en büyük boykot kendilerinedir. Diğerleri en azından Müslüman paralarıyla zengin olmuş değildi. Onlar hep öyleydi.
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul,
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer;
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul,
Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
I Yahya Kemal
📷 @cemilsahinfoto#kızkulesi#manzara#fotograf#istanbul#üsküdar
Her sabah tam okul saatinde Güneşlitepe İlkokulunun sokağındaki çöpleri almanız çok manidar. Çocuğunu okula bırakıp işe yetişmeye çalışan insanlar için çok sinir bozucu. @Gungorenbld
Gençlere tavsiyemdir çevrenizdeki bu profilde arkadaşlarınızı dışlamak ya da dalga geçmek yerine yakın davranırsanız hayatınız boyunca kapısını çalabileceğiniz bir dost kazanırsınız.
Ey kalplerimizi evirip çeviren, döndürüp duran.
Ey karanlıktan ışığı çıkaran.
Ey merhametlilerin en merhametlisi.
Eksiğimizi Sen tamamla.
Azımızı çoğa say.
Bizi affet.
Hanım aylardır "Salondaki orta sehpayı değiştirelim" deyip duruyordu. Ben de "Alt tarafı üzerine kumanda ve çay bardağı koyuyoruz, ne gerek var masrafa?" diyordum ama sonunda "Tamam," dedim, "Gidip bir bakalım."
Niyetim belli: İçeri gireceğim, en ucuz, en sade sehpayı alıp çıkacağım. Maksimum 15 dakika.
Girdik o meşhur mobilya mağazalarından birine. Satış temsilcisi çocuk yanımıza geldi. Adı Mert’ti sanırım. Çocukta hiç o klasik "Buyrun yardımcı olayım" yapışkanlığı yok. Gayet cool. Biz dolanıyoruz, ben bir tane ceviz kaplama sehpanın önünde durdum. Fiyatına baktım, dudak uçuklatıyor. İçimden "Asla almam, kafayi mi yedim?" diyorum.
İşte tam o an, Mert oradan kocaman, kulplu, seramik bir kupayı aldı.
Ben sehpanın önünde dikiliyorum ya... Kupayı götürdü, sehpanın tam sağ köşesine, yani benim sağ elimi uzatsam hiç efor sarf etmeden 'tak' diye kavrayabileceğim o noktaya bıraktı. Bir de yanına, hafif açık duran kalın ciltli bir dergi koydu.
Döndü bana dedi ki: "Pazar sabahı kahvenizi yudumlarken, şu derginin sayfalarını karıştırdığınızı düşünün. Cevizin dokusu elinizin altında..."
Bak yemin ediyorum, o saniyeye kadar o sehpa mağazanın malıydı. Soğuk bir mobilyaydı. Ama o kupa, tam benim sağ elimin hizasına konduğu an, beynimde bir şalter indi. Sanki elimde o kupanın sıcaklığını hissettim. Sehpa bir anda "benim" oldu. O an sehpayı almamak, kendi eşyamı mağazada bırakıp gitmek gibi hissettirdi.
Sonra ne mi oldu?
Ben o sehpayı aldım. Yetmedi, "Abi şimdi bu sehpa bu eski halının üstünde kendini göstermez, şurada buna uygun harika bir el dokuma seri var," dedi. Haklıydı, çünkü sehpa "benimdi" ve benim sehpama o eski halı yakışmazdı. Halıyı da aldık. Hızımızı alamadık, o köşeye bir de lambader sığdırdık.
Mağazadan çıktığımda kredi kartı limitim ağlıyordu ama ben acayip mutluydum. Kendimi "kaliteye yatırım yapmış" hissediyordum.
Geçen gün bir makale okudum. Meğer herif bana sehpa satmamış, bana "o kupayı tutma hissini" satmış. Ürünün sağına, kavranabilir bir obje (kupa, kalem, telefon) koyduklarında, beyin "Bu zaten benim, şu an onu kullanıyorum" moduna giriyormuş. Satın alma ihtimali de uçuyormuş.
Ben orta sehpa almaya gidip salon takımını yeniledim çıktım. O kupa sağ tarafa değil de sehpanın ortasına konsaydı, muhtemelen "Güzelmiş ama pahalı" deyip çıkacaktım.