Gazze’nin yok edilen akademik mirasını ve şehit bilim insanlarının anısını yaşatmak amacıyla kurulan “Remembering Gaza Scholars” dijital arşivi yayın hayatına başladı.
👇
https://t.co/w1jp3Emcki
Yakalanışın ve keskin bakışların arasından kaçamayışın fotoğrafıdır...
Suların derinliğinde kaybolamamanın,
Çok uzaklara gitmenin,
Lakin,
Uzaklaşamamanın kaydıdır…
Kaçış değil bu,
Kolaycılık hiç değil,
Kalmaktır aslında…
Suyun derinliklerinde kalmak,
Kaybolmaktır.
Gökyüzünde ebedi yolculuğa yükselmek,
Yücelmektir.
Yeryüzünde toprağın bağrına sığınmaktır…
Çünkü,
Gitmek kolaydır ve kaçıştır,
Kalmak ise zordur ve kavgadır!
Diye yazmıştık kanımızla,
Aşkımızla…
2.SUMUD; adı gibi kararlılık, sebat, sabır ve elbette direniş demektir…
Bir kısmı dostlarımız, bir kısmı dinde kardeşimiz, bir kısmı da insanlıkta yol arkadaşımız olan yiğit erkekler ve kadınlar tekrar ve tekrar denize açıldılar. Her defasında siyonistlerce esir alınmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen…
Yola çıkanlara, harekete geçenlere eleştirel yaklaşan konformist tepkiselliği yerine “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar; bize katından bir dost gönder, bize katından bir yardımcı gönder…” diyen mazlumlar ve mağdurlar için canlarını ortaya koyan tüm yiğit erkek ve kadınlara selam olsun…
800 yıl önce Sadî Şirâzî “Zamane Öğütleri diye sarsmış. Aynı şeyler bugün de geçerli. Bizler için, her birimiz için. Çünkü hepimiz küçük ya da büyük ölçüde bir şeyleri yönetiyoruz…
“ZAMANE ÖĞÜTLERİ”
“Ey talihli insan! Halka karşı yumuşak davran ki; Yüce Allah da yarın sana sert davranmasın. Düşkünlerin elinden tutan kimse, bir gün ayaktan yoksun kalırsa ızdırabın esiri kalmaz. Köleye azarlayarak emir verme. Bir gün o da sana emredebilir. Kudretin, makamın devam ettiği müddetçe yoksulun ve halkın zaafından istifade etmeye kalkışma. Çünkü, zamanla vezir olan piyade gibi, yoksulun da makama, kudrete erişmesi olasıdır. Öğüt dinleyen ve uzağı gören insanlar hiçbir kalbe kin tohumu ekmezler. Başakçıya kafa tutan harman sahibi, kendine ziyan eder. Gün gelir de Yüce Allah’ın nimeti fakire vereceğinden ve gam yükünü de fakirden alıp kendi gönlüne koyacağından korkmaz mı? Nice güçlü insanlar, büsbütün düşmüş ve nice düşkünler, talihleri sayesinde kudrete erişmiştir. Emrinde bulunanların kalbini kırma ki; Allah göstermesin, bir gün sen de emir altına girebilirsin...”
“AMA”SIZ-“FAKAT”SIZ!
Ramazan süresince sosyal medyadan bütünüyle uzak durdum ve bölgemizdeki gelişmelere ilişkin kanaatlerimi paylaşma imkanım olmadı. Bayram da bittiğine göre kısaca İsrail sadırıları ve İran meselesiyle ilgili kanaatlerimi paylaşayım:
1- Emperyalist ABD ve siyonist İsrail’in saldırılarının her türlüsüne karşı olduğum gibi İran’a saldırılarına da amasız ve fakatsız karşıyım…
2- ABD ve İsrail’in saldırdığı esnadan itibaren hiçbir topluluğun/kişinin/devletin “suçlarına/hatalarına/yanlışlıklarına” odaklanmam, odaklanılmasını yanlış bulurum, en hafif tabirle “gaflet” olarak görürüm…
3- Şiiliği şaz olarak görür, ana omurganın/hattın ehl-i sünnet olduğuna inanırım. Ana omurgadan olduğunu iddia edenlerin “gavurla uğraşmak yerine” şiilik, selefilik vb özgül ağırılıkları sınırlı akımları/ekolleri ana gündemmişçesine servis etmelerini/büyütmelerini en hafif tabirle stratejik hata ve hedeften sapma olarak görürüm…
4- Küresel emperyalist/siyonist hegemonyanın zayıflatılması için birlik olma ve cehd etmenin en önemli meselemiz olduğuna inanırım. Buna halel getirecek her türlü mezhep, meşrep, ırk, ulusçuluk vb ayrıştırıcı/daraltıcı reflekslerden uzak kesin olarak uzak durmayı savunurum…
5- Mavi Marmara’da bulunan bir kardeşimizin özel hayatına ilişkin tartışma başlatıldığında “asla şimdi sırası değil, önce/bugün/sadece siyonistlere karşı sesimizi yükseltme zamanı!” dediğim gibi, Ali Şeriati vb tartışmaları da anakronik sapma olarak görürüm. Bu ve benzeri konularda ana hedeften hızlıca sapan (bir kısmı şükür toparladı) yakın dostlarımı hayretle/üzüntüyle izledim ve hatta utandım. Bu tip konulara yine amasız-fakatsız “gavuru sevindirmemek” penceresinden bakarım…
6- Ana fikir olarak şuna inanırım; ABD’nin en büyük problemi Asya-Pasifik bölgesiyle, özelde Çin ile. En önemli ve çok yönlü kavşakta buluna bizlerin, küçük hesaplar/çıkarlar peşine düşme lüksü yok! Orta vadede bölgemizin ve uzun vadede dünyanın yeniden şekillenmesinde öncü bir rol oynama zorunluluğumuz (aynı zamanda manevi sorumluluğumuz) var. Bu öncülüğümüze halel getirecek ve bu sorumluluğumuzu zayıflatacak her şeye şüpheyle yaklaşır ve uyanık davranmalıyız derim…
Ez-cümle:
Bir mezhebe, bir ırka, bir ideolojiye, bir toprağa sığdırılamayacak kadar büyük bir milletiz! Geniş/büyük bir gönül coğrafyasına sahibiz!
Küçük görmeyelim kendimizi,
Kendimizi küçültmeyelim!
RAMAZAN BAYRAMImız mübarek olsun…
Hüzünle karışık sevincimizin dalga dalga yayılması,
Yoksulluğun ve zulmün azalması,
Birlik ve dayanışmamızın pekişmesi,
Geleceğimizin bu günden çok daha güzel olması dileğiyle…
BEKİROĞLU’NDAN GENÇLERE: KENDİNİZİ ARAYIN
Bingöl Üniversitesi’nde “Hayatın Hızında Kendini Bulmak” konferansında öğrencilerle bir araya gelen düşünce ve edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Halit Bekiroğlu, hız ve tüketim çağında bireyin kendini arama yolculuğunu anlattı. @bingoledu2007@halitbekiroglu
Ayrıntılar; https://t.co/4G0Ihs17aP
Yine Bingöl’deyim…
7 yıl yaşadım bu şehirde. Gençliğin en genç evresini, yani 10-17 yaş dönemini “dört dağın içinde” geçirdim…
İlk çete kavgasıyla Bingöl’de yüzleştim,
İmam Hatip serüvenimin esası burada gerçekleşti,
İlk ideolojik tartışmalar,
Cemaat-cemiyet işleri,
Kitap okumalar, hararetli tartışmalar,
Dağ-taş-yayla aşmalar,
Dere-göl-barajda yüzmeler,
Mini avlanmalar,
İlk aşklar-kavgalar-uçan tekmeler,
İlk eylemler, göz yaşartıcılara maruz kalmalar,
Yazılar-şiirler-denemeler,
Çadırda medrese eğitimi,
Ormanda oduna çıkmalar,
Politik bilinçlenmeler-mitingler-konferanslar,
Zikir ve ilim meclisleri,
İlk otorite sorgulamaları,
Sürgün atmosferleri,
Sevinçler, öfkeler…
Neler de neler!
Bu defa Bingöl Üniversitesi’nde konferans vermek için gittim. Yıllar önce de konferans için gitmiştim. Her zamanki gibi canlı ve dinamik gençlerimiz vardı. Pür dikkat dinlediler. İlgili alakalı yöneticilerimiz vardı, daha ileriye taşımanın azmindeydiler…
“Hayatın Hızında Kendini Bulmak” konusuyla;
Hayatın bütünselliğini konuştuk,
Hız/haz çağını konuştuk.
Tüketim enstrümanı olmamak gerektiğini,
Algoritmalara karşı edilgen olmamayı konuştuk.
Kendimizi bilmeyi ve aramayı konuştuk,
Kendini bulmayı ve kendimiz olmayı konuştuk…
Konuştuk da konuştuk!
Dert konuşturur, arayış konuşturur.
Çarşıda eski dostlarla ve sınıfdaşlarla taburlerde oturup geçmişi konuştuk, hayatın bugününü konuştuk, geleceğimizi tartıştık, ilk günkü tazelikte hasbihal ettik…
Bingöl çok şeydir benim için,
Bingöl ülkemiz için çok şeydir,
Her bir şehrimiz gibi,
Her bir insanımız gibi…
O meşhur “Hepimiz Bingöllüyüz!” tebessümüyle tuşlara basmaya nokta koyayım bari! 🤣
Not; Bu yazı uçakta telefon tuşlarıyla anlık yazılmıştır. Eksik ve hatalarda başka manalar çıkarmak için zorlamayın kendinizi. Basitçe bir yazıdır işte, kızdırmayın lo! 😡🤔🤯
Biraz sosyallik…
Tabi sosyallik deyince “network, ilişki sermayesi, alış-veriş…” gibi görece pragmatik şeyler de akla gelir. Oysa, hiçbir şey beklemeden kendimiz dışındakilere bir şeyler vermek olarak da anlayabiliriz sosyalliği…
Çünkü sosyallik, aşmak demektir,
Yüceltir kişiyi.
Kendinden dışa açılmayı,
Dıştan tekrar içine dönebilmeyi pekiştirir...
Sosyallik zaman ve imkandan eksiltmez,
Verdiğin her şey dolarak ve taşarak döner sana. “Bereket” diyoruz buna biz, matematiksel olarak hesaplanamaz olan yani. Verdiğinizin ne zaman ve ne şekilde size döneceğini bilemeden yola çıkmak. Hatta dönmesini beklemeden yapabileceğini yapmak…
İki konferansa bu kadar güzelleme yapmaya ne gerek vardı?
Aslında bazen birikmiş duygu ve düşüncelerimiz bir anda tuşlara konuk olur, hepsi bu!
Sosyal kalın asosyaller!
🤣