YENİ KİTABIM “AKLIMIN KIRKI” ÇIKTI.
Gençliğimde katı bir dindar ve radikal bir İslamcıydım. “Asr-ı Saadet” özlemiyle yanarken kendimi “Örnek Kur’an Nesli”nin bir neferi olarak görürdüm. Böyle düşlerin aldatıcılığı içinde kırk yaşıma eriştim. Aklım kırk yaşında başıma geldi. Dogmatik düşüncelerle ve ranta, küresel veya yerel siyasete hizmet eden ideolojik angajmanlarla beslenen örgüt ve cemaat yapılarının içinde, benliğimi parçalayan bir karanlıkta debeleniyordum. Tüm bunlardan cesaret yüklü sorgulamalarla kurtuldum.
Düşüncelerimdeki dönüşümü otobiyografik bir tarzda değil, sadece gereken olaylara değinerek, beynimin kıvrımlarındaki yolculuğu üzerinden anlattım. Bu yüzden bu kitap bir otobiyografi değil, bir “us-o-biyografi”dir.
“Aklımın Kırkı”; dinin, inançların, kutsalların, dogmaların, katı örgütsel yapıların yarattığı aldatıcılıktan kurtulup gerçeğin yakıcılığını kucaklayışımın hikâyesidir. Geçmiş düşüncelerimi öldürüp gömerken yalın ateşe göğsümü olabildiğince açtım.
YENİ KİTABIM “AKLIMIN KIRKI” ÇIKTI.
Kitabı aşağıdaki linkten edinebilirsiniz:
https://t.co/ZVGLOpCg89
Kitapta inanç ve düşüncelerimdeki değişimi us-o-biyografik bir tarzda anlattım. “Dip Dalga - Eski Müslümanlar, Yeni Deistler/Ateistler/Agnostikler...” ve “Dip Dalga - 2 Kadın” kitaplarında çok sayıda dindar ve eski İslamcı, dinden çıkış öykülerini anlatmıştı. Yeni kitabımda kendi inanç değişimimi ayrıntılarıyla yazdım. Aynı zamanda o iki çalışmaya getirilen eleştirilere ve suçlamalara karşı değişimin net çizgisini ayrıntılı olarak gözler önüne serdiğimi düşünüyorum. “Dinden çıkanlar dini bilmiyor”, “Sadece bir tepki hareketi”, “Pire için yorgan yakılıyor?” iddialarının nasıl boş iddialar olduğu sanırım benim usumun değişim hikâyesinde daha net görülecek.
Kitabın arka kapak yazısı:
Gençliğimde katı bir dindar ve radikal bir İslamcıydım. “Asr-ı Saadet” özlemiyle yanarken kendimi “Örnek Kur’an Nesli”nin bir neferi olarak görürdüm. Böyle düşlerin aldatıcılığı içinde kırk yaşıma eriştim. Aklım kırk yaşında başıma geldi. Dogmatik düşüncelerle ve ranta, küresel veya yerel siyasete hizmet eden ideolojik angajmanlarla beslenen örgüt ve cemaat yapılarının içinde, benliğimi parçalayan bir karanlıkta debeleniyordum. Tüm bunlardan cesaret yüklü sorgulamalarla kurtuldum.
Düşüncelerimdeki dönüşümü otobiyografik bir tarzda değil, sadece gereken olaylara değinerek, beynimin kıvrımlarındaki yolculuğu üzerinden anlattım. Bu yüzden bu kitap bir otobiyografi değil, bir “us-o-biyografi”dir.
“Aklımın Kırkı”; dinin, inançların, kutsalların, dogmaların, katı örgütsel yapıların yarattığı aldatıcılıktan kurtulup gerçeğin yakıcılığını kucaklayışımın hikâyesidir. Geçmiş düşüncelerimi öldürüp gömerken yalın ateşe göğsümü olabildiğince açtım.
Bunları dile getirmedeki amacım, benzer uçurumların kenarında dolaşan sessiz yolculara yoldaşlık etmektir. Kimseye bir şey öğretme kibrinde değilim; lakin belki karanlıklar içinde birbirimize ellerimizi uzatıp birlikte daha güvenle yürüyebiliriz.
Modernist Kur’ancıların asıl derdi; tümüyle seküler yaşarken, dinsizler gibi dünyanın tadını çıkarırken, tüm zevklere ram olurken ahireti de kurtarıp cenneti hak etmek…
Öyle bedava köfte yok.
Allah belanızı verecek.
İntihar bombacıları, işid, taliban ve peygamberin sünnetini yerine getirenler fevc fevc cennete girerken arkalarından baka kalacaksınız. 😂
@rihsaneliacik Senin hırsızlık algına göre aşağıdaki ayette ifade edildiği gibi kendilerine miras bıraktığına inandıkları başkalarına ait toprakları işgal edenlerin, gelirlerine el koyanların, savaşla ilgisi olmayan kadın ve çocukları esir edenlerin hükmü nedir? Hırsızlık mı yoksa Allah’ın mirası mı?
“Onların topraklarını, evlerini, mallarını, o zamana kadar ayak basmadığınız bir toprağı size Allah miras bıraktı. Allah her şeye kādirdir.” (Ahzab 27)
Benim artık insanları Sağcı-Solcu, Müslüman-Yahudi-Hristiyan, Dindar-Ateist, Alevi, Sunni, Türk-Kürt, Atatürkçü-Şeriatçı vs. vs. diye ayırıcak takatim kalmadı. Bu ayırımların gözümde hiçbir değeri yok.
Hırsız mı değil mi? Önce bu.
Hırsızsa gerisi teferruat bile değildir.
Ey Edip,
Senin bu önüne geleni düelloya davet eden ortaçağdan kalma ilkel erkeklik gösterinin temelinde yatan psikolojinin ne olduğunu söyleyeyim mi: İç dünyandaki bastırılmış çatışmanın öfkeli tarzda dışa vurumu…
O kadar kendinle kavgalısın ki, karşına çıkan ve kendini kendine haksız kılan her düşünceyi yumruklamak, dövmek, aşağılamak, yok etmek istiyorsun. Öfke kusuyorsun.
Sürekli sırıtmanın arkasına gizlenmiş, bilinçaltında haksız olduğunu görmenin getirdiği, büyük bir öfkeyle boğuşuyorsun. Sakin ol! Kafandaki o öfkeyi yavaşça yere bırak da kendine bir refleksiyon yap.
Elli yıldır savunduğun düşüncelerinde haksız olma düşüncesi seni o kadar eziyor ki saldırarak, hakaret ederek kendi egonu yükseltmeye kendini haklılandırmaya çalışıyorsun.
Bu yüzden seni kaale almayacaklarını bildiğin halde hedef seçtiklerine, kendince aşağılayıcı ifadelerle gelin ulan, çıkın karşıma türünden mahalle kabadayısı ağzıyla meydan okuyorsun.
Oysa öfkelendiğin yoruma iki cümle ile efendi gibi yanıt versen bu senin adına daha saygın bir tutum olur. Ayrıca ifadelerin ve kullandığın cümleler o kadar klişe ve bayat ki insanlara tın tın sesi gibi geliyor.
O yüzden tüm bu meydan okumaların boşlukta yankılanıp sana geri dönüyor.
Farkında olmayabilirsin ama bu tavırların çok sırıtıyor ve herkes sana çok gülüyor.
Her mahallenin saf bir delisi olur, önüne gelene küfreder, olmadık yerde olmadık laflar eder ama kimse ona kızmaz. İşte sen bu mahallenin kendini akıllı sanan o saf delisisin. Delilerin çoğu sevimli olur ancak sende o sevimlilik de yok maalesef.
Tavırların ve sözlerin çok çirkin duruyor. Bunun farkında olmayan bir tek sensin, bir de etrafına topladığın üç beş çoluk çocuk. Onların da sayısı iyice azaldı. Asıl bu çok öfkelendiriyor seni. Kayığına binenler seni hemen anlayıp inerek nonteizme geçiyor.
Zannediyorsun ki, düeolloya davet ettiklerin senden çok çekindikleri için reddediyorlar. Bakmıyorlar bile senden yana. Seni adam yerine koymuyorlar. Vakit kaybısın çünkü. Ciddiye alınacak birisi değilsin.
Ben de bu yorumu yazarak vaktimi ziyan ettim. Olsun biraz eğlendim en azından. 😂
@edipyuksel
Tipik bir Sünni Kuran düşmanı.
Karşıma çıkıp yüz yüze tartışabilir mi?
Büyük olasılıkla tartışmaktan kaçan vaizgiller familyasından…
Muhaliflerin arkasından iftira ederek, çarpıtarak, vazederek, nutuk atarak, höykürerek tribünlere oynarlar.
YouTube kanalını seçsin, moderatörü seçsin, hatta yanına iki kişi daha alsın ve tartışalım konuyu.
Ey Edip,
Senin bu önüne geleni düelloya davet eden ortaçağdan kalma ilkel erkeklik gösterinin temelinde yatan psikolojinin ne olduğunu söyleyeyim mi: İç dünyandaki bastırılmış çatışmanın öfkeli tarzda dışa vurumu…
O kadar kendinle kavgalısın ki, karşına çıkan ve kendini kendine haksız kılan her düşünceyi yumruklamak, dövmek, aşağılamak, yok etmek istiyorsun. Öfke kusuyorsun.
Sürekli sırıtmanın arkasına gizlenmiş, bilinçaltında haksız olduğunu görmenin getirdiği, büyük bir öfkeyle boğuşuyorsun. Sakin ol! Kafandaki o öfkeyi yavaşça yere bırak da kendine bir refleksiyon yap.
Elli yıldır savunduğun düşüncelerinde haksız olma düşüncesi seni o kadar eziyor ki saldırarak, hakaret ederek kendi egonu yükseltmeye kendini haklılandırmaya çalışıyorsun.
Bu yüzden seni kaale almayacaklarını bildiğin halde hedef seçtiklerine, kendince aşağılayıcı ifadelerle gelin ulan, çıkın karşıma türünden mahalle kabadayısı ağzıyla meydan okuyorsun.
Oysa öfkelendiğin yoruma iki cümle ile efendi gibi yanıt versen bu senin adına daha saygın bir tutum olur. Ayrıca ifadelerin ve kullandığın cümleler o kadar klişe ve bayat ki insanlara tın tın sesi gibi geliyor.
O yüzden tüm bu meydan okumaların boşlukta yankılanıp sana geri dönüyor.
Farkında olmayabilirsin ama bu tavırların çok sırıtıyor ve herkes sana çok gülüyor.
Her mahallenin saf bir delisi olur, önüne gelene küfreder, olmadık yerde olmadık laflar eder ama kimse ona kızmaz. İşte sen bu mahallenin kendini akıllı sanan o saf delisisin. Delilerin çoğu sevimli olur ancak sende o sevimlilik de yok maalesef.
Tavırların ve sözlerin çok çirkin duruyor. Bunun farkında olmayan bir tek sensin, bir de etrafına topladığın üç beş çoluk çocuk. Onların da sayısı iyice azaldı. Asıl bu çok öfkelendiriyor seni. Kayığına binenler seni hemen anlayıp inerek nonteizme geçiyor.
Zannediyorsun ki, düeolloya davet ettiklerin senden çok çekindikleri için reddediyorlar. Bakmıyorlar bile senden yana. Seni adam yerine koymuyorlar. Vakit kaybısın çünkü. Ciddiye alınacak birisi değilsin.
Ben de bu yorumu yazarak vaktimi ziyan ettim. Olsun biraz eğlendim en azından. 😂
@edipyuksel
Rivayetleri sorgulamak suçtur demedim. Ben de sorguluyorum. Tüm rivayetler ve hadisler uydurmadır şeklindeki toptancı inkarı eleştirdim. Kur’an iddiadaki gibi apaçık değildir. Kur’an’a bakmayalım da demiyorum. Ancak metinler hele böyle metinler, tarihsel bağlamı bilinmeden anlaşılamaz. Rivayetler ve hadisler olmadan o bağlamı nasıl anlayabilirsiniz? Arapça bilmiyorsunuz demedim. Metnin orijinali ile karşılaştırmadan tercümelerindeki hatalardan büyük anlamlar çıkartmayı eleştirdim. Kur’an benim gibi nonteistler için sadece bir metindir, hadis metinlerinden farkı yoktur. Hepsi aynı geleneğin parçasıdır.
Kur’ancılar, mealciler, 19cular işlerine gelmediğinde Kur’an’dan başka kaynak kabul etmiyoruz deyip tüm hadisleri, rivayetleri, tefsirleri reddediyorlar.
Fakat bazıları tutarsız bir şekilde işlerine yarayan bir şey bulduklarında bırakın hadisleri tefsirleri bile kendilerine argüman yapabiliyor.
Hatta tercüme hatalarını bile kendilerine delil yapıyorlar. Bak kardeşim Arapça aslından senin dediğin anlam yok deyip gösterdiğimizde de sessizce uzaklaşıp uyuyor numarasına yatıyorlar.
Her iki üç senede bir bu yalanlarını tekrar etmekten bıkmadılar.
Var tabii ki. Hadi diyelim ki tüm islam tarihi düzmece, ancak o dönemden islam dışı kaynaklardan gelen çok sayıda bilgi var. Bununla alakalı Ankara okulundan yeni bir kitap çıktı: ilk dönem gayrimüslimlerin gözüyle islam/rıdvan çeliköz. Tabii ki İslam tarihinde çok sayıda kurgudan ve uydurmadan söz edilebilir ancak bu tümünün kurgu olduğu anlamına gelmez.
Din tartışmalarında en sevdiğim replik:
" O kelimenin anlamı aslında şöyle"
Evladım, 1400 sene o kelimenin anlamı böyleydi, yüzlerce, binlerce fıkıh alimi o kelimeyi böyle anladı.
1400 sene o kelime böyle uygulandı.
Şimdi hayat değişti ve o kelime sıkıntı çıkarınca, "yok o kelime aslında şöyleydi" demenin anlamı yok.
Tamam iyi niyeti anlıyorum onu görmezden gelmiyorum ama eşyanın tabiatına uymuyor.
@ucaktakiatheist@GurkanEngin_ görüşlerimi ve daha önce Gürkan’a verdiğim yanıtı tekrar paylaştım. Tek yoruma sığdıramadığım için peş peşe yorumlar şeklinde yazdım. Umarım arada atlamadan tüm yorumlar okunabilir. Bu konuları anlata anlata artık bezginlik geldi. Daha da bir söz etmek istemiyorum. İnat eden görüşünde inat etsin dursun.
Taberi ayette geçen El-muhsanat konusunda 7 ayrı görüş zikreder:
1-Elmuhsanat: Evli olan herhangi bir kadındır, illamameleket eymenikum ifadesindeki kadınlardan maksat ise evli olan köle kadınlardır.
2-Elmuhsanat mameleket eymenikum hariç kişinin nikah akdi yaparak dörde kadar evlenebileceği hür kadınlardır.
3-Elmuhsanat kelimesi yine evli kadınlar olarak tanımlanmakla birlikte, ille mameleket eymenikum ifadesi savaş esirleriyle sınırlanmaz. Bu görüşe göre, evli bir cariyenin mülkiyeti ticari bir satış sözleşmesiyle bir başkasına geçtiğinde, bu mülkiyet değişimi cariyenin eski kocasıyla olan evlilik bağını kendiliğinden fesheder. Bu fıkhi ilke, İslam hukukunda Cariyenin satılması, onun boşanması hükmündedir kaidesiyle formüle edilmiştir.
4-ElMuhsanat ehli kitap kadınlarıdır.
5-Elmuhsenat hür kadınlardır.
6-Elmuhsanat hür ve iffetli kadınlardır.
7-Elmuhsanat Kocaları müşrik olan Medine’ye hicret etmiş kadınlardır.
Bu görüşlerin hiçbirinde mameleket eymenikum hür kadınlardır, onlarla cinsel ilişkiye girilmez denilmiyor. Bilakis teyit ediliyor. İhtilaf elmuhsanatın kapsamı ve savaş esirleri dışında parayla alınan cariyelerin evliliklerinin düşüp düşmeyeceği konusu. Savaşta esir edilen kadınlarla, bunlar evli bile olsalar cinsel ilişkiye girilebileceğine bir görüş de bile itiraz edilmemiş. Yani eskiden farklı düşünüyorlardı sonra bu görüş zamanla değiştirildi diye bir şey yok. Savaşta esir edilen kadınlarla cinsel ilişki eskiden beri kabul edilen esas görüştü. Gürkan biraz sallamış görünüyor.
Sorun nereden kaynaklanıyor?
Taberi tefsirinin hisar tercümesinde söz konusu ayetin tercümesinde görüşler sıralanırken 486. sayfa (c) maddesinde -ki bu da yanlış yazılmış (b) olmalıydı- elmuhsanat ve mameleket eymenükum ifadeleri orijinal metinden farklı olarak parantez içinde ve üstelik de yanlış yerde verilince ille ma meleket eyemenükum’un kişinin nikah akdi yaparak dörde kadar evlenebileceği hür kadınlar olduğu anlamı çıkıyor. Oysa kastedilen elmuhsanattır, ma meleket eyemenükum değil. Orjinalde öyle parantez içi ayrı birbirinden ayrı yazılmış ifade ve mameleket etmenükumun hür kadınlar okduğuna dair bir açıklama yok.
Metnin orijinalinde aliye’nin görüşü şudur: bunu https://t.co/65BRfzrc6c’deki orijinal metinden kopyaladım:
ذكر من قال ذلك:
حدثنا القاسم، قال: حدثنا الحسين، قال: ثني حجاج، عن أبي جعفر، عن أبي العالية، قال: يقول: "انكحوا ما طاب لكم من النساء: مثنى، وثلاث، ورباع"، ثم حرم ما حرم من النسب والصهر، ثم قال: { والمحصنات من النساء إلا ما ملكت أيمانكم }، يقول: حرم ما فوق الأربع منهن
Tercümesi de şöyle:
Bu görüşü savunanların zikri:
Bize el-Kāsım anlattı, bize el-Huseyn anlattı, bize Haccâc, Ebû Cafer'den, o da Ebû Âliye’den nakletti. O şöyle demiştir: (Allah) “Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın” buyurdu. Sonra soy ve hısımlıktan ötürü haram olanları haram kıldı. Sonra da 'Sağ ellerinizin malik oldukları müstesna, Muhsanat iffetli kadınlar da' buyurdu. der ki: dörtten fazlasıyla evlenmeyi haram kılmış oldu.”
Hisar yayınlarının tercümesinin nasıl yorum ve açıklama esaslı bir tercüme olduğu ve yaptıkları parantez hatası yüzünden bu metinle karşılaştırıldığında nasıl farklar olduğu ortaya çıkıyor.
Bir de sağlam yayınlarının yayınladığı bir tercüme var ki evlere şenlik. Orada bırakın bire bir tercümeyi sanırım konunun yanlış anlaşılacağını düşünerek sadece kısa bir özet yapıp geçmişler.
5-İstisnafiye vavı açıklamanız da doğru değil. Eğer öyle olsaydı ayette “ve uhille lekum ma varae zelike… kısmının “velmuhsanaatu minennisai illa ma meleket eymenukum kitaballahu aleykum” kısmından önce yani ayetin başında gelmesi gerekirdi. Çünkü cariyeler hariç muhsanatı da haram olanlar sınıfına koyduktan sonra bu kısım geliyor ve “bunların dışındakiler (yani buraya kadar muhsanat da dahil listesi verilenlerin dışındakiler) size helal kılındı…” diyor. Eğer Muhsanatla kastedilen ilişkisi yasaklanan evli hür kadınlar olmasaydı, ya da sizin dediğiniz gibi evlenilecek hür kadınlar kastedilseydi, hemen ardından “bunun dışındakile size helal kılındı” gibi bir ifade kullanmaz veya daha önce, mesela bir önceki ayetin sonunda veya bu ayetin başında kullanırdı.
6-Bir dilde bir durum, olay, nesne, kişi veya şey için birden çok kelime bulunması veya bunların çok sayıda kelime veya deyimle ile ifade edilmesi şaşılacak bir durum değildir. Aynı durum için çok sayıda kelim veya deyimin olması onun o toplumda ne kadar merkezi bir rolünün veya öneminin olduğunu gösterir. Kuran muhataplarına güncel dilde kullandıkları, bildikleri kelimelerle hitap ediyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. Çok sayıda eş anlamlı kelimenin olması bunların uydurulmuş olmasının kanıtı değildir. Öyle bir mantık hatasına düşüyorsunuz. Yanınızda çalıştırdığınız kişiden işçim, elemanım, personelim, oğlum/kızım, çalışma arkadaşım hatta iş ortağım gibi çok sayıda isim ve deyimle bahsetmeniz mümkün. Cariye ve köle de böyle…
7-Bir de şu alaycı üsluptan, aşağılayıcı kelimelerden vazgeçin, size yakışmıyor.
3-Metinsel bağlama önem veriyorsunuz, bu güzel bir yaklaşım. Ancak bu her zaman işe yaramaz. Çünkü Kuran gibi, 23 yıl gibi uzun bir sürecin içinde şifahen parça parça aktarılmış, yazıya geçirilip geçirilmediği tam belli olmayan, olsa da bunun ne kadarının olduğu konusunda bir netliğin olmadığı, sonradan derlenerek yazıya geçirilen bir kitabın metinsel bağlamında tam bir bütünlük, insicam aramak mümkün değildir. Üstelik Kuran çok özensiz bir şekilde derlenmiş bir kitaptır. Ayrıca dildeki kelimeler, sizin de ifade ettiğiniz gibi bağlama göre çok farklı anlamlara gelebilir. En önemlisi de eğer metin şifahen aktarılıyorsa muhatapların zaten bildiği ve anlamakta hiç zorluk çekmedikleri hususlar metinde ihmal edilebilir. Ancak ayetler yazıya aktarıldığında sonrakiler için, bu ihmal edilen ifadeler metni anlamak için büyük müşkilat doğurur. Burada dışsal bağlam önemlidir. Bu yüzden ayetleri anlamak için –varsa- nüzul sebeplerine gitmek önemlidir. Siz rivayetleri reddedebilirsiniz, bunların hepsi uydurma diyebilirsiniz. Bu sizin tercihiniz ama bana göre bu ayeti doğru bir şekilde anlamada yardımcı olacak bir rivayet var ve konu gayet açık şekilde anlaşılıyor. Kütübi Sittedeki neredeyse bütün hadis kitaplarında geçen bir rivayete göre, Huneyn Savaşı’nda esir edilen bazı evli kadınlarla cinsel ilişkiye girilip girilmeyeceği mücahitler arasında tartışma konusu oluyor. Müslümanlar bu kadınların kocalarını tanıyorlar, bu yüzden bazıları bunun yanlış olduğunu düşünüyor, bazıları da yapmak istiyor. Bunun üzerine ayet iniyor ve esir edilmeden önce Muhsanattan olan ama şimdi ellerinin maliki haline gelen bu esir kadınlarla cinsel ilişki serbesttir, deniliyor. Muhsanat sadece evli kadın değildir, hür ve iffetli her kadın muhsanattır. Bekar, evli veya dul olabilir. Sözlüklerde muhsanat açıklanırken sadece evli denilmez, hür ve iffetli ifadeleri de dahil edilir. Ancak nazil olduğu Huneyn ortamındaki tartışmaya konu bağlamı gereği Nisa 24’deki muhsanatla özellikle evli ve hür kadınlar kastediliyor. Bunu durumun içinde olan ve o gün ayete muhatap olan herkes biliyordu. Nisa 25’de kastedilen ise hür ve iffetli bekar ve dul kadınlardır. Bunun böyle anlaşılmasında hiçbir çelişki de yoktur. Peş peşe gelen iki ayette geçen kelimenin anlamı birinde daha dar, diğerinde daha geniş olamaz diye bir koşul da yok. Bunu iç ve dış bağlam belirler. Rivatteki bağlamı düşündüğünüzde bunun mümkün olduğu çok net olarak görülüyor.
4-Mukatıl’ın başka ayetlerde “mameleketeymenukum”u açıklamak için kullandığı “elveleeid” kelimesi “veliidetun” kelimesinin çoğuludur. Sizin dediğiniz gibi “veled”in çoğulu değildir. “Veled”in çoğulu “evlaad”dır. Veliidetun müennesdir. Müzekkeri “veliid”tir. “Veliid” sözlükte üç anlama gelir: 1-doğum, doğma anı, 2- Sabi, yani küçük çocuk, 3-köle (müennesi olan veliidetun da cariye demektir). Sözlüklerden araştırabilirsiniz. Sizin örnek verdiğiniz, Müminun 5-6 ayetleri Mukatıl’da şöyle açıklanmış: “5.Onlar ferclerini {fuhşiyattan, hayasızlıklardan} korurlar. Sonra istisnada bulunarak şöyle buyurmaktadır: 6. Eşlerine {yani, kendilerine helal olanlara} yahut sağ ellerinin sahip olduklarına {yani, cariyelere (orjinalde elveleeid geçiyor)} karşı müstesna! Çünkü onlar bundan dolayı {yani, helal olan şeylerden ötürü} levm edilmezler {yani, kınanmazlar}.” Size göre Mukatıl elveleeid ile cariyeleri kastetmemiştir, hatta kastetmesi mümkün değildir. Kestiğiniz kısımda bunu iddia ettiniz sanırım. Diyelim ki kastetmedi. O zaman geriye eleveleeidin sabi/küçük çocuk anlamı kalıyor. Ayette yerine koyduğumuzda Mukatıl, onlar ferçlerini eşleri ve küçük çocuklar hariç korurlar mı demek istemiş acaba? Böyle bir şey kastetmiş olabilir mi? Mukatıl ayette küçük çocuklarla ensest veya pedofili ilişki serbest mi demek istemiştir? Çünkü cariye anlamını kabul etmediğimizde geriye bu anlam kalıyor. ⬇️
O zamanlar Mukatıl’la ilgili iddialarına verdiğim yanıtı iyi ki arşivime atmışım. Aşağıda paylaşacağım. Taberi de iddia ettikleri (c) maddesindeki görüşün tercüme ile orijinali arasındaki farkı göstermek için önce orijinal metni sonra da bire bir tercümesini aşağıda paylaşacağım. Mütercimlerin sanırım bilerek veya sehven ekledikleri parantez içi ifadeler ve bire bir tercümeden çok kendi anladıkları anlamı verdikleri için Gürkan’a malzeme vermişler. Bu arada ben Gürkan’ın yanlış tercüme ettiğini değil yanlış tercümelere dayandığını söyledim. Bana attığı yalancı iftirasını aynen iade ediyorum. O zaman da önce dilini düzelt diye kendisini uyarmıştım. Bir şey değişmemiş. İftira ile hakaret ile işi götürmeye çalışıyor.
Bunların tümünün yanıtını zamanında Gürkan Engin’e Arapça asıllarından bire bir tercüme ederek verdim. Tercümelerdeki basit hatalardan derin anlamlar çıkartarak benim karşıma çıkmayın. Gürkan abinden metinleri alıp alıp benim karşıma çıkma lütfen. Ben hepsini biliyorum ve inceledim. Ona sor ne anlattığımı anlatsın.