Para üretimin önüne geçtiğinde,
Borç emeğin önüne geçtiğinde,
Faiz ticaretin önüne geçtiğinde,
Servet belirli ellerde toplanmaya başladığında,
Emek sömürülmeye başladığında
artık
bir ekonomik krizle değil
bir medeniyet krizi ile karşı karşıyayız demektir.
5. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Türkiye Yol Ayrımında, Millî Görüş Daha Büyük Bir Yol Ayrımında
Önceki yazılarımızda Millî Görüş'ün ne olduğunu, hangi medeniyet tasavvuruna dayandığını ve Erbakan Hocanın vefatından sonra yaşanan kırılma noktalarını ele almaya çalıştık. Gördük ki bugün yaşanan problem, yalnızca siyasi partilerin problemi değildir. Daha derinde, fikrî ve yapısal bir çözülme söz konusudur. Ancak bütün bunları değerlendirirken daha büyük resmi gözden kaçırmamak gerekir.
Çünkü bugün yalnızca Millî Görüş bir yol ayrımında değildir.
Esasen Türkiye de tarihî bir yol ayrımındadır.
Hatta içinde yaşadığımız dünya da yeni bir kuruluş döneminden geçmektedir.
Son iki yüz yılda dünya düzenini belirleyen güç dengeleri yeniden şekillenmektedir. Jeopolitik mücadeleler artık yalnızca sınırlar üzerinden yürümüyor. Enerji koridorları, ticaret yolları, finans sistemi, teknoloji üretimi, yapay zekâ, veri hâkimiyeti ve dijital altyapılar yeni güç üretme alanları hâline gelmiştir. Devletlerin büyüklüğü artık sadece askerî güçleriyle değil; teknoloji geliştirme kabiliyetleriyle, finansal bağımsızlıklarıyla, üretim ekosistemleriyle ve stratejik kurumlarıyla ölçülmektedir.
Böyle bir dönemde, Millî Görüşçü kuruluşların da yaptığı gibi, günü kurtaran ve polemiğe dayalı siyaset anlayışı yeterli değildir. Dünyanın yeniden kurulduğu zamanlarda, geleceği okuyabilen devletler yükselir; günlük tartışmaların içine sıkışanlar ise gelişmeleri seyretmekle yetinir.
Merhum Necmettin Erbakan yıllar boyunca "dâhilî ve hâricî tehditler" kavramını sıkça kullanırdı. O gün birçok kişi bu ifadeyi yalnızca güvenlik meselesi olarak değerlendirdi. Oysa bugün görüyoruz ki bu uyarı çok daha geniş bir anlam taşıyor.
Dâhilî tehdit; toplumun kendi içinde yaşadığı ahlâkî çözülme, kurumsal zayıflama, fikrî dağınıklık ve stratejik istikamet kaybıdır.
Hâricî tehdit ise yalnızca sınırlarımızdaki gelişmeler değildir. Küresel finans sistemi, teknoloji tekelleri, uluslararası güç mücadeleleri, enerji rekabeti ve ekonomik bağımlılık ilişkileri de bunun ayrılmaz parçalarıdır.
Bugün Türkiye tam da bu iki baskının kesiştiği bir dönemi yaşamaktadır.
Bir tarafta küresel ölçekte çok sert bir güç mücadelesi yaşanırken, diğer tarafta içeride siyaset yeni bir çıkış yolu üretmekte zorlanmaktadır.
Yaklaşık çeyrek asırdır ülkeyi yöneten AK Parti, özellikle savunma sanayii, ulaştırma altyapısı ve dış politika alanlarında önemli kazanımlar elde etmiştir. Bunu inkâr etmek hakkaniyetli olmaz. Ancak aynı zamanda uzun iktidar dönemlerinin kaçınılmaz sonucu olan yorgunluk belirtileri de görülmektedir. Özellikle ekonomi, gelir dağılımı, hukuk, eğitim ve kurumsal yapı konusundaki yetersizliklerinden dolayı toplumun farklı kesimlerinde yeni arayışlar güçlenmektedir.
Muhalefet cephesine baktığımızda ise değişik bir tablo ortaya çıkmaktadır. Uzun yıllardır iktidara alternatif olma iddiasıyla siyaset yapan yapıların önemli bir bölümü, toplumun önüne ortak bir gelecek vizyonu koymakta zorlanmaktadır. İttifaklar kurulmakta, seçim stratejileri geliştirilmekte; ancak bunlar kalıcı bir medeniyet tasavvuruna dönüşememektedir. Son yıllarda yaşanan iç tartışmalar, liderlik mücadeleleri ve ayrışmalar bu tabloyu daha da karmaşık hâle getirmiştir. Bu haldeki bir muhalefetin iktidarı devralabilmesi mümkün gözükmemektedir.
Lakin Türkiye'nin bugünkü problemi yalnızca iktidarın yıpranması veya muhalefetin yetersizliği değildir.
Asıl problem, ülkenin önüne uzun vadeli bir istikamet koyabilecek güçlü bir fikrî merkezin bulunmamasıdır.
Bir devlet sadece seçim kazanarak yönetilemez.
Bir millet sadece ekonomik göstergelerle ayakta kalamaz.
Bir medeniyet yalnızca geçmişi anlatarak yeniden kurulamaz.
Bunların hepsinin üzerinde, geleceği okuyabilen ve istikamet tayin eden bir fikir merkezine ihtiyaç vardır.
...
+
6. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Birlikten Kuvvet Doğar
Bu yazı dizisini kaleme alırken ne bir partiyi büyütmeyi ne de bir başka partiyi küçültmeyi amaçladım. Kimsenin makamıyla, koltuğuyla veya şahsıyla da bir meselem olmadı. Çünkü bugün geldiğimiz noktada mesele herhangi bir partinin geleceğinden çok daha büyüktür. Mesele Türkiye'nin geleceği meselesidir.
Buradan öncelikle Saadet Partisi'ne sesleniyorum.
Bu hareketin köklü siyasî hafızasını taşıyorsunuz. Ancak bu hafıza size bir üstünlük değil, ağır bir sorumluluk yüklemektedir. Millî Görüş'ün fikrî merkezinin yeniden ayağa kaldırılmasına öncülük edebilirsiniz ve etmelisiniz. Çünkü güçlü bir fikrî merkez olmadan ortaya konulan tekliflerin kamuoyunda karşılık bulması giderek zorlaşmaktadır. Türkiye'nin diğer siyasi partilerinden farklı olduğunuzu yalnızca söyleminizle değil, ortaya koyacağınız sistemle göstermek zorundasınız. Güncel meselelerde iktidarın veya muhalefetin mevcut tezlerinden birini tercih etmekle yetinmek yerine, Millî Görüş müktesebatından hareketle üçüncü ve özgün bir yol ortaya koymalısınız. Size yakışan budur.
Buradan Yeniden Refah Partisi'ne de sesleniyorum.
Toplumda oluşturduğunuz heyecanı ve özellikle genç kuşaklarda meydana getirdiğiniz karşılığı görüyorum. Bunlar küçümsenecek kazanımlar değildir. Fakat unutulmamalıdır ki asıl kazanım, sadece kendi kitlenizi büyütmek değil, dağılmış bir fikri yeniden toparlayabilmektir. Bu konuda siz de öncülük edebilirsiniz; diğer Millî Görüş unsurlarıyla müşterek hareket edebilirsiniz. Özellikle genç kuşaklara yalnızca neye karşı olduğumuzu değil, neyi kuracağımızı; kısa, orta ve uzun vadede nasıl bir Türkiye hedeflediğimizi sistematik biçimde anlatmak zorundasınız.
Buradan Anadolu Gençlik Derneği'ne, AGD’ye sesleniyorum.
Bu hareketin mayasını yoğuran en önemli kurumlardan biri oldunuz. Fakat şimdi önünüzde bambaşka bir dünyada yetişen yeni bir nesil bulunmaktadır. Onlara yalnızca geçmişi anlatamazsınız; onların gerisinde de kalamazsınız. Onlara geleceği göstermek zorundasınız. Sadece belirli bir çevreye ulaşan, hacmi giderek daralan çalışmalar yerine bütün gençlere ulaşmayı hedefleyen, hacmi geniş fakat istikameti belli çalışmalar geliştirmelisiniz. Gençlerimizi çağımızın teknolojik, ekonomik, kültürel ve siyasî meydan okumalarına karşı hazırlamalı; siyaseti, dünyayı ve güç mücadelelerini doğru okuyabilecek donanıma kavuşturmalısınız. Kısacası, siz de derlenip toparlanmaya öncülük edebilirsiniz. Lakin mevcut konfor alanından çıkmak zorundasınız.
Buradan Avrupa Millî Görüş Teşkilatları'na, İGMG'ye sesleniyorum.
İGMG her zaman Millî Görüş çalışmalarının en önemli merkez parçalarından biri olmuştur. Yurt dışında yaşayan insanımızın yalnızca dinî ve kültürel kimliğinin korunmasına değil, aynı zamanda bir medeniyet iddiasının yaşatılmasına da önemli katkılar sağlamıştır. Fakat bugün bunun daha ilerisine geçmek gerekmektedir. Yeni kuşaklara yalnızca millî ve manevî aidiyet değil, istikamet de kazandırmalısınız. Türkiye'deki dağınıklığı seyreden değil, birliğe sevk edecek zeminin oluşmasına katkı sağlayan bir pozisyon almalısınız. Sadece seyahatleri, sosyal yardımlaşma faaliyetlerini, cami derneklerini ve teşkilatın günlük ihtiyaçlarını yöneten bir yapı olmakla yetinemezsiniz. Bir medeniyet hareketine fikir ve insan kaynağı sağlayan güçlü merkezlerden biri olmak zorundasınız. Sahip olduğunuz tarihî müktesebat size böyle bir sorumluluk yüklemektedir.
...
+
Ardından geniş katılımlı bir Millî Görüş Büyük İstişare Süreci başlatılabilir. Türkiye'de ve Avrupa'da yüz yüze ve çevrim içi toplantılar yapılabilir. Eski kadrolar, gençler, teşkilatlar, hareketin dışında kalmış insanlar, akademisyenler, sanayiciler, esnaf, iş insanları ve meslek erbabı dinlenebilir. Hatta açık bir elektronik posta adresi oluşturularak herkesin görüş ve tekliflerini göndermesi sağlanabilir.
Bu istişarenin önüne:
“Mevcut gidişat nereye doğrudur?”
“Türkiye'nin ve dünyanın önündeki temel meseleler nelerdir?”
“Millî Görüş ve görüşü millî olanlar bugün bunlara ne teklif ediyor?” vb. gibi temel sorular konulabilir.
Ortaya çıkan görüşler şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşılmalı; daha sonra bunlardan yeni dönemin ihtiyaçlarına cevap veren kapsamlı bir millî program oluşturulmalıdır. Bu program da kamuoyunun görüşüne açılmalı, eleştiriler alınmalı, olgunlaştırılmalı ve nihayet müşterek bir gelecek programına dönüştürülmelidir.
Fikir ve program ortaya çıktıktan sonra uygulama kadroları konuşulmalıdır. “Önce başkanı seçelim, yetkiyi verelim, sonra da etkiyi görelim” yöntemi artık terk edilmelidir. Kadrolar önce ne yapacaklarını, hangi hedefe hangi yöntemle ulaşacaklarını ve hangi takvimle çalışacaklarını açıkça ortaya koymalıdırlar.
Sistem iyi kurulursa uygulama kolaylaşır.
Program belirginleşirse kadro kendisini gösterir.
Kadro ortaya çıkarsa liderlik de doğal olarak oluşur.
İşte siyasetin devreye girmesi gereken yer burasıdır.
Kim bu işi samimiyetle başlatırsa ona yardımcı olalım. Bir parti başlatır, bir kurum ev sahipliği yapar veya güvenilir birkaç kişi çağrı yapar; bunun şekli ikinci derecede önemlidir. Tek şart şudur:
Kimse “Benim etrafımda birleşin” demesin.
Herkes “Gelin, hepimizin üzerinde birleşebileceği doğru zemini birlikte kuralım” desin.
Benim tavsiyem budur. Daha pratik ve daha doğru bir yöntem aynı sonuca ulaştıracaksa ona da razıyım. Mesele benim teklifimin kabul edilmesi değil, doğru neticenin alınmasıdır.
Kısacası, önce bize bir Medine ve üzerinde ittifak edeceğimiz medenî fikirler lazımdır.
Kim bu büyük yürüyüşü samimiyetle başlatacaksa, kim şahısları değil ilkeleri merkeze koyacaksa, kim istişareyi gerçekten işletecekse, kim yeni nesiller için bir fikir ve medeniyet seferberliği başlatacaksa; “benim adamım-senin adamın” demeden ona omuz vermeliyiz.
Bu, bir kişiye teslim olmak değildir.
Bu, doğru mecranın kurulmasına katkı vermektir.
Yıllar önce “Mecrasını Arayan Su” derken de anlatmaya çalıştığım mesele buydu.
Su hâlâ vardır. Mesele, suyu yeniden doğru mecrasına kavuşturmaktır.
Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Nûh'un uzun yıllar süren tebliğinin ardından Rabbine yaptığı niyaz, sorumluluk taşıyan herkes için büyük bir derstir. O, gece gündüz anlattığını, uyardığını ve üzerine düşeni yaptığını ifade eder. Tebliğ etmek insanın görevidir; netice Allah'ın takdiridir.
Ben de bu yazı dizisini aynı duyguyla tamamlıyorum.
Yıllardır aynı hakikatleri farklı vesilelerle anlatmaya çalıştım. Dün söyledim, bugün de söylüyorum. Çünkü susmanın vebali, konuşmanın yükünden daha ağırdır.
Bundan sonrası tek bir kişinin, tek bir partinin veya tek bir kurumun meselesi değildir. Bundan sonrası, bu davanın emanetini omuzlarında taşıdığına inanan herkesin vicdanına ve iradesine kalmıştır.
Herkes kendi hesabını, kırgınlığını ve beklentisini bir kenara bırakmalıdır. Bilen bilgisini, tecrübesi olan tecrübesini, imkânı olan imkânını, genç olan enerjisini, yaşlı olan birikimini ortaya koymalıdır.
Herkesin yapabileceği bir şey vardır.
Yeter ki hiç kimse kendisini davanın yegâne sahibi görmesin.
Yeter ki hiç kimse kendi kurumunu davanın önüne geçirmesin.
Yeter ki hiç kimse “Ben olmazsam olmaz” demesin.
Gün bugündür.
Bugün ayan beyan ortaya çıkma, sorumluluk alma ve doğru mecrayı müştereken kurma günüdür.
Ve unutmayalım; her zorlukla beraber nice kolaylıklar da vardır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın dediği gibi:
Hak şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler,
Mevlâ görelim n'eyler,
N'eylerse güzel eyler.
Vesselâm.
Yapısal düzenlemeler nedir?
Ekonomi nasıl yönetilir?
Ekonomide bugün çektiğimiz sıkıntılar
planlı mıdır,
kişisel midir yoksa
sistemik midir?
Hepsi ve daha fazlası burada.
https://t.co/0AiZylVEnz
4. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Muhasebe Vakti: Nerede Yanlış Yapıldı?
Bir önceki yazımızda, Millî Görüş'ün fikrî yapısının değil, onu taşıyan mecranın değiştiğini ifade etmeye çalışmıştık. Bu yazıda ise o mecranın hangi kırılma noktalarından geçerek bugünkü hâline geldiğini kronolojik bir ana çerçevede değerlendirmek istiyorum.
Amacım kimseyi suçlamak değil yaşananlardan ders çıkarmaktır. Çünkü geçmişiyle yüzleşemeyen hareketler geleceği inşa edemezler. Muhasebe yapmayanlar ise aynı hataları tekrar etmeye mahkûmdurlar.
Necmettin Erbakan’ın vefatıyla birlikte Millî Görüş tarihinde yeni bir dönem başladı. Bu dönem, yalnızca bir genel başkan değişikliği dönemi değildi. Aynı zamanda hareketin fikrî merkezini, teşkilat yapısını ve gelecek stratejisini yeniden belirlemesi gereken kritik bir dönemdi. Böyle dönemlerde en büyük ihtiyaç, güçlü bir istişare mekanizması ve ortak bir akıldır. Ne yazık ki süreç içerisinde ortak akıl güçlenmek yerine farklı merkezler oluşmaya başladı.
İlk büyük kırılma, Numan Kurtulmuş döneminde yaşandı. Erbakan Hocanın, yakın çalışma arkadaşlarının ısrarları üzerine genel başkanlığa taşıdığı Numan Kurtulmuş ile kısa süre sonra ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Yaşanan olağanüstü kongre süreçleri, hareket tarihinde derin izler bıraktı. Ardından HAS Parti kuruldu; kısa bir süre sonra da bu partiyi fesheden Kurtulmuş AK Parti'ye katıldı. Bu gelişmeler, sadece bir parti ayrılığı olarak görülmedi. Millî Görüş tabanının önemli bir kısmı bunu, hareketin bağımsız siyaset iddiasının ilk büyük kırılması olarak değerlendirdi. Bugün geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki, asıl kayıp kadrolarda değil; birlik duygusunda oluşmuştu. Bu ağır bir kayıptı.
İkinci önemli dönem, Oğuzhan Asiltürk'ün belirleyici olduğu süreçtir. Mustafa Kamalak önce Genel İdare Kurulu tarafından, ardından 2014 Büyük Kongresi'nde delegelerin oylarıyla genel başkan seçildi. Aynı kongrede Fatih Erbakan da aday olmuş ancak seçilememişti. Daha sonra Erbakan Vakfı çalışmalarına yoğunlaşmak üzere parti çalışmalarından ayrıldı.
Mustafa Kamalak döneminde Saadet Partisi, AK Parti karşısında bağımsız bir Millî Görüş çizgisi izledi. Ancak kısa süre sonra parti içerisinde yeni bir güç dengesi oluştu ve 2016 Kongresi'nde Temel Karamollaoğlu genel başkanlığa getirildi. Bu süreç, hareket içinde farklı şekillerde değerlendirildi. Kimileri bunu tabii bir liderlik değişimi olarak görürken, kimileri teşkilat iradesinin yeterince işletilmediğini savundu. Genel merkezin, dar bir garip kliğin eline geçtiğini söyleyenler de vardı.
2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumunda Saadet Partisi "Hayır" kampanyasında yer aldı. Buna karşılık Oğuzhan Asiltürk daha farklı bir çizgi izledi; sonraki yıllarda AK Parti ile kurduğu temaslar ve yürüttüğü diyalog, hareket içerisinde yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Bir kesim bunu Türkiye'nin içinde bulunduğu şartların gereği olarak değerlendirirken, bir kesim ise Millî Görüş'ün bağımsız kimliğinin zedelendiğini düşündü.
Burada önemli olan, kimin haklı olduğu değildir.
Önemli olan, böylesine stratejik bir konuda yarım asırlık bir hareketin ortak bir irade ortaya koyamamış olmasıdır.
2018 Genel Seçimleri bu dağınıklığı daha görünür hâle getirdi. Saadet Partisi Millet İttifakı içerisinde seçime girerken, parti içerisinde AK Parti ile farklı arayışlar da devam ediyordu. Taban açısından ciddi bir kafa karışıklığı oluştu. Millî Görüş seçmeni, hareketin stratejik yönünün ne olduğu konusunda net bir tablo göremedi.
Aynı yıl Fatih Erbakan'ın Yeniden Refah Partisi'ni kurmasıyla birlikte Millî Görüş iddiasını taşıyan ikinci bir siyasi yapı ortaya çıktı. Bu gelişme bazı kesimlerde yeni bir umut oluştururken, bazı kesimlerde ise dağınıklığın daha da artacağı endişesine yol açtı.
...
++
3. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Erbakan'dan Sonra Millî Görüş Neden Mecrasını Kaybetti?
Bir önceki yazımızda Millî Görüş'ün ne olduğunu, hangi tarihî köklerden beslendiğini ve hangi hedeflere yürüdüğünü ele aldık. Şimdi ise cevaplandırılması gereken daha zor bir soruyla karşı karşıyayız:
Böylesine güçlü bir fikrî harekete ne oldu?
Neden kitlesel teveccüh görmüyor?
Neden toplumun önünü açan, gündem belirleyen ve umut veren bir hareket olmaktan uzaklaştı?
Yıllar önce "Mecrasını Arayan Su" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Bugün de aynı kanaatteyim. Kaynağından çıkan su tertemizdir. Hayat verir, bereket getirir. Fakat yanlış bir yatağa yönlendirildiğinde bataklığa dönüşebilir. Kimse o zaman "Su bozuldu" demez. Çünkü problem suyun kendisinde değil, aktığı mecradadır. İşte Millî Görüş'ün yaşadığı süreç de budur.
Millî Görüş fikri kirlenmedi. Hakkı üstün tutma anlayışı değişmedi. "Önce Ahlâk ve Maneviyat" ilkesi eskimedi. Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya hedefleri bugün de canlılığını koruyor. Değişen, bu fikrin taşındığı mecra oldu.
İlk yıllarda Millî Görüş'ün merkezinde fikir vardı. Sanayi konuşulurdu. Adil Düzen konuşulurdu. Projeler konuşulurdu. İnsan yetiştirmek konuşulurdu. Hiç kimse makamı davanın önüne koymazdı. Çünkü herkes biliyordu ki kişiler geçicidir, fikir ise kalıcıdır.
Zamanla bu denge bozuldu. Fikir merkezli yapı, kişi merkezli bir yapıya dönüştü. Hareketin gündemini fikirler değil, kişiler belirlemeye başladı. Kim hangi göreve gelecek, kim hangi makamı alacak, kim kimin yanında yer alacak gibi tartışmalar, nasıl bir Türkiye inşa edeceğimiz sorusunun önüne geçti. Böylece dava merkezli bakış yerini parti (genel merkez) merkezli bir bakışa bıraktı.
Bu dönüşümle birlikte istişare kültürü de zayıfladı. Oysa istişare, Millî Görüş'ün en önemli geleneklerinden biriydi. Farklı görüşler zenginlik olarak görülmek yerine tehdit olarak algılanmaya başladı. Bunun sonucunda kibir, hırs ve inat, dava şuurunun önüne geçti. “Başkanın vardır bir bildiği” yaklaşımı, ilke haline getirildi. Nefsini terbiye edemeyen bir kadronun büyük bir medeniyet davasını taşıması da kolay değildir.
Bu zihniyet değişiminin en önemli sonuçlarından biri de önceliklerin değişmesiydi. Bir dönem davanın menfaati her şeyin üzerinde tutulurken, zamanla farklı menfaat alanlarının öne çıktığı yönünde ciddi eleştiriler dillendirilmeye başlandı. Burada sadece şahsî menfaatlerden söz etmiyorum. Bazı yöneticilerin kendi çevrelerini, kurumlarını veya ticari yapılarını öncelediklerine dair yaygın kanaatler oluştu. Siyasetin ve teşkilat görevlerinin, bazı çevrelerde çocuklara, eşe dosta iş bulmanın, iş kurmanın veya çeşitli makamlara ulaşmanın aracı hâline geldiği yönündeki eleştiriler, Millî Görüş'ün alışık olmadığı bir tartışma iklimini beraberinde getirdi. İktidarla arka kapı ilişkileri, ilke ve prensipleri örseledi.
Oysa Millî Görüş'ün çok köklü bir teşkilat ahlâkı vardı. Şu söz sık sık tekrar edilirdi: "İki kişi kalsa bile biri aday olur, diğeri de ona oy verir." Çünkü önemli olan şahıs değil, davanın temsil edilmesiydi. Bugün ise zaman zaman oyların ve desteklerin pazarlık konusu edildiğine dair eleştirilerin yapılması, teşkilat kültürünün ne kadar aşındığını göstermesi bakımından oldukça düşündürücüdür.
Bir başka önemli kırılma da birlik ruhunun zayıflamasıdır. Millî Görüş tarihine baktığımızda ayrışmaları önlemek için büyük fedakârlıklar yapıldığını görürüz. Buna rağmen sonraki yıllarda hareket içinde yeni ayrışmaların ortaya çıkması engellenmedi. Bu durum, fikrî enerjinin önemli bir bölümünün iç tartışmalara harcanmasına yol açtı. Oysa Millî Görüş'ün ihtiyacı yeni bölünmeler değil, aynı fikrin farklı birikimlerini yeniden ortak bir hedef etrafında buluşturabilmekti.
+
2. YAZI
MİLLÎ GÖRÜŞ'ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
Millî Görüş Bir Parti Değil,
Bir Medeniyet Tasavvurudur.
Bir önceki yazıda, bu yazı dizisini neden kaleme aldığımı anlatmaya çalıştım. Maksadımın herhangi bir kişiyi veya herhangi bir partiyi hedef almak olmadığını ifade ettim. Çünkü bugün mesele kişiler değildir; mesele makamlar değildir; mesele partiler de değildir.
Bugün mesele, Millî Görüş fikrinin geleceğidir.
Ancak geleceği konuşabilmek için önce aynı kavramdan söz ettiğimizden emin olmamız gerekir. Bugün "Millî Görüş" denildiğinde herkes aynı şeyi mi anlıyor?
Sanmıyorum.
Kimi onu sadece bir siyasi parti olarak görüyor. Kimi yalnızca Erbakan Hocamızın kurduğu partilerin ortak adı olarak biliyor. Kimi ise onu geçmişte kalmış bir siyaset anlayışı olarak değerlendiriyor. Milli görüşçüleriz, diyerek geçmişte yaşıyor!
Oysa bunların hiçbiri Millî Görüş'ü tam olarak tarif etmeye yetmez.
Millî Görüş, ne bir partinin adıdır ne de yalnızca bir seçim hareketidir.
Millî Görüş; millî ve manevî değerlere dayanan, Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya hedeflerini esas alan; kendi medeniyet paradigmasından özgün çözümler üreten; Adil Düzeni kurmayı amaçlayan; reaksiyoner değil aksiyoner bir medeniyet ve diriliş hareketidir.
Merhum Erbakan Hocamızın da ömrünü adadığı mücadele, bir parti kurma mücadelesi değil; bir medeniyet kurma mücadelesiydi. Partiler bunun araçlarından sadece biriydi. Araçlar zamanla değişebilir, fakat fikir değişmez.
Millî Görüş, bu milletin tarih boyunca ürettiği medeniyet birikiminin bugünkü adıdır. Onun için Millî Görüş, belli bir zümrenin değil; bu coğrafyanın ortak hafızasının ve ortak vicdanının adıdır. Kendi tarihimizden, kendi medeniyetimizden ve kendi insanımızdan doğmuştur.
Millî Görüş'ün değişmeyen temel ilkeleri vardır. Bunlar; önce ahlak ve maneviyatçı olmak, hakkı üstün tutmak ve nefis terbiyesini esas almaktır. Çünkü Millî Görüş önce insanı inşa etmek ister. Kendini yönetemeyen insanın devleti yönetemeyeceğini bilir.
İşte bunlar Millî Görüş'ün özüdür; dışarıdan bakınca hemen görülmeyen fakat onu Millî Görüş yapan temel vasıflardır. Millî Görüş'ün dışarıdan görülen vasıfları da vardır. Onlar hidayet, feraset ve dirayettir. Millî Görüş, işte bu vasıfları taşıyan insanların omuzlarında yükselir.
Bir fikri anlamanın son aşaması, onun hangi hedef için var olduğuna bakmaktır. Hakkın üstün tutulduğu, sömürünün sona erdiği ve insanlığın adalet içinde yaşayabildiği yeni bir milli ve milletlerarası düzen. İşte Millî Görüş, bu hedefe ulaşmak için verilen mücadelenin adıdır.
Millî Görüş, sadece "Millî Görüşçü" olduğunu söyleyen insanların hareketi değil bu milletin ortak vicdanından doğmuş bir fikirdir. Bu fikirleri savunan velakin farklı partilerde bulunan, farklı kurumlarda görev yapan on milyonlarca insan bu büyük yürüyüşün tabiî paydaşlarıdır.
Bugün Neye İhtiyacımız Var?
Dünya yeni bir güç mücadelesinin içindedir. Jeopolitik yeniden şekilleniyor. Ekonomi yeniden tanımlanıyor. Teknoloji başlı başına bir güç unsuruna dönüşüyor. Finans sistemi insanlığı yeni bağımlılıklara sürüklüyor.
Böyle bir dönemde Millî Görüş, sadece geçmiş başarıları anlatan bir nostalji hareketi olamaz. Olmamalıdır.
Kendi tarihinden aldığı ruhu, günümüzün jeopolitiğiyle, ekonomipolitiğiyle, teknopolitiğiyle, finanspolitiğiyle ve teopolitiğiyle yeniden buluşturmak zorundadır.
Çünkü Millî Görüş, reaksiyoner bir hareket değildir. Aksiyoner bir harekettir.
Başkalarının ürettiği çözümlere tepki veren değil; kendi medeniyet kodlarından hareketle yeni çözümler üreten bir diriliş hareketidir.
Millî olmak, başka milletlere karşı olmak değildir.
Millî olmak; ...
+
İŞTE KÖLELİK İŞTE SİZE GELEN YENİ DÜNYA DÜZENİ ‼️Az önce Çamlıca Tepesine çıktım. Sosyal tesislerden çay almak istedim. Üzerimde nakit para vardı. Kartta vardı ama kartımı kullanmadım. Bu emekçilerle bizi karşı karşıya getirenler utanmadan özgürlükten bahsediyorsunuz!! Bankalardaki paranızı atın çöpe o zaman??? Nakit tercihim oldu. Çünkü nakit ortadan kalkarsa özgürlük biter. İşte BELGESİ!! Tesisin içindeki restoran kasasına ödemeye gittim. "Nakit yasak, nakit para geçmiyor" dedi. Sonra diğer cafesine gittim. Orada da durum aynı. Nakit geçmiyor ve nakitsiz alışveriş yasak. Pardon da siz kimsiniz ya? Yahu bu sisteme boyun eğen kim olursa olsun TAS TAMAM, TASMALI KÖLERDİR. Covid'den ders almayan gönüllü köleler şimdi İKLİM KÖLELERİ oldular. Yazık size. Size herşey müstahak. PROTESTO EDİYORUM. Bunu şimdilik hem iktidarın, hem muhalefetin belediyeleri yapıyor. Yakında her yerde sokakta, cadde de. Yüz tanıma sistemlerinde direkt olarak SUÇLUSUNUZ! Köle değiliz İNSANIZ KABUL ETMİYORUM. Neresi olursa olsun, kim olursa olsun nakit almayan yerde eylem yapacağım. #KıtlıkYasalarınıÇek
Sakın koltuklarınızı bırakmayın !
Sakın keyfinizi bozmayın !
Vallahi bu çocukların ahı bütün dünyayı yakar .
....
#ULKER#IBFKvFB inek İtalya Veli
Müsiad 28 Selcuk İtalya
Kırmızı Masa’ya Prof. Mete Gündoğan konuk oluyor.
-Kırmızı Kitab’ta neyi anlatıyor? Küresel ve bölgesel krizler için ne öneriyor?
-Faizsiz ekonomi sistemi mümkün mü?
-Paxjudaica, Tarım, İstanbul depremi ve faiz enflasyon sarmalı. @muharice soracak @mtgundogan cevaplandıracak.
İklim Kanunu geri çekildi: Kim kazanıyor, kim kaybediyor?
Prof. Dr. Mete Gündoğan anlatıyor
💸 Ekosistem yok, tahsisat çok
🏦 İklim değil, ekonomi merkezli bir kurgu
🚫 Karbon eşitsizliği kalkınma hakkını gasp eder
🔒 Özgürlüğün sonu olabilir
https://t.co/4Td9yeo8qO
Prof. Dr. Mete Gündoğan anlatıyor
📄 TÜSİAD raporu ne diyor?
📈 TÜSİAD raporundaki eksiklikler neler?
🇪🇺 Türkiye'nin ekonomik geleceği için AB entegrasyonu ne kadar kritik?
📉 Refahın adil paylaşılması nasıl sağlanabilir?
https://t.co/9eZxz216si