"Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanma Tehdidi" başlıklı çalışmam kitap olarak yayımlandı.
Kitapta, BM Şartı'nın 2 (4). maddesinde yer alan kuvvet yasağının, "kuvvet kullanma" ile beraber bir diğer unsurunu oluşturan "kuvvet kullanma tehdidini" inceledim.
https://t.co/EUsmpnlOje
BM düzeninin ve kolektif güvenlik sisteminin işlevselliğinin ve meşruiyetinin sorgulandığı günümüzde, kuvvet yasağının normatif gücü zihinlerde giderek aşınıyor. Bu kapsamda, tehdit bağlamında güncel meseleleri de içeren bir tartışma gerçekleştireceğiz.
"Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanma Tehdidi" başlıklı çalışmam kitap olarak yayımlandı.
Kitapta, BM Şartı'nın 2 (4). maddesinde yer alan kuvvet yasağının, "kuvvet kullanma" ile beraber bir diğer unsurunu oluşturan "kuvvet kullanma tehdidini" inceledim.
https://t.co/EUsmpnlOje
"Birleşmiş Milletler ve Yapay Zekâ" adlı çalışmam kitap bölümü olarak yayımlandı.
Bölümde, örgütün yapay zekaya olan yaklaşımını uluslararası kalkınma, insan hakları ve uluslararası barış ve güvenlik bağlamında inceledim. Ayrıca yapay zeka yönetişimindeki girişimlerine değindim.
Uluslararası Hukukun Tarihi Birinci Kitap: Uluslararası Hukukun Şafağı yayımlandı. Sümer'in şehir devletlerinden sınır, antlaşma, elçilik dokunulmazlığı, savaş ve barışın erken izlerini izleyen bir normatif arkeoloji okuması. https://t.co/5iJ4ILAbMO
7 Ekim'in seneidevriyesindeyiz. Gazze'de onbirlerce müslüman şehit edildi. Geride kalanlar da şehadeti bekliyor.
Uluslararası toplumun aslında tek bir gündem maddesi olmalıydı:
İsrail denilen işgal rejiminin silahsızlandırılması. Aksi takdirde apartheid ilan edilip dışlanması.
Hiçbir devlet ve hatta mevcut koşullar altında Filistin bile Gazze'deki kurtuluş mücadelesinin bu şekilde tasfiye edilmesine karar veremez. Nitekim bu tür hareketler ne siyasi ne de hukuki olarak masa başında ortadan kaldırılmaya da müsait değildir. Bunun bilincinde olmak lazım.
Türk savaş gemileri, Global Sumud Filosu’na Gazze karasularına ve hatta limanlarına kadar eşlik edebilir. Bu misyonun icrası sırasında Türk savaş gemilerine yönelik gerçekleştirilecek olan saldırılar Türkiye’ye açık ve tartışmasız şekilde meşru müdafaa ile yanıt hakkı verecektir.
Türkiye, içerisinde Türk vatandaşlarının da olduğu ve amacı Gazze'ye insani yardım ulaştırmak olan Küresel Sumud Filosu'nun açık denizlerdeki seyrüsefer serbestisini garanti altına alabilmek ve onları İsrail saldırılarından korumak için derhal savaş gemilerini görevlendirmelidir.
Türkiye 1997'de GKRY’nin Rusya’dan S-300 alarak Ada’ya konuşlandırmak istemesini statükonun ihlali ve kendisine yönelik tehdit olarak değerlendirmiş ve bunun engellenmesi için gerekirse silahlı kuvvete başvuracağını açıklamıştır. Bu yüzden GKRY geri adım atmak zorunda kalmıştır.
"Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanma Tehdidi" başlıklı çalışmam kitap olarak yayımlandı.
Kitapta, BM Şartı'nın 2 (4). maddesinde yer alan kuvvet yasağının, "kuvvet kullanma" ile beraber bir diğer unsurunu oluşturan "kuvvet kullanma tehdidini" inceledim.
https://t.co/EUsmpnlOje
Adadan, adanın garantörü olan Türkiye'ye tehdit yöneltilemez. GKRY'nin İsrail'den HSS aldığına ilişkin bilgiler var. Bu durum Garanti Andlaşmasının ihlalini teşkil edecektir. Türkiye bu sistemlere yönelik olarak hukuka uygun bir silahlı müdahaleyi gerçekleştirme hakkına sahiptir.
Küresel Sumud Filosu bugün Gazze’ye doğru harekete geçti.
BM Genel Kurulu, Barış İçin Birlik konsepti çerçevesinde alacağı bir kararla bu insani yardım filosunun uluslararası sularda seyrüsefer serbestisini teminat almak için bir koruyucu güç görevlendirmelidir.
Doha saldırısına dair:
İsrail sorunu bölgenin çözülmesi gereken en acil sorunudur. Nitekim İsrail’in bizzat varlığı bile uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehdit oluşturuyor.
Bölgedeki İslam devletleri derhal harekete geçmek zorundadır. Tek bir çare var: askeri müdahale.
Uluslararası hukuk sizin hakkınızı garanti altına almaz. Diplomasi de. Bunlar ancak haklarınızı kayıt altına alabilir. Hakkınızı garanti altına alacak şey ise ancak güçtür.
İsrail'in Gazze'deki askeri varlığına yönelik yapılabilecek olan bu silahlı müdahalenin sadece insani yardımın geçişi ve kıtlığın engellenmesi amacıyla sınırlandırılması zaruri değildir. Tüm soykırım eylemlerinin durdurulması, işgal ve ablukanın sonlandırılması da amaçlanabilir.
Gazze'deki "işgal" durumu davet gelmesi halinde bizatihi İsrail'e karşı silahlı kuvvet kullanılabilmesinin hukuki altyapısını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, halihazırda süregelen "soykırım eylemleri" ise artık davete de ihtiyaç duyulmadan bir müdahaleye imkan sağlamaktadır.
Bu işin tek bir çözümü var o da İsrail'e karşı silahlı kuvvet kullanmaktır. Gazze özelinde bakıldığında uluslararası hukukta bu hususta gayet de meşru imkanlar mevcuttur.
Gazze şehrinin işgalini engellemeye yönelik atılabilecek tek bir etkili adım vardır o da Gazze şehrini işgal etmekte olan orduya karşı ortak meşru müdafaa kapsamında silahlı kuvvet kullanmaktır. Bu tür bir askeri müdahale uluslararası hukuka uygun olarak gerçekleştirilebilir.