Önemli gelişme;
Libya, nihayetinde 6 yıl sonra onaylayabildi
Çünkü Libya Temsilciler Meclisi Hafter'in kontrolündeydi ve AB-Yunanistan-İsrail-BAE baskıları nedeniyle Türkiye'yi oyalıyorlardı..geçte olsa sonunda Hafter yönetimi de anladı ki bu anlaşma aynı zamanda Libya'nın da lehine, yapılan baskılar Libya'nın aleyhine..
Başta Yunanistan ve İsrail'in baskıları sökmedi, Hafter yönetimi de uyandı direnmenin bir faydası olmayacağını..
Anlaşmanın daha sağlıklı işleyişi açısından birleşik bir Libya burada önem arz ediyor..gelinen noktada bu durumun biraz zaman alacağı görünmekle birlikte en azından şimdilik birleşmeye dönük bir kararlılık söz konusu, bu durum Akdeniz'de istikrarın kalıcılaşması ve Türkiye'nin çıkarları açısından önemli bir adım olacak..
2019-2021 arasında başta Libya’da olmak üzere tüm Doğu Akdeniz’de ve yankı odalarında çekilen tüm sıkıntılar, koronaya rağmen aylarca (kimi birlikler yılı aşkın) aile özleminde, başkentin hemen dış çeperinde doğrultulan tank namlularına rağmen (Trablus Savunması) bugün, 20 Ekim 2026 cefaların ve vefaların sefaya döneceği miladın günüdür. Artık Doğu Akdeniz’de kadük bir durum yoktur ve gelecek adımlarımız “acaba?”sızdır. Selam olsun isimsiz kahramanlara…
“Bir ulusa umut, bir ulusa gurur!🇹🇷”
Bazı Kıbrıslı Türkler geçmişini unutsa da kıbrıslı rumlar içinde taşıdığı vahşiliği ve Türk düşmanlığını unutmuyor. İki güzel lafa iki kuruş sıcak paraya kanılmamalı. Refahın r’sini bile size tattırmayacaklar çünkü siz Türksünüz ve onlar geçmişini unutmuyorlar
Bakın bunun bir adım ötesi VEBA! (Yersinia pestis).
İnsan artıkları ile şehirlerde beslenen sıçan türleri (Rattus spp.) üzerlerinde taşıdıkları pireler ile veba mikrobunu temas halinde oldukları canlı ve insanlara bulaştırabilir. Yağmurlu dönemlerde +
83 yıl sonra Karadeniz'de tarih tekrar ediyor.
Türk ticaret gemileri hedef alınıyor, terk edilmiş gemiler kıyılarımıza sürükleniyor, savaşın etkileri deniz yetki alanlarımıza taşıyor.
Türkiye’nin müsamaha sınırları çoktan aşılmıştır.
Yeni Substack makalemde Türkiye’nin artık seyirci kalmaması gerektiğini vurgularken, Montrö Sözleşmesi ve kıyıdaşlık ilkesi temelinde somut öneriler sunuyorum.
Karadeniz Deniz Güvenliği Koordinasyon Mekanizması kurulmalı. Ortak erken ihbar ve deniz gözetleme ağı oluşturulmalı. Mayın karşı tedbirleri genişletilmeli. Türk ticaret filosu için risk esaslı sefer planlaması ve gerektiğinde konvoy sistemi uygulanmalıdır.
Karadeniz’in güvenliği NATO’nun ya da AB'nin değil, öncelikle kıyıdaş devletlerin sorumluluğudur.
Türkiye yalnızca Boğazların bekçisi değil, Karadeniz’in güvenliğinin öncüsü olmalıdır.
https://t.co/7KMgCyXPxM
05520943231 no'lu numaradan aradılar. Polis Karakolu'yuz dedikten sonra tüm kimlik bilgilerimi saydılar, tc, ana adı, baba adı, bankam vs.
Kimliğiniz çalınmış, çalan terör suçlusu dediler. "Gazeteciyim ben, hemen geliyorum karakola" deyince, telefonu kapadılar.
Kimlik bilgilerinizi duyup panik olmayın arkadaşlar. Çok profesyoneller. Arkada telsiz sesi falan var. Yemeyin:) Kimseye para göndermeyin. Özellikle bu dolandırıcılık yöntemini yaşlı anne babanıza anlatın. Sevgiler.
Yemen'deki çatışma bölgesel savaşa dönüşüyor. Suudi destekli hükümet, stratejik Bab el-Mandeb Boğazı çevresinde, şiddetli çatışmaların yaşandığını büyük bir Husi milisleri saldırısı başlatıldığını bildiriyor.
İngilizler Lozan'da da İstanbul'u boşaltmak konusunda işi yokuşa sürmek istemiş, Türkiye'nin savaşı bile göze alacak derecede kararlı olduğunu görünce, bazı kazanımlar elde etmeye (Türkiye'deki 3 ayrıcalıklı şirketin ayrıcalıklarını uzatmaya) çalışmıştı. Fransa da Türkiye'nin Osmanlı borçlarını altın ile ödemeyi kabul etmemesi durumunda İstanbul'u boşaltmayacağını belirtmişti. Ayrıca İtilaf Devletleri, "Türkiye'deki Müttefik deniz kuvvetlerini çekmeyecegiz!" dediler. Lozan'daki Türk heyeti bütün bunları kabul etmeyince İtilaf Devletleri "Lozan Tahliye Protokulu"nü imzalamak zorunda kalmış ve Lozan'ı TBMM onayladıktan sonra da bu protokole göre İstanbul'u boşaltarak 6 Ekim 1923'te Türkiye'ye teslim etmişti. Bu arada 19 Ekim 1922'de 100 jandarma ile İstanbul'a giren Refet Paşa fillen İstanbul'un yönetimini ele geçirmişti.
Lozan'da İstanbul'u kurtarmak için nasıl kararlı bir mücadele verdiğimizi ve İngilizlerin nasıl geri adım atmaya mecbur bırakıldıklarını yarın @cumhuriyetgzt1 'sinde anlatacağım.
“Geldikleri gibi gittiler.”
İstanbul’un işgalden kurtuluşunun 103. yılında, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, şehit ve gazilerimizi minnetle anıyorum.
Dönemin İstanbul Garnizon Komutanı ve Tahliye ve Teslim Komisyonu Başkanı Çanakkale kahramanlarından Selahattin Âdil Paşa’nın, işgalciler giderken yüzündeki o gururlu gülümsemeye iyi bakın.
O gülümseme, esareti reddeden ve sonunda kazanan bir milletin vakarıdır.
Bize o günü ve o gururu yaşatanlara minnettarız.
Dilerim Türk milletinin evlatları, aynı gülümsemeyi bağımsız, onurlu, tertemiz, güçlü ve daha güzel bir Türkiye’de tekrar yaşayabilir.
6 Ekim İstanbul’un Kurtuluşu kutlu olsun.
Hariciye Vekili dururken, onca tecrübeli-şöhretli diplomat dururken, İstanbul'u teslim protokolünü imzalamaya Mustafa Kemal Paşa neden Yusuf Akçura'yı gönderdi, hiç düşündünüz mü?
Basit bir taramayla karşınıza Yusuf Akçura'nın protokolü imzalarken çekilen fotoğrafı çıkar da, bu neşeli fotoğrafını görmek için @ttkgovtr arşivine girmeniz gerekir.
Yukarıda sorduğum sorunun cevabı da bu fotoğrafta gizlidir.
Bu neşenin sebebi, imzadan çok imzayı atandır.
Diplomat yerine Türkçülüğün sembol ismi Yusuf Akçura'yı göndererek Mustafa Kemal Paşa işgalcilere "İstanbul Türk'ündür" mesajını vermiştir.
İşte bu fotoğraftaki kahkaha Yusuf Akçura'nın değil, Türk'ün kahkahasıdır.
#İstanbul #TürkBittiDemedenBitmez
62 yaşındaki annem, kaldırımdan sökülen bu engelin çivilerinden birine takılarak düşmüş. Üstü başı çürük içinde, dizlerindeki ağrı nedeniyle yürümekte güçlük çekiyor. Çivi daha sonra kendisine yardıma giden Bağdat Caddesi Siemens çalışanları tarafından sökülmüş. İnsanların can güvenliğini sağlayacak kadar belediyecilik yapabilmeniz için birilerinin hayatını kaybetmesi mi lazım? @kadikoybelediye@istanbulbld
Bab’ül-Mendep Boğazı’nın;
● “Gözyaşları Kapısı”,
● “Yas Kapısı”,
● “Hüzün Kapısı”
olarak anıldığını biliyor muydunuz?
Bazı yerlerin adı, başından geçenleri unutmaz.
Tarih boyunca o boğazdan;
● imparatorluklar geçti,
● ordular geçti,
● savaş gemileri geçti,
● korsanlar geçti,
● tüccarlar geçti,
● petrol ve enerji geçti,
● köle tacirleri geçti,
● konteyner gemileri ve tankerler geçti,
Ama hepsinden önemlisi;
Ne fırtınalar, ne batışlar, ne çöküşler, ne acılar…
Ne ölümler geçti.
Ne ölüme giden köleler ve askerler geçti.
Macera peşinde koşan, ama ölüme ve yıkıma giden ne maceraperestler geçti.
Ve Yemen illerinden;
sayısı bilinmeyen, on binlerle, hatta yüz binlerle ifade edilen Türk şehidi geçti.
//
Dün Bab’ül-Mendep üzeri Afrika’dan Arap Yarımadası’na çaresizliğe ve ölüme taşınan köleler vardı.
Bugün ise oyun içinde oyunlar, Türk gemileri ve varlığını hedef alan hortlamış korsanlar, Suud'a ve Suud'un çaresizliği üzerinden oynanan oyunlar, köle niyetine kullanılmak istenen vekiller, vekile, proxyye dönüştürülmek istenen güçler, devletler var.
//
Tarih, bugünün bedelini ve yarının tehlikesini önceden anlatan bir hafızadır.
Tarih sadece yaşanmaz.
Tarih, ders alınmak ister.
Peki biz Yemen’in kanlı tarihini;
mezhep fitnesini, hükümranlık hırslarını, jeopolitik entrikalarını, iç savaşını;
bu savaşın dinamiklerini, taraflarını, bağlantılarını,
kimin eli kimin cebinde olduğunu
yeterince çalıştık mı?
Bu kanlı sofrayı kimlerin ve neden kurduğunu?
Şimdi bu kanlı sofrayı kimlerin, nasıl ve hangi emellerle işlettiğini?
Ortamın nasıl oluşturulduğunu?
Suud’un Hürmüz’de, Doğu-Batı petrol hattında, Husi ve Irak saldırılarında nasıl yalnızlaştırıldığını; nasıl ve neden çaresizleştirildiğini; başta ABD, İsrail ve İngiltere olmak üzere kimlerin kapılarını çalmak zorunda kaldığını; kimlerin neden yan çizdiğini, hangi şartları, koşulları ve beklentileri dayattığını; kimlerin Suud’u buraya nasıl, neden ve kimlerin eliyle sürüklediğini?
Ve kimlerin bu işin içine neden çekilmek istendiğini?
//
Hürmüz bir örnekti. Bab’ül-Mendep başka bir örnek.
Hürmüz’de stratejik zemin nasıl oluşturuldu?
Kim nasıl kullanıldı?
Kim İran’a Hürmüz’ü neden kapattırdı?
Kim nasıl şeytanlaştırıldı?
Şeytanlaştırılan nasıl saldırganlaştırıldı?
Ve kimler - özellikle Araplar - kimlerin altına nasıl itildi?
Kaynaklar, koridorlar, alanlar, savaşlar kimlerin çıkarları doğrultusunda nasıl şekillenmeye başladı?
///
Şimdi asıl soru:
Bu kanlı sofrayı kaldırmak kime ve nasıl düşer?
Türkiye, içinden çıkılması çok zor kanlı bir mezhep fitnesinin ne tarafıdır ne de oyuncağı.
ABD’nin de, İsrail’in de, İngiltere’nin de oyuncağı değildir.
Türkiye;
İsrail ve ABD adına önce Husilerle, sonra İran’la savaşacak bir vekil ülke olmadığı gibi,
İran adına ABD ve İsrail’le savaşacak bir vekil ülke de değildir.
Türkiye vekil değil, astır.
Türkiye’nin amacı;
birilerinin savaşına taraf olmak değil,
birilerinin savaşında kullanılmak değil,
savaşların yayılmasını ve Türkiye’ye taşınmasını engellemektir.
Türkiye, Ortadoğu’da barış, istikrar ve sistemi inşa eden bir denge ülkesidir.
Ve aslolan;
kendi iradesidir.
Birileri bilmeli ve anlamalıdır:
Türkiye, Ortadoğu’nun ve kürenin denge ve umut ülkesidir.
Türkiye olmadan sadece Ortadoğu’da değil, cihanda sulh olmaz.
///
Türkiye;
kanlı fitne sofralarında, mezhep fitnesiyle demlenmiş pilava kaşık sallayan değil;
o sofraların neden kurulduğunu anlayan,
kimlerin kurduğunu gören,
kimlerin hangi hesabın parçası hâline getirildiğini bilen,
ve gerektiğinde o kanlı sofranın kaldırılmasını sağlayabilen
bir Yaradılış hediyesidir…
///
Bir başka açıdan…
Bu kanlı sofrayı biz kurmadık.
İçine katılmak neden bize düşsün?
Ama kaldırılmasına katkı sağlayabiliriz.
“Bütün tarafları bir istikrar sisteminde konumlandırarak…”
ABD’nin de, İsrail’in de, İngiltere’nin de, İran’ın da, Ensarullah’ın da, Yemen hükümetinin de, Arap ülkelerinin de ve dahi Çin ve Rusya’nın da buna ihtiyacı var.
Abdullah Ağar
25 Eylül 2026
Zamanında doğru ve güzel bir iş yapmışız. Dönemin Edirne Valisi Fahri Yücel’e, Orman Md.lüğü ilgililerine; dikim yapan 55. Tugay’ın (Süloğlu-Edirne) askerlerine ve çekim yapıp yollayan Tunay Bey’e şükran duygularımla…
"Mora'daki soykırım ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi."
Yunanlar tarafından Türklere yönelik gerçekleştirilen Tripoliçe Katliamı - 23 Eylül 1821.
Unutmadık, unutturmayacağız 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Türkçenin daha önce seçmeli ders olarak okutulduğu okullarda yeniden müfredatta yer almasını memnuniyetle karşılıyor; bu yönde katkı sunan tüm tarafların ve Eğitim Bakanlığının çabalarını takdirle karşılıyoruz.
Bu olumlu adımın yanı sıra, Suriye Türkmenlerinin dilsel ve kültürel haklarının dönemsel kararlara bağlı kalmadan, eşit vatandaşlık temelinde anayasal güvenceye kavuşturulmasını temenni ediyoruz.
Türkçe, Suriye Türkmenleri için yalnızca bir ders değil; kimliğimizin, kültürümüzün ve gelecek nesillere aktarılması gereken köklü mirasımızın ayrılmaz bir parçasıdır.
نرحب بإعادة إدراج اللغة التركية في المناهج الدراسية في المدارس التي كانت تُدرَّس فيها سابقاً كمادة اختيارية، ونثمّن جهود وزارة التربية والتعليم وجميع الجهات التي أسهمت في هذا الاتجاه
وإلى جانب هذه الخطوة الإيجابية، نتطلع إلى أن تحظى الحقوق اللغوية والثقافية للتركمان السوريين بضمانات دستورية، على أساس المواطنة المتساوية، وبما يضمن استقرار هذه الحقوق بعيداً عن القرارات المرحلية
فاللغة التركية بالنسبة للتركمان السوريين ليست مجرد مادة دراسية، بل هي جزء أصيل لا يتجزأ من هويتنا وثقافتنا وإرثنا العريق الذي نحرص على نقله إلى الأجيال القادمة
Samandağ'da köyümde bir anne vardı, biri kız 3 çocuğunu yalnız büyütüyordu bahçedesinde yetiştirdiği sebzeleri satıp geçinmeye çalışıyorlardı. Depremde evleri yıkılmıştı o dönem çocuklar için burs desteği vermiştiniz, işte o kız çocuğu Ankara TIP Fakültesini kazandı, sayısal sıralamada 2900 yaptı! 😍 Gerçekten inanamıyorum, gurur duyuyorum hem onunla, hem annesiyle, hem de sizinle❤️ Şimdi üniversite dönemi için burs desteğine ihtiyacımız var. Bana DM'den yazarsanız sizi iletişime geçirebilirim.
Dün Ankara, Panora AVM çıkışında, araçlar yaya geçidinde yol vermiş haldeyken son hızla aradan sıyrılan, 13 yaşlarında gösteren bir çocuğun kullandığı bir "scooter"ın çarpmasıyla yola savruldum. Ayak kemiklerim kırıldı. Ayrıntıları Yıldızevler polis merkezinde, çocuk ve ebeveynlerine suç duyurumda anlattım. Kamera kayıtlarının bulunmasını talep ettim. Trafikte kural ve denetim tanımayan bu "scooter" terörüne dur denilmeli.
@mustafaciftcitr@abakingurlek@a_uraloglu@mansuryavas06@burhanduran@EmniyetAnkara
Şehidimiz var!
Dün gece geç saatlerde Altınköprü’de hain bir silahlı saldırı sonucu şehit düşen Türkmen askerimiz Ali Behcet’in cenaze merasimine katıldık.
Şehidimizin acısı yüreğimizi yakarken, Altınköprü’de güvenliğin daha fazla ihmal edilmesine izin verilemez.
Bölgede görev yapan Irak Ordusu birliklerinin derhal takviye edilmesini, güvenliğin tamamen Ordu tarafından üstlenilmesini, Altınköprü’nün giriş ve çıkışlarının kontrol altına alınmasını ve güvenlik boşluklarının bulunduğu bölgelere askerî birliklerin konuşlandırılmasını talep ediyoruz.
Halkımızın can güvenliği devletin güvencesi altındadır. Yetkilileri vakit kaybetmeden harekete geçmeye çağırıyor, halkımızın sabrının tükenmekte olduğunu önemle hatırlatıyoruz.
Şehidimiz Ali Behcet’e Allah’tan rahmet, ailesine ve Türkmen milletimize başsağlığı diliyorum.
Özel Operasyonlar Timi Komutanıydı.
Lakabı, Dağların Kartalı’ydı.
Barış, Umut ve Ozan'ın babasıydı.
Vatanı için çok can aldı. Canını da vatanına feda etti...
Dile kolay, 30 sene terörle mücadele etti.
Şehit Nimet Encü.