istanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşığım: işte 1942 senesinin 21 haziranı'nın gece yarısından sonra saat üç buçukta uyanık, beyaz şimşeklerin çaktığı, yağmurlu bir gecenin sana tebliği.
Gülistan Doku dosyasında gözaltında bulunan Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile yakın koruması Şükrü Eroğlu, adliyeye getirilirken adeta kıyamet koptu. Vatandaşlar ve aile, hep bir ağızdan ‘katil’ sloganı attı. İki şüpheli otobüste bekletiliyor.
#okuldaşiddetehayır tek suçlu diye bir şey yok herkes üstüne düşen sorumluluğu almalı. Suça özendiren de suçun cezasını veremeyen de özgür çocuk yetiştiriyorum adı altında kural tanımaz, şımarık, toplumsal düzene uyum sağlayamayan bir nesil meydana getiren aileler de suçludur.
Fatih Altaylı: “Tüm suçu tek bir Bakan’ın üzerine yıkarak bu meseleden kurtulamayız.
Bakan elbette suçlu. Eğitimden başka her şeye maydanoz olduğu için, eğitimin sorunları ile uğraşacağına Cumhuriyet rejimi ile hesaplaşmaya çalıştığı için elbette suçlu.
Ama tek suçlu değil.
Açık söyleyin bana, Kahramanmaraş’taki okul saldırısını her an olabilir diye beklemiyor muydunuz!
Okullarda şiddet, okullarda akran zorbalığı giderek daha görünür hale gelmemiş miydi!
“Suça sürüklenen çocuklar” diyerek hafife aldığımız meselede o çocuklar “okullardan” çıkmıyor muydu!
Pazarda Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayan çocuğun, bunu okulda yapmıyor olmasının tek nedeni, okula gitmiyor olması değil miydi!
Casperlar ve Daltonlar çetelerine mensup 14-15 yaşında çocuklar bu okulların öğrencileri değil miydi!
Ben bu meselenin köklerini 2000’li yılların başına taşırım hep.
Bir diziye, “Kurtlar Vadisi” dönemine.
Bence tarihte hiçbir dizi, hiçbir senaryo bir topluma ya da bir millete bu dizi kadar büyük zarar vermemiştir.
Şiddeti, kendi hukukunu yaratıp uygulamayı, ihkakı hakkı, çeteleşmeyi, mafyalaşmayı, kendini hukukun ve adaletin üzerinde görmeyi hiçbir dizi bu kadar kutsamamış, hiçbir senaryo böyle bir yolu aydınlatmamıştır.
Bu dizi ile birlikte şiddeti kutsamak moda oldu. Hakkı, hukuku kendi gücünde arayan, adaleti küçümseyen kuşaklar böyle yetişmeye başladı.
Öğretmenin giderek küçümsenmesi, okul yönetimlerinin bakanlık tarafından ciddiye alınmaması, ülkedeki genel hukuksuzluk hepsi toplanınca sonuç bu oldu.
Evinde 5 silah bulunduran ve bunu evdeki çocuğun erişebileceği yerde saklayan “emniyetçi” baba büyük olasılıkla bir Kurtlar Vadisi neslidir.
Bu, elinde pastayla mum üflerken fotoğrafını görüp “Bu çocuk mu 9 kişiyi öldürdü?” diye sonuçlanan bir aymazlığa giden bir körlüktür.
Kurtlar Vadisi diye başlamış, sabah programları ile sürmüş bir şiddet ve hukuksuzluk vadisidir.”
Yeldananın intihar ettiğine kimse inanmamıştı. Sonrasında da çok fazla şey konuşuldu ama arkasında hakkını arayacak kimsesi olmadığı için olayın üstüne gidilmedi. Herkes için adalet istiyoruz bu cinayetin sorumlularının da cezasını çekmesi gerekiyor.
28 Mart 2019’da, Yeldana Kaharman Elazığ’daki evinde ölü bulundu. 21 yaşındaydı, Fırat Üniversitesi öğrencisiydi ve yerel bir televizyonda program sunuyordu.
Olay “intihar” olarak kayıtlara geçti.
Ancak ölümünden bir gün önce Akp milletvekili Tolga Ağar ile röportaj yapmak için evine gittiği ortaya çıktı.
Olayın ardından cinsel saldırı, baskı ve intihara sürüklenme iddiaları gündeme geldi.
Bu iddialara rağmen soruşturma sürecinde olayın tüm yönleriyle araştırılmadı.
Dosyayla ilgili haberler ve tartışmalar zamanla erişim engelleriyle karşılaştı.
Tunceli Başsavcısı Ebru Cansu verdiği sözü yerine getirdi.
Göreve geldiği ilk gün, ‘‘Ben bir başsavcıdan önce bir kız çocuğu annesiyim, Gülistan’a ne olduğunu bulacağım’’ demişti.